Türkiye’de yıllardır farklı ideolojiler uğruna fedakârlık yapan milyonlarca insan, siyasi figürlerin samimiyetsizliği ve ilkesizliği nedeniyle kendisini öksüz ve yetim hissetmektedir. Birçok siyasetçi, inandıkları değerleri sömürgeci odakların çıkarları için kullanmakta, toplumu kutuplaştırarak Anadolu’yu fikren ve fiziken parçalamaktadır. Özellikle Atatürk ilke ve devrimlerinden kopuş, bölücü unsurlara verilen tavizler ve dış mihraklarla kurulan karanlık ilişkiler ülkeyi “kaht-ı rical” (devlet adamı kıtlığı) dönemine sürüklemiştir. Ancak halk, bu çıkarcı yapılara mecbur değildir. Gerçek kültürel değerlerimiz ve Atatürk’ün rehberliği, Türkiye’yi bu dağınıklıktan kurtarıp bütünleştirmeye fazlasıyla yeterlidir.
Bugün Türkiye’de; 1970, 1980’li yıllardan beri kendi işiyle birlikte siyaseti de iş edinen, millet, vatan ve devletimiz için düşünce üreten, türlü fedakârlıklarda bulunan; “sağcılık”, “solculuk”, “milliyetçilik”, “dindarlık”, “halkçılık”, “Atatürkçülük”, “devrimcilik” adına ömrünü tüketmiş, sıkıntılar çekmiş milyonlarca insanımız var.
Bu milyonlar aradıklarını bulamadıkları, aldatıldıkları için kırgınlar; öksüz ve yetim gibiler.
Kalıbının adamı, sözünün eri olmayan, koltuğunu dolduramayan şöhret düşkünü, dünyalık hastası olanlar; sömürgecilerin maşa ve ses cihazı ve hatta hayat kaynağıdırlar.
Bu gerçek T.C. ve halkı için tehlikeler yarattı, yaratmaya devam ediyor. Umutsuzluk, küskünlük, dargınlık, ilkesizlik, bölücülük, gericilik bu tehlikelerin birkaçıdır.
Bizi fikren öksüz ve yetim bırakanlara bir bakalım. Sağcıyım diyen öncülerin solcuyum diyen öncülerden, milliyetçiyim diyen kabadayıların milliyet düşmanlarından, dindarım diyenlerin münafıklardan farkları yok.
Atatürkçüyüm diyen siyasilerin Atatürk’ün düşünce, ilke ve davranışlarıyla ilgisi yok. Bunlar, Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne değil, sömürgecilere kulak veriyorlar.
Bunların kimisi bizi Allah ile aldatırken kimisi Mao-Lenin ile avutuyor. Bunlar Anadolu’muzu fiziken ve fikren parçalıyorlar, pazarlıyorlar.
Saf Türk milleti de bunların evini bekliyor, koruması oluyor, pazarda tezgahtarlığını yapıyor.
Bir taraftan başına bir takke giy, aşır oku, “Allah-Peygamber” de ve hemen bir taraftan da Amerika ve İsrail ile dostluğunu sürdür.
Bir taraftan demokrasi-cumhuriyet için ahkam kes, bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini ıslat.
Bir taraftan “Atatürk’ün partisiyiz” de bir taraftan Atatürk’ü tanıma, Atatürk’ün ilke ve devrimleri konusunda bilinçsiz ol, yalpalayıp dur; Atatürk’ün milliyetçilik, devletçilik gibi temel ilkelerine sırtını dön, dil birliğimizi bozmaya, bölücüleri şımartmaya çalış.
Bir taraftan “Türk milliyetçisiyim” de bir taraftan Türk milleti ve Türkiye’nin bölünmesi için uğraşan bölücü bir partiye, 40-50 bin insanımızın katiline methiyeler düz, o katili hapisten çıkarmak için didin.

Bir taraftan “devrim” de öbür taraftan devrim düşmanlarını hapisten çıkarmaya, katil Öcalan’a iş, aş, eş bulmaya kalk.
Çok yönlü ihanetlerle karşı karşıyayız. Kaht-ı rical dönemindeyiz. Umduğumuz dağlara karlar yağdı. Kara gün kararıp kalmaz.
Devlet ve millet olarak elbette bugünleri de geride bırakacağız.
Yazımı şu düşünce ve önerimle bitiriyorum:
Farklı siyasi partilerde yönetici olarak bulunmuş insanlarımız; genel başkan ve çevresindekilerin samimiyetsizlikleri, ağız ve tutum değiştirmeleri, kendilerini inkâr etmeleri yüzünden kırgın ve kızgınlar.
Bir öksüz ve yetim gibiler. Bu durum seçmenler için de aynı. Unutmayalım ki, bizi bunlar yaratmadı, besleyip büyütmedi.
Biz, ölünceye kadar bu kişi ve partilere bağlı kalmak zorunda değiliz. Yanlış olan, yanlışlık yapan düzeltilir; düzeltilmezse değiştirilir.
Bağnazlık yanlıştır, yanlışta ısrar etmeyelim.
Bizim bugünlere gelmemizi sağlamış gerçek inanç ve kültürel değerlerimiz var, onlar bize yeter.
Türkiye’nin kişilik, birikim ve yaptıklarıyla bizi hiç aldatmamış, bugünlere gelişimizi sağlamış bir Atatürk var. O bize yeter.
Gerçek ana babalarımız, gerçek önderimiz varken niye üzülelim, onlar bize yeter. Parsellerden Türkiye’ye, parçadan bütüne geçmenin zamanıdır.