Ak Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı, “Atlas Çağlayan‘ın hayatını kaybetmesi hepimizin ortak vicdanında derin bir yaradır. Bu yara, ancak sorumluluk alarak, ihmalleri tespit ederek ve kalıcı çözümler üreterek sarılabilir. Çözüm noktasındaki kararlılığımız tamdır.” dedi.
Anadolu Ajansının (AA) “Küçük Yaş, Büyük Suç” başlıklı dosya haberinin bu bölümünde, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyesi milletvekilleri, çocukların suça sürüklenme nedenleri ve çözüm önerileri konusunda görüş ve önerilerini dile getirdi.
Ak Parti İzmir Milletvekili Bursalı, henüz çocuk yaşta bireylerin böylesine ağır suçlara karışmasının yalnızca adli bir vaka olmadığına işaret etti.
Aileden eğitime, dijital mecralardan sokak gerçekliğine kadar uzanan çok boyutlu bir ihmal zincirinin sonucunda çocukların bu duruma geldiğini söyleyen Bursalı, “Bu tabloyu görmezden gelmek, yeni trajedilere göz yummak anlamına gelir.” diye konuştu.
Atlas Çağlayan‘ın İstanbul’da çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybetmesinin münferit olmadığını vurgulayan Bursalı, “Önleyici sosyal politikaların güncellenme ihtiyacı, denetimsiz dijital içerikler, sokakta artan şiddet dili ve çocukların yeterince korunamaması bu cinayetin arka planında mutlaka ele alınmalıdır.” dedi.
Komisyonun, suça sürüklenen çocukları suç makinesi değil, korunması ve kazanılması gereken bireyler olarak ele alan ancak aynı zamanda toplumun güvenliğini ve adalet duygusunu da esas alan, etkin, caydırıcı ve önleyici bir yol haritasını ortaya koyacağını kaydeden Bursalı, şu ifadeleri kullandı:
“Atlas Çağlayan‘ın hayatını kaybetmesi hepimizin ortak vicdanında derin bir yaradır. Bu yara, ancak sorumluluk alarak, ihmalleri tespit ederek ve kalıcı çözümler üreterek sarılabilir. Çözüm noktasındaki kararlılığımız tamdır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın konuyu yakından takip ettiğini, benzer olayların yaşanmaması adına her türlü tedbirin alınması için ilgili kurumlara gerekli talimatları verdiğini söylemek isterim. Biz de onun kararlı tutumunu AK Parti olarak her mecrada dile getirip pratiğe geçirme gayretindeyiz. Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, benzer acıların bir daha yaşanmaması için Meclis çatısı altında üzerimize düşen her adımı kararlılıkla atacağımızı içtenlikle söyleyebilirim.”
CHP’li Suiçmez: “Bu sorun çok katmanlı”
CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, İstanbul’da geçen yıl 15 yaşındaki Ahmet Minguzzi’nin bıçaklanarak öldürülmesinin ardından toplumda oluşan hassasiyet üzerine suça sürüklenen çocuklarla ilgili bir çalışma yapılması gerekliliğinin ortaya çıktığını ve TBMM’deki tüm partilerin iradesiyle bu konuda bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulduğunu anımsattı.
Komisyonun, çocukların suça sürüklenmesinin nedenlerinin araştırılması ve sosyal, ekonomik ve hukuki alanda çözüm önerilerinin belirlenmesi için çalışma yaptığını aktaran Suiçmez, “Ne yazık ki kısa bir süre önce de Atlas Çağlayan cinayeti oldu. Suça sürüklenen çocukların eylemlerinin artması, eylem biçimlerinin değişmesi ve başka çocukların da yaşamını da etkilemesi, hem hayatını kaybeden çocuklar hem de aileleri açısından son derece üzücü ama bir o kadar da üzerinde düşünmemiz gereken ve kaygı uyandıran bir husus haline geldi.” dedi.
