DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 670873-7,63%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ver cevabı, göster günlerini

Ver cevabı, göster günlerini
1

BEĞENDİM

ABONE OL

23 Kasım sabahında bir telefon… Emekli Öğretmen’den… “Dün akşamdan beri doları izliyor musun?” diye sordu. “Sen daha öğrenemedin mi? Ben artık ‘alfabenin ilk harfi haber’i izliyorum. Başka hiçbir şeye de bakmıyorum.” dedim ve devam ettim.

“Asıl sen, Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Ülkemizi bunca tuzaktan, bunca badireden nasıl çıkardıysak, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu “ekonomik kurtuluş savaşı”ndan da zaferle çıkartacağız[1] sözünü duydun mu?”

“Ayrıca senin, İstanbul’a kök söktüren Esenler Belediye Başkanı’nın ‘Dün tankıyla, uçağıyla saldırıp ülkemize diz çöktüremeyenler, bugün ekonomi manipülasyonlarını devreye soktu. Dünyada bedeli ödenmemiş hiçbir özgürlük yoktur. Biz mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.[2] Mücadele çağrısından haberin yok mu? Ben bayrakları hazırladım bile(!) dedim.”

“Köşe Yazarı, iyi ki sen varsın da öğretmenlik günlerimin özlemini biraz da olsa giderebiliyorum. Aslında “yokluk mu var, benzinliklerdeki araba kuyrukları araba çokluğundan, gramla et alın, porsiyonları küçültün” gibi birçok şeyden söz edebilirim ama bırakalım bunları söyleyenlerin kendileri utansın. Şimdi sana senin söylediklerinle ilgili bir e-posta atacağım. İyice oku da öğren!”

***

Sayın Cumhurbaşkanımızın “ekonomik kurtuluş savaşı” ifadesini ilk söylediği tarih olan 16 Ekim 2018’de 5,78 olan dolar/TL kuru, ikinci kez söylediği 31 Ekim 2020’de 8,30; üçüncü çıkışı sonrası ise 13,45 oldu.[3] Yani TL tarihinin dip noktası.

Yönetime halkın sorduğu soru şu: Bu “ekonomik kurtuluş savaşı”nı kime karşı veriyoruz?

Bu soruya onların cevap vermesi çok kolay… 100 dolar üstündeki tüm işlemlerin kayda alınması genelgesine kendisi de uymak zorunda olan bağımsız(!) Merkez Bankamızın bağımsız(!) başkanına rica(!)ederler. Sayın Başkan’ın kimlerin, hangi uluslararası güçlerin veya yerli işbirlikçilerinin dolar toplayıp TL’nin değerini ayaklar altına aldığını bildirmesi için gereken tek şey, bir tuşa basması.

Yönetim de bu savaşı kime karşı verdiğimizi ilan eder. Biz de milletçe dost kimmiş, düşman kimmiş öğreniriz. Bu kadar kolay!

Bu arada ben baştan söyleyeyim. Sorduğumuz bu sorunun cevabı asla gelmeyecek. Tam tersine “ekonomik kurtuluş savaşı” ifadesini bundan böyle daha çok duyacağız.

Bir de ilavesi olacak: Beka!

Karşı çıkanlar, soru soranlar da “vatan haini, dış güçlerin maşası, FETÖ artığı” gibi suçlamalara maruz kalacak.

Nereden mi biliyorum? Anlatayım:

Muhalif milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde bir sürü soru sordu. 10 bin dolar sorusu, uyuşturucu soruları, Sezgin Baran Korkmaz sorusu…[4]

İşte fırsat! Bu sorulara cevaplarını belgeleriyle öyle bir verirsiniz ki soruyu soranların yüzlerine tükürmüş gibi olursunuz. Bir daha soru moru soramazlar.

Ama böyle olmadı tabii…

Soranların ne hainliği kaldı ne PKK’lı olmaları… Hele Twitter’da küfür ve hakaretlerin bini bir para… İşte bunun için diyorum ki sorular cevapsız kalacak.

Bu arada hakaret ve küfür özelliği olmayan açıklamalar da var.

Geçen senin seyrettiğin alfabenin ilk harfi haber kanalında bir uzman,  “Dolar artacak, Türkiye ucuz ülke hâline gelecek, ihracatımız artacak, cari açık kalmayacak ve enflasyon kontrol altına alınacak ve düşecek diyordu. Aynı uzman bir zamanlar, süreceksin piyasaya 10 milyar, 10 milyar bak dolar nasıl düşüyor da demişti.

