DOLAR 18,0987 0.83%
EURO 18,4091 0.59%
ALTIN 1.026,460,95
BITCOIN 4253090,23%
Ankara
29°

AÇIK

Av. Abdullah Alaboga

Av. Abdullah Alaboga

12 Şubat 2022 Cumartesi

DİĞER YAZARLARIMIZ

CUMHUR İTTİFAKININ ADAYI KİM

CUMHUR İTTİFAKININ ADAYI KİM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uzun zamandır Millet ittifakının adayının kim olduğu tartışılıyor. Özellikle de Cumhur ittifakı ve havuz
medyasının merakını cezbediyor bu husus.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kızılcahamam'da düzenlenen "MYK, MDK ve Milletvekilleri" ortak
toplantısında, "Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanıdır ve tekrar
aday olmasının önünde de herhangi bir engel bulunmamaktadır" dedi. Ama
Bahçeli'nin bu cümlesinin hukuki olarak geçerliliği söz konusu değildir:
Anayasa'da, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" diye bir kavram kesinlikle yoktur…
Bu kavram bizzat Bahçeli tarafından 2016 Anayasa değişikliği için dillendirilen varlığıyla onur
duyduğumuzAna yasa Mahkemesi Emekli Asil Üyesi Fakülteden Hocam Sayın Prof. Dr. Fazıl Sağlam’ın
ifadesi ile yapay bir terimdir. 1982 anayasası yürürlüktedir, yeni bir anayasa yoktur, anayasanın
değişen bazı maddeleri vardır.
Cumhurbaşkanının 5 yıllığına en fazla 2 kez seçimini düzenleyen 101. madde 2007 anayasa
değişikliği ile yürürlüğe girmiş, 2010 ve 2017 anayasa değişikliğinde aynen korunmuştur.
Bahçeli diyor ki;
– "Cumhurbaşkanı'nın en az üç dönem seçilebilmesi amacıyla gerekli yasal düzenlemenin yapılmasına
var gücümüzle çalışır, bunu da başarırız.
Hiç kimse bulanık suda balık avlamasın, kutuplaşmadan rant devşirmenin hevesine kapılmasın, Sayın
Erdoğan'ın önünü keseceğini zannetmesin, ham hayal peşinde de koşmasın.” Peki; AKP Genel
Başkanının önümüzdeki seçimde aday olması hiç mi mümkün değil? Elbetteki mümkün. Bahçeli'ye bir
Hukukçu olarak önerimde şunlardır:
– Meclis'te, "Erken Seçim" kararı çağrısı yapın ki Erdoğan 3. kez aday olsun.
– Çünkü Erdoğan'ın 3. kez aday olabilmesi için yasa değil anayasa değişikliği şarttır.
– Anayasa değişikliği için; Referanduma gidilmesi Meclis'te en az 360 oyla kabul edilmesi ile doğrudan
kabulüne ise en az 400 oy gerekir.
– Cumhur İttifakı'nın Meclis'teki sandalye sayısı Bahçeli ne kadar destek verirse versin yetmemektedir.
– Ki erken seçim için tüm muhalefet partileri Meclis'te destek vereceklerdir.
Yüksek Seçim Kurulu'nun 4 Temmuz 2018 tarihli ve 952 numaralı kararı özetle şöyle;
– "6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanununun 20. maddesinin birinci fıkrası gereğince;
– Geçerli oyların salt çoğunluğunu alan Recep Tayyip Erdoğan'ın 13. Türkiye Cumhurbaşkanı
seçildiğinin tespitine ve adına Yüksek Seçim Kurulu'nca tutanak (mazbata) düzenlenmesine…"
TBMM başkanlığı YSK'nın bu kararına özetle şöyle itiraz eder;
– "Başkanlığımız "13" rakamına, Cumhurbaşkanlığı görevi yapan kişi sayısının hesabından veya
Cumhurbaşkanı seçim sayısı hesabından ulaşılamadığının görüldüğü, bu sebeple "13" rakamıyla ilgili
tereddütler hasıl olduğundan, konunun tekrar değerlendirilerek oluşan tereddüdün ortadan
kaldırılması…"

Yüksek Seçim Kurulu 2 gün sonra 954 numaralı kararı özetle şöyle düzenler:
– "13." ibaresinin kaldırılmasına ve tutanağın buna göre düzenlenmesine…"
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 4 kez, İsmet İnönü ve Celal Bayar 3'er kez ve Recep Tayyip Erdoğan 2 kez
Cumhurbaşkanı seçildiğinden Meclis bu düzenlemeyi ister.
Gerek Meclis, gerek YSK, Erdoğan'ın Haziran 2018'deki seçiminde kesinlikle şu ifadeleri kullanmadılar:
– Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi…
– Recep Tayyip Erdoğan ilk kez seçildi…
Şimdi gelelim
21 Ocak 2017'de "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında değişiklik yapılmasına dair 6271 sayılı kanun" ile
getirilen hükümlere;
MADDE 18 – Bu Kanun ile Anayasanın;
a) 8, 15, 17, 19, 73, 82, 87, 88, 89, 91, 93, 96, 98, 99, 100, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110,
111, 112, 113'üncü maddelerinde yapılan değişiklikler; (konuyla ilgisiz maddelere yer vermedim)
Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı
tarihte,
Dikkatinizi çekerim; 101. madde kesinlikle yok…
b) 75, 77, 101 ve 102'nci maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük
Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte,
c) Değiştirilen diğer hükümleri ile 101'inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Cumhurbaşkanı
seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir" ibaresinin ilgası bakımından yayımı tarihinde, yürürlüğe girer
ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır. Altını bir kez daha çizerim; (b) şıkkında 101. madde
için, "yapılan değişiklikler" hükmü vardır ki;
Anayasa'nın 101. maddesinde yer alan şu hüküm 2007 anayasa değişikliği ile yapılmış, 2010 ve 2017
anayasa değişikliklerinde de aynen kalmıştır:

