H. Nurcan Yazıcı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Boğazlar: Emperyal Gücün Dar Kapıları

Boğazlar: Emperyal Gücün Dar Kapıları

featured
0
Paylaş

Yazar, Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan güncel gerilimleri örnek göstererek, dar su yollarının küresel ekonomi ve siyasi egemenlik üzerindeki hayati etkisini vurgulamaktadır. Metne göre modern dünyada gerçek güç, toprak fethinden ziyade enerji ve ticaret yollarının akışını kontrol etmekten geçmektedir. Türkiye’nin geçmişte imzaladığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ülkenin stratejik bağımsızlığını sağlayan ve emperyalist müdahaleleri engelleyen en büyük diplomatik zaferlerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu tarihi kazanım ışığında yazar, Kanal İstanbul projesinin mevcut hukuki statüyü sarsabileceğini ve Türkiye için bir güç kaynağından ziyade stratejik bir risk oluşturabileceğini savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, boğazların kontrolünün bir milletin sadece haritadaki varlığını değil, gelecekteki bekasını da doğrudan belirlediğini öne sürmektedir.

 

Bugün dünya, gözünü Hürmüz Boğazı üzerine dikmiş durumda. Çünkü orada sıkışan sadece gemiler değil… Küresel düzenin kendisi.

Savaş artık sadece cephede kazanılmıyor. Haritaların ince çizgilerinde, dar geçitlerde, boğazlarda kazanılıyor. Orada dönen şey sadece gemiler değil. Orada dönen şey: petrol, para ve güç.

 

İran diyor ki: “Gerekirse kapatırım.”

Amerika Birleşik Devletleri diyor ki: “Açık tutarım.”

İsrail ise bu denklemin her an patlayabilecek tarafında duruyor.

 

Bir açıklama geliyor… petrol fırlıyor.

Bir gemi durduruluyor… piyasalar sarsılıyor.

Bir tatbikat yapılıyor… dünya diken üstünde.

 

Çünkü herkes biliyor: Hürmüz kapanırsa, sadece bir bölge değil, dünya ekonomisi kilitlenir Bu bir kriz değil. Bu, açık bir güç mücadelesi. Çünkü Hürmüz’ü kontrol eden, sadece bir su yolunu değil, dünya ekonomisinin boğazını tutar.

İşte tam bu noktada tarih devreye giriyor. Biz bu hikâyeyi daha önce yaşadık. Tıpkı bir zamanlar bizim coğrafyamızda olduğu gibi… Mondros Mütarekesi; Bir imza… Ve boğazlar elden çıktı. Yabancı donanmalar İstanbul önlerinde demirlediğinde, bu sadece bir işgal değildi. Bu, bir milletin nefesinin kesilmesiydi. Sonra toparlandık. Lozan Antlaşması ile ayağa kalktık. Ama hâlâ eksiktik. Çünkü gerçek egemenlik, toprakta değil, geçişte saklıydı.

 

Ve biz o gerçeği geç fark ettik, ve doğru zamanda hamle yaptık.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi: İşte o an, oyunun kuralları değişti. Türkiye şunu ilan etti:“Bu kapıdan kim geçer, kim geçemez… ben karar veririm.”

Bu sadece bir anlaşma değildi. Bu, emperyal denkleme atılmış bir imzaydı.

 

Bugün Hürmüz’de yaşanan gerilim, aslında Montrö’nün ne kadar büyük bir kazanım olduğunu tekrar hatırlatıyor. Çünkü eğer bir ülke kendi boğazını kontrol etmiyorsa, o ülke sadece haritada vardır.

 

Artık savaşlar… toprak için değil, akış için yapılıyor.

Petrolün akışı.

Ticaretin akışı.

Gücün akışı.

Ve o akışın daraldığı yerin adı: Boğaz.

 

İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı bugün hâlâ Türkiye’nin kontrolündeyse, bu sadece geçmişin kazanımı değil, geleceğin sigortasıdır.

 

Önemli sonuç: Gelelim Kanal İstanbul tartışmasına… Görünürde bir fırsat, ama gerçekte ciddi bir risk barındırıyor:  Montrö’yü elde etmek yıllar aldı. Kanal İstanbul, kazandığımız güvenli ve stratejik konumu kaybettirebilir ya da zayıflatabilir.

Sonuç açık: Kanal İstanbul güç değil, potansiyel bir stratejik risktir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!