Hemen sosyal medyadan çaktım soruyu. Yok yok senin aklına gelen 128 milyar dolar sorusunu değil, şu soruyu:

Millî kurtuluş savaşını dış güçlere vereceğinizi söylüyorsunuz ya! Merak ettim.

Bu ihracatı hangi dış güçlere yapacaksınız?

Herhâlde, daha düne kadar “şerefsiz” ilan edip bugün ağırladığınız ve içeriğini sadece sizin bildiğiniz 10 anlaşma imzaladığınız tek ülke yetmez.

 

Kaynak: Günboyu

 


[1] https://www.haberler.com/cumhurbaskani-erdogan-in-ekonomik-kurtulus

[2] https://twitter.com/mt_goksu/status/1463206615000272901?s=20>

[3] https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/erdoganin-ekonomik-kurtulus-savasi-ilk-soylediginde-dolar-578-idi

[4] https://www.youtube.com

Devamını Oku

Ne oldu o proje?

Ne oldu o proje?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sağ olsun yeğenimin tavsiyesiyle atık stresten kurtulma yolunu öğrendim (!).

İsterseniz, size de öğreteyim. Haberleri mi merak ettiniz? Nasılsa saati belli. O saatte televizyonun karşısına geçeceksiniz. Koltuğunuza kurulacaksınız. Alfabenin ilk harfi olan haber kanalını açacaksınız ve dinlemeye başlayacaksınız:

“Biz ekonominin kitabını yazdık, yazmaya devam ediyoruz.”[1]

Bu cümleyi duyup da gururlanmamak mümkün mü?

“Karşınızda iktidara geldiğimizde ne söz vermişse hepsini de fazlasıyla yapmış bir siyasetçi olarak bulunuyorum.” [2]

Böyle bir cümleyi duyunca Avrupa’nın, Amerika’nın bizi neden kıskandığını pat diye anlamayan biri olamaz herhalde!

İşte, bunları duyunca ben, koltuğuma yaslanmış, dingin ruh halimin keyfini çıkarırken telefon çaldı. Baktım Emekli Öğretmen… Açıp açmamakta tereddüt ettim. Sonra dedim ki duyduklarım net, inanmamak mümkün değil. “O halde açayım telefonu, bu defa da ben onun keyfini kaçırayım” dedim. Selam sabah faslından sonra hemen golü attım.

“Söyle bakalım, bizden başka hangi ülkenin ekonominin kitabını yazan, verdiği sözlerin hepsini fazlasıyla yapan bir yönetimi var?”

Susup kalacağını sanıyordum ama sözü alıp öyle şeyler anlattı ki ben susup kaldım:

“Hangi kitapmış bu? Hangi sözlermiş? Araştırdın mı?” diye üç soruyu art arda sıraladı ve “Bak Köşe Yazarı, iyi dinle!” diyerek sıkı sıkı tembihledi. Bu sıkı tembihten sonra dikkat kesilip dinledim.

“Hatırlar mısın bilmem? AKP’nin kuruluşundaki temel sloganlar “3 Y” ile sembolize edilmişti. Yani “Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar”la mücadele etmek temel hedefleriydi. Bu hedefler, beni bile çok etkilemişti. Vatanını, milletini seven kimi etkilemezdi ki? Peki, bunlar ortadan kalktı mı? Sen düşün sonra beni ara.”

Düşünmeden “Evet!” demek isterdim. Bizim yeğene sorsam hemen “Evet!” der ama ben düşünüp cevaplamaya karar verdim. Düşünmek için gözlerimi kapar kapamaz bir sürü örnek geldi aklıma: Telekom’un satışı, Demirören’e Ziraat Bankası’nın verdiği kredi, Paramount Otel’e çökme… Bunlardan başka para kasaları, ayakkabı kutuları, Reza Zarrab da örneklerin arasına katılmak istediler fakat onları hemen kovdum. “Yiyorlar ama çalışıyorlar.” atasözü(!)nün ne zaman ortaya çıktığını da hatırladım.

Kısacası “yolsuzluk” için “Evet” cevabını veremedim.

