DOLAR 16,1920 -0.96%
EURO 17,4658 -0.86%
ALTIN 964,40-0,79
BITCOIN 468308-3,12%
Ankara
24°

AÇIK

Dr. Aslan Yaman

Dr. Aslan Yaman

26 Şubat 2022 Cumartesi

DİĞER YAZARLARIMIZ

Rusya Ukrayna Savaşı’nı 18 Yıl Önceden Gören Dr. Aslan Yaman: “30 Eylül Ukrayna Seçimlerinin Ardından”

Rusya Ukrayna Savaşı’nı 18 Yıl Önceden Gören Dr. Aslan Yaman: “30 Eylül Ukrayna Seçimlerinin Ardından”
1

BEĞENDİM

ABONE OL

(Bu yazı ilk olarak 2004 yılında yayınlanmıştır.)

 

Aslı St. Petersburg’daki Hermitage müzesinde sergilenen, Rusya ve Ukrayna’da halkın en çok sevdiği resimler arasında yer aldığı söylenerek, pek çok yayın organında, tarihi dokümanda, turizm dergisinde yer verilen bir tablo vadır. Bu tabloda, sarhoş Ukrayna Kazak’larının kutsal ve büyülü mekânları Dinyper Nehri üzerindeki Hortisia adasında, kendilerini teslim olmaya davet eden, Osmanlı ordusuna verdiği küfürlerle dolu cevabi mektubun yazılması resmedilir. Benzer başka tablolar da var. 1917’ye kadar 250 yıllık sürede gerçekleştirilen 11 büyük Türk-Rus savaşından biri olan, resme konu 1676-1681 yıllarındaki ilk büyük savaşın üzerinden uzun bir süre geçti. Şimdi, resimdeki o sarhoş ve kahkaha atan, özgürlüğüne düşkün Kazak’ların yerlerinde yeller esiyor. Yüzlerce yıl zorlaştırılmış hayat şartlarının yok ediciliğinden kendini kurtarabilmiş Kazak’lar dünyanın değişik coğrafyalarına savruldular ve muhtemeldir ki; artık ne sarhoşluklarından ne de şen kahkalarından eser kaldı. Hatta kutsal ada Hortisia da artık yok, Dinyper Nehri üzerine yapılan barajın suları altında kayboldu.

Tarihin önemli kırılma noktalarından biri olan Perestroyka’nın ortaya çıkardığı fırsatla kurulan devletlerden biri olan Ukrayna, 1918’de ilan edilen çok kısa ömürlü batı kesimindeki yapılanmasından sonra,  1991’de bağımsızlığını ilan ederek tarih sahnesinde yerini aldı. Bağımsızlık ilanından sonra, meydana gelen siyasal ve sosyal olaylardan bazıları,  tüm dünyanın dikkatinin bu ülkenin üstünde odaklanmasına yol açtı ki; bu olayların başında 2004’teki Turuncu Devrimi süreci ve bu süreçle başlayan siyasal gelişmeler gelmektedir. Turuncu Devrimini izleyen aylarda, ülke üzerindeki uluslararası ilgi bazen artıp, bazen azalırken, 30 Eylül’de sessiz sedasız gerçekleştirilen genel seçimler medyada fazla yer almadı, göze batmadı. Sadece Ukrayna’daki demokrasinin yerleşmesi ve kurumlaşması açısından değil, aynı zamanda ülkenin birlik ve bütünlüğü açısından da önemli bir dönemecin geçilmesi anlamına gelen bu seçimlerin neden önemli olduğunu anlayabilmek için, hem bu seçimlere, hem de ülke tarihine daha yakından bakmak gerekiyor.

Bu seçimler; uluslararası gözlemciler tarafından seçmen listelerinin sıhhatli oluşturulması ve oy hırsızlıkları konusunda alınan tedbirlerin yetersiz olmasına rağmen  “kabul edilebilecek kadar doğru” bir seçim olarak ilan edildi. Merkezî Seçim Komisyonu’nun açıklamalarına göre 37 milyon seçmenden 24 milyondan fazlası oy kullanmak suretiyle siyasal tercihlerini yaptılar. Mart 2006 yılında yapılan seçimlere göre toplam seçmenlerin % 5’i veya bir başka ifade ile 1.8 milyon seçmen bu sefer sandık başına gitmedi. % 3’lük ülke barajını aşarak Parlamento’ya (RADA)  temsilci göndermeyi başaran Party of Regions (PR), Tymoshenko Block (BT), Our Ukraine People’s Self-Defense (OUPSD), Communist Party (CP) ve Lytvyn Block (LB) oyların % 77’sini, bir başka ifade ile 24 milyon oyun 19 milyonunu aldı. Oyların geri kalanı, sayıları 40’ı bulan parti veya bloklara gitti.  Bu seçimde dikkati çeken bir başka husus, bir önceki seçimde toplam % 1.8 oy alabilmiş olan “Herşeye Karşı Bloğu”  oylarını % 50 artırarak ülke barajına çok yakın bir nokta olan % 2.7’ye yükseltti.

450 sandalyeli RADA’da hiçbir siyasi parti tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamamış olmasına rağmen, tüm siyasal partiler seçimlerin kendileri tarafından kazanıldığını ilan ederek kutlamalar yaptılar. Seçim sonuçlarına göre iktidar veya ana muhalefet partisi olacak en çok oyu alan ilk 3 partinin bölgelere göre almış olduğu oylar aşağıdaki gibi gereçekleşti.

