1. Haberler
  2. Gündem
  3. Doğum izni: Süre uzuyor ama eşitlik sağlanıyor mu?

Doğum izni: Süre uzuyor ama eşitlik sağlanıyor mu?

Meclis'te doğum izninin uzatılması tartışılırken, TÜİK verileri kadınların hâlâ iş gücünden uzak olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre asıl mesele ise izin süresi değil, bakım yükünün kim tarafından üstlenildiği.

featured
0
Paylaş

Türkiye’de doğum izninin uzatılmasına yönelik tartışmalar, TBMM’ye sunulan yeni kanun teklifiyle yeniden gündemde.

AKP’nin sunduğu kanun teklifi, kadınlar için ücretli doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya, erkekler için ise babalık izninin 5 günden 10 güne çıkarılmasını öngörüyor.

Kanun teklifinin gerekçesinde, doğumdan sonraki ilk ayların çocuğun bakım ve gelişimi açısından belirleyici olduğuna dikkat çekilirken, düzenlemenin aynı zamanda nüfus politikalarının desteklenmesi amacıyla da ele alındığı belirtiliyor. Bu yönüyle teklif, hükümetin ilan ettiği “Aile Yılı” kapsamında aileyi ve doğurganlığı teşvik eden politikaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Ancak tartışma yalnızca çocuk bakımının nasıl güçlendirileceğiyle sınırlı değil.

Kadın örgütleri ve uzmanlar, bu düzenlemenin kadınların çalışma hayatındaki konumunu nasıl etkileyeceği sorusuna odaklanıyor. DW Türkçe’ye konuşan feminist avukat Selin Nakıpoğlu da bu tartışmanın yalnızca bir izin süresi meselesi olarak ele alınamayacağını vurguluyor.

Avukat Selin Nakıpoğlu, doğum izni süresinin uzaltılmasının tek başına kadınlar açısından bir kazanım olmadığına dikkati çekiyor

İznin uzatılması teknik olarak bir hak gibi görünse de pratikte kadınların iş piyasasındaki konumunu zayıflatacak bir başlıktır” diyen Nakıpoğlu, bu tür düzenlemelerin işverenlerin kadınları işe alırken daha temkinli davranmasına yol açabileceğini ifade ediyor.

Kadınlar zaten iş gücünden uzak

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, kadınların işgücüne katılımının erkeklere kıyasla belirgin biçimde düşük olduğunu ortaya koyuyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36,8’de kalırken, erkeklerde bu oran yüzde 72.

Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş arası kadınlarda istihdam oranı yüzde 26,9’a kadar geriliyor. İstihdam içerisinde yarı zamanlı çalışan kadınların oranı ise yüzde 18 civarında. Yani istihdama dahil olan beş kadından neredeyse biri yarı zamanlı çalışıyor.

Öte yandan tarım dışı kayıt dışı istihdam oranı kadınlarda yüzde 19,4 olarak ölçülürken, tarım sektöründe bu oran yüzde 91,1’e kadar yükseliyor.

Ücret eşitsizliği de dikkat çekici. Üniversite mezunu kadınların kazancı, erkeklere kıyasla ortalama yüzde 17,4 daha düşük.

Nakıpoğlu, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranının Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ortalamalarının oldukça altında olduğunu belirterek bunun yapısal bir soruna işaret ettiğini söylüyor:

Bu, sadece bir sayı değil; kadınların iş gücüne dahil olamadığı anlamına gelir. Devlet politikalarının veya çalışma koşullarının kadınların iş hayatında kalmasını sağlayacak şekilde güçlü bir şekilde tasarlanmadığını gösterir.

Bakım yükü kadınların sırtında

Buna paralel resmi veriler, kadınların iş gücüne katılamamasında bakım yükünün belirleyici olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre kadınların iş gücüne dahil olmama nedenleri arasında ev işleri ile meşguliyet yüzde 35 pay alıyor.

Resmi veriler, Türkiye’de bakım yükünün kadında olduğuna işaret ediyor

Aile yaşamına ilişkin veriler de bu yükün eşitsiz dağıldığını ortaya koyuyor. Hane içindeki işlerin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği görülüyor. TÜİK verilerine göre kadınların hane halkı ve aile bakımına bir günde ayırdığı süre 4 saat 35 dakika iken erkeklerde bu süre sadece 53 dakika. Çocuk bakımında kadınların aldığı pay yüzde 94,4 olarak ölçülürken erkeklerin payı yüzde 2,3’te kalıyor.

Uzmanlara göre bu veriler, bakım emeğinin Türkiye’de hâlâ kamusal bir hizmet alanı olarak değil, ağırlıklı olarak kadınların üstlendiği görünmez bir yük olarak kaldığını gösteriyor.

Nakıpoğlu da bakım hizmetlerinin yetersizliğinin kadınları iş gücünden uzaklaştıran temel faktörlerden biri olduğunu ifade ediyor. Kreşler, gündüz bakımevleri ve esnek çalışma modellerinin sınırlı olması nedeniyle kadınların bakım yükünü çoğu zaman tek başına üstlenmek zorunda kaldığını söylüyor.

Okul öncesi eğitimde gerileme

Türkiye’de kreşler hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hem Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda. Diyanet İşleri Başkanlığı ve belediyelere bağlı dernekler de kreş açabiliyor.

Ancak ülkede yüzde 100 ücretsiz kreş, belediyelerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uyguladığı bazı sosyal programlar dışında yok.

Eğitim Reformu Girişimi’nin Milli Eğitim Bakanlığı İstatistikleri üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı, 2022-2023 eğitim-öğretim yılından bu yana geriliyor.