Yasaklar için de aklıma hemen İnternet geldi. Wikipedia, Youtube, Twıtter yasakları sıradan adli olaylar haline geldi. Hele hele özellikle büyükşehirlerde kimilerine toplantı, gösteri, yürüyüş izinleri verilirken kimilerine ise “Yassak Gardeşim!” dendi. Yani yasalar önünde “herkesin eşit, bazılarının daha eşit” olduğu tescillendi.

Yani “yasaklar” için de “Evet!” diyemedim.

Sıra geldi yoksulluk maddesine…

Sezar’ın hakkı Sezar’a… 2002’den 2013’e kadar milli gelirimiz sürekli artmış ve 2013’te 957,8 milyar dolar olmuş. Milli gelirin 778,4 milyar dolara gerilediği 2018 Haziran’ında  “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz”[3] dediği, bu sözden bir ay önce de”Ahdim olsun ki; faizler, enflasyon ve cari açık düşecek” dediği tarihten beri üç yıl sonra, 2020 milli gelirimiz 720,1 milyar dolara indi.[4]

2021 iyi ki daha belli değil. Dünya ekonomi tarihine “Bir ülke idare edilirken yapılmaması gerekenler” başlığıyla yazılacak kararlardan sonra, bir günde % 10 kaybeden TL’nin son değeriyle, milletimizin her bir ferdine 1 saatteki maliyeti 3000 TL olan bir sürecin ne getireceğini tahmin etmek hiç de zor değil.

Kardeşimize yetkiyi verdikten sonra hiçbir gösterge “Oh be!” dedirtmedi ki…

Sonuç, ister 2002’den 2021’e alalım isterse 2018’den 2021’e alalım, fakirleştiğimiz aşikâr.

Yoksulluk için düşünmeye bile gerek yok… Cevap çok basit: Fakirleşmişiz. Hem de TÜİK rakamlarıyla…

Unutmadan… Yarın fiyatı çok artar kaygısıyla koşup gitmeyin diye hatırlatıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın 1002 TL’ye abur cubur aldıktan sonra “Fiyatlar çok normal” diye geçer not verdiği market zincirinde, müşterilere ay çiçek yağı, şeker ve undan sadece birer adet satış yapılabiliyor.[5]

Yine unutmadan…

Hani marketlerde fiyat kontrolleri başlamıştı, pahalılığın önüne geçilecekti. Piyasa kontrol altına alınacaktı.

Ne oldu o proje, bilen var mı?

Kaynak: Günboyu

 


[1] www.bloomberght.com/erdogan-biz-ekonominin-kitabini-yazdik>

[2] www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/133505/canakkale-toplu-acilis-toreni-nde-yaptiklari-konusma>

[3] twitter.com/aliaktas7/status/1372511972563038212>

[4] www.dogrulukpayi.com/bulten/yillara-gore-kisi-basina-dusen-milli-gelir?

[5] ttp://www.turkiyegundemi.com/haber/marketlerde-karneyle-satis-yapilmaya-baslandi/69674

Devamını Oku

Bana Bakmayın

Bana Bakmayın
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeğenimi tanıyorsunuz artık. Beni yine sabah erken saatte aradı. “Senin yazılarında varsa da yoksa da “reis”, biraz da başka konuları yazsana!” dedi.

“Ne yazayım?” diye sordum.

“Sayın Cumhurbaşkanı’mız: ‘Kararlı gidişimiz sayesinde Avrupa şaşkın, dünya şaşkın. Bu gidişi görünce şok oldular’ dedi. Onu yazabilirsin mesela.”

Tamam yazayım da hangi gidişi?

Faizi yazmaya kalksam, Türkiye politika faizi dünyada en yüksek 11. ülke; Avrupa’da ise ilk sırada. [1]

Enflasyonu yazmak istesem, Avrupa ülkeleri arasında ne yazık ki %19,58 ile sonuncuyuz. Bize en yakın ülke %11’le Ukrayna. [2]

İşsizlik oranlarına el atsam, Türkiye Avrupa’daki 32 ülke içinde işsizlik oranının en yüksek olduğu 3. Ülke. [3]

Dünya Sefalet Endeksi verilerine baksam; işsizlik, enflasyon, faiz oranı ve milli gelir gibi ekonomik göstergelerin esas alınarak hesaplandığı son Dünya Sefalet Endeksi’nde Türkiye 41,2 puanla 156 ülke içinde 21. sırada yer aldı. Sefalet sıralamasında Türkiye Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor. Bu endekste sıralamanın yükselmesi ülkede sefaletin arttığın, ekonomin kötüye gittiğini gösteriyor.[4]

Anlamışsınızdır, ama yeğenim için yazıyorum. Avrupa’da ilk sırada olmak en kötüsü olmak anlamına geliyor.