Ülkenin Doğusunda Yer Alan  Seçim Bölgeleri (10 İl % olarak)

 Luhansk        Donetsk        Zaporizhya   Kırım              Sivastopol     Kherson       

PR  73,5        PR 72,1         PR  55,5        PR  61,1        PR   64,6       PR  43,2

CP    8,5       CP   6,1         CP    8,3       OU   8,4        CP   10,3       BT  23,1

BT    5,1       SP   8,0        BT  14,7        CP    7,5        PS     6,6      CP    9,1

 

Odessa                      Mykholayiv   Dnipropet.    Kharkhiv       

PR    52,2      PR     54,4     PR   48,2       PR    49,6

BT    13,8      BT     16,6     BT   20,9       BT    16,4

SP       7,3     CP       7,2     CP     7,6      CP      8,3

 

Ülkenin Orta Kesimlerinde Yer Alan  Seçim Bölgeleri (5 İl % olarak)  

 

Kirovohrad   Poltava          Sumy             Chernihiv       Cherkassy

BT    37,6      BT 37,9         BT 44,4         BT 41,9         BT  47,0

PR    27,0      PR 24,8         OU 20,7        PR 20,7         PR  15,5

OU   11,7      OU 14,3        PR 15,7         OU 14,6        OU  15,3

 

Ülkenin Batı Kesimlerinde Yer Alan Seçim Bölgeleri (12 İl % olarak)

 

Vinnytsia      Kiev Bölge    Kiev Şehir     Zhytomir       Khmelniytsk Chernivtsi

BT    49,7      BT   53,4       BT 46,2         BT  37,0        BT    48,2      BT 46,2

OU   18,8      OU   15,1      OU 15,8        PR   22,4       OU   18,4      OU 20,3

PR    12,5      PR    13,0      PR 15,0         OU  15,1       PR    14,1      PR  16,8

 

Ivano Franko           Ternopil         Rivne             Volyn             Lviv                 Zakarpattya

BT   50,7       BT 51,6         BT   51,0       BT  57,6        BT 50,4         OU  31,1

OU  36,8       OU 35,2        OU  20,4       OU  20,0       OU 36,0        BT   28,9

SB    3,4       SB    3,4       PR   10,4       PR     6,7       PR   4,2        PR   19,8

Alınan sonuçlara daha yakından baktığımızda, 10 il ve bu illerin seçim çevresinden oluşan ülkenin doğu kesimindeki bölgelerde Başbakan Viktor Yanukovych’in Rusya yanlısı Bölgeler Partisi (PR) seçimlerin mutlak galibi olurken, ülkenin orta ve batı kesmindeki 16 seçim çevresi ile Kiev şehir merkezinde ana muhalefet’teki Batı yanlısı Yulia Tymoshenko Blogu (BT) seçimlerin galibi oldu. Ülkenin batı kesiminde yer alan 1 bölge ise Turuncular tarafından kazanıldı. Doğudan, batıya doğru gidildikçe, doğudaki Rusya yanlısı Bölgeler Partisi ile aralarında ideolojik bağlar bulunan Sosyalist ve Komünistlerin barajı geçemedikleri görüldü. Bölgeler Partisi, doğudaki 10 ilde birinci parti olurken bu bölgelerin 4’ünde Komünist Parti ikinci, 5’inde üçüncü parti oldu. Gelecekte aynı çatı altında toplanmaları pek muhtemel olan Bölgeler Partisi ile Komünist ve Sosyalist Partileri bir arada değerlendirdiğimizde, 10 bölgedeki Rus yanlısı partilerin oy toplamlarının nerede ise %90’ları bulduğunu görmekteyiz. Değerlendirme konusu ettiğimiz bu 10 ilde, anamuhalefet konumundaki BT ancak 5 ilde ikinci parti, 2 ilde ise üçüncü parti olabildi.

BT’nin birinci olduğu ülkenin orta kesimlerinde yer alan 5 ilde turnusol kağıdında rengin açılması misali 4 ilde Bölgeler Partisi ikinci parti olarak seçimleri tamamlarken, bir ilde de hatırı sayılır bir miktarda oy almayı başarabilmiştir. Orta bölgelerde alınan sonuçları, doğuda alınan sonuçlarla kıyasladığımızda BT ile PR arasındaki farkın ilk bölge olarak değerlendirdiğimiz doğu bölgesi kadar ölümcül bir fark olmadığını da görmekteyiz aynı zamanda.

Ülkenin batısına doğru gidildikçe, doğudaki seçim sonuçlarının tam zıddına batı yanlısı politikalar öneren BT ve OU’nun oy toplamı % 90’ları bulmaktadır.

Bu seçim sonuçlarını harita üzerine renklendirerek yerleştirdiğimizde ülkenin doğusu PR’nin rengi olan olan tümü ile maviye boyanmış bir alan olarak, orta kesimi mavi-pembe karışımı ve batı kesimini de tümü ile BT renkleri olan pembe ve OU renkleri olan turuncu renklerde görmekteyiz.

450 sandalyeli RADA’daki dağılım, seçimlerden sonra şu şekilde oluştu.

Bölgeler Partisi (PR)                    175 sandalye

Timeşenko Bloğu  (BT)                 156 sandalye

Bizim Ukrayna Partisi (OU)           72 sandalye

Komünist Parti         (CP)             27 sandalye

Litvin Bloğu (BL)                         20 sandalye

Toplam                                     450 sandalye

Alınan seçim sonuçlarından parlamento’da (RADA) 5 siyasi partinin temsil edileceği belli olduktan sonra, Başkan Viktor Yushchenko en çok oyu alan 3 büyük partinin liderini başkanlık sarayına davet ederek, kendi açısından seçim sonrası siyasal önceliklerin neler olması gerektiğini liderlere açıkladı. Davet edilen liderler; mavi renkle kendini ifade eden Bölge Partisi (Parti Region) lideri halen Başbakan olan Viktor Yanukovych, pembe renkle kendini ifade eden ana muhalefetteki Yulia Tymoshenko Bloğu lideri Yulia Tymoshenko ve Turuncu Devrimin Partisi OUPSD lideri Yuriy Lutsenko. Yukarıda değindiğimiz seçim detaylarına bakılmasından da ne kadar önemli olduğunu göreceğimiz üzere Başkan Yuschenko  “… % 80’den daha fazla seçmen bu partilere destek verdi. Seçimden sonra Ukrayna birliği korunmalı, iki  Ukrayna ortaya çıkarılmamalıdır. Arkadaşları çağırdım ve kendi kişisel konuları yerine, ülkenin öncelikleri etrafında birleşmelerini istedim…” dedi.

Bu davet üzerine koalisyon yapmak için görüşmelere başlamış olan siyasi parti liderleri, görüşmelerini durdurdular. Bu davetten önce Timeşenko ile Lutsenko görüşmelere çoktan başlamış, basına, aşağı yukarı anlaştıkları sonucu çıkarılabilecek çok sıcak resimler vermişlerdi. Ancak görünen o ki; Başkanın gönlünde Timeşenko ile Yanukoviç’in müştereken oluşturacakları bir kuvvetli iktidar yatıyor. Önümüzdeki yıl yapılacak Başkanlık seçimlerini de bir kenara koymadan tabii.

