DOLAR 12,48580.29%
EURO 14,0747-0.12%
STERLIN 16,64010.09%
ALTIN 715,320,34
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7107755,69%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Öfke

Öfke
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün uzun zamandır gündemimizi meşgul eden gerçekten bireysellikten çıkıp toplumsal bir sorun halini alan, şiddet üzerine konuşup yazayım dedim. Konumuz şiddet temeli öfkeŞiddetin altında kontrol edilemeyen öfke var. Gerçekte öfke sekiz saniyelik bir hal ve sonra biyolojik olarak sonlanıyor. Ancak psikolojik altyapısı o kadar yoğun ve karmaşık ki bu hal fiziksel hale geldiğinde çok kötü geri dönüşü olmayan durumlara dönüşebiliyor. Günümüzde birçok kurum ve kuruluş bu konuda yani şiddetin kontrol edilmesini ve önlenmesini sağlamak amacı ile birçok çalışma gerçekleştirmekte. Psikologlar doktorlar ve günümüzün yeni mesleklerinden yaşam koçları da bu sorun üzerine önerilerde bulunup, uygulamalar yapmaya çalışıyorlar.

Bu konu üzerinde çalışmalarımı ve deneyimimi aktarmak isterim. Bu yazımı okuyan kişi günümüzün ve toplumumuzun en yıpratıcı problemi olan öfke konusunda bilinçlensin öfkesini kontrol etmeyi öğrensin, çünkü öfke bizden; irademizden zihnimizden güçlü değil. Öfke halini kontrol edebiliriz da doğrusu yönetebiliriz. Öfke sekiz saniyelik bir duygu sonrasında bitiyor, ancak bilinç altımızda yaşadıklarımız, beslediklerimiz, bu duygunun fiziksel olarak çirkin hale gelmesine yol açıyor. Toplumumuzda şiddet maalesef en çok kadına ve çocuğa uygulanmakta… Maalesef acı haberlere tanık oluyoruz…  Birçok kadın derneklerimiz, kurumlarımız, vakıflarımız, basın yayın organlarımız bu konuda çeşitli çalışmalar yapmakta…

Öfkenin sonucu ortaya çıkan şiddete maruz kalanlar çoğunlukla kadın ve çocuklar. Geçmişte okuduğum güzel bir kitaptan yola çıkarak bu konunun toplumun her bireyini kadın, erkek, genç, yaşlı, eğitimli, eğitimsiz, kırsal ve şehirli demeden herkesi ilgilendirdiğini ve toplumun her kesiminde yaşandığını çok net gözlemliyoruz. Biz bu sosyal cinsiyet ayrım dolu düşünce ve davranışlardan uzaklaşıp öfkemizi yönetemediğimiz takdirde, öfkenin sonucu olan şiddeti yaşamaya devam edeceğiz. Öfkeden uzak huzurla yaşayabilmenin yolları var. En kolayı ortak ve uyumlu bir dilde empati ile buluşmaya hepimizin gayret göstermesi olsa gerek. Aslına bakarsak insan olmanın temel kuralı olan duygu düşünce ve davranışları yerine getirmek öfkesiz bir yaşamın anahtarlarından biri olabilir. Öfke nedir ve nasıl yönetebiliriz konusunda sizlere bir parça da olsa yol gösterecek bilimsel olarak da kanıtlanmış birkaç önerim olacak. Öfke doğal bir duygu dedik, normal yaşamın da bir parçası… Hiç öfkelenmemek anormal bir durum. Yaşadığımız bu duyguyu önce tanımamız gerekli. Neden öfkeleniyoruz? Bilmemiz gerekli… Bu işin en temel tarafı bu. Kendimizi aldatılmış kandırılmış hissedebiliriz, kendimizi saldırı altında hissedebiliriz, haksızlığa uğradığımızı hissedebiliriz, aşağılandığımızı hissedebiliriz, kendimizi değersiz hissederiz… Bu değersizlik hissi insanı en çok kaygılandıran ve de öfkelendiren nedendir. Hepimizin ayrı nedenleri olabilir, hepimiz nedenlerimiz haklı da olabiliriz. İstersek bu nedenleri çoğaltabiliriz.