Toplumda infial oluşturan bu tür olayların soğukkanlılıkla ve bilimsel verilerle ele alınmasının doğru olacağını vurgulayan Suiçmez, sorunun nedeni araştırılırken toplumun güvenlik isteğinin de karşılanması gerektiğini söyledi.
Suiçmez, bu sorunun çok katmanlı olduğunu aktararak, “Sadece çocuğa, ailesine, eğitimine, adli sisteme bağlamak mümkün değil. Çünkü bunların hepsi iç içe geçmiş durumda. Bu mesele birçok bakanlığı ilgilendiriyor aslında ancak çözümü yaratacak olan mekanizmanın da tek olmadığını, bunlar arasında bir uyumun olması gerektiği ortada.” diye konuştu.
Bu konuda toplumun da ikiye ayrıldığını dile getiren Suiçmez, “Özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen çeşitli kampanyalar da oluyor ve insanlar birbirini duymadan hüküm verir hale geldi. Dolayısıyla şimdi buradan sağlıklı bir sonucun çıkması bu karmaşa içerisinde çok mümkün gözükmüyor. Bu nedenle komisyonun daha soğukkanlı, bilimsel düşünmesi gerekiyor ve ceza hukuku sistemimize de uygun bir çözüm üretmek durumundayız.” değerlendirmesinde bulundu.
Araştırmalara göre cezaları artırmanın suç işlemeyi önlemediğini belirten Suiçmez, “Elbette işlediği fiilin sorumluluğunu suça sürüklenen çocuk da olsa almalı ama bu sadece cezayla tartışılmamalı. Suça sürüklenen çocuk kavramında zaten bir çocuğun masum doğduğu ama yetiştiği ailesi, çevresi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanıp sağlanmadığı, yaşadığı sorunların giderilmesi için devletin ilgili kurumlarından yeterli desteği görüp görmediği gibi konuların hepsinin tartışılması gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Dünyada şiddetin arttığına ve sadece Türkiye’de değil birçok ülkede suça sürüklenen çocuk sayısında artış olduğuna dikkati çeken Suiçmez, dijital platformların çocukları suça teşvik ettiğini ve bu alanın sorunlu bir mecra haline geldiğini kaydetti.
“Türkiye’de cezalar yetersiz değil. Halkta böyle bir algı oluşturuyor ama bu doğru değil.” ifadesini kullanan Suiçmez, kendisinin bir hukukçu olduğunu anımsattı.
Suiçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son yıllarda, özellikle kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik istismar gibi suçlarda cezalar çok büyük oranda arttırıldı ama problem cezada değil. Problem, verilen cezanın, infaz yasalarındaki değişikliklerle birlikte indirilmiş şekilde uygulanması. Sadece suça sürüklenen çocukların aldığı cezalar değil, diğer suçlarda da verilen ceza istikrarlı ve olması gerektiği gibi çektirilirse toplumda oluşan cezasızlık algısı da yıkılır. Ama siz bir yandan suça sürüklenen çocukların, ‘suç işlemelerini önlemek için cezalarını arttıralım, onları daha fazla içeride tutalım’ derken bir yandan da işlediği suç, ceza hukuku anlamında kesinleşmiş insanları İnfaz Kanunu’nda değişiklik yaparak erken bırakırsanız toplumda doğru veya yanlış bir cezasızlık algısı oluşuyor. O yüzden herkes samimi olmalı. Türkiye’de ceza hukukunda, cezalarda bir eksiklik yok ama uygulamada problem var.”
Suiçmez, suça sürüklenen çocuk sayısının, ekonomik sorunlara rağmen, kurumlar arasındaki koordinasyon ile sosyal çalışmacı ve psikolog sayılarının artırılması, yeterince polis kolluk gücü ve bu personele iyi bir çalışma ortamı sağlanması, çocuk adalet sistemi konusunda hakim, savcı ve polislere eğitim verilmesi halinde azaltılabileceğini dile getirdi.
CHP’li Suiçmez, Meclis Araştırma Komisyonunda muhalefetin önerilerinin çok fazla dikkate alınmadığını da söyledi.
