Bu makale, Başkurt Türklerinin köklü geçmişini, coğrafi yayılımını ve kültürel kimliğini tarihsel belgeler ışığında incelemektedir. Başkurt isminin kökeninden başlayarak, bu topluluğun Ural Dağları çevresindeki kadim varlığı ve Zeki Velidi Togan gibi önemli şahsiyetlerin bu alandaki çalışmaları ele alınmaktadır. Kaynaklar, antik Yunan coğrafyacılarından Orta Çağ Arap seyyahlarına kadar geniş bir yelpazede Başkurtların askeri güçleri, gelenekleri ve sosyal yaşamları hakkındaki kayıtları sunar. Ayrıca topluluğun Türk lehçeleri içindeki yeri ve şamanizmden İslamiyet’e geçiş süreçleri gibi kültürel değişimlere de değinilmektedir. Sonuç olarak eser, nüfusça az olmalarına rağmen geleneklerine bağlı kalan bu halkın tarihsel derinliğini ve Orta Asya ile Avrupa arasındaki stratejik konumunu vurgulamaktadır.
Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Ural Dağları ve Ural (Yayık) Nehri Başkurt Türklerinin ana yurdudur. Çok köklü bir tarihi geçmişi olan Başkurtların sayısı diğer Türk boylarına göre daha azdır. Dünya’da toplam 2 milyon civarında Başkurt Türkü olduğu bilinmektedir. Sayılarının az olmasına karşın geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Başkurt Türkleri geçmişlerini yaşatmakta kararlıdırlar.
Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı olan Başkurdistan’ın yüzölçümü 143.600 kilometre kare olup, toplam nüfusu 4.140.336 civarındadır. Başkurdistan nüfusunun etnik dağılımı şöyledir: %29,8 Başkurt, %36,3 Rus, %24,1 Tatar, %2,8 Çuvaş, %2,6 Mari, %1,3 Ukraynalı, %0,6 Moldovalı, %0,5 Udmurt’tur. Rakamlardan da görüldüğü gibi, Başkurdistan’da Ruslar çoğunluktadır.
Yazılı Kaynaklarda Başkurt Türkleri
Ural bölgesi ve Başkurt Türkleri denince ilk akla gelen isim ünlü tarihçi, Türkolog ve devlet adamı Zeki Velidi Togan’dır (1890–1970). Türkiye’de ve dünyada Başkurt tarihinin ve genel olarak Başkurtların tanınması Togan sayesinde olmuştur dersek hiç de yanlış olmaz. Zeki Velidi tüm ömrünü milletine adayan nadir insanlardan birisidir ki, hayatının büyük bir kısmını vatanından ve milletinden uzaklarda geçirmişse de Başkurt milleti için hizmet etmiş, Başkurtlarla ilgili birçok eser yazarak Başkurt Türklerinin yurt dışındaki sesi olmuştur. “Hatıralar” başta olmak üzere 2003 yılında Türksoy tarafından yayımlanan “Başkurtların Tarihi” gibi eserlerinde, sayısız makalelerinde Başkurt Türklerinin dil, tarih, edebiyatı ve kültürü ile ilgili geniş bilgiler sunarak, milletine dair hiçbir ayrıntıyı es geçmemiştir.
Bir milletin adı olan Başkurt kelimesi, baş ve kurt sözcüklerinden oluşan bir birleşik kelimedir. Halk arasında dolaşan bir rivayete göre, Başkurtlara İslam dinini öğretmek için gelen insana bir kurt yol göstermiştir. Bundan dolayı, başı kurt, yani önderleri kurt diye adlandırılmıştır. Eski Yunan, Arap, Çin vb. kaynaklarında sıkça Başkurt kelimesine rastlamak mümkündür. Başkurt kelimesi yazılı kaynaklarda ilk kez II. yüzyılda ünlü Yunan astronomu, matematikçi ve coğrafyacı Klaudios Ptolemaios (MS 108–168) tarafından kaleme alınmıştır.
Başkurt, Vaşgirt şeklinde batı kaynaklarında ve İran destanlarında da bulunmaktadır. Konuyla ilgili Togan şunları yazmıştır: “İran destanlarında ve batı kaynaklarında bilinen Vaşgirt, Tirmiz yanındaki Başkurt dağı ve Pamir’in Çıtral tarafındaki Başkurt gibi coğrafi isimler, eski Bulgarlar gibi Başkurtların da en eski çağlarda, Türkistan’ın güneybatı taraflarında yaşamış olduklarına delâlet edebilir. Efsanelerde görülen Gürksar yani “kurt baş” kelimesi “Başkurt” kelimesinin “kurtbaş”dan geldiğine dair halk etimolojilerinin ve faraziyelerinin eski bir şekli olabilir.”
