DOLAR 12,48430.47%
EURO 14,08310.07%
STERLIN 16,64340.3%
ALTIN 715,940,43
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7109185,36%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

El Kesesinden Ağalık

El Kesesinden Ağalık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gündem çok hızlı değişiyor ve bazı konular ele alınmak için eskimiş gibi görünebiliyor. Ancak öyle konular var ki, unutulmalarına izin verilmemeli, bir biçimde sürekli hatırlatılmalı. Sonuç alınana kadar ısrarla gündemde tutulması gerekli konular bunlar. Kamuoyunda yükselen sesler, en azından benzer konularda yanlışlar yapmaya kalkışanların cesaretini kırar umudundayım.

İki çocuğum da Ankara’da, Şehit Albay Reşat Çiğiltepe Okulu’nda okudular. Diplomalarında, CV’lerinde (özgeçmişlerinde) o okulun adının bulunmasını onur sayarım. Mustafa Necati Bey ve Albay Reşat Çiğiltepe rahmet istediler. Bilvesile makamlarının cennet olmasını dilerim. Adları verilen eserlerden adları silinmiş, yerlerine başka adlar konmuş. Çok çirkin, büyük bir vebal; kınanması gereken bir vefasızlık örneği.

Başkalarının başarılarını, emeklerini, eserlerini sahiplenerek bir şeyler yapıyor görünenlere hep kızmışızdır. Bu hazıra konucular hemen hemen her yerde karşımıza çıkıyorlar.

Örneğini müzik alanından vereyim. En yaygını kendisi özgün bir şeyler üretemeyen sıradan müzisyenlerin ünlü bir halk müziği eserini batı müziği enstrümanları eşliğinde ağızlarını yayarak, ezgisini bozarak söylemeleri. Eserin karakterini zedelemeden yeni bir yorumu denebilecek bazı başarılı uygulamaları hariç tutarsak son derece kötü örnekler.

Kendine, sanatına güveniyorsan kendin özgün bir şeyler üretsene. Öyle bir becerisi yok. En kolayı, herkesin beğendiği, çok dinlenen, sahipsiz, ünlü bir halk müziği eserini al ve cılkını çıkar. Biraz daha zahmete girip araştırmayı göze alanlar, başka ülkelerin müziklerinden yararlanıyor.

Edebiyatta ve bilim alanında “intihal” (başkalarının eserlerinden çalma) çok yaygın. Akademik dünyada intihal şampiyonu profesörlerden bile söz edilir.

Bir de kamuda eser çalmalar var. Hayır sahibi birileri birtakım eserler bırakmışlar. Bu eserlere önemli tarihi kişilerin adları verilmiş. Bazılarının tarihleri çok eski. Bir kamu kurumunun, bir yerel yönetimin başına geçen, fırsatı ele geçiren birileri bu eserlere göz dikiyor. Onlara verilen adları siliyor, kendi kafasına uygun birilerinin adını veriyor.

Bazen adı gasp edilen eser, bizzat adı verilen kişi ya da ailesi tarafından bağışlanmış da olabiliyor ki bu durumda yapılana her halde “tüy dikmek” deyimi uygun düşer.

Efendi, kendin yap ya da başına çöreklendiğin kamu kurumu bir eser vücuda getirsin, sonra kimin adını verirsen ver. Olur mu canım(!) Nerede o bilgi, beceri, imkân, yeterlilik? Üstelik bu işte bir taşla birkaç kuş vurma imkânı var. Hem önemli bir tarihî kahramanı unutturursun hem Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyete, dolayısıyla Atatürk’e sıkı bir gol atmış olursun hem kendi kafandaki birlerini topluma dayatırsın hem toplumdaki kamplaşmayı artırarak ülkedeki birlik ve beraberliği biraz daha aşındırırsın hem tehlikeli gördüğün güncel tartışmaları unutturmak üzere yeni bir gündem oluşturursun.  Kim bilir, burada saymakla bitiremeyeceğimiz daha nice faydaları vardır.