2023-2024 eğitim-öğretim yılında 1 milyon 954 bin 202 olan öğrenci sayısı 2024-2025’te 1 milyon 741 bin 314’e düştü. 5 yaşta okul öncesi eğitim net okullulaşma oranı 1,8 yüzde puan düşerek yüzde 82,5 oldu. 3-5 yaşta okul öncesi net okullulaşma oranı yüzde 51,9’dan yüzde 49’a ve 4-5 yaşta ise yüzde 64’ten yüzde 60,8’e geriledi.

Eleştiriler: “Eşitsizliği derinleştirir”

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, doğum izninin uzatılmasını içeren düzenlemeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, teklifin kadınların çalışma hayatındaki konumunu güçlendirecek bütüncül bir yaklaşım içermediğini savunuyor.

CHP’li Gamze Taşçıer de bu düzenlemenin kadın ile erkek arasındaki eşitsizliği derinleştireceği uyarısında bulunuyor

Taşcıer, Türkiye’de kadın istihdamının zaten sınırlı olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı halihazırda bu kadar sınırlıyken getirilen bu düzenleme eşitsizliği azaltmaz, derinleştirir” diyor.

Taşcıer’e göre, kadınların iş gücüne katılımı açısından asıl sorun yapısal. Türkiye’de 21,5 milyon kadının iş gücü dışında bulunduğunu belirten Taşcıer, bu tablonun eşitsizliğin derinliğini ortaya koyduğunu vurguluyor.

Nakıpoğlu da benzer şekilde, yalnızca doğum izninin uzatılmasının kadın istihdamını desteklemek yerine riskleri artırabileceğini belirtiyor. “Kadınlar işten uzun süre uzak kaldıklarında yeniden işe dönmek zorlaşır; maaş, kariyer ilerlemesi ve terfi fırsatları azalır” diyerek bu sürecin doğrudan ekonomik sonuçlarına dikkat çekiyor.

Bakım sorumluluğu kimin?

Uzmanlara göre tartışmanın merkezinde doğum izninin süresi değil, bakım politikalarının nasıl kurgulandığı yer alıyor.

Teklif, ebeveyn izni gibi bakım sorumluluğunu kadın ve erkek arasında eşit paylaşmayı hedefleyen modeller yerine ağırlıklı olarak doğum izninin genişletilmesine odaklanıyor. Düzenleme kapsamında, eşi doğum yapan memurlara tanınan 10 günlük babalık izninin erkek işçilere de verilmesi öngörülüyor. Ancak bu adım, bakım emeğinin eşit paylaşımını sağlayacak ölçekte değil.

CHP’li Gamze Taşcıer’e göre düzenleme bu haliyle bakım yükünü kamusal bir sorumluluk olarak yeniden tanımlamak yerine büyük ölçüde aile içinde, yani kadınların üzerinde bırakıyor. Taşcıer, “İşe dönüş güvencesi var mı, gelir güvencesi var mı” diye sorarak bu yaklaşımın kadınların iş gücü piyasasındaki kırılgan konumunu daha da derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.

Ebeveyn izni neden gündemde değil?

Nakıpoğlu’na göre de bu yaklaşım toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız değil. “Bakım yükü kadınların üzerine yıkılır, erkekler ise iş piyasasında ‘tam zamanlı çalışan’ rolüyle tanımlanır” diyen Nakıpoğlu, bu yaklaşımın eşitsizliği yeniden ürettiğini belirtiyor.

Nakıpoğlu’na göre ebeveyn izni güçlü şekilde tartışılsa, bakım sorumluluğu kadın ve erkek arasında paylaşılabilir ve kadınların istihdama dönüşü kolaylaşabilir. Ancak Türkiye’de ebeveyn izni tartışmalarının sınırlı kaldığını, bunun da kadınları “koruma” gerekçesiyle istihdamdan uzaklaştıran politikalarla ilişkili olduğunu söylüyor.

Bu, sadece iyi niyetli bir sosyal hak düzenlemesi değildir; kısa vadeli ‘iyi görünme’ ile çalışma piyasasındaki cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren bir tuzaktır” diyen Nakıpoğlu, bu tür politikaların kadınların iş gücünden uzaklaşmasını meşrulaştırma riski taşıdığına dikkat çekiyor.

Almanya gibi ülkelerde uygulanan ebeveyn izninde, anne veya babalara çocukların bakımıyla ilgilenmeleri için belirli bir süre işten ayrılmalarına imkan tanınıyor. Genellikle ücretsiz olan ebeveyn izni, anne veya babalara işe dönüş güvencesi de sağlıyor.

Süre tartışması mı, sistem sorunu mu?

TÜİK verileri kadınların hem iş gücüne katılımda hem de çalışma koşullarında erkeklerin gerisinde kaldığını ortaya koyarken, doğum izni tartışması bu eşitsizliğin hangi politikalarla giderileceği sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

Uzmanlara göre yalnızca doğum izninin uzatılması, kadınların istihdamdaki konumunu güçlendirmek için yeterli değil; kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ebeveyn izni modellerinin geliştirilmesi ve bakım yükünün eşit paylaşımını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Selin Nakıpoğlu da doğum izninin uzatılmasının tek başına bir kazanım olmadığını, kadınların iş gücünde eşit yer alabilmesi için bakım hizmetleri, esnek çalışma, ebeveyn izinleri ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Aksi halde bu tür düzenlemelerin kadınların iş gücünden uzaklaşmasını meşrulaştıran bir çerçeveye dönüşebileceğine işaret ediyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!