Sağlam bir koalisyon kurularak güçlü bir hükümet etrafında birleşilmesini isteyen Başkan Yuschenko’ya göre bu koalisyonun öncelikle ele alması gereken 5 konu şunlardan oluşmalıydı.

  1. Piyasa mekanizması içinde mal ve hizmet fiyatlarının artmasının önüne geçilmesi ve halkın gelirleri ile fiyatlar arasında bir denge sağlanması, Satın alma gücünün artırılması,
  2. Parlamenterlerin sahip olduğu imtiyazların ve soruşturma dokunulmazlıklarının kaldırılması,
  3. İmtiyazların sona erdirilmesi ile sağlanacak tasarrufların da dikkate alındığı 2008 bütçesinin hazırlanması,
  4. Rüşvet ve yolsuzluk ile mücadele etmek üzere ulusal bir büro kurulması ve bu mücadelenin altyapısını oluşturacak yasaların çıkarılması,
  5. 2004 yılındaki Turuncu Devrimde ifade edilen hususların dikkate alındığı yeni bir anayasanın hazırlanarak 2008 yılında yürürlüğe konması,

Seçimlerde, ülkeyi adeta ikiye bölen bu seçmen davranışlarının oluşmasının altında tarihi ve dini pek çok neden var. Ukrayna’nın uzun yıllar değişik toplulukların ve anlayışların etkisi altında kaldığını ve 1991 yılındaki bağımsızlıktan önce, 1918 yılında ilan edilen devletin, ülkenin batı bölgesinde kurulan Lviv merkezli temellerinin 1772 yılında Avusturya-Macaristan Bloğuna katılan Galiçya ve Bukovina’da atıldığını, paralel olarak ülkenin doğusunda yer alan kiliselerin Moskova Patrikliğine, batıda yer alan Ortadoksların Kiev Patrikliğine bağlı olduğunu da dikkate almalıyız. Saniyen, pembe ve turuncu renklerin ağırlıkta olduğu batı bölgelerinde, nufus içinde %20’lere ulaşan Roman Katolik Kilisesi, Yunan Katolik Kilisesi, Otonom Kiliseler, İstanbul Fener Patriğine Bağlı kiliseler ve diğer anlayışların çok etkin olduklarını da göz önünde bulundurmalıyız. Hattı zatında geçmiş pek çok dönemde Ukrayna topraklarında yaşayanlar Dinyper Nehrinin doğusu ve batısı olarak ayrı ayrı yaşamış topluluklar olagelmiştir. 1934 yılında Kiev’in başkent oluşuna kadar Ukrayna’nın başkenti olan Kharkhiv önemli bir Rus şehri idi. Lviv merkezli batı bölgesi ise; kurulduktan kısa bir süre sonra Polonya’nın kontrolüne ve Katolik anlayışın etkisinde girmişti. Birlik, ancak 1944 yılından sonra kurulabilmiştir. Siyasal davranışlara, oy verme davranışlarına yansıyan benzer kutuplaşmayı dil konusunda da görmekteyiz. Ülkenin batı bölgeleri, Rutenia Günceleri’nde yer alan eski Slavca üzerine inşa edilmiş bir bir dil olan Ukraynaca’yı kullanırken, doğudaki bölgelerde yaşayanlar daha ziyade, Rusça kullanmaktadırlar.

Başkan Viktor Yushchenko’ya bu seçimler sonrası “…Seçimden sonra Ukrayna birliği korunmalı, iki Ukrayna ortaya çıkarılmamalıdır…” anlayışının hâkim kılınması için çok iş düşüyor görünüyor. Hele, ülkede sivil toplum kuruluşu destekleyicisi görüntüsü altında cirit atan ülke parçalayıcıları ve leş yiyicilerini de dikkate alırsak Başkan’ın görevi bir kat daha zorlaşmaktadır. Ülkenin parçalanması sonrası kendilerine düşecek leş parçalarını elini ovuşturarak bekleyen çakallar mı, yoksa sağduyu mu galip gelecek bunu kısa süre içinde hep birlikte göreceğiz.

Devamını Oku

Nasıl Büyük Devlet Olunur XIII

Nasıl Büyük Devlet Olunur XIII
2

BEĞENDİM

ABONE OL

ORTA SINIFIN BÜYÜTÜLMESİ VE GÜÇLENDİRİLMESİ I

 Toplumsal yapıyı sürdürülebilir kılan unsurların başında sınıflar arasındaki geçişin kolaylığı gelir gelir. Bunun nedenini niçinini sosyolojik ve psikolojik açıdan irdelemek bizim konumuz olmadığından doğrudan konuya girerek kendi tarihi seyrimize bakmamızın doğru olacağını düşünüyorum. Osmanlı İmparatorluğunda hanedan dışında asiller sınıfının oluşmasına izin verilememesi bu geçişi kolaylaştırırken, Cumhuriyet idaresi bu mirası devralmış ve kuruluş sürecinde toplumsal yapının harmanlanması toplumsal geçişi daha da kolay hale getirmiştir. Cumhuriyet elitlerinin hiçbiri 7 göbektir toprak sahibi veya uzun süredir sanayicilik yapan bir aile değildir. Hatta sanayi devriminin ıskalanması bir bakıma orta sınıfı ve orta sınıftan yukarı tırmanmayı daha da mümkün kılmıştır. Osmanlı döneminin elitlerini saray damatları, askerler ve sivil bürokratlar oluştururken, bu yapı kısmen korunmakla birlikte Cumhuriyetle birlikte “yeni bir devlet, yeni bir hayat ve yeni bir sosyete” oluşturmak en temel hedefler arasındaki yerini almıştır.

Kurumsal manada 100 yılı geçen devlet dışındaki sivil toplum yapılarına baktığımızda 150 yılı geçen yalnızca Şekerci Hacı Bekir, 130 yılı geçen Vefa Bozacısı ve 100 yılı geçen bazı spor kulüplerini görürüz. İlişkilerin ekonomik örüntüler etrafında kurumlaşmadığı şartlarda yeni bir devlet, yeni bir hayat ve yeni bir sosyete ideali doğru ve yerinde bir hedeftir.

O halde bu yeni sosyetede orta sınıf kimler tarafından oluşturulacaktır? Yukarıda bir cümle ile değinilen sanayi devriminin yakalanamamış olması ile bizde orta sınıfımızın ortaya çıkması arasında doğrusal ilişkili bir bağ kurabilir miyiz? Bana kurabiliriz gibi geliyor. Birlikte bakalım isterseniz. Bu sınıf içinde her türlü riski alarak teşebbüs edip kendi adına teşebbüs eden esnaf ve sanatkârlar meslek grubunu orta sınıfa örnek gösterebiliriz.

