AKP’nin on iki yıldır izlediği politika “Komşularla sıfır sorun”lu bir coğrafya hedeflemek; Kıbrıs’ta “bir adım önde olmak” için ilk adım atan ülke olmak; Ermenistan ile ‘yüz yıllık tarihi sorunu tarihte bırakmak’ için “çözümsüzlük çözüm değildir” politikasını terk etmek olarak özetlenebilir.
Tarihi, sosyolojik ve jeopolitik gerçeklerden kopuk ütopik sloganlarla yürütülen AKP politikalarının Türkiye’ye maliyeti de büyük olmuştur.
‘Esat gitmeli, Suriye halkı özgür iradesiyle kendisini yönetmeli’ sloganı, bölge, ülke, uluslararası ilişkiler ve sosyolojik temel üzerine oturtulmadığı için bir AKP temennisinden ileriye gidemedi.
‘Esat gitsin de isterse Suriye viran olsun’ şeklinde uygulanan politika sonuçta Türk diplomatlarını dünyanın en barbar örgütü olan IŞİD’in eline rehin düşmesine neden olmuştur. Yanlış anlaşılmasın elbette Irak ve Suriye’de yaşanaların tek sorumlusu, Türk dış politikası değildir.
Irak’ta bugün yaşananların tarihi ABD işgaline dayanır. Irak’ın yapısal ve toplumsal anlamda yeni yeni oluşmaya başlayan dokusunun mezhep, etnik ve bölge temelinde param parça eden ABD işgalidir. Afganistan’da El Kaide’yi, Irak’ta IŞİD’i bu politikalar üretmiştir.
Ancak bu durum, bölgede gerçekleşen kargaşa ve kaostan AKP iktidarının uyguladığı politikaların rolünün görmezlikten gelmeyi de haklı kılmaz.
Bir defa süreç içinde şu veya bu biçimde AKP, Suriye’de Esad’a karşı tüm radikal İslamcıları ve cihatçıları çeşitli yöntemlerle desteklemiştir. Bu durum El Kaide, El Nusra ya da IŞİD gibi katil örgütlerin güçlenmesine neden olmuştur.
Suriye’deki savaşın başlangıcında, yabancı savaşçıların sınırlardan serbestçe geçişine izin verilmiştir. Türkiye’nin Suriye ile olan sınırı çoğu zaman Esat’a karşı savaşanların serbestçe geçiş yerleri olmuştur. Bu durum Suriye’deki cihatçı, kaideci, selefici, nursacı güçlerin bölgede istediği gibi cirit atmasına neden olmuştur.
İran’ın Şii yayılmasını dengelemek için Sünni hareketlere yönelik himayeci tutumu da Türkiye’yi IŞİD barbarlığıyla karşı karşıya bırakmıştır.
Hatırlatalım; AKP, “Suriye’nin dostları” adı altında Suriye dahil bölgenin Birinci Dünya savaşı sırasında sınırlarını çizmiş ve paylaşmış olan Fransa ve İngiltere gibi ülkelerle, Suriye’nin geleceği konusunda Türkiye’de toplantılar düzenlemiştir!
Tamamen devşirme, barbarlık ve cinayet tecrübesi olan bilumum radikaller, Esat muhalifi olarak kategorize edilmiştir. Yabancı ülkelerde örgütlenen, yabancı istihbarat servislerinin güdümünde kendi ülkelerine karşı savaşan milislere Özgür Suriye Ordusu adı verilmiştir. AKP iktidarı işte bu Özgür Suriye Ordusundan yana tavır koymuştur.
AKP politikasını, uluslararası alanda da “Ya özgür Suriye Ordusu ya da Esat Rejiminin Ordusu” yanında yer almak olarak formüle etmiştir. Suriye’de radikallerin güçlendirilmesi ve bölgeye hakim bir konuma gelmesinin sakıncalarından söz edenleri de AKP medyası “Esedci” ya da “mezhepçi” olarak yaftalamıştır.
Suriye’de Esad güçten düşürülünce ülkedeki Selefi, Ccihatçı ve Nusracı guruplar güçlenmiştir.
Suriye’de olan biteni doğru okuyamayan Diş İşleri Bakanı Davutoğlu, ‘Esad üç ay sonra gidecek’ beklentisi üzerine Türkiye’nin stratejisinin oturtulmasına neden olmuştur. Halbuki Esad üç yıldır, her şeye rağmen Suriye’nin başında kaldı ve kalmaya da devam edecek gibi görünüyor.
Yabancı işgaller devletleri yıkmaz, çoğu zamanda işgaller kendilerini sona erdirecek şartları yaratır. Devletleri, devleti meydana getiren halkların iradesinin ayrışması yıkar. ABD’e Irak devletini yıkmamış, bir arada yaşama iradesini yok etmiştir. Halkı farklılıklar temelinde ayrıştırıp birbirine karşıt hale getirerek Irak devletinin fiilen yıkılmasına neden olacak şartları yaratmıştır.
İşgalden sonra iş başına gelen Maliki yönetimi, mezhep taassuplu bir anlayışla Sünnileri sistemden dışlamıştır. IŞİD hareketini de işte bu zemin yaratmıştır.