(Togan 2003:3). Bir Türk destanı olan Oğuzname veya Oğuz Destanı’nda da Başkurtlardan söz edilmiştir: “Türk rivayetlerinin en eskisi olan Oğuz destanında Başkurtlar, Edil havzasına yakın ve Bulgarlara sınırdaş bir dağlık ülkede yaşayan, kuvvetli ve şekavetle tanınmış (cebbar ve ayyar), kibir ve nuhveti dolayısıyla hiçbir cihangire baş eğmeyen bir kavim sıfatıyla zikrediliyorlar.”

(Togan 2003:3). Ünlü Başkurt tarihçi Zeki Velidi Togan, Başkurtların ortaya çıkışı ve tarihi ile ilgili yaptığı araştırmalarının sonucunu şu şekilde kaleme almıştır: “Eski Başkurtlara ait en şayanı kayıtlar Çin kaynaklarında görülmektedir. Fakat bu kayıtlar Çinliler tarafından kavim isimleri olarak zikredilen bazı isimlerin “Başkurt” ismine benzetilmesinden başka bir şey değildir… Kavim isminin Türkçe aslı Töles yahut Tölös’tür, ki bu isimler Orhun kitabelerinde de zikredilir. Demek Başkurtlar Göktürk zamanında Tölös kabilesine dahil bir Türk kabilesiydi ve bunlar Hunların halefi sayılıyordu. Tölösler ise Altay-Irtış taraflarında yaşayan Kıpçak kavimlerinden ibarettir. Kıpçakların da milâdın ilk yarısında Güney Türkistan’da yaşadıklarını gösteren deliller vardır. Sonra bu kavimler Hunlar devrinde Doğu Avrupa’ya dağılmışlardır… Türk Başkurtların birleşmesinden önce Ural taraflarında bazı İran Sarmat kavimlerinin yaşamış olduğu, coğrafi isimlerinden anlaşılmaktadır. Başkurtların Kıpçak grubuna dahil bir kabile olarak görülmesi diğer tarihi kayıtlara da uygundur.”
(Togan 2003:4). Başkurtların günümüzde yaşadığı topraklarında bulunan Araplar, Başkurtlarla ilgili bilgilerini paylaşmıştır. Zeki Velidi Togan “Başkurtların Tarihi” adlı kitabının “İslam Membalarına Göre Başkurtlar” başlıklı kısmında şunları yazmıştır: “İstakhrî, Başkurtları “Oğuzların sonunda” yani Aral-Hazar arasında yaşayan Oğuzların kuzey tarafında, onlara bitişik olarak yaşayan ve kimseyi yanlarına sokmamak için müsait yerlerde Bulgarlara tâbi olarak yaşayan ve sayıları (yani askerleri) 2000’i geçmeyen bir kavim olarak tarif eder. Al-Birunî de Başkurtların yaşadığı ülkeyi “Başkurt Dağları” (Cibâl-i Başkhırt) diye adlandırır ve bu kavmin, İbn Fadlân’da olduğu gibi Yayık Peçeneklerine komşu olmak üzere Edil, Bulgar ve Suvarların doğusunda yaşadığını zikreder. Bu dağların ismi olan “Ural” kelimesine 13. asırda Çinggizlilerden Şıbanoğulları ulusunun sınırlarının tarifinde, Ebülgazi Han tarihinde ve Nogay destanlarında rastlanıyor.”
