DOLAR 12,48580.29%
EURO 14,0831-0.07%
STERLIN 16,65260.15%
ALTIN 714,940,28
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7106835,31%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

AB; Kendi çiftçidine çok, bizim çiftçimize az destek

AB; Kendi çiftçidine çok, bizim çiftçimize az destek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AB, Türkiye tarımsal destekleme kıyası:

2019 verilerine göre;

*Türkiye ~455 milyar TL’lik brüt tarımsal hasıla üretimi ile AB’de ilk sırada,

* AB 27’nin toplam brüt tarımsal hasılası ~341,1 milyar €,

MB ort. kur 1€=6,347 TL.

Türkiye tarımsal brüt hasılası 71,698 milyar €;

*AB’nin toplam hasılasına göre Türkiye oranı/payı %18,25;

*AB’de çiftlik/işletme başına düşen brüt hasıla tutarı ~32.856 €, Türkiye’de brüt hasıladan kayıtlı çiftçi/işletme başına düşen miktar 34.420 €. Yani işletme başına ortalama brüt üretim değeri.

*AB ortak bütçesinden 2019 yılında tarım ve kırsal için yapılan destekleme tutarı 54,484 milyar  €;

*Türkiye’nin 2019 yılındaki destekleme bütçesi ~16,4 milyar TL. 2,584 milyar €.

* AB çiftçisine ürettiği brüt hasılanın ~%16’sı kadar destekleme yaparken, TR’de bu oran ~%3,6;

AB’nin Türkiye Çiftçisine Verdiği Destek…

AB desteğinin TL cinsinden tutarı, çiftlik/işletme başına 33.036 TL iken bizde bu rakam kayıtlı çiftçi başına 7.873 TL.

Yani AB toplam ~14,5 milyon işletmesine bizden yaklaşık 4,2 kat daha fazla destek veriyor. Tarımsal kırsal nüfus açısından ise kişi başına 4 kat daha fazla;

*AB brüt hasılasının ~%55,1’ni 4 ülke, ~%75’ni 7 ülke üretiyor.

İlk dört ülke:

Fransa

İtalya

Almanya

İspanya.

Hollanda 7.

Bu ülkelerden Fransa 16,7 kat, İtalya 4,1 kat, Almanya 18,4 kat, Hollanda ise 12,3 kat bizim çiftçimizden daha fazla destekleme alıyor.

AB’nin Türkiye Çiftçisine Verdiği Destek…

Tekrar etmekte fayda var. Bu rakamlar AB ortak bütçesinden.

Ülkelerin dolaylı iç destekleri hariç.

O halde bir daha söyleyelim: Türk çiftçisi bu dezavantaja rağmen daha üretkendir.

Daha kanaatkardır.

Daha dirençli ve ısrarcıdır.

Kıt imkanları çok iyi kullanır.

AB’nin Türkiye Çiftçisine Verdiği Destek…

Onun tek ilacı da yegâne motivasyonu da; “sevgi ve sermayedir.”

Başarı, çiftçimizin ve onun üretimden ve gelenekten gelen gücünündür.

Bütün teknokrasi ve bürokrasi sadece onun elini güçlendirmesi gereken bir araçtır.

En azından kendi adıma.

Ezcümle; bizim çiftçimizin AB ile aynı imkanlara kavuşması halinde nasıl harikalar yaratacağını bize bu veriler söylemiyor mu?

Bu koşullarda, %18 pay alırken eşit rekabet koşullarında neden % 36 pay almasın?

Elbette ki önce kendi kazanırsa.

Kazanç odaklı bir üretim olursa.

Devamını Oku

Çiftçi haciz kıskacında!

Çiftçi haciz kıskacında!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çiftçi, borçları nedeniyle haciz kıskacında haberleri artıyor.

Kısa vadeli banka borçlarının ödeme dönemi genellikle hasat sonu yani Eylül-Aralık dönemidir. 

Piyasa borçları ise tahıllarda, Eylül sonu ödenir. Çünkü yeni ekiliş dönemi başlar ve yeniden borçlanılır.

Yani her iki durumda da bir nevi borçlara takla attırılır.