“Ceza indirimleri uygulandığı için çocukları bu manada teşvik ediyorlar”
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu Katip Üyesi ve MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk, geleceğin teminatı olan çocukların, suç şebekelerinin eline düşmesi ya da farklı nedenlerle heba edilmesinin önlenmesi gerektiğini belirterek, 18 yaşın altındaki çocukların suça sürüklenmelerinin, cinayet işlemelerinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
18 yaşın altında işlenen suçlarda uygulanan ceza indirimlerine dikkati çeken Şanlıtürk, bunun toplumda çok büyük tepkilere neden olduğunu söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin suça sürüklenen çocuklarla ilgili açıklamalarını hatırlatan Şanlıtürk, “18 yaşın altında bile olsa suç işlemeyi, cinayet işlemeyi ayırt edebiliyorsa büyüklerle aynı yasalarla yargılanmaları gerektiğini” belirtti.
Komisyon olarak dünyadaki uygulamaları incelediklerini, toplumun bütün kesimlerini komisyonda dinlediklerini dile getiren Şanlıtürk, suça sürüklenen çocuklarla ilgili şu tespitlerde bulundu:
“Son zamanlarda baktığımızda akran zorbalığı bu işin içerisinde. Yine tribün liderliğinden gelen suç şebekeleri var. Özellikle ceza indirimleri uygulandığı için çocukları bu manada teşvik ediyorlar. Sosyal medya mecralarında özendiren filmler, oyunlar var. Bunların gözden geçirilmesi lazım. İnternet kullanımı bu manada gündemde. Dünyadaki uygulamalara baktığımızda İngiltere’de, Galler’de, Avustralya’da 0-10 yaşına kadar bir cezasızlık var orada çocuğu koruma altına alıyor. 10-12 yaşından sonra belli ceza indirimleriyle bunların 18 yaşından büyüklerle aynı kanunlarda yargılanması ile ilgili farklı uygulamalar var.”
Suça sürüklenen çocuklarla ilgili sorunun ilk olarak ailede başladığına işaret eden Şanlıtürk, ailenin güçlendirilmesi adına bir kanun teklifi vermeyi düşündüklerini dile getirdi.
Şanlıtürk, “Özellikle hiçbir sosyal güvencesi olmayan anne adaylarımızın sigortalarının devlet tarafından ödenmesi, hatta asgari ücretin 4’te 1’i kadar bir cep harçlığının kadınlarımıza verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle birinci, ikinci, üçüncü çocukta asgari ücretin 4’te 1’i kadar bir harçlık verilmesi. 3 çocuğu olan bir annenin, hiçbir sosyal güvencesi yoksa, sigorta primini devlet ödesin. 3 çocuklu anneye bir asgari ücret de verelim. Bir de ev hanımlığı çok ağır bir meslek, ev hanımlarına emeklilik getirilmesiyle ilgili.” diye konuştu.
Ailenin güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Şanlıtürk,”en iyi polis anne” deniyorsa bunun yapılması gerektiğine işaret etti.
Çocukların kaybedilmemesi, kazanılması gerektiğini vurgulayan Şanlıtürk, “Ağır bir cezai müeyyideler getirerek hem çocuklarımızı kaybetmeyelim ama nasıl olsa ceza indirimi var diye çocukları suça teşvik ederek suça sürüklenmesini de bir an önce önlememiz lazım. Yoksa Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesine ne diyeceğiz, ne cevap vereceğiz? Atlas Çağlayan’ın annesine ne cevap vereceğiz? Hele hele bu cinayetler işlendikten sonra acılı ailenin tehdit edilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez bir durum. Bunun önüne geçilmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Komisyonun hazırlayacağı rapora değinen Şanlıtürk, tamamlandığında bunu TBMM Başkanlığına sunacaklarını kaydetti.
Şanlıtürk, “İlgili yasalarda ivedi bir düzenlemeye gidilmeli. Toplumun bir Ahmet’i, bir Atlas’ı daha kaybetmeye tahammülü yok.” dedi.