Unutmadan, tüm bu sıralamalar yapılırken devletin resmi rakamları ölçü alınıyor. Yani son iki senede dört başkanı değiştirilen DİE’nin rakamları… Mesela enflasyon rakamında akademisyenlerin yaptığı enflasyon araştırmasının sonucu olan E-TÜFE’deki 12 aylık artış oranı %49,87 değil, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) rakamı, 19,89’u ölçü alıyor.

Şimdi bunlardan hangisini anlatmaya kalksam, yeğen taktın yine “reis”e diyecek. En iyisi bir şey yazmamak…

***

Bu araştırmayı yaparken, bana da bir merak düştü.

Sayın Cumhurbaşkanı’mız, “Kararlı gidişimiz sayesinde Avrupa şaşkın, dünya şaşkın. Bu gidişi görünce şok oldular” derken hangi gözlemleriyle bu cümleyi kurdu, bir türlü bulamadım.

Hemen WhatsApp’tan Almanya’daki asker arkadaşımı aradım. “Avrupa neyimize şaştı?” diye sordum. “Şaşmış mıyız?” dedi.

Emekli Öğretmen’in Amerika’daki eski öğrencisine “Neyimizi görünce şok oldunuz?” sorusunu yönelttim. “Şok mu olmuşuz?” dedi.

İngiltere’deki eski dosta “Benzin sıraları ne alemde, marketlerdeki boş raflar doldu mu?” diye lafı çaktıktan sonra “Siz, neyimize şok oldunuz?” sorusuyla öldürücü hamlemi yaptım. “Bugün senin aklın başında mı?” dedi.

Üçüne de kızdım. “Sizin liderleriniz Türkiye’yi gördükçe kıskançlıktan çatır çatır çatlarken sizin dünyadan haberiniz yok!” diye bastım fırçayı.

Onlar cahilliklerinden utansın.  Ben şimdi yeğenimi arar, ona sorarım: “Hangi kararlı gidişimiz sayesinde Avrupa şaşkın, dünya şaşkın? Hangi gidişimizi görünce şok oldular?”

Herhalde o, bir cevap bulur! Kendisi bilmiyorsa “yerli uçağımız gökyüzünde deyip uçuramayanlara, millî tankımız ordumuza teslim ediliyor deyip teslim etmeyenlere, kim bilir kaçıncı defa doğalgaz bulup bir türlü mutfaklara göndermeyenlere” sorar, onların bir cevabı belki de vardır.

Bu arada isterseniz siz de, son yedi senedir milli gelirimiz sürekli düştüğü halde 2021 sonunda %9 kalkınma hızını yakalayacağımızı söyleyen ekonomistlere de sorabilirsiniz.

Bana bakmayın, ben sadece cevapları bekleyeceğim.

Yazıyı bitirmiştim ki telefonum çaldı. Arayan yine yeğenimdi.

“Gördün mü dayı? Türkiye yine zirvede, BİRİNCİYİZ! DOLAR 10 TL.”

Ne diyeyim yeğenim! Sizinkiler “Cambaza bak!” demeye devam etsinler. Nasılsa sen ve senin gibiler cambaza bakmaya devam ediyorsunuz.

 

Kaynak: Günboyu

 

 


[1] <https://tr.euronews.com/2021/10/21/dunyada-en-yuksek-ve-en-dusuk-faiz-oranlar-hangi-ulkelerde-uygulan-yor>

[2] <https://tr.tradingeconomics.com/country-list/inflation-rate?continent=europe>

[3] <https://tr.euronews.com/2021/11/05/turkiye-avrupa-daki-32-ulke-icinde-issizlik-oran-n-n-en-yuksek-oldugu-3-ulke>

[4] https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-sefalet-endeksi-siralamasinda-tirmaniyor?gclid=Cj0KCQiAsqOMBhDFARIsAFBTN3dCYm10f-53G2ZC80wEbJch4EB4GGkeXm9L3fln2dCWmgtdSjjc9AcaAqnDEALw_wcB

Devamını Oku

Utanarak yazıyorum

Utanarak yazıyorum
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sayın Cumhurbaşkanı’mız, grup toplantısında, “Her evde araba var, kapıcısında araba var. İkinci elde araç yetişmiyor. Hepsinin istatistiklerini tutuyoruz. Nerede ne oluyor ne satılıyor bunların hepsini gayet iyi biliyoruz.” dedi. Hasankeyf-2 Köprüsü’nün açılış töreninde “İhracatta, sanayide her ay yeni rekorların haberini alıyoruz.” açıklamasını da yaptı.