– Madde 101: Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı
seçilebilir.
Tekrar ifade ediyorum; (c) şıkkında ise, 101'inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Cumhurbaşkanı
seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ibaresinin ilgası…" hükmü vardır…
TBMM Başkanı Mustafa Şentop dedi ki;
– "Hukuken hiç bir tartışma yoktur. 3 değil 2 kez adaylık söz konusudur. Hukuki boyutuyla ilgili olarak
akademik çalışmayı ben yayınlayacağım. Hukuki sorun olmayacağını, tartışmaların bilgi eksikliğinden
kaynaklandığını söyleyebilirim."
TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve MHP lideri Devlet Bahçeli'ye diyorum ki;:
Anayasa'da ve yasada Erdoğan'ın zamanında yapılacak seçimde 3. kez aday olabileceğine dair tek bir
hüküm kesinlikle yoktur.

Ümit ediyorum ki
– "YSK Erdoğan'ın 3. kez adaylık başvurusunu kabul eder.” Diye düşünüp, Plânlarını da buna göre
yapmıyorlardır Zira; inancım ve beklentim o dur ki;
YSK'nın hâkimleri de bu hukuki durumu bilirler ve asla anayasayı çiğnemezler…
Tek çare vardır;
– Erken Seçim…
6 partinin 12 Şubat'ta yapacağı "Güçlendirilmiş Parlamenter Rejim" zirvesi için de liderlere çağrım var:
– Sizlerden; Anayasaya sahip çıkmanızı, Mahallî idareler seçiminde gösterdiğiniz azim ve kararlılığı yine
göstermenizi bir vatandaş olarak beklerim.

Devamını Oku

Korkunun Korkakları, Korku, Cüceyi Devleştirir

Korkunun Korkakları, Korku, Cüceyi Devleştirir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nereden çıktı?” demeyin; çıktı işte…

Bugün size “korku”yu yazacağım!

Korku” cüceden dev yaratır!

Atasözü mü bu? Hayır… Benim sözüm.

O kadar korkak var ki çevremizde; “ata”laştırırlar sıradan adamı!

Korkuyorlar, tırsıyorlar, siniyorlar çünkü…

Dev gibi adamlar; korkudan eğilip bükülüyor, eğilip büküldükçe cüceleşiyor!

Canından mı, malını mülkünü kaybetmekten mi korkuyor, koltuk dertleri mi var; bilemem!

Ama sonu ölümle biten bir yolculukta kime ne faydası var ki bu korkunun?

Hangi korkak kazanmış ki bugüne kadar?

Hangisi tarihe geçmiş, gönüllere kazınmış?

Tek bildiğim, korktukları…

Korkup, konuşamadıkları…

Görüp, söyleyemedikleri…

Duyup, aktaramadıkları…

Yapma, etme, sırası değil…”

Bildikleri sadece bu!

Peki ne zaman sırası?

Kaybettikten, tükendikten, bittikten sonra mı?

Ya da tehlike geçince gidenin arkasından konuşurken mi “sırası gelmiş” olacak?

Oysa sen korktukça, büyür seni korkutan…

Sen cüceleşirken, onu devleştirirsin!

Devleşince daha da korkarsın…

Ve yumurta-tavuk misali, sürer gider bu oyun!

Yapacağın tek şey bellidir oysa:

İnandığın şeylerin arkasında eğilip bükülmeden, bedel ödemeyi de göze alarak durabilmek.

Kral çıplak” diye bağıran çocuk kadar yürekli olmak…

Gerekirse, “Alt tarafı genç ölürüm, cesedim yakışıklı olur” diyebilmek!..

Hiçbir korkağı hatırlamaz tarihçiler. Onları tarihin çöp odasına süpürürler…

Birazcık onur, birazcık sadakat, birazcık ilke ve birazcık yürek; cüceyi çıktığı deliğe kaçırır!

Nereden çıktı?” demeyin; çıktı işte:

İkiyüzlülüktür, zavallılıktır korku, insanı çirkinleştirir!

Sevdiğini, başkalarına yâr ettirir!

Yurtsuz, mekânsız; yüzsüz, suratsız bırakır…

Siz de görün etrafınızdaki korkakları; “Satılmış”, “Çıkarcı” deyip geçmeyin hemen…

Sadece “korkak” onlar!

Cüceleri devleştiren, devken cüceleşen zavallılar!