Ben, umdukları bütün faydalarına(!) rağmen bu tür eser adı değiştirmeleri hiç de ahlâkî bulmuyorum. Köklü bir devlete, büyük bir millete, tarihe kök salmış bir kültüre hiç yakışmayan bu tür işler, bir tür çalma olmaktan öteye yeni bir kötülüğün de öncüsü oluyor. Artık hiçbir esere verilen adın orada kalıcı olacağına güvenilemez. Bir gün gelir birileri mutlaka değiştirir. Mustafa Necati Bey’in ve Şehit Albay Reşat Çiğiltepe’nin adları yerine adları konanlarınki bakalım ne kadar yerinde kalacak?

Devamını Oku

Kibir

Kibir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Devlet dairelerinde görmeye alışığız; ama belediyede benzerine rastlayınca şaşırdım. Malum yerel yönetimler halkla iç içe; halkın tepkilerini dikkate almak, beğenisini kazanmak zorundalar. Devlet kurumları öyle değil, ezelden beri halka tepeden bakma alışkanlıkları var.

Bugün bir işim için Meram Belediyesi’ne gittim. Her zaman girdiğimiz, caddeye bakan gösterişli ana giriş kapatılmış. Bir levha konmuş. Vatandaş girişlerinin arka kapıdan yapılacağı belirtilmiş. “Siz de mi?” dedim ve binanın arka tarafına dolanarak arka girişi buldum. Haklarını yemeyeyim, bu giriş de ön giriş kadar şatafatlı; ama arka giriş lafı bana horlayıcı, küçümseyici geliyor. Ön giriş niye var? Arkadan girilmesi daha uygunsa ön giriş niye yapılmış? Binaya girdiklerinin görülmesinden utanılacak kimseler mi arka girişe yönlendiriliyor?

Meram Belediyesi’nin mutlaka doyurucu bir açıklaması vardır. İnanırım, halkı horlamak gibi bir amaçları yoktur. Ama yine de arka giriş lafı beni çok rahatsız etti.

Devlet dairelerinde çok uzun zamandan beri bu anlayış yerleşmiş durumda, giderek  etki alanını her ayrıntıya yayıyor. Bir devlet dairesinin binası inşa edilirken normal bir bina girişi yapılmış ve herkes buradan girip çıkıyor. Ama bir süre sonra binanın en üst amiri bu durumdan rahatsız oluyor. Ne demek, sıradan halkla aynı kapıdan girip, aynı merdivenlerden inip çıkmak? Beyefendilerin cıngıldağının dökülme tehlikesi var. Derhal girişler ayrılsın buyuruluyor. Ayrılsın da binanın tek girişi var. Bulun bir yer, olmazsa duvar yıkın buyruluyor. Binanın arka tarafında kömürlük girişi mi mutfak girişi mi servis girişi mi olur bir yer bulunuyor ve artık halk oradan girip çıkıyor.

Eski binalarda sıkıntı büyük, halkı sokacak bir arka giriş bulmak zor. Bari yeni yapılan binalarda beyefendilerin bu büyüklenmeleri dikkate alınarak iki ayrı giriş yapılsa ya! Sanırım o da mimarî açıdan gereksiz bulunduğundan projelerde yer almıyor. Yahu o binayı vatandaşa hizmet için yapmışsınız, esas olan hizmet edilen değil mi? Hizmet edenin daima ikinci planda olması gerekmez mi?

Bir lokantaya gittiğinizi düşünün. Hizmet edenler, lokantanın işletmecisi, gayet şatafatlı yapılmış ana girişten girip çıkıyor, müşteriler arkadaki servis girişinden. Böyle bir işletme olabilir mi?

Ohh, elhamdülillah, binaya girişte basit halka sürtünmekten kurtulundu, ama iş onunla bitmiyor ki(!) Bunun asansörü var, tuvaleti var, ayrıntıya girilirse var oğlu var. Ya sizin girdiğiniz tuvalete sıradan bir vatandaş girer de şeyinizin üzerine şey yaparsa ne büyük felaket değil mi? Derhal ayırın. Yetmez; ödenek mi bulursunuz, döner sermayeden mi yararlanırsınız, daireyle işi olan iş adamlarından mı rica edersiniz orayı şöyle özel biçimde tefriş edin. Altın kaplama şeyler tercih edilir.