Nasıl mutlu oldum anlatamam!

Neden mutlu olmayayım? En büyük yöneticimiz, en küçük sorunlarla bile çok yakından ilgileniyor. İhracatta uçuyoruz. İyi ki haberlerde alfabenin ilk harfi olan kanalı izlemeye başladığımdan beri stresim kalmadı. Oh be!

Hemen Emekli Öğretmen’i aradım. Şimdi, neden diye soranlarınız çıkar? Tabii ki Sayın Cumhurbaşkanı’mızın sözleri ona kapak olsun diye… “Kapıcıların bile arabası varmış! İkinci elde araç yetişmiyormuş. Hem de ihracatta, sanayide her ay yeni rekorlar kırılıyormuş.” Sanırım bunları duyduğun için  beni arayamıyorsun.” dedim.

“Önce şunu söyleyeyim: Cumhurbaşkanının kapıcı dediği bizim ‘apartman görevlisi’nin arabası yok. Sizinkinin var mı?”

“Valla bizimkinin de yok!” dedim.

“Olsa da ayıp mı?” dedi. “Günümüzde araba bir ihtiyaç. Dilerim herkesin olur. Ama araba çokluğu örneği, öyle falanın da arabası var, filanın da diye meslekleri küçümseyerek yapılmaz. Nasıl yapılır biliyor musun? Mesela 100 bin kişi başına düşen araç sayısı ele alınır. Türkiye bu açıdan kaçıncı, biliyor musun? Hadi ben söyleyeyim, sen de inanmazsan araştır. Türkiye 100 bin kişi başına düşen araç sayısı bakımından dünyada 64. Araç sayısı 251. Birinci olan San Marino’da ise 1.263… Dipnotta sana linkini yazdım, incele.[1] İncele de halimize ağla! Sadece bir örnek vereceğim. Eskiden bizim paramız daha değerli, orası ucuz diye alışverişe gittiğimiz fakat bugün aynı gerekçeyle bize alışverişe gelen Bulgaristan bu sıralamada 44. sırada.”

“İkinci el araba?” dedim.

“Orada da dur!” dedi. İkinci el araba alıp satan tanıdıkların varsa onlara sor. 10 sene önce 100 bin TL ile lüks bir arabayı alıp satabiliyor muymuş, şimdi aynı parayla aynı arabanın dörtte birini alıp satabiliyor muymuş?

“Haklı galiba!” dedim kendi kendime. Benim 7 yıl önce aldığım araba TL olarak üç katına çıktı. Buradan sıkıştıramadım ama şu soru ona kılığını gösterecek. “İyi ama ihracat rekorları ne olacak?”

“Ya ithalat rakamları ne olacak? Bak hükümetin bakanı açıklamış: Hani şu kendi fabrikasında üretilen dezenfektanları kendi bakanlığına satan bakan var ya, işte o: 2020’de Türkiye’nin ihracatı 169,5 milyar dolar oldu. İthalat ise 2020’de 219,4 milyar dolar olarak kaydedildi. Evet, 169,5 milyar dolar bir rekor ama 219,4 milyar dolar da bir rekor… Peki aradaki farkı neyle ödeyeceğiz. Tabii ki borçla… Hem de kredi risk primimiz çok yüksek olduğundan yüksek faizle ve dolar cinsinden…[2]

Yani dükkân zararda… Hem de kaç yıldan beri…

Sana bir şey diyeyim mi Köşe Yazarı?

Bir milletvekili de “Her evde birkaç telefon var?” demişti. Genel Başkan’ı da üç gün sonra insanların arabalarına takmış. Bu çağda olmasın mı insanın evi telefonu, arabası? Gelişmişlik ölçüleri bunlar mıdır?