Nereden çıktı” demeyin; öylesine yazdım işte…

Devamını Oku

Tıp Hukukunda Tıbbi Hata ve Komplikasyon

Tıp Hukukunda Tıbbi Hata ve Komplikasyon
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tıbbi Hata) Tanımı, Kökeni ve Türleri

Ülkemizde ve diğer uluslarda yapılan çeşitli çalışmalarda malpraktis (tıbbi hata) iddialarında son yıllarda artış olduğu gözlemlenmektedir. Malpraktis davaları, tıp hukuku içinde yer almakla beraber en zor ve en spesifik davalar arasında yer almaktadır. Öğretide tıbbi hata iddiasının bulunduğu uzmanlık alanlarına göre en riskli alanların Beyin cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum başta olmak üzere, anestezi ve ortopedi olduğu açıklanmaktadır. Sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen hasta kişilerin hastanelerde yaşanan yoğunluğun fazla olması sonucu, hekimlerden aldıkları sağlık hizmeti ile tedavi süreci öncesinden başlayıp tedavi süresinde veya tedavi sonrasında malpraktis iddiaları ile dava açtıkları görülmektedir. Türkiye’ de 2002-2014 yılları arasında hekimlere yönelik yanlış ameliyat, teşhis ve benzeri nedenlerden dolayı 4470 dava açılmıştır. Açılan davaların %79’ u hekimlerin lehine sonuçlanırken, %21’ i davacı olan hastaların lehine sonuçlanmıştır. Malpraktise bağlı olarak açılan maddi ve manevi tazminat talepli davalarda malpraktis ve komplikasyon kavramlarının ayırt edilmesi büyük önem göstermektedir.

Sağlık hukuku tıp hukukunu kapsamakla birlikte sağlık hizmetini sunan ve bu hizmetten yararlanan kişiler arasındaki ilişkiler ile uyuşmazlıkları düzenleyen kurallar bütünüdür. Tıp hukuku, sağlık hukukunun bir alt dalı olup tıbbın uygulanmasından kaynaklanan sağlık personelinin hak ve yükümlülükleri, yasal sorumluluğu, hasta hakları, ilaç hukuku, medikal hukuk gibi konuları ele alan hukuk dalıdır. Hekim sorumluluğu kapsamında malpraktis iddiaları ile ilgili olarak ortaya çıkan za­rarın komplikasyon mu yoksa malpraktis mi oldu­ğunu belirlemek incelemelerin en önemli aşamalarından birisidir. Bu nedenle ilk olarak tıbbi hatayı (malpraktis) ve ardından komplikasyon kavramını açıklamalıyız.

Malpraktis, Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları md. 13 gereğince; bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” olarak tanımlanmaktadır. Amerikan Hekimler Birliği’ne göre malpraktis; benzer koşullarda benzer seviyede bulunan hekim ya da cerrahların dikkati ve yeteneği baz alınarak bir uygulamada meydana gelen hata olarak ifade edilmektedir. Hatalar, hasta üzerinde psikolojik ya da bedensel önemli zararlar bırakmaktadır ve sağlık hizmetlerinde sıkça görülmektedir. Bazı hatalar sonucunda oluşan zararlar ölümle de sonuçlanabilmektedir.

Malpraktis aynı zamanda ‘hekimliğin kötü uygulanması’, ‘tıpta yanlış uygulama’, ‘tıbbi ihlal’, ‘hatalı tedavi’, ‘uygulama hatası’, ‘tıbbi kötü uygulama’ gibi çeşitli kavramlarla isimlendirilmekle birlikte en geniş olarak kabul gören ve kullanılan kavram “tıbbi hata” dır. Malpraktis latince kökenli olup “Male” ve “Praxis” kelimelerinden türetilerek ‘gereken özenin gösterilmemesi sonucu tıbbi uygulama hataları ile oluşan bunun yanında görevi kötüye kullanmayı’ ifade etmektedir. Tıbbi hata, yapılan işin planlanan ve/veya uygulanan şekilde sonuçlanmaması ile yani kasıtsız bir sonuç olarak gündeme gelmektedir. Tıbbi hatalar, aydınlatma kurallarının ihlalinde, teşhiste veya tedavi yönteminin belirlenmesinde ya da belirlenen yöntemin uygulanmasında ortaya çıkabilir. Önemli noktalardan biri de malpraktisin oluşması için muhakkak bir zararın meydana gelmesi gerektiğidir.