Peki bunlar ülke ölçeğinde ne kadar yer tutarlar veya ne kadar yer tutmalıdırlar?

Ticaretin ilk dönemlerinden bu yana iş hayatı içerisinde etkili bir rol oynayan bu meslek erbabı kısıtlı bir sermaye ile daha çok beden gücüne dayanarak iş yapan, bağımsız girişimciler olarak tanımlanmakta ve ülkemizde, 500 meslek dalında 2,5 milyon esnaf ve sanatkâr faaliyet göstermektedir. Esnaf ve sanatkarlarımız 491 meslek dalında 1 milyon 922 bin 429 esnaf ve sanatkâr, 3 bin 130 esnaf ve sanatkârlar odası, 82 esnaf odaları birliği, 13 mesleki federasyonuna sahiptir. Ülkemizin en yaygın ve en fazla üyesine sahip 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu ile kurulmuş kamu kurumu niteliğini haiz meslek kuruluşunda hizmet veren kişilerdir.

Ekonomik ve sosyal kalkınmanın dengeli biçimde dağıtılması ve sürdürülmesinde yaptığı katkı, işsizliğin azaltılması, istihdamın ve üretimin artırılması ve değişen piyasa şartlarına hızlı uyum sağlayan yapısıyla toplumsal acıdan vazgeçilmez niteliktedir. Ülkemizdeki işletmelerin %99,9’unu oluşturan istihdamdaki payları %81, katma değerdeki payları %59’dur. İhracatın %26’sını gerçekleştirmektedir. Türkiye de esnaf ve sanatkârlarımız aileleri ve çalışanlarıyla birlikte değerlendirildiğinde ülke nüfusunun %20’sini oluşturmaktadır. Büyük sanayi işletmelerinin dağıtım tedarik ve pazarlama ağlarını oluşturarak onların tamamlayıcısı ve büyük işletmelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli meslek elamanlarının yetişmesine katkı sağlayarak destek olmaktadır. Sağladığı veresiye alış-veriş imkanları ile toplumsal kaosu önleyen sosyal denge unsurudur aynı zamanda. 

Nasıl Büyük Devlet Olunur XIII

Ülkemizde toplumun çatısını taşıyan temel direk olarak nitelendirebileceğimiz bu ekonomik sınıf, 2009 yılından sonra ülkeleri etkisi altına alan küresel mali kriz üzerinden global sermayenin yerli sermaye üzerindeki baskısı ve iktidarların yanlış politikaları çok olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, Covid 19 sürecinde yaşanan ekonomik sıkıntılar had safhaya ulaşarak esnaf ve sanatkarı alım ve ödeme gücünü yitirme noktasına getirmiştir. Devlete hiçbir külfeti olmayan esnaf ve sanatkâr birçok maddi külfet altında ezilmekte, giderek ağırlaşan birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sınıfın toplumun %20’sini oluşturduğunu dikkate aldığımızda yaşanan olumsuz etkilerin toplumun tümüne yansıyacağı açıktır. Buna karşın ezilmekte olan esnaf ve sanatkâr ülkede yaşayan her vatandaş gibi vergisini vermek ve SGK primlerini yatırmakla yükümlüdür.

Türkiye’de esnaf ve sanatkarlarımızın durumun iyileştirilmesi ekonominin topyekün iyileştirilmesine, yani işçinin, memurun, çiftçinin gelir düzeyinin iyi olmasına, dar gelirlinin gelirlerinin yükseltilmesine, sosyal yardımları ülkelerine giderek düğün parası yapan sığınmacılara değil, kendi insanımıza dağıtılmasına bağlıdır. Öncelikle; ekonomik sosyal ve siyasal sorunlarla boğuşan esnafımız bir yandan da teknolojik gelişim, gros, hiper ve süper marketlerin kontrolsüz mantar gibi çoğalmasıyla birlikte oluşan haksız rekabet, uygulanan bölgesel teşvikler, hızla artan ithalat girdileri ve kendi kontrolleri dışında gelişen piyasa koşulları ile boğuşmaktadır. Uygun şartlı finansman temini, yetersiz yasal düzenleme yetersiz pazarlama ve mesleki bilgi eksikliği, planlama, adaletsiz vergi ve sosyal Güvenlik sistemi, işyeri açılması şartlarının zorluğu, ihracatta yol göstericilik ve danışmanlık hizmetlerinin yetersiz ve eksikliği, dijital okur yazarlık, işyerinin devamlılığını sağlama, yatırım kaynaklarına erişim ana başlıklar olarak esnaf ve sanatkârlarımızın başlıca sorunlarıdır.

Buna göre ülkemizde gelir dağılımını ele alarak orta sınıfın gelir dağılımından aldığı pay ile toplumsal yapıdaki orta sınıfın büyütülmesini ele almak gerekmektedir. Bu konuyu önümüzdeki hafta yazacağım yazıda ele alacağım.

Devamını Oku

Çin’deki Tasarruf Oranları Neden Bu Kadar Yüksektir?

Çin’deki Tasarruf Oranları Neden Bu Kadar Yüksektir?
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Xueijiao ZHAO

Auburn University

Çeviri: Aslan YAMAN

 

Çin, 2010 yılında Japonya’yı geçerek Amerika’dan sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmayı başardı. Ancak, Çin ekonomisi halkın çok yüksek tasarruf oranları ve çok düşük tüketimi ile dünyanın geri kalan ekonomilerinden oldukça farklı olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Dünya Bankasının 2010 yılında yaptığı çalışmaya göre, o yıl Çin’in brüt milli tasarruf oranı %51 iken, buna karşılık Birleşik Devletlerdeki tasarruf oranı yalnızca % 11 idi. Diğer gelişmekte olan ekonomiler ve tüketimin düşük olduğu Doğu Asya ülkeleri ile karşılaştırıldığında bile Çin’in milli tasarruf oranının bu ülkelerden açık ara yüksek olduğu görülüyordu.