Zaten halkla doğrudan teması olmayan çok çok üst düzeydeki devlet görevlilerini birtakım tatsızlıklara muhatap etmemek için halktan tecrit edici düzenlemeler yapılmasını gerekli ve normal karşılayalım da bunu bütün devlet dairelerine alt düzey müdürlüklere kadar genişletmeyelim, derim.

Devamını Oku

Ayasofya

Ayasofya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ayasofya temcit pilavı, bir kere daha önümüze kondu. Sonuç ne olur? Herkes merakta. Covit-19’u, yeniden yükselmeye başlayan hasta sayılarını bile görmez olduk.

“Cami olarak ibadete açılsın.” diyenler de “Mevcut durum korunsun.” diyenler de hiç endişelenmesin. Her iki tarafı da mutlu edecek bir formül bulacaktır siyaset.

Siyaset bazen gündemi değiştirmek, bazen oya dönüştürmek, bazen dış politikada araç olarak kullanmak amacıyla kamuoyunun önem verdiği hassas konuları büyük gürültüler çıkaracak biçimde ortaya atar.

Bazen işin başından itibaren bir B planı da vardır. Bazen de olayların zorlamasıyla sonradan bir B planı bulunur.

Örneği başka alanlardan verelim. Her seçim döneminde bütün siyasetçiler üniversitelere, orta öğretim okullarına giriş sınavlarını kaldıracaklarına söz verirler. Seçimi kazanıp iktidar koltuğuna oturan, sözünü tutmanın imkânsız olduğunu görür. Zaten yapılamayacağını da çoğu en baştan beri bilmektedir. Çözüm, anında bulunuverir. Uygulamada birkaç küçük değişiklik yapılarak sınavın adı değiştirilir, böylece bir önceki sınav kaldırılmış; verilen sözler de tutulmuş olur.

Bizde yapılan sınavların kısaltmaları için alfabede kullanılmayan harf kaldı mı bilmem. Ülkede hiçbir şey bu sınav adları kadar değişmedi.

Sonuçta Ayasofya konusunda suya sabuna dokunmayan birkaç küçük düzenleme yapılır. “Aha da ibadete açtık, diğer yandan müze olarak ziyaretlere de açık olacaktır.” denir.

Ne şiş yanar ne kebap. Konu siyasetin bir kez daha ihtiyaç duyacağı güne kadar rafa kaldırılır.

Aslında her ülkede siyasetçilerin gerektiğinde başvurmak üzere dağarcıklarında sakladıkları böyle konular vardır. Siyasetin gereği, olmalıdır da. Siyasetçinin, yönettiği toplumu arada bir coşturmaya da ihtiyacı vardır. Genellikle çözümü olmayan konulardır bunlar. Bazılarınca var sanılan çözüm başarılırsa, çözümü imkânsız başka bir sorunun ortaya çıktığı görülür.

Tecrübeli, kurt siyasetçiler, bu tür sorunların çözümlenmesini hiç istemezler. Sorunun çözümü demek, ondan bir daha yararlanma imkânının yok edilmesi demektir.

Hoş bir fıkrayı anımsatıyor insana: Hekimin oğlu, okulunu bitirip hekim olmuş, eve dönüp babasıyla birlikte çalışmaya başlamış. Ertesi gün, babasının eski hastasını evinde muayene edip döndüğünde babasına gururla şöyle demiş: “Baba, senin şu yıllardır derdini çözemeyip iyileştiremediğin şu zengin adamın derdini bulup iyileştirdim.” Baba burun kıvırarak cevaplamış: “İyi halt ettin, yıllardır senin okul masraflarını nasıl karşıladığımı sanıyordun şaşkın!”

Devamını Oku

Geri Besleme

Geri Besleme
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Önceki yazımda “geri besleme”den söz etmiş, bizde devlet bürokrasisinde pek görülmediğini, dolayısıyla uygulama alanında görülen pek çok aksaklığın uzun yıllar boyunca hiç ele alınmadan sürdürüldüğünü belirtmiştim. Covit-19 önlemleri arasında 65 yaş üstüne reva görülen ve üç ayı bulan sokağa çıkma yasağında da aynı durum söz konusu.