Tıbbi hataların sınıflandırması bakımından çeşitli sınıflandırma grupları oluşturulmuştur. James T. Reason tıbbi hataları 2 kategoride incelemiştir. İlk kategoride “doğru eylemler dizisinin yanlış uygulanmasıyla oluşan sapma ve yanılgılar”; ikincisinde ise“yanlış eylem dizilerinin doğru şekilde uygulanmasıyla meydana gelen hatalar“ yer almaktadır. Leappe, Brennan ve Johnson’ ın tıbbi hataları çeşitlerine göre ayırması ise tanı hataları, tedavi hataları, profilaksi hataları ve diğer hatalar şeklinde olmuştur. Hakan Hakeri tıbbi hataları dört başlık altında toplayarak sınıflandırma yapmıştır. Bunlar: tanı hataları, tedavi hataları tedavi sonrası yükümlülüklerin ihlali ve organizasyon kusurudur. Bu sınıflandırma esas alınarak tanı hataları hakkında eksik ön muayene ve yetersiz anamnez (hasta öyküsü) alınması, teşhise yönelik gerekli tetkiklerin yapılmaması örnek verilmektedir. Tedavi hatalarına örnek olarak: müdahalenin yapılmaması, hasta vücudunda yabancı madde unutulması, yanlış tedavi yöntemi seçimi, gerekli testlerin yapılmaması, yanlış ilaç, hasta karıştırma, yanlış taraf cerrahisi ve son olarak enfeksiyon ve hijyen kurallarına uyulmaması gösterilmektedir. Tedavi sonrası yükümlülüklerin ihlali bakımından tedavi sonrası tavsiye ve uyarılarda bulunmama, tedavi sürecini sürekli kontrol ve gözetim altında bulundurmama örneklendirilmiştir. Son olarak organizasyon kusurunun bulunması halinde hastanın korunmasına yönelik hastanenin ihlali mevcuttur. Bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması, kan grubu teşhisinin yanlış yapılması, yeterli ısıtma sağlanamaması sebebiyle hastalığın ağırlaşması veya yeni bir hastalığa sebep olunması; kan doku ve organ çalınması, diğer hırsızlıklar, muhtemel kavga ve çatışmalar için yeterli güvenlik personelinin bulundurulmaması gibi hastanede bulunması belirli standartlara yönelik örnekler organizasyonda kusurun var olduğunu göstermektedir.

Tıbbi hatalara yol açan Amerika kaynaklı istatistiklere bakıldığında, hata kaynaklarının çoğunun hekimlerden ziyade sistematik bazı problemlerden kaynaklandığı ifade edilmiştir. Bir kısım tıbbi hata kaynağı “olumsuz şans” olarak nitelendirilirken, neticede insan olmanın getirdiği hata yapma olasılığı bulunduğu da tespitlerde yer almaktadır.  Bir diğer araştırmanın sonuçlarına göre ise istenmeyen etkilere sebep olan faktörler; yanlış tıbbi teşhis, tedavi sorunları, çeşitli iletişim problemleri, yetersiz ya da güncel olmayan ikinci basamak tedaviler, bilgi eksikliği, hatalı tıbbi değerlendirme ve kararlar olarak sıralanmıştır.

Hekimler ve sağlık çalışanlarının tıp biliminin standardına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü müdahaleleri uygulama hatası olarak değerlendirilerek hekimin sorumluluğu kapsamına alınmıştır. Hekimin sorumsuzluğu için olağanüstü dikkat ve özeni göstermesi elbette beklenemez. Somut olaylar ışığında hekimden beklenen dikkat ve özen ortalama tıbbi bilgiye sahip hekimin göstereceği dikkat, özen göstermesi ve önlemlerini almasıdır. Sorumluluğa ilişkin bir diğer önemli nokta da hekim ve sağlık çalışanlarının sorumluluklarının, hastaya sağlık hizmeti sunmaları ile ulaşılan sonuçtan ziyade sağlık hizmetinin mesleki bilgiye haiz kişiler tarafından gösterilen çabaların, hastaya yapılan işlemlerin ve hasta ile iletişiminde olan davranışlarının özenli olmamasından doğan zararlardan sorumlu olmalarıdır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2014/17432 E. ve 2015/8358 K. sayılı içtihat metninde belirtildiği üzere hasta ile hekim arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesi olduğu vurgulanarak vekilin vekâlet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumlu olduğu karar altına alınmıştır.

Komplikasyon Tanımı, Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı

Komplikasyon kavramı, Türk Dil Kurumunun Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğünde; “Bir hastalığın devamı sırasında oluşan başka patolojik olaylar veya hastalıklar, ardıl sorun, karmaşıklık” şeklinde tanımlanarak, doktorun müdahale sırasında bilgi, beceri ve deneyim eksikliği olmaksızın standart uygulamayı, doğru teşhis ve tedaviyi özenli bir şekilde gerçekleştirmesine rağmen öngörülemeyecek ve engellenemeyecek şekilde ortaya çıkan, hekimliğin kötü uygulanmasından kaynaklanmayan zarar doğurucu durumları ifade etmektedir. Komplikasyon özen ve dikkat yü­kümlülüğünün yerine getirilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçtur. Prof. Dr. İ. Hamit Hancı’nın ifadesiyle izin verilen riskin tıbbi karşılığı komplikasyondur.

Örneğin; bir ameliyat için yara enfeksiyonu bir komplikasyondur, ancak eğer profilaktik antibiyotik (bazı durumlarda gelişmesi muhtemel infeksiyonu önlemek için antibiyotik kullanımı) gerekli ise ve hekim bunu vermemişse bu artık özen eksikliğine dayalı bir malpraktise dönüşür. Oysa her türlü önlem alın­masına rağmen, basit bir operasyondan sonra hasta­da akciğer embolisi gelişmesi ve bu nedenle hasta­nın kaybedilmesi malpraktis olmaz.