Çin’in tasarrruf oranı neden böylesine yüksektir? Bu konuda, geniş bir çalışma külliyatı oluşmuşsa da, ekonomistler arasındaki tartışma halen devam etmektedir. (Anderson, 2007; Aziz&Cui, 2007; Barnett&Brooks 2010; Chamon&Prassad, 2008; Guo&N’Diaye,2010; Hung&Quian,2010; Kraay, 2002; Loayza, Schimidt-Hebbel, &servén,2000; Ma&Yi,2010;Modigliani&Cao,2004;Qi&Prime,2009;Quian 1988 gibi). Ancak Çin’in konumu “ekonomik teorilerle eşleştirilecek kadar kolay” da değildir. (Harbough, 2004: 1) Örneğin ekonomik teoride refah artışına bağlı olarak hane halkı gelirleri büyüdükçe tasarruf eğilimleri düştüğü gibi, tüketicilerin elde ettikleri kazançtan zevk almak üzere gelecekte kazanacakları paraları da harcamaya başlayacakları ve bankalar için yeni bir müşteri grubu oluşturcakları öngörülür. Bir bakıma eski tüketim kalıpları hızla kırılır ve daha önce tüketilmeyen ürünler tüketim grubuna dahil olur.  Oysa, önerme Çin’i esas alan açıklamalar için kesin bir şekilde doğrulanamaz (Harbaugh, 2004; Wen, 2009). Çin’deki tasarruf oranı yüksekliğinin ve refah büyümesine rağmen tasarruf oranlarının yüksek kalmaya devam etmesini açıklamak üzere; yüksek büyüme oranları,  borçlanma kısıtlamaları, yaş bağımlılığı rasyosu, düşük şehirleşme seviyesi, cinsiyet eşitsizliği ve Çin kültürü gibi pek çok açıklama önerilse de üzerinde fikir birliği sağlanan önemli bir kamu yönetimi ve siyaset bilimi açıklaması halen bulunamamıştır. Hükümetten kaynaklanan yalnızca bir unsur, ekonomistlerin dikkatini çekebilmiştir ki; bu da hükümetin yaptığı sosyal harcamaların boyutudur. Sosyal güvenliğin kapsamı ve genişliği tasarruf oranlarını doğrudan etkilemektedir(Feldstein, 1980; Hung&Qian,2010). Ancak siyasal rejim ve idari düzenlemeler gibi diğer politik ve ülke idaresine yönelik uygulamalar da tasarruf oranlarını etkilemektedir.

 

Siyasal Rejim: Otoriter Bir Devlet

Siyasal rejimin ekonomik büyümeyi etkileyip etkilemediğine odaklanan araştırmalar üç düşünce okulu tarafından gerçekleştirilmiştir. (Feng,2003; Samuel P. Huntington,1987; Sirowy&Inkeles,1990)  Bu okullardan ilki “çatışma okulu” olarak isimlendirilebilir ki; bunların temel önermesi özellikle az gelişmiş ülkelerde demokrasinin ekonomik büyümeyi engellediğine ilişkindir. Bu okullardan ikincisi “uyumluluk okulu” demokrasilerde ekonomik gelişmeyi sağlayan en iletken araç olarak taleplerin, sosyal şartların iyileştirilmesini sağladığını ileri sürer. Üçüncü okul olan “şüpheci okul” demokrasi ile ekonomik kalkınma arasında bir yer değiştirme ilişkisi olmadığını ileri sürmektedir. (Przeworski, Alvarez, Cheibub, & Limongi, 2000, p. 178).

“Çatışma Okulu”na göre; demokrasiler genellikle gerekli olan hızlı büyüme için geliştirilmiş olan politikaların etkin bir şekilde uygulanmasını kolaylaştırmakta yeterli değildir. Huntington ve Dominguez: “demokratik olmayan bir sistemde alınacak yatırım kararlarının aksine,  demokrasilerde seçmenlerin ilgisi siyasal partilere, bireysel harcamaların genişletilmesine yüksek düzeyde öncelik verilmesini sağlayacak şekilde rehberlik eder” (1975,s. 60) Oysa, ekonomik büyüme sermaye birikimine ihtiyaç duymaktadır. Tasarruf oranlarının en üst seviyeye çıkarılması için milli gelirin daha büyük bir oranı genellikle marjinal tasarruf eğilimlerin zaten yüksek olduğu zengin kesime doğru yönlendirilebilir. Denetilebilir bir siyasal mekanizmanın olmayışı ve otoriterlik eğilimler;  azınlık lehine ve çoğunluğun maliyetine olacak politikalar takip edebilir ve bundan dolayı ihtiyaç duyulan sermeyenin birikmesi sağlanmış olur (Sirowy&Inkeles). Bu düşünce okulunun açıklamaları tek parti diktatörlüklerinde çok hızlı bir şekilde büyümüş olan Güney Kore ve Tayvan tecrübelerine çok uymaktadır.

Modern dünyada otoriter devletlerden birisini Çin oluştururken Çin’in siyasal rejimi; bireylerin harcama yaklaşımlarını ve hükümetin yürürlüğe koyacağı politikaları önemli ölçüde etkileyecek uygulamalarda bulunmaktadır. Çin’de güç çok fazla yayılmış olmasına rağmen, son kertede politika belirleme tekeli halen Çin Komünist Partisinin (ÇKP) kontrolü altındadır. Komünist Parti yönetimindeki toplum sınırlı bir özgürlük ve refah varlığında kendilerini tasarruf yolu ile teminat almak zorundaydı. Qin (2009) kararlı bir şekilde yüksek tasarruf oranının özellikle çalışanların hakları noktasından insan hakları statüsü ile ilgili olduğunu öne sürmüştür. Çalışanların haklarının ve bağımsız sendikaların olmayışı Çinli çalışanların ücretlerinin diğer ülkelerdeki çalışanların ücretlerden uzak ara daha düşük olmasına yol açmıştır. Kesin olarak söylenebilir ki, düşük ücretler Çin Mallarının uluslararası pazarlarda rekabetçi olma seviyesini yükseltmiştir. Ancak ayrıca her bir ailenin gelirlerini (genellikle) aldıkları ücretler oluşturmasına rağmen, toplum baskılanarak harcamalarının önüne geçilmiştir. Chen (2008) yalnızca demokratik kurumların içerideki tüketimi canlandırabileceğini öne sürmüştür.  Özellikle vergilendirme ve bütçeleme alanları başta olmak üzere kamu gözetiminin artırılması harcamaların artırılmasında kilit adımı oluşturmaktadır.