Bir ülkenin gerçek anlamda gelişip gelişmediği nasıl anlaşılır, anlatayım mı sana? İyi dinle, sonra yeğenine de anlatırsın!

Mesela 2002 yılını esas alır, Türkiye ile herhangi bir ülkenin o yılki milli gelirlerine bakarsın. Bir de 2020 yılında aynı ülkelerin aynı verilerini incelersin.[3] Ülkenin ne kadar geliştiğini o zaman anlarsın. Yukarıda Bulgaristan’ı örnek vermiştim. Senin için aynı örneği inceleyeyim. Bakalım anlayacak mısın?

Bulgaristan’ın milli geliri 2002’de 2.093 dolar, 2020’de 9.976 dolar.

Türkiye’nin milli geliri 2002’de 3.688 dolar, 2020’de 8.538 dolar.

Yeğenine sor bakalım: Hangisi daha çok gelişmiş?

Gelişmişlik ölçmek için birçok yol daha var, En basiti şu… Yeğenin bile anlar!

Asgari ücret… Ve bir Bulgaristan karşılaştırması daha![4]

Yıl 2010 Brüt asgari ücret Bulgaristan’da 123 Euro iken Türkiye’de 392 Euro

Türkiye’de 3 bin 577 TL olan brüt asgari ücret, TC Merkez Bankası kuruna göre 25 Ekim 2021 itibariyle 315 Euro’ya kadar geriledi. Böylece Türkiye’de Euro bazında, asgari ücreti 332 Euro olan Bulgaristan’ın gerisine düştü.

Ey Köşe Yazarı, şimdi sana birilerinin ‘Bizi kıskanıyorlar!’ dediği” ülkeler var ya onlardan örnekleri inceleyip söylesem “Şak!” diye düşer bayılırsın.

Ama şunu söylemeden sözü bırakırsam, bu defa ben hırsımdan çatlarım.

Ülkeler İngiltere, Almanya ve Türkiye… Bu ülkelerdeki saatlik asgari ücret…

İngiltere 13 dolar, Almanya 14 dolar…

Türkiye… Utanarak yazıyorum: Sadece 1,6 Dolar… Yazıyla Bir virgül Altı Dolar…”

                                                                                              ***

Bundan sonra Emekli Öğretmen’i aramasam mı acaba? Ne dersiniz?

*

Kaynak: Günboyu

[1] <https://www.webtekno.com/kisi-basina-en-fazla-otomobil-bulunan-ulkeler-h112298.html>

[2] <https://www.bloomberght.com/turkiye-nin-riks-primi-2021-in-zirvesinde-2275999>

[3] <https://www.dogrulukpayi.com/bulten/yillara-gore-kisi-basina-dusen-milli-gelir>

[4] https://tr.euronews.com/2021/10/26/bulgaristan-da-asgari-ucret-turkiye-yi-gecti.

Devamını Oku

Elimizde ne kaldı?

Elimizde ne kaldı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Amerika’nın F 35 yerine F 16 teklifini duyunca sunturlu bir küfür dilimin ucuna kadar geldi ama hemen ağzımı kapattım. İç sesime sitem bombardımanı yaptım.

İşlerime ikide bir burnunu sokuyorsun. Asıl burada devreye girsene, “Küfür yakışır mı sana?” desene! Hatta omuzlarımdan tutup gözlerime bakarak niye “Sana değil küfretmek, küfrü düşünmek bile yasak!” demiyorsun!

Neyse!..

F 35 yerine F 16 teklifinden söz ediyorduk. İç sesime fırçayı atıp rahatladıktan sonra koltuğuma yaslanıp F 35 serencamı üzerine şöyle bir düşündüm.

Nedir bu F 35 programı, kısaca hatırlayalım: ABD ve yakın müttefiklerinin askeri imkân ve kabiliyetlerini artırmak amacıyla tasarlanan ve Lockheed Martin firması tarafından üretilen yeni nesil savaş uçağı programıdır.

“Türkiye’nin programdaki rolü nedir? derseniz, o da şudur: Türkiye 1999’dan bu yana JSF programının önemli bir üyesidir ve Türk şirketler F-35 savaş uçağının 900’den fazla parçasını üretmektedir. Daha doğrusu üretmekteydi.