Komplikasyon ve malpraktis (tıbbi hata) arasındaki temel fark komplikasyonda öngörülebilen bir zarar ve bu zararın doğmaması için önlem alındığı halde önlememesi söz konusuyken, malpraktiste ise hekimin zararın engellenebilmesi açısından gerekli önlemleri almamış olması, tıbbi standartlara uygun davranmaması veya gerçekleştirecek olduğu müdahale ile ilgili bilgi, beceri ya da deneyim vb. eksikliklerinin bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Hekimin, komplikasyonlardan sorumlu tutulmaması için; hastayı, komplikasyonlar konusunda bilgilendirmiş ve hukuka uygun olarak rızasını almış olması gerekir. Tıbbi müdahalenin tüm komplikasyonlarının bildirilmesi mümkün olamayabilir. Ancak makul derecede, oluşması ihtimali hastanın durumuna göre yüksek olan komplikasyonlar bildirilmelidir. Tıbbi müdahalelerde, öngörülebilen ama önlenmesi mümkün olmayan, oluşması ihtimali önceden hastaya usulüne uygun olarak bildirilmiş ve hasta tarafından kabul edilmiş olan durumlar nedeni ile de hekim sorumlu tutulamaz. Önlem alınmayan, fark edilmeyen, doğru yönetilmeyen ve tekrarlayan komplikasyonların malpraktise dönüşebileceği unutulmaması gereken önemli bir husustur. Tıp mesleği mensupları, komplikasyonun malpraktise dönüşmesine örnek olarak şu hususları göstermektedir: “Komplikasyon eğer; zamanında fark edilmez ise, fark edilmesine rağmen gerekli önlemler alınmaz ise, fark edilip önlem alınmasına rağmen bu önlemler yerleşmiş standart tıbbi girişim olarak değerlendirilmez ise malpraktisten söz edilir’’

Hukukçular ile hekimlerin malpraktis-komplikasyon ayrımı yönüyle görüş farklılıkları taşıdıkları görülmektedir. Tıp mesleği mensupları tıbbi müdahale sebebiyle oluşan her türlü olumsuz sonucu komplikasyon olarak adlandırılmakla beraber hukukçular açısından ancak hekime kusur olarak yüklenemeyecek olumsuzlukları komplikasyon olarak görülmektedir.

Malpraktis iddiasının dava açılması yoluyla mahkemeye taşınması durumunda,  hâkimin veya bir başka hukukçunun malpraktis tespiti yapması genellikle mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, malpraktisin tespiti için bilirkişinin bilgisi gerekmektedir. Uygulamada bilirkişi incelemesi daha çok Adli Tıp Kurumu tarafından bilirkişi raporu olarak hazırlanarak mahkemeye sunulmaktadır. Ancak bu kurum dışında özellikle üniversitelerin ilgili bölümlerinden öğretim üyelerine de bilirkişi olarak görev verildiği görülmektedir. Bilirkişi raporları takdiri delil olması nedeniyle hakimin hüküm vermesinde bu rapora bağlı olmadığı, hukuki çerçevede gerekçelendirmek suretiyle bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirebildiği görülmektedir. Malpraktis davalarında tıp biliminin uygulama alanında yetkin tıp mesleği mensuplarının, dava konusunun değerlendirilmesi açısından uzmanlık alanına ve teknik bilgilerine başvurulması ile hazırlanan bilirkişi raporları yargılama sürecinin oldukça mühim parçalarından biridir. Anlaşılacağı üzere malpraktis ve komplikasyonların dava içerisinde tespitini yapmak üzere bilirkişilere önemli bir görev düşmekte, kavramsal farklılıkların değerlendirilmesi ile kusur tespitinin yapılması sonucunda davaya konu somut olayın aydınlanması hem davacılar hem de davalı sağlık mensupları yönünden mühim bir gerçekliktir.

Devamını Oku

Tıp Hukukunda Tıbbi Hata Ve Komplikasyon

Tıp Hukukunda Tıbbi Hata Ve Komplikasyon
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemizde ve diğer uluslarda yapılan çeşitli çalışmalarda malpraktis (tıbbi hata) iddialarında son yıllarda artış olduğu gözlemlenmektedir. Malpraktis davaları, tıp hukuku içinde yer almakla beraber en zor ve en spesifik davalar arasında yer almaktadır. Öğretide tıbbi hata iddiasının bulunduğu uzmanlık alanlarına göre en riskli alanların Beyin cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum başta olmak üzere, anestezi ve ortopedi olduğu açıklanmaktadır.

Sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen hasta kişilerin hastanelerde yaşanan yoğunluğun fazla olması sonucu, hekimlerden aldıkları sağlık hizmeti ile tedavi süreci öncesinden başlayıp tedavi süresinde veya tedavi sonrasında malpraktis iddiaları ile dava açtıkları görülmektedir. Türkiye’ de 2002-2014 yılları arasında hekimlere yönelik yanlış ameliyat, teşhis ve benzeri nedenlerden dolayı 4470 dava açılmıştır. Açılan davaların %79’ u hekimlerin lehine sonuçlanırken, %21’ i davacı olan hastaların lehine sonuçlanmıştır. Malpraktise bağlı olarak açılan maddi ve manevi tazminat talepli davalarda malpraktis ve komplikasyon kavramlarının ayırt edilmesi büyük önem göstermektedir.

