Zafer Partili Aklan: Bugün Brandalarla Kapatılmaya Çalışılan Sadece Binalar Değil, İhmaller
Zafer Partisi Gençlik Kolları Sözcüsü Şeymanur Aklan: “Akıbeti bilinmeyen deprem vergilerinin nereye gittiği sorusu ise her yıl biraz daha derinleşiyor. Bu soruyu soranlar susturulmak istense de gerçekler brandayla örtülemiyor. Bugün brandalarla kapatılmaya çalışılan sadece binalar değil; ihmaller, öncelik hataları ve vicdan eksikliği.”
Zafer Partisi Gençlik Kolları Sözcüaü Şeymanur Aklan, Türk gençliğinin gündemine ilişkin haftalık basın toplantısında konuştu.
Şeymanur Aklan: “Genç arkadaşlarım, Türk kamuoyu ve kıymetli basın mensupları; şubat ayına girince bir yanımız hep üşüyor çünkü 6 Şubat yaklaşıyor. Türk milletinin hafızasından asla silinmeyecek 6 Şubat depreminin üzerinden tam 3 sene geçti. Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor değil mi? Acısı hâlâ taze ama verilen vaatler çoktan bayatladı. ‘Şu gün teslim, bugün kalkınma’ denilerek ertelenen her söz, geçen her yılın altında daha da ağırlaşıyor. Koca bir üç yıl… Enkazın altında kalan sadece betonlar değil, enkazın altında kalan sadece binlerce insanımız değil; onların umutları da oldu. Deprem bölgesinden ‘çok ihtiyaç sahibi’ olduğu gerekçesiyle kura çıkan milletvekilleri unutturulmaya çalışılırken, hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren binlerce vatandaş var. Bir yanda çocuklarını sobayla ısıtmaya çalışan aileler, diğer yanda kameralara poz verenler var. Birileri hayatta kalma derdiyle boğuşurken, birileri reklam, algı ve rant kavgası veriyor. Adıyaman, Hatay ve Osmaniye’deki Diyanet binalarının onarımı için 2025 yılında 240 milyon TL harcandığı, 2026 bütçesinden ise 520 milyon TL ayrıldığına dair bilgiler sosyal medyaya yansıyor.
Akıbeti bilinmeyen deprem vergilerinin nereye gittiği sorusu ise her yıl biraz daha derinleşiyor. Bu soruyu soranlar susturulmak istense de gerçekler brandayla örtülemiyor. Bugün brandalarla kapatılmaya çalışılan sadece binalar değil; ihmaller, öncelik hataları ve vicdan eksikliği. Unutulması beklenen bir felaket, normalleştirilmeye çalışılan bir yıkım var karşımızda. Herkes biliyor, herkes görüyor. Bu vesileyle depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına ve büyük Türk milletine de bir kez daha başsağlığı diliyorum. Umarım ülkemiz böyle bir felaketi bir kez daha yaşamaz.
“UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE ŞOV DEĞİL, MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR”
Sosyal medya figürleri ve fenomenler üzerinden yürütülen uyuşturucu operasyonlarını, bu kişilerin parlatılmış hayatları arkasında pazarlanan zehri büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Ancak biz, Zafer Partisi Gençlik Kolları olarak, bu meseleyi sadece bir magazin haberi ya da basit bir adli vaka olarak görmüyoruz. Gençler, idol aldıkları figürlerin davranışlarını taklit etme eğilimindedir. Milyonlarca takipçisi olan bu şahısların uyuşturucu kullanımını bir özgürlük, bir aykırılık veya bir statü göstergesi gibi sunması, gençlerimizde bu zehrin normalleşmesine ve bir sosyal mayın gibi kimlik inşası sürecine yerleşmesine neden olmaktadır. Gençlerin akran onayı alma ihtiyacını uyuşturucuya kanalize eden bu kirli düzen, toplumsal bir çürümenin en somut göstergesidir.