Hayvancılık açısından da durum aşağı yukarı aynıdır. Sadece, Süt hayvancılığında süt karşılığı girdi alımlarında vade 35-45 gün kadardır. Aksi durum, ayni karşılık borcuna döner.

Besicilik için ise genellikle besi sonu ya da kurban sonuna ayarlıdır.

Bankalara ve kurumlara olan kısa vadeli borçlar, yıl sonu ya da vade sonu ödenemez ise borç takla attırılamaz ve ister borcu borçla ister özkaynakla kapatma şansı olmaz.

İşte asıl sıkıntı ve kriz burada başlar.

Çiftçi ya üretim yapamaz ya da kapasite azaltmak zorunda kalır.

Kapasite azaltmak sorunu özellikle hayvancılıkta 2-3 yıl üst üste gelirse işletme tükenmiş demektir.

Sonuç üretim azalması olarak karşımıza çıkar.

Diğer sonuç ise daha görünür olan sonuçtur. Üretim ve kapasite azalması noktasının aşıldığı takip, icrai işlem, haciz noktası.

Kurumsal kısa vadeli borçlar için bu en kötü sonucun borç vadesi-tekniği ve takip sürecinin yasal süreleri nedeniyle Nisan-Mayıs döneminde pik yapacağını düşünüyorum.

Eğer Aralık sonuna kadar bir çözüm üretemezsek.

İlgilenenler için program videosu.

Devamını Oku

Domino Etkisi

Domino Etkisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birkaç kere yazdım; domino etkisini.

Pandemi sonrasında ise Ulrich Beck‘in “risk toplumu” kavramını ve önemini yazdım birkaç kez.

Risk toplumu kavramını hemen her alana uygulayabilirsiniz.

Özellikle insan-doğa ve insan-insan ilişkileri, kavramın neredeyse bütün kapsamını içeriyor.

İnsan ve doğanın konu olduğu her yer ve her şey risk ile ilişkili.

Bu iki kavramı birlikte düşündüğümde risklerin domino etkisine girmesi halinde sonuçların vehametini tahmin bile edemiyorum.

Diğer bütün alanları bir tarafa size bıraksam bile doğa ve tarım tarafını düşünmeden edemiyorum.

Pandemi sonrası dünyanın gelişmiş ülkeleri tarımsal alandaki riskleri en aza indirmek için büyük çaba içerisinde.

Bir taraftan ek destekleyici önlemler bir taraftan ise tarımsal ticareti sınırlama yoluyla kendi risklerini azaltmaya çalışıyorlar. Riskleri azaltarak ya da azaltıcı tedbirler alarak kendilerini tehlikeden uzak tutmaya çalışıyorlar.

Peki biz ne yapıyoruz?

Seksenli yıllardan beri biriken risk ve bağlı olarak tehlike enerjisinin önünü açıyoruz.

Sanki geldim, geliyorum diyen “domino etkisinealan açıyoruz.

Özellikle son süreçte; Derviş yasaları ve 2007-2008 yıllarında süt ineklerinin kesime gitmesi ile başlayan şiddeti yüksek “domino etkisinegel gel yapıyoruz.

Ve hızla yaklaşıyor gelmekte olan.

Bilesiniz, bu sefer sadece tarım sektörü yalnız olmayacak. Bütün tüketiciler bundan on şiddetinde etkilenecek.

O halde, artık çözüm için bir şeyler değil çok şeyler yapma zamanı.

Herkesin taşın altına elini sokma zamanı.

Devamını Oku

Keşke!

Keşke!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

#Tarimbizimgelecegimizdir#

Keşke!

İnansak 🙂

Slogan, sembol, şekil, mit ve biçimsel bütün yollar, algı ve propagandaya çıkar.

Kavramlar, bilime; bilim bilgiye çıkar.

Bilgi, pozitif olarak da manuplatif olarak da kullanılabilir.

Toplum Mühendisliği, daha ziyade nitel yani sosyal bilimler üzerinden bilinçli olarak kurgulanan bir değişim/ değiştirme aracıdır.