Sizce de öfke kontrolüne ihtiyacımız var mı? Tabii var. Bizi öfkelendiren nedenleri aşağı yukarı belirlediğimize göre öfkenin bize verdiği zararlara bakalım. Yönetilemeyen öfke uzun vadede acı çekmek anlamına gelebilir hem ruhsal hem fiziksel sağlığımızı etkiler. Hele bir de bu öfke kalıcı olursa, bağışıklık sistemine kadar yıpratıcı olabilir. Öfkelendiğimizde kalp atımımız tansiyonumuz yükselir, adrenalin ve enerji hormonlarımız patlama yapar, biyolojik olarak da ciddi zararlar görebiliriz. Öfke dış kaynaklı olduğu gibi iç kaynaklı da olabilir. Öfkenin nedeni o an değil de geçmişten gelen travmatik bir olaydan da kaynaklanabilir. Örneğin Çok öfkeli ebeveynler ile büyümüş olabilirsiniz ya da yıllar yıllar önce bu anlamda çok incinmiş olabilirsiniz bu gibi durumlarda kontrollü hekim desteği almak en doğrusudur. Bunu bizim gibi eğitimli yaşam koçları ile de çalışabilirsiniz. Gerçekte tamamen normal sağlıklı, insani olan bir duygu öfke, kontrolden çıktığında yıkıcı ve yok edici olmakta… Bireyin ve toplumun yaşam kalitesini bozmakta, kavga kötü söz kaba kuvvet şiddetin en yaygın ifade şekline dönüşmekte…

Sizlerle Öfkemizi yönetebilmemiz için, yedi farklı basit uygulama paylaşacağım.

Rahatlama ve farkındalık oluşturma, derin nefes almak birden yediye kadar yavaş yavaş saymak, öfkemizin farkına varıp onun geçici olduğunu kabul etmek, rahatla-aldırma-yavaşla gibi sakinleştirici kelimeleri tekrar etmek.

Düşünce şeklinizi değiştirip mantığımızı ön plana alalım. Yalın olarak bunun kendimize zarar olduğunu söyleyelim. Öfkeli insanlar kaba konuşur o an hissettiğini kabaca dışarı vurur durumunuzu abartıp, dramatik eleştirmek yerine, örneğin “Eyvah her şey mahvoldu, felaket, rezalet” gibi yorumlar yerine, “Bu durum zor ve beni üzüyor kızdırıyor ancak dünyanın sonu değil” düşüncesini duygu haline dönüştürelim yeni düşüncemiz bu olmalı hiç kolay olmadığını söyleyebilirsiniz ancak tavsiye ederim deneyin lütfen deneyin

Soruna değil çözüme odaklanalım, bazen öfke ve bunalım, sorunlardan kaynaklanabilir, haklı da olabiliriz ancak kısa vadede sorunu ortadan kaldıramayabiliriz, çözüm için sorunla nasıl iletişim kurmalı sorununa çare bulmalıyız. Böylece çözüm önerileri oluşmaya başlar. Soğukkanlı ve sakin bir iletişim kurun, öfkeli insanlar hemen sonuca odaklanıp eyleme geçmek eğilimindedirler. Ne var ki bu sonuçların bazıları doğru olmayabilir saldırı anında savunmaya geçmek normaldir. Ancak bunu sakince tepkilerimizi denetim altında tutarak yapmalıyız ani karar ve hareketle değil. Mizaha yer verin, bazen öfkeli anlarda komik ve aptalca şeyler düşünebilirsiniz. Bu sizi durduracaktır. Öfke ciddi bir duygudur ancak inanın eşlik eden duygular sonradan tekrar düşünüldüğünde sizi güldürebilecek kadarda anlamsızdır. Burada bir örnek vermek istiyorum Beyin en kandırılabilir organımız bunu bilmem biliyor muydunuz? Aynanın karşısına geçin lütfen size bunu ispatlayacağım… Bir kalem egzersizi yapalım. Şimdi elinize herhangi bir kalem alın ve kalemi dudaklarınızın arasına sıkıştırın. Aynada kendinizi seyredin. Birkaç saniye kendinizi seyredin, göreceksiniz ki dudaklarınız gülümser şekilde, yana kayacak ve böylece beyine kişinin yani sizin mutlu olduğunuz hissi bildirilecek. Beyin mutluluk hormonunu devreye sokacak. İşte bu kadar basit minicik bir egzersiz… Bu düşüncenizi ve duygunuzu değiştirecek emin olun. Bunu güne başlarken yapın, deneyin lütfen deneyin.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, yönetilemeyen öfke şiddeti doğurur… Tanık oluyoruz her gün canlara, yuvaların parçalanmasına, psikolojik ciddi travmalara, toplumun yozlaşmasına, sevgisizliğe, anlayışsızlığa, mutsuzluğa ve daha birçok olumsuz sonuca sebep oluyor. Şiddetten uzak huzur dolu yarınlara….

Devamını Oku

Sahi Neydi Bayram?