“Geri besleme” konusunu biraz açıklayıp örneklemekte yarar var. Sibernetik bilimi, sistemlerin işleyişini inceleyen ve düzenleyen bir bilim dalı. Üretim yapan bir makineyi ele alırsak sibernetik, işleyişi şöyle ele alır:

Girdi, üretim için gereken ham madde, personel, enerji ve diğer ihtiyaçlar; çıktı, elde edilen üründür. Süreç, girdiden başlayarak çıktı elde edilene kadar olanları ifade eder. Geri besleme, kusurlar varsa belirlenmesi amacıyla çıktının incelenmesi, değerlendirilmesi aşamasıyla başlar. Çıktı istenen nitelikte değilse girdiden başlanarak bütün süreç gözden geçirilerek nelerin düzenlenmesi gerektiği belirlenir. Sistemde gereken düzenlemeler yapılarak yeni süreç başlatılır ve yeni çıktı alınır. Bu geri besleme işlemi sürekli tekrarlanarak sistemin en yüksek yetkinlikte çalışması sağlanır.

Sibernetik bilimi, sistemin söz konusu olduğu her konuda uygulama alanı bulur. Eğitim, okul, bir kamu kurumu, ekim yapılan bir tarım alanı, akla gelebilecek işleyen hemen her şey bu bilimin alanına girer. Hatta bir ceviz kıracağı ile yapılan basit bir kırma işlemi bile aynı biçimde ele alınmalıdır. Çıktı uygun değilse, kırılan cevizler un ufak oluyorsa geri besleme ile sürecin neresinde bir aksaklık var belirlenip düzeltilmelidir. Zaten akıllı insanlar sibernetik biliminden, sistemden haberdar olmasalar bile böyle yaparlar.

Örnek olarak eğitim alanında arzulanan sonuçlara ulaşılamıyorsa çıktı (eğitilen öğrenci) kusurludur. Geri besleme yoluyla girdi ve eğitim süreci adım adım gözden geçirilir. Girdide kusur varsa bir önceki eğitim aşamasına geri besleme yapmak gerekir. Süreçte eğitim ortamı mı eğitim araçları mı eğiticiler mi uygulanan programlar mı eğitime ayrılan zaman mı ebeveyn ve aile ortamı mı eğitimin yönetimi mi çıktıdaki kusura yol açıyor belirlenerek gerekli düzenlemeler yapılır. Çıktı kusursuz olsa bile daha mükemmelleşmesi için geri besleme işlemi sürekli tekrarlanır.

Aynı geri besleme bir belediyenin tahsilat veznesinde çalışmanın iyileştirilmesi, bir marketin reyon düzenlenmesi vb için de geçerli ve gereklidir. Bilgisayar programlarının hemen her adımı geri beslemedir. “Şu satıra git, şöyleyse şunu yap.” komutları programcılığın esasıdır. Otomatik sistemler; buzdolabı, kombi vb de aynı esaslara göre çalışır. Çıktı olan ısıyı kontrol eder, yüksek ya da alçak olması gerekiyorsa geri beslemeyle çalışmayı başlatır ya da durdurur. Vücudumuzdaki otomatik sistemler, salgılar da benzer sibernetik sistemlerdir.

En başta devlet bürokrasisi sibernetik sistem ve geri besleme kavramlarını çok iyi bilmek zorundadır. En küçüğünden en büyüğüne her kamu birimi ortaya koyduğu hizmeti bir sibernetik sistem olarak görmelidir.

Bir yasa, bir yönetmelik, bir yönerge, bir genelge hazırlanırken uygulamada ve gelecekte nelerin ortaya çıkabileceğini tümüyle öngörmek mümkün değildir. Bu yasal düzenlemeler yayımlandıktan sonra bir daha hiç ele alınmazlarsa arzu edilen iyi sonuçları elde etmek mümkün değildir. Bürokraside kıvrak olmak, uygulama sonuçlarını gözden geçirmek,  geri beslemelerle sistemi sürekli düzenlemek gerekir.