Sağlık hukuku tıp hukukunu kapsamakla birlikte sağlık hizmetini sunan ve bu hizmetten yararlanan kişiler arasındaki ilişkiler ile uyuşmazlıkları düzenleyen kurallar bütünüdür. Tıp hukuku, sağlık hukukunun bir alt dalı olup tıbbın uygulanmasından kaynaklanan sağlık personelinin hak ve yükümlülükleri, yasal sorumluluğu, hasta hakları, ilaç hukuku, medikal hukuk gibi konuları ele alan hukuk dalıdır. Hekim sorumluluğu kapsamında malpraktis iddiaları ile ilgili olarak ortaya çıkan za­rarın komplikasyon mu yoksa malpraktis mi oldu­ğunu belirlemek incelemelerin en önemli aşamalarından birisidir. Bu nedenle ilk olarak tıbbi hatayı (malpraktis) ve ardından komplikasyon kavramını açıklamalıyız.

Malpraktis, Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları md. 13 gereğince; bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” olarak tanımlanmaktadır. Amerikan Hekimler Birliği’ne göre malpraktis; benzer koşullarda benzer seviyede bulunan hekim ya da cerrahların dikkati ve yeteneği baz alınarak bir uygulamada meydana gelen hata olarak ifade edilmektedir. Hatalar, hasta üzerinde psikolojik ya da bedensel önemli zararlar bırakmaktadır ve sağlık hizmetlerinde sıkça görülmektedir. Bazı hatalar sonucunda oluşan zararlar ölümle de sonuçlanabilmektedir.

Malpraktis aynı zamanda ‘hekimliğin kötü uygulanması’, ‘tıpta yanlış uygulama’, ‘tıbbi ihlal’, ‘hatalı tedavi’, ‘uygulama hatası’, ‘tıbbi kötü uygulama’ gibi çeşitli kavramlarla isimlendirilmekle birlikte en geniş olarak kabul gören ve kullanılan kavram “tıbbi hata” dır. Malpraktislatince kökenli olup “Male” ve “Praxis” kelimelerinden türetilerek ‘gereken özenin gösterilmemesi sonucu tıbbi uygulama hataları ile oluşan bunun yanında görevi kötüye kullanmayı’ ifade etmektedir. Tıbbi hata, yapılan işin planlanan ve/veya uygulanan şekilde sonuçlanmaması ile yani kasıtsız bir sonuç olarak gündeme gelmektedir. Tıbbi hatalar, aydınlatma kurallarının ihlalinde, teşhiste veya tedavi yönteminin belirlenmesinde ya da belirlenen yöntemin uygulanmasında ortaya çıkabilir. Önemli noktalardan biri de malpraktisin oluşması için muhakkak bir zararın meydana gelmesi gerektiğidir.

Tıbbi hataların sınıflandırması bakımından çeşitli sınıflandırma grupları oluşturulmuştur. James T. Reason tıbbi hataları 2 kategoride incelemiştir. İlk kategoride “doğru eylemler dizisinin yanlış uygulanmasıyla oluşan sapma ve yanılgılar”; ikincisinde ise“yanlış eylem dizilerinin doğru şekilde uygulanmasıyla meydana gelen hatalar“ yer almaktadır. Leappe, Brennan ve Johnson’ ın tıbbi hataları çeşitlerine göre ayırması ise tanı hataları, tedavi hataları, profilaksi hataları ve diğer hatalar şeklinde olmuştur. Hakan Hakeri tıbbi hataları dört başlık altında toplayarak sınıflandırma yapmıştır. Bunlar: tanı hataları, tedavi hataları tedavi sonrası yükümlülüklerin ihlali ve organizasyon kusurudur. Bu sınıflandırma esas alınarak tanı hataları hakkında eksik ön muayene ve yetersiz anamnez (hasta öyküsü) alınması, teşhise yönelik gerekli tetkiklerin yapılmaması örnek verilmektedir. Tedavi hatalarına örnek olarak: müdahalenin yapılmaması, hasta vücudunda yabancı madde unutulması, yanlış tedavi yöntemi seçimi, gerekli testlerin yapılmaması, yanlış ilaç, hasta karıştırma, yanlış taraf cerrahisi ve son olarak enfeksiyon ve hijyen kurallarına uyulmaması gösterilmektedir. Tedavi sonrası yükümlülüklerin ihlali bakımından tedavi sonrası tavsiye ve uyarılarda bulunmama, tedavi sürecini sürekli kontrol ve gözetim altında bulundurmama örneklendirilmiştir. Son olarak organizasyon kusurunun bulunması halinde hastanın korunmasına yönelik hastanenin ihlali mevcuttur. Bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması, kan grubu teşhisinin yanlış yapılması, yeterli ısıtma sağlanamaması sebebiyle hastalığın ağırlaşması veya yeni bir hastalığa sebep olunması; kan doku ve organ çalınması, diğer hırsızlıklar, muhtemel kavga ve çatışmalar için yeterli güvenlik personelinin bulundurulmaması gibi hastanede bulunması belirli standartlara yönelik örnekler organizasyonda kusurun var olduğunu göstermektedir.

