İYİ Parti 4. Olağan Kurultayı’nda tek başına girdiği genel başkanlık seçiminde delegelerin tamamının oyunu alarak partisinin yeniden genel başkanı seçilen Müsavat Dervişoğlu, kurultayın ardından ilk grup toplantısında konuştu.
Hükümete yönelik farklı politikalarda eleştirilerini sunan Dervişoğlu, ülkenin ana gündem maddesi olan Nusaybin’deki bayrak saldırısı hakkında çok sert konuştu.
TOPLANTIYA TÜRK BAYRAKLARI İLE KATILDILAR
İYİ Parti grubu, dünkü bayrak saldırısına tepki olarak bugünkü toplantıya masalara asılmış Türk bayrakları ile katıldı.

DERVİŞOĞLU ÇOK SERT BAYRAK TEPKİSİ
DEM Parti’nin dün Nusaybin’de düzenlediği grup toplantısı sonrası bir grubun Suriye sınırına hareket ederek Türk bayrağını indirmesi kamuoyunda tepkilere neden olmuştu. Dervişoğlu konu hakkındaki ilk tepkisini sosyal medya hesabından yaparken bugünkü grup toplantısında bayrak indirenlere karşı yapılan muamelenin unutulduğunu, bayrağı indirenlerin kim olduğunun ve akıbetlerinin ne olduğunu söyledi:
- “Bayrağa el uzatanın akıbeti bellidir ve tarih bunun örnekleriyle doludur. Bu bayrak uğruna ölüm emri verilen bayraktır. Bu bayrak Türk’ün tarihini değiştiren bayraktır. Bu bayrak İzmir’de düşmanı denize döken bayraktır. Bu bayrak dünyaya Cumhuriyetimizi ilan eden bayraktır”
Dervişoğlu’nun grup toplantısında yaptığı konuşmadan satır başları şu şekilde:
“BAYRAK İNDİRENE EDİLECEK MUAMELE NASIL UNUTULMUŞTUR?”
(İmralı Süreci hakkında) Bu hikayeyi yazanların kimler olduğunu biliyorduk. Bu hikaye ilk andan itibaren ne millidir ne yerlidir dedik. Emperyalizmin taaruzudur dedim. Türkiye’ye yönetenlere biçilen rol başrol değil figüranlıktır dedik. İhanet sürecini tasarlayanlar hala Öcalan’a referans veriyor. Bize karşı mangalda kül bırakmazken mangalda yakılan silahlardan medet umuyorlar.
Eli kanlı bir katile barış güvercini kostüme giydirilerek her yerde konuşturuldu. Oysa bu ülkenin askeri, polisi terörün belini zaten kırmıştı. Güvenlik güçlerimizin başarısı sanki Öcalan tarafından verilmiş gibi yutturulmaya çalışıldı. Öcalan Suriye PKK’sına çağrı yapar zannettiler. Yapmadı, yapamadı, zaten yapamazdı. Siyasi sözcüleri çıkıp ilan etti, YPG’yi kapsamıyor beyanında bulundular. Teröristten medet ummaktan bunları vazgeçiremedik.
Ülke içinde PKK varlığını bizim askerimiz bitirdiyse ve Suriye’deki PKK varlığı yine askeri güç ile bastırıldıysa Öcalan ile müzakere etmek, onu meşrulaştırmak kime yaramıştır? Bu orta oyununda yine aynı yere geldik. Tam da tahmin ettiğimiz gibi, tıpkı birinci ihanet sürecinde olduğu gibi yine bayrağımıza el uzatıldı.
