Mehmet Hanifi GÜLEL
Gıda sektörü son yıllarda önemli bir dönüşüm içerisinde. Bu dönüşümü ise tüketici talepleri şekillendiriyor. Bir yanda aşırı işlenmiş gıdalar yer alırken, diğer yanda sağlıklı ve sürdürülebilir gıda ürünlerine ilgi her geçen gün artıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da yayımladığı ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu’nda kapsamlı revizyon yaptı.
Hayata geçirilen yeni uygulamalar ile gıdada şeffaflık ve tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimi için adımlar atıyor. Gıda sektöründe son yıllarda yaşanan dönüşüm ve değişimin temel dinamiğinde iki ana damarın bulunduğunu kaydeden Uzman Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu, bunlardan ilkinin aşırı işlenmiş gıda ürünleri olduğunu ve ikincisini ise çok daha besleyici, daha güvenli, izlenebilir, fonksiyonel ve sürdürülebilir ürünlerin oluşturduğunu bildirdi.
Bayburtluoğlu, “İkinci grupta yer alan gıdalar ‘Clean Label’ olarak yani temiz etiketli olarak yer alıyor. Bu gıdalar hem ambalajı daha çevre dostu hem de aroma, katkı, boya vb içermeyen ürünlerden oluşuyor. Tüketiciler artık sorguluyor, üretici de üretim yaparak buna cevap vermek zorunda kalıyor. Bu da sektörü daha şeffaf ve daha sorumlu bir yapıya doğru dönüştürüyor” dedi.
Butik markalar daha hızlı büyüyor
Üretim açısından sağlıklı ve fonksiyonel gıdalara olan ilginin hem dünyada hem de Türkiye’de artığını ifade eden Bayburtluoğlu, bilinçli tüketicilerin artık sadece doymak-doyurmak istemediğini, yediği ürünün, öncelikle çocuğu ve tüm ailesi için kendisine ne kattığını bilmek istediğini aktardı. Türkiye’de fonksiyonel/sağlıklı gıdalara ilginin son yıllarda çift haneli hatta bazı segmentlerde çok daha yüksek oranlarda artış gösterdiğini belirten Bayburtluoğlu, “Son güncel rakamlara göre fonksiyonel gıda pazarı 2022’de 7,7 milyar TL’ydi. 2023’te ise 15 milyar TL düzeyi telaffuz ediliyor. 2024’te Türkiye gıda sanayisi ürün satışları yaklaşık 2,8 trilyon TL’ye ulaştı” diye konuştu.
Küresel pazar büyüklüğü 50 milyar doları aşacak
Diğer yandan, Mordor Intelligence tarafından yapılan araştırmaya göre dünyada temiz etiketli gıda pazarının büyüklüğü 2025 yılında 48,23 milyar dolara ulaşırken, bu yıl ise 51,47 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. 2031’e kadar pazarın yıllık %6,45’lik büyüme göstererek 70,36 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Türkiye’nin sağlıklı gıda üretiminde en büyük avantajının sahip olduğu hammadde zenginliği olduğunu vurgulayan Bayburtluoğlu, “Ama asıl farkı bu hammaddeleri nasıl değerlendirdiğimiz yaratıyor. Hammadde satmak yerine işleyip farklılaştırdığınızda, yani gerçekten bir fayda sunduğunuzda katma değer yaratıyorsunuz. Türkiye’nin hedefi çok net olmalı ve Ar-Ge’ye yatırım yaparak, fonksiyonel ürün geliştirmek ve bunu markalaştırmak üzerine kurgulanmalı. Çünkü katma değerli ürün demek, fiyat rekabetinden çıkmak ve sürdürülebilir bir büyüme yakalamak demek” ifadelerini kullandı.
Tüketici sektöre yön veriyor
Tüketici tercihlerinin gıda sektörünü dönüştürdüğüne değinen Bayburtluoğlu, bugünün tüketicisinin çok daha bilinçli olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Etiketi okuyor, içeriği araştırıyor, hatta üretim sürecini, sertifikayı ve analizi sorguluyor. Bu da üreticiyi ister istemez daha dikkatli olmaya zorluyor. Artık güzel ambalaj ve marka bilinirliği yetmiyor; içeriğin de o ambalajı desteklemesi gerekiyor. Tüketici sektöre yön veriyor ve kaliteyi yükselttiği için bu çok sağlıklı bir dönüşüm.”
Türkiye’de üreticiler açısından en büyük zorluklardan birinin, tüm maliyet kalemlerinin aynı anda artması olduğunu belirten Bayburtluoğlu, üreticilerin karşı karşıya olduğu en kritik sınavın maliyet yönetimi ile ürün kalitesini eş zamanlı sürdürebilmek olduğunu söyledi.
Yeni ürünler için KOBİ’lere erişilebilir destek verilmeli
Türkiye’nin globalde marka sayısını artırması için potansiyelinin bulunduğunu aktaran Bayburtluoğlu, şunları kaydetti: “Çünkü hammadde ve üretim potansiyelimiz çok yüksek. Global marka sayımızı artırmak için sadece iyi ürün yetmiyor. Her anlamda sürekliliği sağlamak ve güven oluşturmak gerekiyor. Özellikle gıdada güven çok kritik. Eğer bunu sağlayabilirsek, Türkiye’den çok daha fazla global marka çıkacağına inanıyorum.
Burada en kritik konu Ar-Ge ve inovasyonun sürdürülebilir şekilde desteklenmesi. Özellikle KOBİ’lerin yeni ürün geliştirebilmesi için daha erişilebilir destek mekanizmalarına ihtiyacı var. Bunun yanında sadece üretim değil, markalaşma ve ihracat süreçlerinin de desteklenmesi gerekiyor. Çünkü katma değer sadece üretimde değil, ürünü nasıl konumlandırdığınızda ortaya çıkıyor.”
“Coğrafi işaretli ürünler için bütüncül bir yaklaşım şart”
Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünler bakımından önemli bir avantajı olsa da bunun tek başına yeterli olmadığına vurgu yapan Bayburtluoğlu, “Coğrafi işaretli ürünü aynı kalitede sürdürülebilir şekilde üretmek, orijinalliğini koruyarak üretim kapasitesini artırmak ve doğru şekilde pazarlamak gerekiyor. Ambalajdan hikâyeye, ihracat stratejisinden dijital satışa kadar bütüncül bir yaklaşım şart” dedi.