Tıbbi hatalara yol açan Amerika kaynaklı istatistiklere bakıldığında, hata kaynaklarının çoğunun hekimlerden ziyade sistematik bazı problemlerden kaynaklandığı ifade edilmiştir. Bir kısım tıbbi hata kaynağı “olumsuz şans” olarak nitelendirilirken, neticede insan olmanın getirdiği hata yapma olasılığı bulunduğu da tespitlerde yer almaktadır. Bir diğer araştırmanın sonuçlarına göre ise istenmeyen etkilere sebep olan faktörler; yanlış tıbbi teşhis, tedavi sorunları, çeşitli iletişim problemleri, yetersiz ya da güncel olmayan ikinci basamak tedaviler, bilgi eksikliği, hatalı tıbbi değerlendirme ve kararlar olarak sıralanmıştır.

Hekimler ve sağlık çalışanlarının tıp biliminin standardına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü müdahaleleri uygulama hatası olarak değerlendirilerek hekimin sorumluluğu kapsamına alınmıştır. Hekimin sorumsuzluğu için olağanüstü dikkat ve özeni göstermesi elbette beklenemez. Somut olaylar ışığında hekimden beklenen dikkat ve özen ortalama tıbbi bilgiye sahip hekimin göstereceği dikkat, özen göstermesi ve önlemlerini almasıdır. Sorumluluğa ilişkin bir diğer önemli nokta da hekim ve sağlık çalışanlarının sorumluluklarının, hastaya sağlık hizmeti sunmaları ile ulaşılan sonuçtan ziyade sağlık hizmetinin mesleki bilgiye haiz kişiler tarafından gösterilen çabaların, hastaya yapılan işlemlerin ve hasta ile iletişiminde olan davranışlarının özenli olmamasından doğan zararlardan sorumlu olmalarıdır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2014/17432 E. ve 2015/8358 K. sayılı içtihat metninde belirtildiği üzere hasta ile hekim arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesi olduğu vurgulanarak vekilin vekâlet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumlu olduğu karar altına alınmıştır.

Komplikasyon Tanımı, Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı

Komplikasyon kavramı, Türk Dil Kurumunun Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğünde; “Bir hastalığın devamı sırasında oluşan başka patolojik olaylar veya hastalıklar, ardıl sorun, karmaşıklık” şeklinde tanımlanarak, doktorun müdahale sırasında bilgi, beceri ve deneyim eksikliği olmaksızın standart uygulamayı, doğru teşhis ve tedaviyi özenli bir şekilde gerçekleştirmesine rağmen öngörülemeyecek ve engellenemeyecek şekilde ortaya çıkan, hekimliğin kötü uygulanmasından kaynaklanmayan zarar doğurucu durumları ifade etmektedir. Komplikasyon özen ve dikkat yü­kümlülüğünün yerine getirilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçtur. Prof. Dr. İ. Hamit Hancı’nın ifadesiyle izin verilen riskin tıbbi karşılığı komplikasyondur.

Örneğin; bir ameliyat için yara enfeksiyonu bir komplikasyondur, ancak eğer profilaktik antibiyotik (bazı durumlarda gelişmesi muhtemel infeksiyonu önlemek için antibiyotik kullanımı) gerekli ise ve hekim bunu vermemişse bu artık özen eksikliğine dayalı bir malpraktise dönüşür. Oysa her türlü önlem alın­masına rağmen, basit bir operasyondan sonra hasta­da akciğer embolisi gelişmesi ve bu nedenle hasta­nın kaybedilmesi malpraktis olmaz.
Komplikasyon ve malpraktis (tıbbi hata) arasındaki temel fark komplikasyonda öngörülebilen bir zarar ve bu zararın doğmaması için önlem alındığı halde önlememesi söz konusuyken, malpraktiste ise hekimin zararın engellenebilmesi açısından gerekli önlemleri almamış olması, tıbbi standartlara uygun davranmaması veya gerçekleştirecek olduğu müdahale ile ilgili bilgi, beceri ya da deneyim vb. eksikliklerinin bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Hekimin, komplikasyonlardan sorumlu tutulmaması için; hastayı, komplikasyonlar konusunda bilgilendirmiş ve hukuka uygun olarak rızasını almış olması gerekir. Tıbbi müdahalenin tüm komplikasyonlarının bildirilmesi mümkün olamayabilir. Ancak makul derecede, oluşması ihtimali hastanın durumuna göre yüksek olan komplikasyonlar bildirilmelidir. Tıbbi müdahalelerde, öngörülebilen ama önlenmesi mümkün olmayan, oluşması ihtimali önceden hastaya usulüne uygun olarak bildirilmiş ve hasta tarafından kabul edilmiş olan durumlar nedeni ile de hekim sorumlu tutulamaz. Önlem alınmayan, fark edilmeyen, doğru yönetilmeyen ve tekrarlayan komplikasyonlarınmalpraktise dönüşebileceği unutulmaması gereken önemli bir husustur. Tıp mesleği mensupları, komplikasyonunmalpraktise dönüşmesine örnek olarak şu hususları göstermektedir: “Komplikasyon eğer; zamanında fark edilmez ise, fark edilmesine rağmen gerekli önlemler alınmaz ise, fark edilip önlem alınmasına rağmen bu önlemler yerleşmiş standart tıbbi girişim olarak değerlendirilmez ise malpraktisten söz edilir’’

Hukukçular ile hekimlerin malpraktis-komplikasyon ayrımı yönüyle görüş farklılıkları taşıdıkları görülmektedir. Tıp mesleği mensupları tıbbi müdahale sebebiyle oluşan her türlü olumsuz sonucu komplikasyon olarak adlandırılmakla beraber hukukçular açısından ancak hekime kusur olarak yüklenemeyecek olumsuzlukları komplikasyon olarak görülmektedir.