 

Hükümet Düzenlemesi: Kalkınmacı Bir Devlet

Reagan (1987) hükümet düzenlemelerini,“hükümetin genel olarak doğrudan, özel olarak da düzenleyici bir kurum tayin ederek ihtiyaçları veya bireylerin veya çoğunlukla özel fakat bazen kamu kurumlarının faaliyelerinin kesin olarak yasaklaması ve böyle yaparak idari süreçleri devam ettirmesi” olarak tanımlamıştır. Düzenleme siyasidir. Bir hükümet faaliyeti olarak düzenleme; değerlere, menfaatlere, çatışmalara ve bireylerin seçimler ve milletvekillerini seçmekteki davranışları üzerine yoğunlaşır. Bu faaliyetler asla “basit bir mikroekonomik ilkeler uygulaması değildir” (Reagan1987). Düzenlemeleri genel olarak hükümetler koyar ve aleyhteki ekonomik ilişkileri düzenlerler. Ve ayrıca hükümet yetkililerinin konuların içine zorla girmesi üzerinde yoğunlaşır, aksi halde de idari konularda takdir yetkisini kullanır.

Çin’de Çin Komünist Partisinin işbaşına geldiği zamandan beri yalnızca tek siyasal parti iktidarda kalmış ve  Çin hükümeti ülke ekonomisinde kilit bir rol oynamıştır. Çin, bir emirle Pazar ekonomisine doğru yönelirken, hükümet, emirleri ve merkezi planlamanın kapsamını büyük ölçüde düşürmüş, ancak tümüyle ortadan kaldırmamıştır. Ulusal ve yerel düzeydeki bürokratlar üretim ve dağıtım kaynakları, mallar ve hizmetler ve hatta, devlet halen ekonomi politikaların yönlendirilmesi hakkında kontrolü büyük ölçüde elinde tutmayı sürdürmektedir. Çin’in son zamanlardaki hızlı büyümesi hükümetin yatırım ve ihracat hedeflerine dayanan bir kalkınma modeline bağlıdır. Aslında, Çin hükümetinin; Japonya, Güney Kore ve Tayvan’ın içinde olduğu Doğu Asya devletlerinin izlediği yolun aynısını izlediği görülüyor. Onların hızlı ekonomik büyüme dönemlerinde, hepsi hem çok güçlü hem de yüksek düzeyli müdahaleci ve kalkınmacı devlet –daha sonra söylendiği şekli ile- kalkınmacı devlet idiler. Bu kalkınmacı devletlerin müşterek özellikleri olan ekonomik kalkınma, ağır sanayiye hükümet desteği, sermaye teşvikleri, ihracat odaklı sanayileşme gibi uygulamarı Çin açısından merkezi planlamanın yarattığı mucizedir. Kalkınmanın erken evrelerinde azgelişmiş bir sermaye piyasası ile, Çin’in büyük tasarruf havuzu devlet kontrolündenki bankacılık sistemi üzerinden yatırımların fonlanmasında ucuz kaynak sağlamıştır.

Geniş ölçüde kabul edilmektedir ki; yüksek tasarruf oranları Çin’in ekonomik yükselişinin gerekli faktörlerinden biridir (Aziz &Dunaway, 2007; Harbaugh, 2004). İlaveten sınai reakbetin atırılması için Çin hükümeti 20. yüzyılın sonunda teşebbüs reformunu yaptığından beri temettü ödemelerini gerçekleştirmek için Çinli özel firmaların gerekli olduğunu düşünmemiştir. (İşletmelerin çoğu devlet şirketleridir.)  Bu teşebbüsler için karlar ister yeniden yatırıma yönlendirilsin, isterse düşük getirili yatırım hesaplarına aktarılsın. Bundan dolayı, kurumsal tasarrufların artmasında ve son zamanlardaki tasarruf birikmesinin en önemli katkı sağlayanı olmasının sürpriz bir yanı yoktur.  Anderson, 2007; Aziz & Dunaway, 2007; Ma & Yi, 2010). 1992’den 2004 yılına kadar tasarruf edilen para miktarı GSMH’nın % 12’sinden % 24’ine yükselmiştir ki bu da hane halkı tasarruflarına eşittir. (Aziz & Dunaway, 2007; Ma & Yi, 2010). Kısaca Çin’in yatırım-öncü ve sanayi merkezli politikaları ve onun vurguladığı ihracat kuruluşları tüketime yer bırakmamıştır.

“Tasarruf davranışının anlaşılması yalnızca ekonomik teorinin önemli sorularından biri değildir. Çünkü gelirin tüketim ve tasarruf olarak dağıtılması en temel hane halkı kararlarını ilgilendirmekte, fakat ayrıca en fazla da politika belirlenmesini ilgilendirmektedir” (Borsch-Supan & Lusardi, 2003, p. 1). Çin’in otoriter sistemi ve güçlü hükümeti yüksek tasarruf oranlarına erişilmesinde en önemli iki unsurdur.

 

 

Kaynaklar

Anderson, Jonathan (2007). Solving China’s Rebalancing Puzzle. Finance and Development, 44(3), 32-35.

Aziz, Jahangir, & Cui, Li. (2007). Explaining China’s Low Consumption: The Neglected Role of Household Income. http://www.imf.org/external/pubs/ft/wp/2007/wp07181.pdf

Aziz, Jahangir, & Dunaway, Steven. (2007). China’s Rebalancing Act. Finance and Development, 44(3), 27-31.

Barnett, Steven, & Brooks, Ray. (2010). China: Does Government Health and Education Spending Boost Consumption? http://www.imf.org/external/pubs/ft/wp/2010/wp1016.pdf

Borsch-Supan, Axel, & Lusardi, Annamaria. (2003). Saving: A Cross-national Perspective. In A. Borsch-Supan (Ed.), Life-cycle Savings and Public Policy: A Cross-national Study of Six Countries (pp. 1-31). San Diego: Academic Press.

Chamon, Marcos, & Prasad, Eswar. (2008). Why are Saving Rates of Urban Households in China Rising? National Bureau of Economic Research Working Paper Series, 14546.

Chen, Zhiwu. (2008, 11/21/2008). Chen Zhiwu: Rang Gai Ge Lai de Geng Shen Ke Xie Ba (Chinese), Time-Weekly.

Feldstein, Martin. (1974). Social Security, Induced Retirement, and Aggregate Capital Accumulation. Journal of Political Economy, 82(5), 905-926. doi: 10.2307/

Feldstein, Martin. (1980). International Differences in Social Security and Saving. Journal of Public Economics, 14(2).