Türkiye neden F-35 programından çıkarıldı?” diye bir sorunuz olursa onun da cevabı herkesçe biliniyor ama yine de biz yazalım: Beyaz Saray ve Pentagon, Ankara’nın Rus hava savunma sistemi S-400’ü almasının F-35 programına zarar vereceğini ifade etmiştir. Dostumuz(!) Trump zamanında kısıtlamalarla başlayan süreç, Biden’le kesinleşmiş ve malumun ilâmı yapılmıştır. Tarih: 21 Nisan 2021

Özetle gösterilen sebep tektir: Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımı…

Biraz da S-400’den söz edelim. Nedir bu sistem: S-400 aslında S-300 modeli hava savunma sisteminin bir versiyonu. 1980’li yıllarda geliştirilmiş bir uzun menzilli hava savunma sistemidir.

Şimdi “Türkiye bu sistemi neden aldı?” sorusunu irdeleyelim: Resmi cevap şu: Amerika bize Patriot hava savunma sistemini satmayınca biz de mecbur kaldık, “acil ihtiyaç” gerekçesiyle bunu aldık.

İşte mantıklı bir gerekçe diyordum ki yazıya başladığımda fırçaladığım iç sesim hava bombardımanı değil ama soru bombardımanı yaptı: Kimin veya kimlerin hava saldırısına karşı? Kaç yıldan beri sınırları içindeki iç savaşı durduramayan Suriye mi? Cevap Suriye’yse bu ülkede bulunan hava saldırı füzeleri, Rusların zaten; onlar saldırıya niyetlense S-400’lerin dost kuvvet olarak görmeyeceğinin garantisi ne? Cevap PKK’ysa onların eline silahları tutuşturan ABD zaten. Tutuşturdukları silahlar da hava savunma sistemine ihtiyaç duyuracak düzeyde değil? Cevap İran veya Bulgaristan mı? Onlarla da böyle bir gerilimimiz yok. Yunanistan desen, 12 Adaların hepsine askeri yığınak yaptı, sesimizi çıkarmadık. Dahası NATO angajman kurallarına baş kaldıracak güçte değil.            

Haydi bakalım, bul da yaz S-400’ü acil tarafından almanın gerekli bir koşulunu!

Bu arada “Öyle ya da böyle, S-400’ler alıntı; peki kuruldu mu?” sorusunun cevabı çok acı: Türkiye’nin 2,5 milyar dolar ödeyerek Rusya’dan aldığı bu ürün ne yazık ki depolarda bekletiliyor.

Şimdi son tahlilde bir özet yaparsak sonuç nedir?

  1. Amerika dünyanın en gelişmiş savaş uçağı sisteminden Türkiye’yi çıkartmıştır.
  2. Rusya bize S-400’leri satmıştır.
  3. İsrail şu anda bölgede F 35’lere sahip tek ülkedir, Yunanistan da bu uçaktan almak üzere görüşmelere başlamıştır.
  4. Ve toplam 3 milyar 900 milyon dolar boşa giden paramız vardır. Yani hep birlikte ödediğimiz vergilerden harcanmış para… Yani 18 Ekim 2021 tarihi itibariyle 34.932.375.000,00 Türk Lirası… 20 Ekim 2021 tarihinde 35.908.860.000 TL… Ve meşhur faiz indirimi olan 21 Ekim 2021 tarihinde 36.972.000.000,00 TL, 22 Ekim 2021 tarihinde 37.674.000.000,00 TL …Malum sürekli artıyor, siz okuduğunuzda ne olur bilemem.

(Bu arada kimse yanlış anlamasın, dolar- Euro- sterlin veya hangi para birimini alırsanız alın; onlar arasında öyle bir değer oynaması yok.)

Bizim elimizde ne var derseniz?

Depolarda bekleyen S-400’lerimiz…

Bir de Amerikalıların bizi aptal yerine koyan teklifi: F 35 yerine F 16 verelim. (Gerçi onlara kalsa teklif bizden gitmiş ama biz, bizimkilere inanırız tabii…)

“Oldu saygıdeğer (!) Amerikalılar! Tuvalet kâğıdınız kalmamış, muhataplarınız zımpara kâğıdınıza razı olsunlar bari!”

Ama yanlış anlamayın, biz istemeyiz. Siz sadece muhataplarınıza verin.

Kaynak: Günboyu Gazetesi

Devamını Oku