Yaklaşık 3 asırdır üzerinde çalışılan bir Toplumbilim alanıdır.

Eğer toplumsal direnç noktalarından mahrum iseniz, kurgu çok daha kolaydır.

Kaldı ki, insan karakteri belli koşullar altında, kitle ve grup davranışına yatkındır.

Buradan hareketle en kırılgan ve en zayıf toplumsal gruplar geleneksel gruplardır.

Kırsal alan,

Tarımsal nüfus,

Köy ve geleneksel toplumsal gruplar, toplum mühendisliği direnci en zayıf olan ancak davranışsal değişimi (bazı koşullar da) oldukça yavaş olan gruplardır. İşte bütün olay o “bazı koşulları” doğru tespit etmekle ilgilidir. Bunu sosyolojik ve sosyopsikolojik olarak çözdüğünüzde, davranışsal değişimin hızını da çözmüş olursunuz.

Bunun tam tersi de doğrudur.

Yani zayıf noktaları güçlendirmek ve davranışsal değişimi bilgi, pozitif bilim ve çağdaşlaşma üzerinden geliştirmek. Ekonomik ve sosyal gelişme üzerinden bir eğitim ve bilgi toplumuna ulaşmak.

Yani “Yapı sökümünü” pozitif yönde, toplumun gelişmesi yönünde kurgulamak.

Şimdi toparlayalım:

Karşımızda slogan, sembol, şekil, mit ve biçimsel bütün yollar üzerinden, algı ve propaganda endişesi taşıdığım bir olgu var. Ve buna uygun, hesaplanmış bir ortam var.

Hayır; bu bilinçli birşey değil diyorsanız o zaman ben söylüyorum işte bu işin sonu mevcut koşullarda buraya çıkar.

Derhal ya vazgeçelim ya da yeniden kırsal alan lehine düzenleyelim. Bilgiyi ve kavramları kendi doğru ve toplumsal çıkarlar öncelikli noktalarında kullanalım. Yine bilgiyi, kavramlar üzerinden çoğaltıp; çiftçi için, “kırsal alan” için, tarımsal nüfus için dirençli, çağdaş ve sektörün gerçekliğine yönelik hale getirene kadar algı-propaganda-ikna düzleminden uzak kalmayı başaralım.

Kavram-bilgi ve bireysel öğrenme üzerinden yeni yeni direnç noktaları oluşturalım.

Tarım ve kırsalı kendi değerleri üzerinden kendi devamlılığını sağlayacak özgün bir yapıya kavuşturalım.

Yani pozitif bir “YAPISÖKÜMÜ” yapalım.

Sonrasında ise alan, kendi dinamiklerini bulur ve kendi toprağında meta olarak yaşamaktan kurtulmuş olur.

Aksi halde bütün sloganlar KEŞKE ile biter.

Devamını Oku

Pamuk

Pamuk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pamuğu /da/ pamuklara sarmalıyız” dedik.

Hasat başladı ama bırakın pamuklara sarmayı tarım satış kooperatifleri bile 3 yıl önceki fiyat üzerinden alım açıkladı.

4,5 TL/Kg.

Destekleme primi 80 krş/kg.

Dekara verim 500 kg olarak belirlenmiş.

Bir önceki yıl 650 kg.

Prim 60 krş.

Yani prim artmış ama karşılığında verim düşmüş.

Maliyet 5,5 TL’nin üzerinde.

Bu yıl için düşük rekolte bekleniyor.

Zaten %50-55 ithalata bağımlı hale gelmişiz.

Kamu otoritesi sessiz.

Dünya’da ortalama fiyat 65 cent/lbs. civarında.

2,5 milyar $ üzerinde ithalat bizi bekliyor.

Oysa üretmemiz mümkün.

Üstelik tekstil, ülkemizin 25-30 milyar $ ihracat üreten bir sektörü.

Pandemi sonrasının en gerekli sayılan sektörlerinden biri.

Çünkü giymek /de/ zorundayız.

Stratejik sektörlerde ve stratejik ürünlerde daha stratejik düşünmek durumundayız.

Mevzu bu kadar!

Devamını Oku