(Togan 2003:4–5). Başkurtlar ile ilgili ayrıntılı bilgiler, Halife el-Muktedir’in 921 yılında Bağdat’tan İdil boyundaki Bulgar hükümdarlarına gönderildiği elçilik heyetinde yer alan ve gezide kâtiplik görevini üstlenen İbni Fadlan’ın (Ahmed bin Fadlan el-Abbas) eserinde de bulunmaktadır. Fadlan’ın seyahatnamesinin Başkurtlarla ilgili kısmına değinen Zeki Velidi Togan: “Ural dağlarında yaşayan Başkurtlar, güneyde Mogacar dağlarında Oğuzlarla, Yayık’ta Peçeneklerle ve batıda Sokh ile Çerimşen arasında, yani şimdiki Samara vilayetinde yaşayan Başkurtların yanında duraklamış ve İbni Fadlân da orada bu kavmin adet ve akidelerine dair meşhur notlarını tutmuştur. O’na göre o zamanda Başkurtlar halis Şamanî olmuşlardır; müellifin kaydettiği akidelere gelince, bunlar zamanımıza kadar yaşayan itikat şekillerine ve genel olarak Şamanî Türklerin âdet ve akidelerine uymaktadır… İbni Fadlân’a göre Başkurtlar “Türk kabileleri arasında en şerir, en güçlü, insan öldürmeyi hiçe saymakta en ileri gideni” olduğu için sefaret heyeti bunlardan çok korkmuştur. İbni Fadlân’a göre bunlar sakallarını tıraş ediyorlardı. İbni Fadlân, bir de bazı göçebelerde ve bazı Başkurtlarda görülen bir âdeti yani gömlek ile donların kat yerlerindeki bitleri, dişleriyle çiğneyerek öldürmelerini “bit yeme” âdeti olarak anlatmıştır. Başkurtlar Şamanî oldukları halde aralarından birisi İslamiyet’i kabul etmiş olmalıdır ki, o sefaret heyetinin hizmetinde bulunmuştur.” demiştir. (Togan 2003:6). Gezi sırasında bölge halkının bazı gelenekleri Fadlan’ın dikkatini çekmiştir: “Hepsi kalpak giyerler. Hükümdar ata, at bakıcısı olmadan tek başına biner. Gezerken yanında muhafız bulundurmaz. Sokaklardan ve çarşıdan geçerken herkes ayağa kalkar. Kalpaklarını çıkarıp koltuklarının altına alırlar. Hükümdar geçince tekrar başlarına giyerler… Kadınlar ve erkekler hep beraber nehre girip çırılçıplak yıkanırlar. Birbirinden kaçmazlar. Bununla beraber, herhangi bir şekilde zina etmezler. Zina onlara göre en büyük suçlardandır.”
(Kurban 1998: 52). Ayrıca Arap kaynaklarında, “İç Başkurtlar” ve “Dış Başkurtlar” tabiri de kullanılmıştır. İstakhrî, Bulgar şehrinden “İç Başkurtlara” kadar 25 günlük mesafe olduğunu yazmış, fakat “Dış Başkurtlar”dan söz etmemiştir. 1135 yılında İdil boyu Bulgarlarını ziyaret eden Abu Hamid al-Andalusî Başkurtları ziyaret ettiğinden bahsetmiştir. Sicilya’nın Norman kralı II. Ruggeoro’nun hizmetinde bulunan Arap coğrafyacı İdrisî (Ebu Abdullah Muhammed bin el-İdrisî) (1100–1165), dünyanın ayrıntılı tasvirine ağırlık verdiği “Kitabü’n-Nüzheti’l-Müştak fi İhtiraki’l-Âfâk” başlıklı eserinin dışında bir dünya haritası ve dünyayı yedi iklim kuşağına bölen bir iklim haritası hazırlamıştır. İdrisî eserinde Başkurtlardan da söz etmiştir. Konuyla ilgili Togan şu tespitlerde bulunmuştur: “Coğrafyacı İdrisî eserinin beşinci, altıncı ve yedinci “cüz”lerinde Başkurtlar hakkında daha kimse tarafından layıkıyla tahlil edilmemiş olan oldukça mufassal malumat vermiştir. Beşinci iklimin 7. cüzünde Edil nehrinin doğu kolunun (yani Ak-Edil’in) “Başkurt nahiyesi”nden güçlenerek aktıktan sonra Peçeneklerle Bulgarların arasından geçtiğini; Beşinci iklim 8. cüzde “İç Başkurtlar” (al-Başcırt al-dâkhila) ile Oğuzların ülkesini yüksek ve ormanlık Marğar dağının ayırdığını söyler. Altıncı iklimin 7. cüzünde İdrisî “Dış Başkurtlar” (al-Başcırt al-khârica) ülkesini tasvir ediyor. Ona göre Başkurt ülkesi gayri meskûn bozkır ve çöllerden ibarettir. Kasabaları ve ahalisi pek az, yolları geçit vermez; İç Başkurdistan’da dağlık yerden çıkan Suqan (galiba Yayık) nehrinden 8 merhale doğuda (demek ki Yayık nehrinin başlarında) küçük Nemcan kalesi vardır, bu bölgeyi hüsnü suratıyla tanınmış bir sülale, nesilden nesle idare eder. Bu şehrin 8 merhale doğusunda Arcıqa (herhalde İrendik) dağı bulunur. Burada bakır maden ocakları vardır ki 1000’den fazla insan çalışır. Bu madenden çıkarılan bakır Khorezm ve Şaş (Taşkent) ülkelerine ihraç olunur. Buradan elde edilen tilki ve kunduz derileri de Hazar denizi sahillerine ve Deylem taraflarına gönderilir. Bu ülkenin dağlarından ve nehirlerinden pek çok kıymetli taşlar çıkarılır.”