Buradan iktidara ve ilgili bakanlıklara sesleniyoruz: Birkaç sosyal medya fenomenini kameralar önünde gözaltına alarak uyuşturucuyla mücadele ediyoruz algısı yaratamazsınız. Siz magazinel operasyonlarla tribünlere oynarken, bu zehri tonlarca miktar ile ülke sınırlarından kimler geçiriyor? Gencecik bedenler mahalle aralarında uyuşturucu pençesinde yok olurken, bu ticaretin tepesindeki holdingleşmiş zehir baronlarına ne zaman dokunacaksınız? Sınır kapılarımızı kontrolsüzce açan politikalarınızın, Türkiye’yi küresel bir uyuşturucu rotasına çevirdiğini ne zaman fark edeceksiniz? Biz sadece kullanıcıyı veya aracıları hedef alan göstermelik adımlar değil, bataklığın kökten kurutulmasını istiyoruz. Türk gençliğini ekran başındaki şovlarla uyutabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Uyuşturucu bugün okul önlerine, sosyal medya reklamlarına ve oyun platformlarına kadar sızmışsa bu, devletin denetim mekanizmalarının ve sınır güvenliğinin siyasi hırslar uğruna iflas ettirildiğinin en net göstergesidir. Fenomenlerin ışıltılı hayatlarının arkasına saklanan devasa uyuşturucu sevkiyatlarının ve sokaklarımızı esir alan bu karanlığın hesabını sormaya devam edeceğiz. Türk gençliği sahipsiz değildir; bağımlılıkla mücadele bizim için sadece bir sağlık sorunu değil, Türkiye’nin geleceğini tehdit eden bir milli güvenlik meselesidir. Uyuşturucuyla mücadele Türkiye’yi tertemiz kılmakla olur.
“SİSTEM SUÇLUYU CAYDIRMIYOR, VATANDAŞI HUZURSUZ EDİYOR”
İstanbul’da bir evde hırsızlık olayı oluyor. Bazı haberler gayet sıradan bir haber gibi geçiyor önümüzden ama detayına bakınca insanın durup düşünmesi gerekiyor. Şüpheler yakalanıyor. Güzel. Ama sonra öğreniyoruz ki şahıslardan birinin 100, diğerinin 119 ayrı suç kaydı var. Yani bu insanlar bir kere, iki kere değil; defalarca yakalanmış. Polis görevini yapmış, yine yapmış, yine yapmış. Bir insan 100 kez suç işleyip yakalanıyorsa, burada problem suçluda mı, yoksa sistemde mi? Çünkü ortada çok net bir şey var: Bu insanlar yakalanıyor ama içeride kalmıyor. Çıkıyor, tekrar suç işliyor. Demek ki başlarına gelen şey, onları suçtan vazgeçirmiyor. Hal böyleyken neden caysınlar ki? Caymıyorlar zaten.
Bakın, Aydın’da 15 yaşında biri motosiklet hırsızlığından yakalanıyor. Ne diyor biliyor musunuz? ‘Yaptıklarımdan pişman değilim, aklım hâlâ yapmadıklarımda’. Bu cümle çok şey anlatıyor. Bu çocuk yakalanmaktan korkmuyor. Çünkü biliyor ki sistem onu durdurmayacak. Bir şekilde salınacak, devam edecek. Anlayacağınız aklı çok uzun süre kalmaz yapamadıklarında. Şimdi soruyorum size: Bu çocuk birkaç yıl sonra kimin kapısını zorlayacak? Kimin malına, kimin canına musallat olacak? Mesele intikam değil, mesele güvenlik. Mesele ‘ceza verilsin’ diye bağırmak değil, suçun anlamlı bir bedeli olsun demek. Ama şu anki düzende ne oluyor? Suç, neredeyse deneme-yanılma işine dönmüş durumda. Yakalanıyorlar, çıkıyorlar, tekrar deniyorlar. Bu sistem suçluyu terbiye etmiyor. Islah etmiyor. Caydırmıyor.
Olan kime oluyor? Kurallara uyan vatandaşa oluyor. Evinin kapısını kilitleyip yine de huzursuz yatan insana oluyor. Bir yanda suç kaydı üç haneli rakamlara ulaşmış insanlar sokakta, diğer yanda ‘acaba başıma bir şey gelir mi?’ diye yaşayan milyonlar var. Bu düzen böyle gitmez. Gitmemeli.”