Sahi Neydi Bayram?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çoluk çocuk bir araya toplandığı, dargınların barıştığı, yoksunlukların giderildiği, ihtiyaç sahiplerinin incitmeden, onurunu kırmadan ihtiyaçlarının karşılandığı, birlikte sofraların kurulduğu, çocukların korkusuzca mahalleler arasında şeker, harçlık topladığı, günler öncesinden evlerde hazırlıkların yapıldığı, heyecanla arifenin beklendiği, halıların balkonlarda bahçelerde komşularla birlikte yıkandığı, tatlıların böreklerin evlerde yapılan tatlıların ev böreklerin, evin küçüklerinin minik ellerinde mahallenin taş fırınlarına götürüldüğü, çikolata, badem şekerlerinin evin çocuklarından bayram sabahına kadar saklandığı, yeni pırıl pırıl rugan ayakkabıların alındığı, elde işlenen mendillerin çocuklara hediye hazırlandığı, bayramda herkesin evde olduğu, özellikle aile büyüklerinin evinde neşeyle toplanıldığı, bayram sabahı evin erkeklerinin sünnettendir deyip bir lokma evde pişen börekten ağzına atıp bayram namazına gittiği, onlar dönene kadar kahvaltı sofrasının hazırlanıp hep birlikte dua ile yemeğe başlandığı, ardından da büyüklerin baş köşeye oturup küçüklerin sırayla el öptüğü ve tüm bayram coşkuyla aile fertlerinin birbirini ziyaret ettiği günler değil miydi?

Sonra bayramlarda değişti… Değişen bayramlar mı sizce? Gün aynı, güneş aynı, ev aynı… Değişen bayram değil dostum, değişen bizim yaşam biçimimiz, bakış açımız, alışkanlıklarımız, seçtiklerimiz… Eski bayramlar yok derken, bizdeki bu değişikliklerin niye farkında değiliz! Neden biz kendimize dönüp bakmıyoruz! Oysa biraz düşünsek biraz ben değil de biz düşüncesini hareketlendirsek ve değerlerimize sahip çıkabilsek, kaçmasak, korkmasak yüzleşmekten, kendimizi eleştirmekten imtina etmesek… Başta eski bayramlar ardından da değerlerini yaşatan aynı toplum olmaz mıyız?

Değerlerimiz dedim… Ortak toplum değerlerimizden söz etmek istiyorum. Toplumun kişiliğini ve karakterini oluşturan bilincin huzurla hissedildiği hayat değerlerimiz… Bayram kültürü de bunlardan bir tanesi.

Son yıllarda bayram demek tatil demek anlamına gelmeğe başladı. İnsanlar aylar öncesinden tatil beldelerinde rezervasyonlarını yaptırmaya başlıyor ve o gün gelmeden evlerinden ayrılıyorlar. Sıkış tepiş plajları, izdiham içinde otelleri, kafeleri, barları dolduruyorlar. Tabii ki çocukları da onlar ile; akua parklar yabancı animatörlerin yönettiği çocuk kulüplerinde vakit geçiriyorlar. Büyükanneler, büyükbabalar, amcalar, halalar, dayılar bayram hazırlıklarını yaptı ama boynu bükük… Kimisi WhatsApp’tan gelecek görüntülü aramaları bekliyorlar.

Kaybedilen değerler eksilen uzuvlar gibidir. Kişinin bir kolunun bir bacağının ya da bir gözünün olmadığını düşünün. Ruhu ve fiziği birlikte yıpranır. Değerleri kaybetmek hepimizi ve ortak geleceğimizi birlikte yıpratır. Değerlerimizi unutarak bile bile kaybetmeğe göz yummak çocuklarımıza da olumsuz örnek teşkil etmekte. Bayram temizliğinden, misafir ağırlamaktan kaçan bir anne, ev kadını fiziksel işten kaçmamış, aynı zamanda en önemlisi ortak kültürümüzün bir parçası olan bayram ruhundan kaçarak çocuğun samimiyet, hoşgörü, birlik, aile bilinci değerlerine sahip çıkma alışkanlığını da çocuğuna öğretmekten kaçmıştır. Bayramlar mı değişti? Eski bayramların tadı mı kalmadı?

Babası, amcası, ağabeyi bayramda yüz yüze gelip, sohbet etmek yerine, tatil beldesinde yeni tanıdığı belki adını bile hatırlamayacağı insanlarla eğlence peşinde olan bir babanın oğlu, bayram da dedesini mi arayacak? Yoksa iki güne bir oyuncak ya da not kavgasına düştüğü arkadaşını mı tercih etmeyi öğrenecek?

Hay Allah! Eski bayramların tadı mı kalmadı?

Bize bizi hatırlatan, birliğimizin gücünü pekiştiren değerlerimizi yaşatıp sahip çıkamadığımız için biz mi yoksa bayramlar mı suçlu…  

Devamını Oku