2024 yılında 612 bin çocuğun suça karıştığını belirten Şanlıtürk, bunun kabul edilemez olduğunu, bu durumda aileler ve toplumun sorumluluğunun bulunduğunu ifade etti.
Şanlıtürk, dizi ve filmlerdeki şiddet sahnelerine dikkati çekerek, “Filmlerin, mafya dizilerinin mercek altına alınması lazım. Şiddeti özendirici bu filmlerin gözden geçirilerek yayınlanmaması gerekir. Oyunların içeriğine baktığınızda, çocuk bazen işlediği eylemin suç olduğunu bilmiyor. Toplumda, internette, filmlerde, oyunlarda görüyor. Bunun önüne geçmek için kapsamlı bir çalışmanın yapılması gerekir.” sözlerini sarf etti.
Suç şebekelerinin çocukları kullanmasının önüne geçilmesi gerektiğini vurgulayan Şanlıtürk, “Suç şebeklerinin çocuklarımızın üzerine el atmasının önüne geçmemiz, bu elleri kırmamız lazım. ‘Nasıl olsa ceza indirimi var’ diye 15-16 yaşındaki çocukları parayla kandırıp suça teşvik etmeleri doğru değil. Toplumda da ciddi duyarlılık var. 2024 yılında 612 bin olan suça karışan çocuk sayısını, daha da aşağılara çekmemiz gerekiyor. İnşallah bunu başaracağız.” şeklinde konuştu.
“(Komisyon) Değerli ve çok gerekli görüyoruz”
DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, suça sürüklenen çocukların toplumsal, politik ve ekonomik koşullarla doğrudan ilişkili olduğunu belirtti.
“Hapsetme” odaklı çalışmaların çocukları korumadığını, aksine bir yandan suçla yeniden ilişkilenmelerine zemin hazırlayarak suçun faili olmalarının sağlandığını diğer yandan ise çocukların istismara, şiddete maruz kalmasıyla suçun mağduru olmalarına sebep olduğunu tespit ettiklerini aktaran Altın, “Suçla ilişkilenen çocuklara dair koruma-önleme-onarma üçlüsünü merkeze almayan ve çocukluk tanımını tartışmaya açan, kapatma politikalarını genişletmeyi çözüm olarak sunan bir perspektifin suç olgusuyla değil, çocuklarla mücadele etmeye hizmet edeceğini defalarca kez dile getirdik.” ifadelerini kullandı.
Altın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çözüm için çocuk adalet sisteminin köklü biçimde dönüştürülmesi, Çocuk Koruma Kanunu’nun bağlayıcı ve çocuk odaklı biçimde yeniden düzenlenmesi, soruşturma aşamasında sosyal inceleme raporlarının zorunlu hale getirilmesi ve onarıcı adalet mekanizmalarının esas alınması gerekmektedir. Çocuklar için gerçek adalet, ancak ve ancak hapsetmeyi değil korumayı, cezayı değil onarımı, dışlamayı değil toplumsal bütünleşmeyi esas alan bir anlayışla mümkündür. Geçtiğimiz yıl sonunda kurulan Suça Sürüklenen Çocuklara Dair Araştırma Komisyonunu, bu sebeple değerli ve çok gerekli görüyoruz. Komisyonun, çocukların kanunla ihtilaflı hale gelmesinin altında yatan sistemik nedenleri tespit eden, bunları ortadan kaldırmaya dönük politika önerilerini sunan ve tüm bunların takibini yapan bir ciddiyetle hareket edeceğini umut ediyoruz.”
“18 yaşından küçük bireylerin suçlulaştığı bataklığı kurutmakla yükümlüyüz”
İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı, “suça sürüklenen çocuk” yerine “suçlulaşan çocuk” ifadesini kullanmayı tercih ettiğini dile getirdi.