Malpraktis iddiasının dava açılması yoluyla mahkemeye taşınması durumunda, hâkimin veya bir başka hukukçunun malpraktis tespiti yapması genellikle mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, malpraktisin tespiti için bilirkişinin bilgisi gerekmektedir. Uygulamada bilirkişi incelemesi daha çok Adli Tıp Kurumu tarafından bilirkişi raporu olarak hazırlanarak mahkemeye sunulmaktadır. Ancak bu kurum dışında özellikle üniversitelerin ilgili bölümlerinden öğretim üyelerine de bilirkişi olarak görev verildiği görülmektedir. Bilirkişi raporları takdiri delil olması nedeniyle hakimin hüküm vermesinde bu rapora bağlı olmadığı, hukuki çerçevede gerekçelendirmek suretiyle bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirebildiği görülmektedir. Malpraktis davalarında tıp biliminin uygulama alanında yetkin tıp mesleği mensuplarının, dava konusunun değerlendirilmesi açısından uzmanlık alanına ve teknik bilgilerine başvurulması ile hazırlanan bilirkişi raporları yargılama sürecinin oldukça mühim parçalarından biridir. Anlaşılacağı üzere malpraktis ve komplikasyonların dava içerisinde tespitini yapmak üzere bilirkişilere önemli bir görev düşmekte, kavramsal farklılıkların değerlendirilmesi ile kusur tespitinin yapılması sonucunda davaya konu somut olayın aydınlanması hem davacılar hem de davalı sağlık mensupları yönünden mühim bir gerçekliktir.

Devamını Oku

Kiracı ve kiralayanın karşılaştığı güncel sorunlar ve çözüm önerileri

Kiracı ve kiralayanın karşılaştığı güncel sorunlar ve çözüm önerileri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kira Hukuku alanında karşılaştığımız iki hukuki problemden birincisi kiralananda yapılacak kira artış oranının ne olacağıdır. TBK m. 344 gereği tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerli olacaktır. İçinde bulunduğumuz Eylül ayı bakımından bu oran %15,78’dir.

Kira Hukuku alanında karşılaştığımız bir diğer sorun ise yeni satın alınan konutta bulunan kiracının konuttan nasıl çıkartılacağıdır. Türk Borçlar Kanunumuzun 351. maddesi “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.” hükmünü içerir.

Mevzuatımız gereğince satın almış olduğunuz konutta önceki malikle arasındaki kira sözleşmesine istinaden oturmaya devam eden kiracıyı, sırf evi satın aldığınız yani ev sahibinin değiştiği gerekçesi ile konutu boşaltmasını isteme, kira sözleşmesini sona erdirme hakkınız bulunmamaktadır.

Yeni edindiğiniz taşınmazı ister cebri icra yoluyla ister satın alma ister bağış yoluyla elde etmiş olun ilgili hükümden faydalanabilmeniz açısından bir fark bulunmamaktadır. Önemli olan taşınmazlarda mülkiyetin tescil yolu ile kazanılmasına binaen maddede düzenlenen sürelerin tescil tarihi/edinme tarihinden itibaren başladığının gözden kaçırılmamasıdır.

Netice itibariyle eğer yeni edindiğiniz taşınmazda kiracı bulunmakta ve kira sözleşmesini kendiniz, eşiniz, altsoyunuz, üstsoyunuz veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğunuz diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi ile kullanma zorunluluğunuzun hasıl olduğu gerekçesiyle sona erdirmek istiyorsanız; edinme tarihinizden itibaren bir aylık süre içerisinde kiracınıza yazılı olarak (ispat açısından Noterlikten ihtarname keşide edilmesini öneririz.) bildirmeniz ŞARTIYLA altı ay sonra iktisap ve ihtiyaç sebebiyle kiralananın tahliyesine ilişkin davanızı açabilirsiniz.

İhtiyaç sebebinizi ispatlamanız gerekeceğinden “Almanya’dan oğlum gelecek.” gibi aslında var olmayan klişeleşmiş ihtiyaç sebepleri yerine ciddi ve samimi ihtiyaçlarınızı ileri sürmeniz gerekmektedir.

Son olarak belirtelim mevzuatımızda yeniden kiralama yasağı bulunmakta olup TBK m. 355 hükmü uyarınca; ihtiyaç sebebiyle kiracının tahliye edilmesi halinde kiracıya, tahliyeden itibaren üç aylık süre içerisinde haklı bir sebep olmaksızın kiralananın kendisi dışında bir üçüncü kişiye kiralanması halinde, son kira yılında ödediği kira bedelinden az olmamak üzere tazminat talep edebilme imkânı tanınmaktadır.

Devamını Oku