O gün Diyarbakır’da bayrağımızı indirenler bugün ise Nusaybin’de aynı ihanete cüret ettiler. Bu durumdan daha vahimi ise o bayrağı indirenlere karşı ne yapıldığıdır ya da ne yapılmadığıdır. Türkiye’de devlet refleksi acaba bu kadar mı körelmiştir? Bayrak indirene edilecek muamele nasıl unutulmuştur, bu cüretkârlık nereye kadar gidecektir? Her iki sürecin de sonucu aynıdır. PKK Kürtlerin temsilcisi değildir. Kürtler bayraklarına aşık, devletlerine bağlı insanlardır. Böyle giderse örgütün 40 yılda yapamadığını bir yılda siz yaparsınız dedik. Şimdi kalkmış Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar. PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG Fırat’ın batısından süpürülünce bunu başarası gibi sunuyorlar. Büyük Türk milleti bugün vatansız vaktiyle alınmayan önlemlerin bedelini ödüyor. Öcalan’ın evlatlığı yine aynı müttefikiniz tarafından general muamelesi gördükten sonra ondan silah bırakmasını bekliyorsunuz. Türkiye’nin elini kolunu bağlayanlarla ittifak kuruyorsunuz.
“BAYRAĞI İNDİRENLERİN KİM OLDUKLARI BELLİDİR”
Bugün o bayrağı indirenlerin kim oldukları bellidir. Ben indirenlere değil indirtenlere sesleniyorum. Bayrağın namus olduğunu mu unuttunuz? Orta Doğu’da inşaat ihalesi kovalamayı büyük Türkiye hayalleri diye pazarlıyorsunuz. Kendinize gelin, kendinize. İnşaat şirketi değil Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetiyorsunuz. Artık Türk milletinin sorumluluğunu yüklenin. Devlet adamlığı zannettiğiniz kadar kolay iş değildir, akıl ister. Her şeyden önemlisi tarih şuuru ister. Siz de en eksik olan şeyde o tarih şuurudur.
“BİR SÖZÜM DE KOMİSYONCULARA”
Bir sözüm de komisyoncularadır. Bu orta oyununa artık herkes son vermek mecburiyetindedir. Meclisin umut hakkı dağıtılan bir yer olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Olup biteni görmüyor musunuz, anlamıyor musunuz? Amerika ve İsrail’in planları tıkır tıkır işliyor, siz yalnızca izliyorsunuz. İzlemekle kalmayıp emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Bu yoldan dönün. Türk milletinin menfaati neyi gerektiriyorsa onun gereğini yapın. Türkiye, Irak ve Suriye PKK’sı ile güney sınırımızda birleşmesini engellemelidir. Yine söylediğimize geldiler. İyiler hep haklı çıkıyor. Türkiye partisi olmamakta ısrarcı olan malum ulaklar Kürtleri yine karanlık bir çukura davet ediyorlar. Bu Kürtlere yapılacak en büyük kötülüktür.
“BAYRAĞA EL UZATANIN AKIBETİ BELLİDİR”
Teröristten medet umup şereften taviz vermek sizin tercihinizdir, ben ona karışmam ama millete hesap verirsiniz. Kim tarih nasıl anılmak istiyorsa onu yapabilir ama bu Cumhuriyet’in değerlerine asla leke düşürttürmeyiz. Türkiye bir kışkırtma planı ile karşı karşıya. Türkiye’nin sinir uçlarına bakılmak istendiğine şahit oluyoruz. Aziz milletimiz bu tuzağa düşmeyecektir.
Birileri bir yerde oyun kuruyor diye onların oyunlarına, tuzaklarına düşmek bu millete yakışamaz. Herkes müsterih olsun. Bayrağa el uzatanın akıbeti bellidir ve tarih bunun örnekleriyle doludur. Bu bayrak uğruna ölüm emri verilen bayraktır. Bu bayrak Türk’ün tarihini değiştiren bayraktır. Bu bayrak İzmir’de düşmanı denize döken bayraktır. Bu bayrak dünyaya Cumhuriyetimizi ilan eden bayraktır. Bu bayrak 15 Temmuz ihanetinde milletiyle birlikte devleti sokaktan toplayan bayraktır. Bu bayrak candır, bu bayrak kandır, bu bayrak hepimizindir. Bir kere kalkan bayrak bir daha yere inmez.”