Taşcı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Suçlulaşan çocuklar konusuna girişi, verilen cezaları indirmek gerekliliğinden, infaz biçimlerini değiştirmek gerekliliğinden yaparsak bu, ilk düğmenin yanlış iliklenmesi olur. Zira ilk düğme, suça zemin oluşturan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Ceza infaz mekanizması 18 yaş altındaki bir bireyin suç işlemesini takiben beliren süreçle alakalıdır. Amacımız, yeni Ahmetleri, Atlasları, Alperenleri toprağa vermemekse, biz genelde toplumun, özelde de 18 yaşından küçük bireylerin suçlulaştığı bataklığı kurutmakla yükümlüyüz. Bu bataklığa, derin yoksulluk ve bağlı yoksunluklar, dışlanma, akran etkisi, aile içi şiddet, ailedeki suç geçmişi, aile kurumunun çöküşü, aidiyet geliştirememek, kontrolsüz göç, gettolaşma, sosyal uyumsuzluk, eğitimsizlik, okul dışında olmak dahildir. Uyuşturucu hem bu tablonun sonucu hem de başka suçlar için sebep olarak dahildir. Dijital bağımlılık, sağlıklı rol modelden yoksun olmak dahildir.”
Yapılması gereken ilk işin çocukların karakterlerinin şekillendiği ortamı değiştirmek olduğunu anlatan Taşcı, “Bir suç gettosunun içine doğmuş çocuğu, orada yetişmeye, suçla donanmaya terk etmek her birimizi suç ortağı haline getirir.” ifadesini kullandı.
Taşcı, bu konuda herkesin çözüm önerisinin “cezasızlık algısı”nın oluşmamasıyla başladığını aktararak, bunun lafla olmayacağını, 18 yaş altı bir çocuğun dünyasında, giriştiği eylemin “cezaya tabi suç” olarak algılanabilmesi için her şeyden önce “suçun normalleştirilmediği, “suçluların övgüye mahzar olmadığı bir iklim” gerektiğini vurguladı.
Bu çocukların suçun kötü bir şey olduğunun idrakine varabilmeleri için, rehabilitasyonun da gerekli olduğuna dikkati çeken Taşcı, “Topluma kazandırmak elbette önemlidir ama adalet mefhumunun sınırları içinde kalmak, o duyguyu yaralamamak, bir evladımızı katletmiş 18 yaş altı bireylerin bununla gurur duyduklarını gösterir söz ve pozlarını dolaşıma sokmamak, tutuklu bulundukları sürede ne de güzel bakıldıklarını, nasıl semirdiklerini, eğitim evlerinde ne kadar da mutlu olduklarını yaymamak gerekir.” sözlerini sarf etti.
Organize suç örgütleri ve terör örgütlerinin en büyük suçlu üretim merkezleri olduğunu vurgulayan Taşcı, terör örgütlerinin çocuk militan sayısının 2012’den 2021’e kadar yüzde 159 arttığını söyledi.
Taşcı, 2012 verilerine göre bölücü terör örgütü PKK militanlarının yüzde 54’ünün 14-25 yaş arasında, onların da yüzde 36’sının ise 18 yaş altında olduğunu dile getirerek, “Resmi kaynaklarca da paylaşılan bu veriler ortadayken, biz çocuk suçluluğunu terör örgütlerinin rolünü anmadan konuşursak topal bırakmış oluruz.” diye konuştu.
İYİ Parti’li Taşcı, ABD Dışişleri Bakanlığının 2015 raporunda terör örgütü PKK’nın 2 yıl içinde 2 bin 152 çocuğu kaçırdığı bilgisinin olduğunu aktararak, “İntihar bombacısı olarak kullanmak, uyuşturucu sattırmak için kaçırdı.” dedi.
“Bu tür haberlerin dili çok önemli”
Yeni Yol Partisi İstanbul Milletvekili Elif Esen, son günlerde art arda gelen haberler, çocukların karıştığı ve hem suçun işleyeni hem de mağdurunun çocuk olduğu şiddet vakalarının artık bu olayların tekil olaylar olmadığını acı biçimde gösterdiğini kaydetti.