Feng, Yi. (2003). Democracy, Governance, and Economic Performance: Theory and Evidence. Cambridge, Massachusetts: MIT Press.

Guo, Kai, & N’Diaye, Papa. (2010). Determinants of China’s Private Consumption: An International Perspective. http://www.imf-ieo.org/external/pubs/ft/wp/2010/wp1093.pdf

Harbaugh, Rick (2004). China’s High Savings Rates The Rise of China Revisited: Perception and Reality.

Hung, Juann. H., & Qian, Rong. (2010). Why is China’s Saving Rate So High?: A Comparative Study of Cross-country Panel Data: Congressional Budget Office.

Huntington, Samuel P. (1987). The Goals of Development. In M. Weiner & S. P. Huntington (Eds.), Understanding Political Development: An Analytic Study (pp. 3-32). Boston: Little, Brown.

Huntington, Samuel.P., & Dominguez, Jorge. (1975). Political Development. In F. I. Greenstein & N. W. Polsby (Eds.), Macropolitical theory (pp. 59-66). Reading, Mass: Addison-Wesley Pub. Co.

Kraay, Aart. (2000). Household Saving in China. The World Bank Economic Review, 14(3), 545-570. doi: 10.1093/wber/14.3.545

Loayza, Norman, Schmidt-Hebbel, Klaus, & Servén, Luis. (2000). Saving in Developing Countries: An Overview. World Bank Economic Review, 14(3), 393-414.

Ma, Guonan, & Yi, Wang. (2010). China’s High Saving Rate: Myth and Reality. BIS Working Papers. Bank for International Settlements. Retrieved from http://www.bis.org/publ/work312.htm

Modigliani, Franco, & Cao, Shi Larry. (2004). The Chinese Saving Puzzle and the Life-Cycle Hypothesis. Journal of Economic Literature, 42(1), 145-170.

Przeworski, Adam, Alvarez, Michael E., Cheibub, Jose Antonio, & Limongi, Fernando. (2000). Democracy and Development: Political Instituions and Well-Being in the World, 1950-1990.

Qi, Li, & Prime, Penelope B. (2009). Market Reforms and Consumption Puzzles in China. China Economic Review, 20(3), 388-401. doi: 10.1016/j.chieco.2008.12.001

Qian, Yingyi. (1988). Urban and Rural Household Saving in China. International Monetary Fund Staff Papers, 35(4), 592-627. doi: 10.2307/3867112

Qin, Hui. (2009, 07/15/2009). Zhong Guo Ju Min Xiao Fei Lv Wei Shen Me Qi Di (Why is China’s Household Consumption ratio so low?). Phoenix Weekly.

Reagan, Michael D. . (1987). Regulation: The Politics of Policy. Boston: Little, Brown and Company.

Sirowy, Larry, & Inkeles, Alex. (1990). The Effects of Democracy on Economic Growth and Inequality: A Review. Studies in Comparative International Development, 25(1), 126-157.

Wen, Yi (2009). Saving and Growth under Borrowing Constraints: Explaining the “High Saving Rate” Puzzle. http://research.stlouisfed.org/wp/2009/2009-045.pdf

Devamını Oku

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XII

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XII
2

BEĞENDİM

ABONE OL

ULAŞTIRMA POLİTİKALARI V

Güney Aksı

Bu aks Muğla, İskenderun arasında tüm güney sahillerini geçip, İskenderun’dan sonra Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Cizre-Hakkâri yoluyla Urumiye’ye bağlanacak, buradan Tebriz’e ulaşarak Tebriz’den güneye doğru devam ederek Kirmanşah ve Ahvaz’ı geçip Basra Körfezinde Humeyni Limanına erişecektir. 

Güney Aksın bir ayağı İskenderun’dan güneye yönelerek Lazkiye- Tartus-Trablus- Beyrut-Kudüs üzerinden Güney’e doğru Akabe Limanına ulaşan bir kolu olacak Kudüs’ten sonra Akdeniz kıyılarını takiben Port Said üzerinden Kahire ve İskenderiye’ye ayrılan iki ayrı kolu olacaktır. Bu kol Mısırdan sonra Libya, Tunus ve Cezayir’i geçip Rabat’a kadar ulaşacaktır.

Güney Aksın bir başka ayağı Gaziantep- Kilis- Halep- Hama- Humus- Şam üzerinden Amman’a ve orandan Hicaz Demiryolu’na bağlanarak Mekke Medine ve Cidde’ye, Mardin-Musul-Erbil-Kerkük-Bağdat üzerinden Basra Körfezinde Kuveyt Şehrine bağlanan bir hat planlanacaktır.

Güney Aks, ülke toprakları içinde 3 ayrı bağlantı yolu ile (Antalya-Burdur/Isparta- Afyon Hattı ile, İzmir-Aydın-Denizli Hattı ve Afyon-Konya-Karaman-Mersin Hattı) Orta Aks’a bağlanacaktır.

 

Orta Aks

Orta Aks, İzmir-Turgutlu-Salihli-Kula-Uşak üzerinden Afyon’a bağlanacak, ayrıca Manisa-Akhisar-Balıkesir-Bursa-Yalova üzerinden İzmit’te Kuzey Aksına bağlanacaktır. İzmir’den başlayan bir diğer kol ege kıyılarını takip ederek Aliağa-Bergama-Ayvalık-Edremit-Çanakkale-Gelibolu-Malkara-Tekirdağ-Çorlu güzergahı üzerinden Kuzey Aks’a bağlanacaktır. Malkara’dan batıya doğru bir hat ile Keşan-İpsala-Dedeağaç-Kavala-Selanik üzerinden Üsküp’e bağlanacak oradan Priştine üzerinden Karadağ’dan geçerek Saraybosna’ya bağlanacaktır. Priştine’den Tiran’a bir hat çekilecektir. Orta Aks, ayrıca Afyon-Eskişehir-Kütahya-Bilecik üzerinden Adapazarı’nda Kuzey Aksa bağlanacaktır. Orta Aks Afyon-Ankara-Kırıkkale-Kırşehir-Kayseri-Malatya-Elâzığ-Bingöl-Bitlis güzergahından, Van Gölü’nün Güneyinden dolaşarak Hoy’dan İran topraklarına girip Tebriz’de İran demiryollarına katılacaktır. Tebriz’den Tahran’a ve oradan Meşhed üzerinden Türk Dünyasına erişecektir.