(Togan 2003:7). İdrisî’nin tasvirlerinden Başkurtların kalelerinin, şehirlerinin bulunduğunu, maden ocakları işlettiklerini söylemek mümkündür, oysa diğer gezginlerde bu gibi bilgilere rastlanmadığını Togan şöyle dile getirmiştir: “Arap müelliflerinden İbni Fadlân ve İstakhri gibi, 13. yüzyılda Fransa kralı tarafından Moğolistan’a gönderilmiş olan Rubruk da, Başkurtların şehir ve kasabaları olduğundan bahsetmez. Rubruk, Başkurtların göçebe bir kavim olduğunu beyan eder; fakat İbni Fadlân gibi Rubruk da, Step Başkurtları ülkesinden geçmiştir. İdrisî Başkurt ülkesinde zikredilen şehir ve kasabalar ile maden işletme sahalarının dağlık mıntıkalarda olduğunu kaydediyor. Buralarda, bu gibi sanayi ve pazaryerlerinin bulunmuş olması pek muhtemeldir.” (Togan 2003:8).
Avrupa’dan Büyük Moğol Devleti’ne gönderilen elçilerin yolu Ural bölgesinden geçmiş olduğundan seyahatnamelerinde Başkurt Türklerinden söz edilmiştir. Örneğin, 1243 yılında Ural’ın güneyinden geçen Venedikli gezgin Johann de Plano Carpini (1182–1252), Başkurtlardan “Bascart” ismiyle bahsetmiştir. Fransa kralı IX. Louis’in (1214–1270) elçisi olan Rubruk (William of Rubruck) (1220–1293) 1253–1255 yılları arasında yaptığı Moğolistan gezisini “Doğu Ülkelerine Seyahat” adlı kitaba toplamış ve Başkurtları “Bascatur” olarak kaleme almıştır.
Başkurtların menşei ve dili ile ilgili birçok araştırma bulunmaktadır. Türkçe öğrenme ihtiyacından ortaya çıkan ve XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan ve bugün de güncelliğini ve değerini kaybetmeyen ***“Divanü Lûgat-it-Türk”***te Başkurtlardan da söz edilmiştir. Kaşgarlı, “Türk Ulusunun Boyları Hakkında Söz” başlığı altında Başkurt kelimesini “Başgırt” şeklinde kaleme almış ve şunları yazmıştır: “Türkler aslında yirmi boydur. Bunların hepsi – Tanrı kutsal kılası – Yalavaç Nuh oğlu Yafes, Yafes oğlu Türk’e dek uzanır… Bizans – Rum – ülkesine en yakın olan boy “Beçenek”dir; sonra “kıfçak”, “Oğuz = Uğuz”, “Yemek”, “Başgırt”, “Basmıl”, “kay”, “Yabaku”, “Tatar”, “Kırkız = Kırgız” gelir.”
(Kaşgarlı 1985: 28). Mahmud Kaşgarlı Başkurtların dili konusunda şöyle demiştir: “Kırkıs, Kıfçak, Oğuz, Toxsı, Yağma, Çigil, Uğrak, Çaruk boylarının öztürkçe olarak yalnız bir dilleri vardır. Yemeklerle Başgırtların dilleri bunlara yakındır.”
(Kaşgarlı 1985: 30). Tarihçi ve Türkolog Zeki Velidi Togan, Başkurtların dilinden söz ederken Başkurt Türklerinin çok eskiden beri Türkçe konuştuklarına dair şunları yazmıştır: “Başkurtların miladi 7. yüzyılda artık T’ieh-le, Tölös zümresine dahil Türk kabilesi sayılmasıyla birlikte, Başkurtların Türklerin Kıpçak ve Qun zümresine dahil bir kabile olduğu ve binaenaleyh Türkçe konuştukları muhakkaktır.” (Togan 2003: 9).
Kaynakça:
- Kaşgarlı, Mahmut, Divanü Lûgat-İt-Türk, I.Cilt, cev. Besim Atalay, Ankara 1985.
- Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti, İstanbul 1998.
- Togan, Zeki, Velidi, Başkurtların Tarihi, Ankara 2003.