Ailelerin yaşadığı yıkımı yürekten anladıklarını dile getiren Esen, ortaya çıkan tablonun “çocuk kavgası, ergen öfkesi” ya da “kötü bireyler” üzerinden okumanın, sorunun köküne inebilmenin önündeki en büyük engel olduğunu söyledi.
Esen, şöyle konuştu:
“Suça sürüklenen çocukların büyük çoğunluğu yoksulluk, ihmal, şiddet ve bağımlılık döngülerinin içinde büyüyor. Zorluklarla, değersizlik hissiyle yetişen çocukların yolu ergenlik yaşlarında çeteler ve suç çevreleri ile kesişiyor ve bu çocuklara aidiyet, değer ve güç duygusunu hissettirerek kapanlarına düşürüyorlar. Sokakta verilen küçük paralar ‘cesaret’ diye pazarlanan şiddet, çocuğun gözünde bir kimlik haline geliyor. Ancak mesele sadece yoksulluk da değil. Bu kültür maddi durumu iyi olan ailelerin çocukları için de cazip hale getiriliyor. Dijital ağlar, ekran ve sosyal medya kanalları, bağımlılıklar ve değerlerin yer değiştirmesiyle çocuğun görünmez hale geldiği evler. ya da geçim sıkıntısı içinde, tek ebeveynli ailelerde uzun mesailerle boğuşan, çocuğuna yetemediğini hisseden anne ya da babalar… İhmal bazen bilinçli değil ama sonuç değişmiyor, yalnızlaşan çocuk.”
Türk Ceza Kanunu’ndaki çocuklara ilişkin hükümlere işaret eden Esen, “Çocuğu bu noktalara getiren koşulları değiştirmeden, cezayı konuşmak çözüm mü?” sorusunu yöneltti.
Ergenlik döneminin çocukların aileden uzaklaştığı bir süreç olduğuna dikkati çeken Esen, “Eğer bu dönemde evde ihmal, şiddet, bağımlılık ya da suç örüntüsü varsa sokakta ‘yan baktın’ gibi basit gerekçeler bile şiddeti doğurabiliyor. Çocuğu bu ortamlardan korumanın yolu yalnızca güvenlik tedbirleri değil, öncelikle çocuğun bu riskli yaşlarını okul kontrolü altında geçirmesi, güçlü biz izlem imkanı sunan sosyal hizmetler ve aileyle işbirliği ile çalışan koruyucu önleyici mekanizmalar kurmaktır.” diye konuştu.
Dijital alandaki gelişmelere de vurgu yapan Esen, 2010–2020 arasında doğan çocukların dikkatleri ve duygusal düzenlerinin erken yaşlarda ve ekranlar üzerinden şekillendiğini, ekrana bağımlı bir kuşağın yetiştiğini söyledi.
Bazı anne babaların da aynı şekilde dijital bağımlılığın esiri olduğunu belirten Esen, “Bu nedenle okullarda, bu kuşağa özel dikkat, duygu düzenleme ve dijital farkındalık programlarının ulusal ölçekte hayata geçirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu çocukların ileride sağlıklı, nitelikli ve dayanıklı bireyler olabilmesi, bugün kurulacak destek sistemlerine bağlı.” dedi.
TBMM’de kurulan Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarını anlatan Esen, komisyonun aceleci yargılar yerine, kök sebepleri anlamaya odaklandığını, psikiyatristlerin, psikologların ve sosyal hizmet uzmanlarının katkılarıyla sorunun kaynağına inmeye çalıştığını vurguladı.
Medyaya da önemli bir sorumluluk düştüğünün altını çizen Esen, “Bu tür haberlerin dili çok önemli, tıpkı intihar haberlerinde olduğu gibi bulaşıcı bir etki oluşturma riski oluşturabiliyor. Henüz yeterli veri bulunmasa da vakaların benzerliği bu ihtimali ciddiyetle ele almamız gerektiğini gösteriyor. Tepki vermek zorundayız fakat verdiğimiz tepkinin yeni acıları çoğaltmadığından da emin olmak zorundayız.” diye konuştu.