Orta Aksta Kırıkkale’den ayrılacak bir alt güzergâh Kırıkkale-Yozgat-Sivas-Erzincan-Erzurum-Yağan-Iğdır üzerinden Erivan’a ve oradan Kelbecer üzerinden Ağdam yolu ile Bakü’ye bağlanacaktır. Erzurum-Kars-Tiflis-Bakü yolunun etkinliği artırılacaktır

 

Kuzey Aks

Avrupa’dan Edirne Üzerinden Türkiye topraklarına giren Kuzey Aks Çerkezköy üzerinden Halkalı’ya bağlanacak ve Marmaray yoluyla İzmit-Sakarya-Düzce-Karabük üzerinden Samsun’a Bağlanacaktır. Karadeniz kıyısında kalan yerleşim ve üretim merkezleri olan Zonguldak, Ereğli, Bartın ve Sinop en yakın yerlerden Kuzey Aksına bağlanacaktır. Samsun’dan Karadeniz Sahili Boyunca devam edecek aks Ordu-Giresun-Trabzon-Rize yoluyla Batum’da Gürcistan demiryolları ile birleşecektir.

Ordu-Adana veya Samsun-Adana arasında doğrudan bağlantılı Akdeniz-Karadeniz Demiryolu inşa edilecek bu yol Kuzey Aks, Orta Aks ve Güney Aks bağlantılı olacaktır.

  • Demiryollarının geçtiği yerlerdeki tüm Organize Sanayi Bölgeleri, Nitelikli Tarım Merkezleri, Demir Çelik Tesisleri gibi Büyük Üretim Merkezleri Lojistik Merkezleri olarak kabul edilip demiryolu bağlantıları yapılacak, tüm limanlar, hava alanları ve otobüs terminalleri mutlaka bir demiryolu aksı ile bağlantılı olacaktır. Tüketim merkezlerinde Lojistik Merkezleri oluşturularak yük taşımacılığının demiryolu ağırlıklı hale gelmesi sağlanacaktır.
  • Mevcut kamyon ve nakliye araç parkı her türlü vergiden muaf kılınmış akaryakıt desteği ile istasyonlara ve lojistik merkezlerine kadar olan taşımada görevlendirilecektir.
  • Mevcut limanlar ıslah edilerek kapasiteleri artırılacak yükleme-boşaltma ve bekletme maliyetleri yeniden düzenlenerek, demiryolu bağlantılı olarak özellikle yük taşımacılığında etkin hale getirilecek, düzenli seferler programlanacaktır.
  • İnşa edilecek tüm demiryolları ve demiryollarında kullanılacak teknik aksam ve donanım, travers, lokomotif, vagon, elektrikifikasyon ve elektronik kumanda merkezleri, yazılımlar, sinyalizasyon gibi tüm yatırım ihtiyaçları yerli kaynaklardan temin edilecek, hiçbir ithal girdi kullanılmayacaktır. Bunun için Tülomsaş ve Tüvasaş gibi ilgili devlet kuruluşları yeniden organize edilecek, bu kurumların yönetimlerine ve ortaklıklarına özel şirketlerin ve üniversitelerin iştirak etmesi sağlanacaktır.[1]

 


[1] Bu bölümde bahsedilen demiryolları aksları grafiker Veli Koç tarafından büyük bir haritada gösterilerek çok yakında yayınlanacaktır.

Devamını Oku

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ULAŞTIRMA POLİTİKALARI IV

Ülkemizin sağlam bir ekonomik temele oturtulabilmesi ekonomik olmayan bir ilkenin hayata geçirilebilmesine bağlıdır. Bu ilke; Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren dış politikamıza dayanak teşkil eden“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesidir. Ülkemizin sınırları içindeki topraklarımızın bize verdiği imkanların sınırlı olduğunu dikkate alırsak daha büyük bir iktisadi coğrafya ile birlikte hareket ederek her ülkenin tek başına erişebileceklerinden daha büyük ekonomik etki yaratmamız gerektiği açıktır. Ben bu bölgeye Türkiye’nin Ekonomik ve Politik Etki Alanı diyorum. Bu alanın teorik olarak tüm Ortadoğu ülkelerini, Arap Yarımadasını, Kuzey Afrika, Türk Dünyası, Balkanlar ve Karadeniz Ülkeleri ve Kafkasları içine alması gerektiğini söyleyebiliriz. Okyanuslara erişebilmek için özellikle İran’ın kritik önemde bir ülke olduğunu söylemeye gerek yok.

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI

Bu coğrafyanın uyumlu bir şekilde hareket edebilmesinin iki önemli ayağı vardır:

Birinci ayak, yaratılacak ekonomik dışsallıkları göz önünde bulundurarak her ülkede sektörler tek tek ele alınıp ideal ekonomik ölçeklerin yeniden belirlenmesidir. Bu belirleme süreçlerinde etkinlik alanlarındaki büyüme tahminleri ve ekonomik hedeflere uygun tedarik altyapısı da dahil olacaktır.

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI

Ekonomik hayat sahasının entegre edilebilmesinin ikinci ayağını hiç kuşkusuz yük ve insan taşımacılığı için elzem olan ulaştırma ana planlarının hazırlanmasıdır. Daha sonraki adımları sermaye hareketleri, eğitim ve seyahat ve çalışma hayatına ilişkin düzenlemeler bunu takip edecektir. Bu coğrafyanın nüfusu 1,5 milyardan fazla ve toplam GSMH’si 10 Trilyon Doların ve dış ticaret hacmi 5 trilyon Doların üstündedir. Tüm enerji kaynaklarına sahiptir. Hızlı bir gelişme ihtiyacındadır ve kaynak yetersizliği çekmektedir.

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI

Türkiye’nin ekonomik hayat sahasının bütünleştirilebilmesi ülke içinden başlayarak orta vadede gerçekleştirilecek makul maliyetli bir taşıma sisteminin oluşturulması, liman ve karayollarının iyileştirilmesi ve sağlam bir hava taşımacılığı sisteminin kurulması şarttır. Bu entegrasyon projesinin öncelikli ayağını oluşturması gereken demiryolu hatlarının belirlenmesi için bir teorik gezi yapalım isterseniz.

Nasıl Büyük Devlet Olunur? XI

Ülke içinden başlayarak uzantıları ekonomik hayat sahalarına devam edecek 3 ana aks üzerinden hareket edebiliriz.

Devamını Oku