Akvaryum Dışı Balık — Kafes İçi İrade!

Arkadaşlar toplanır şehirde açılan akvaryum balıkları galerisine giderler.  Renk-renk, çeşit-çeşit balıklar kendilerine bahşedilmiş küçüklü büyüklü akvaryumlarda alımlı bir şekilde süzülmektedirler. Yem verme vaktidir. Atılan yemlere üşüşen balıklar ayrı bir canlılık oluşturur.
 
Balıklar hoşnut, seyredenler memnun, yem veren keyifli. Herkes kendilerine bahşedilmiş huzur ikliminden payını alıyor.
 
Yem veren ekâbir olduğu her halinden belli kişi, bir akvaryum karşısında kafa hareketleriyle balıkları oynatmaktadır. Başını sağa-sola, aşağı-yukarı çevirir, balıklar taklit ederler.  Hipnotize olmuş şekilde, yemcileri ne yaparsa tekrara çalışırlar. Sanki yedikleri yemlerin hakkını veriyor gibidirler.
 
Arkadaş grubundan meraklı olanı sokulur adamın yanına, bu balıkları istediğin gibi nasıl oynatıyorsun, nasıl yönetiyorsun diye sorar.  Ekâbir yemci şöyle bir süzer önce, sonra tepeden bakarak başlar anlatmaya; Bak bu balıkların beyni çok küçüktür. Çok kolay etki altında kalırlar. Eğer istersen onlara gözlerinle hükmedebilirsin, istediğini yaptırabilirsin. Bizimki hem dersini almıştır, hem de yönetme duygusunun hazzını yaşayacaktır. Arkadaşlarına siz gezin, ben şu balıkları oynatayım biraz der.
 
Bir müddet sonra gidenler geri dönerler. Bıraktıkları arkadaşlarının balıklara ne kadar hükmettiğini merak da etmektedirler aslında, acaba nasıl hoplatıyor diyerek heyecanla yaklaşırlar!
 
Ama ne görsünler balıkların bırakın hoplayıp zıplamasını, bizimki akvaryumdaki balıkların etkisine girmiş solungaç hareketi yaparak periyodik hareketlerle ağzını açıp-açıp kapatıyor. Balıkları taklit ediyor.
 
Önce şaşırırlar bir güzel, sonra hemen oradaki tabloya dâhil olurlar. Onlarda mizansenin parçasıdırlar artık.
 
—Yorumlar hazırdır; Bak şuna ne kadarda güzel yapıyor solungaç hareketini, kimse böyle yapamaz, şu beden diline bak,  hiç böylesi geldi mi, ne büyük usta!
 
 —Birisi ileri gider; bakın balıklar bizimkine bakarak solungaç hareketini öğreniyorlar
 
—Bazıları daha derinlerdedir, eğer bu solungaç hareketini yapıyorsa mutlak bir hikmeti vardır! Bugüne kadar solungaç hareketi yapmayı neden akıl edemedik, o yüzden neler çektik!

***

Gazetede bir başlık;  “Türk askerini kafesledik.”
 
Bakıyorum merakla; CIA’nın Türkiye uzmanı Henry Barkey’in Utah Üniversitesinde verdiği konferansta Türkiye de iktidarla anlaşarak askeri kafeslediklerini anlatmış.
 
Yazı devamla şöyle; “Barkey’in bu sözleri kullandığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda Orgeneral Hilmi Özkök oturuyordu. Konferanstan 3 ay sonra, 4 Temmuz 2003’te de K. Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. İlerleyen yıllarda ise Ümraniye ve Balyoz gibi soruşturmalarla çok sayıda subay tutuklanarak adeta “kafes”leniyor.  Konuşmasında, 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinden Türk Ordusu’nu sorumlu tutan Barkey, ABD’nin en büyük felaketinin Türk Ordusu’nun, “PKK terörü ve çıkacak karışıklıkta Türkmenleri korumak için” Kuzey Irak’a girmekte ısrar etmesi olduğunu, bu nedenle konuşmasının adını “Felaket ile Flört” koyduğunu anlatıyor.
 
Hâlbuki biz dokunulamaz yerlere dokunuyorduk, normalleşiyorduk, hani ileri bir şeylere falan geçiyorduk, tasmaları kırmıştık. Gerçi bir kafes lafıdır gidiyordu ama kilidi milli irade de diyorduk.

Hayal bile edemeyeceğimiz işler oluyor diye bayramlar ediyorduk şen şakrak!

Çok acı öğreniyoruz Aslında kafeslenenin Türkiye olduğunu.

***

 
Ardından diğer müthiş haber ilişiyor gözüme, bebek katillerinin sembol isimlerinden birisi dikte ediyor; “ Eğer kan akmasını istemiyorsanız, istediğimiz her şeyi verin şimdilik bölünmeyiz,  İsteklerin tamamı parçalanmak üzere olsa ne yazar. Koro hazır; efendim  “çok önemli barışçı mesajı” bekliyormuşuz yıllardır, barış meleği konuşmuş!

Alkışlar umutlara, umutlar çözümlere karışıyor.

Haberin devamında anlıyoruz ki bu garabet dikte aslında o zevatın kendisine de dayatılmış. 
 
Bu sözleri söyleyene dikte ettiren yer, alkışlayanlarında “ilham kaynağı” aslında.
 
Her iki “taraf” aynı yerden beslenmekte!
 
Ekâbir merkezden mesaj  gecikmiyor nitekim; “Bu barışçı girişimlere sahip çıkın sonuna kadar  arkanızdayız, zaten hep arkanızda olmadık mı?..”

***

Sonrası aklıma geliyor da geliyor.

  • Zinayı hangi baskısıyla suç olmaktan çıkardık?
  • Irak’ın kuzeyinde kabul ettiğimiz rol?
  • Libya-Yemen-Suriye, İlk emperyalist tutum?
  • Anayasa taslağımız ilk nerde görücüye çıkarıldı?
  • Ermenistan, İsrail ile bizim felaket üzerinden flörtümüz?
  • Determinasyon yasası apar topar nasıl çıktı?
  • “Süpürmeyin kullanın” sözünü kullanan danışman çok uzunca bir süre neden görevinde kaldı? 

Ve daha niceleri!

Belli! Hep arkamızdaydılar!..

***!

Akvaryumdan girdik, kafesle gittik. Nerden geldik buralara.

Bir tarafta akvaryum içindeki balıklar, diğer yanda kafeslenenler.

Bir tarafta muhteşem solungaç hareketi yapan akvaryum dışındaki büyük balık,

Diğer yanda kafesledik diye efelenen kafes içindeki irade!

Tabloyu tamamlayan parça, tüm bunları alkışlayan gündem mühendisi güruh!

Tabii ki en önemlisi;

Huzurlu olma halini mükemmel taklit eden çoğunluk!

Tezgâha böyle gelinmiştir ey milletim…

Ha! birde yemleyenler vardı; tezgahtarlar!…

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!