Siz 65 yaş üstüne bir yasak koyar, yaklaşık üç ay “Ne oluyor, bu yaşlılar ne âlemde, ne sıkıntıları var, nasıl çözümler bulunabilir?” sorusunu aklınıza getirmezseniz, istemeden de olsa onları isyana teşvik edersiniz. Ne yaptığınızı bildiğiniz konusunda kuşku uyandırırsınız. Alınan önlemlere inancı zedeler, onlara uyma konusunda isteksizliğe yol açarsınız. Şaka yapar gibi, 65 yaş üstünün tek sıkıntısının Pazar günleri birkaç saat yakın çevrede yürüme ihtiyacından ibaret olduğunu sanıyorsanız aldanır, çok acı sonuçlarıyla karşılaşırsınız. Lütfedip geri besleme yapın.

Devamını Oku

65 Yaş Üstü Sokağa Çıkma Yasağı

65 Yaş Üstü Sokağa Çıkma Yasağı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yasak, yaşlılara sağlanacak bazı desteklerin olmaması yüzünden hem bıktırıcı hem öfkelendirici. Özellikle sosyal medyada gittikçe artan tepkiler görülüyor. Biraz daha sürdürülürse ciddi sıkıntılar beklenmelidir.

Aslında sıkıntı yasağın etkilerini azaltıcı önlemlerin düşünülmemesinden kaynaklanıyor. Değilse koruyucu bir önlem olarak doğruluğuna inandığım bir uygulama.

Bizim bürokrasimizde önemli bir kusur geri besleme kavramının olmaması. Bir yasa, bir yönetmelik vb hazırlanıp yayımlandıktan sonra bir daha asla ele alınmaz. Geri besleme yapılarak uygulamada görülen aksaklıklar giderilmeye, uygulama daha da mükemmelleştirilmeye çalışılmaz. Yüz yıl geçse bir daha üzerinde düşünülmeden uygulanması sürdürülecek, anlamsız ya da yanlış bir yığın yönetmelik bilirim. Başka bir yazıda örnek vermek isterim.

Konumuza dönelim. Yaşlı insanların sağlık sorunları var. Aile hekimlerine giderek yazdırdıkları raporlu olmayan ilaçları var. Raporlu ilaçlarını bir telefonla getirtebilecekleri yakın ve tanıdık bir eczahane bulunmayabilir. Devlet dairelerinde, bankalarda yürütmeleri gereken işleri var. Evinde yeterince nakit kalmayan, bankaya gitmek isteyen, internet kullanmayan ya da kullanamayan, bu yolla bazı ödemelerini yapamayan pek çok insan var. Bizzat kendilerinin yapmak isteyecekleri alışverişleri var. Onlar adına iş görecek yakınları olmayan ya da uzakta olanlar var.

Çözüm düşünmek, üretmek, uygulamak; devletin, yasağı koyanların görevi. Pek az düşünerek aklıma gelen birkaç öneri:

Aile hekimleri Haftanın belirli günlerinde, dönüşümlü olarak ayda birer kere yaşlıları evlerinde ziyaret ederek reçetelerini yazabilir, hastahanelere sevklerini yapabilir; raporlu ilaçlarının gününde eczahanelerce yaşlıların evlerine gönderilmesini kontrol edebilir.

On beş günde bir, banka ve devlet daireleri görev yaparken sadece 65 yaş üstüne hizmet verebilir ve bu günlerde diğer yaş gruplarına Sadece mesai saatleri içerisinde sokağa çıkma yasağı uygulanabilir. Aynı sürede market, bakkal, manav vb yerler sadece 65 yaş üstüne hizmet vermek üzere açık bulundurulabilir.

Bu tarz düzenlemelerden sonra hiçbir yaşlının sıkıntısı kalmayacaktır.

Virüs yüzünden hayatını kaybedenlerin %80’inin 60 ve daha yüksek yaştakiler olduğu dikkate alınınca yaşlılara uygulanan sokağa çıkma yasağı doğru bir önlem olarak görülmektedir. Birtakım densizin yaşlı insanlara bu vesileyle saygısızlık yapması, önlemi psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir.

Normale dönülse bile yaşlıların olabildiğince evlerinde kalmaları kendi sağlıkları için önemlidir.

Devamını Oku