Sunulan makale, Türkiye’deki mevcut toplumsal ve akademik krizlerin temelinde eğitim müfredatındaki köklü değişimlerin yattığını ileri sürmektedir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan yaşam becerileri, evrensel ahlak ve bilinçli vatandaşlık odaklı derslerin terk edilmesinin, sorgulamayan ve yalnızca biat eden bir toplum yapısına yol açtığı vurgulanmaktadır. Yazara göre görgü kuralları ve ev ekonomisi gibi pratik eğitimlerin eksikliği, günümüzde bireylerin kamusal alanla ve emekle kurduğu bağı zayıflatmıştır. Ayrıca akademideki liyakat kaybı ve alan dışı atamalar, bilginin yerini sadakatin almasının somut birer göstergesi olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak, toplumsal çürümenin önüne geçilmesi için eğitimin yeniden hak bilen ve sorumluluk alan yurttaşlar yetiştirmesi gerektiği savunulmaktadır.
Görgü kuralları dersi şart mı?
Evet, şart.
Ama tek başına yeterli değil.
Türkiye’nin bugün yaşadığı kriz, yalnızca ekonomik değildir.
Bu kriz; vatandaşlık krizidir, ahlak krizidir ve derin bir eşitsizlik krizidir.
Sorunu doğru tarif etmeden çözüm üretilemez.
Cumhuriyet’in eğitim anlayışının temel amacı açıktı:
İtaat eden tebaa değil, bilinçli yurttaş yetiştirmek.
Bu hedef soyut bir temenni değil; müfredatın bizzat kendisiydi.
Bugün “olmazsa olmaz” dediğimiz başlıklar, Cumhuriyet’in ilk döneminde zaten bir bütün olarak vardı.
Görgü Kuralları: Hayatın İçinden Bir Eğitim
Cumhuriyet’in ilk müfredatlarında “görgü” ayrı bir ders adıyla değil, hayatın içinden bir disiplin olarak yer aldı.
Hayat Bilgisi, Ahlak ve Toplum Bilgisi Dersleri; birlikte yaşama kültürünü merkeze alıyordu.
Okul disiplini yalnızca ceza–itaat ilişkisi değildi.
Hitap biçimi, kamusal davranış, sıra bekleme, temizlik, ortak alanı koruma ve saygı kültürü eğitimin doğal parçasıydı.
Köy Enstitüleri bu anlayışın en somut örneğiydi:
– Birlikte yaşama
– Ortak alanı sahiplenme
– Emeğe saygı
Bunlar kitapta değil, hayatın içinde fiilen öğretiliyordu.
Ve bugün artık olmazsa olmaz bir ders olarak karşımıza çıkan:
✅ Ev Ekonomisi / Ev İdaresi dersi müfredatta vardı
Özellikle:
1940’lar–1970’ler arasında
İlkokul üst sınıfları ve ortaokul düzeyinde
Kız Enstitüleri, Köy Enstitüleri ve genel eğitim içinde
“Ev Ekonomisi”, “Ev İdaresi”, “Aile Bilgisi” gibi adlarla okutuldu.
📌 Bu ders neydi, ne değildi?
❌ Sadece “ev işi” dersi değildi.
✅ Günlük yaşamın, emeğin ve ortak hayatın yönetimi dersiydi.
İçeriğinde şunlar vardı:
🔹Zaman yönetimi
🔹Bütçe yapma, gelir–gider dengesi
🔹İsraf–tasarruf bilinci
🔹Temel beslenme bilgisi
🔹Temizlik ve hijyen
🔹Ortak alan kullanımı
🔹Sorumluluk paylaşımı
🔹Emek ve iş bölümü bilinci
Yani bugünkü dille:
Yaşam becerileri + görgü + ahlak + yurttaşlık pratiği
📌 Köy Enstitülerinde durum daha da netti
Ev ekonomisi:
✔️Üretimle bağlantılıydı
✔️Emeğin değerini öğretirdi
✔️Ortak yaşam sorumluluğunu pekiştirirdi
✔️Kim ne üretiyor, kim ne tüketiyor, kim hangi sorumluluğu alıyor
→ günlük hayatın içinden öğrenilirdi.

Evrensel Ahlak: Korkuya Değil Bilince Dayalı
Bu dönemin ahlak anlayışı din merkezli değil;
insan, emek, adalet ve sorumluluk merkezliydi.
“Kul hakkı” söylemi yerine:
– Kamu hakkı
– Emeğin değeri
– Adalet ve vicdan
öne çıkarıldı.
Amaç; korkudan doğan değil, bilinçten beslenen bir ahlak inşa etmekti.
Güçlüyken de adil kalabilen, yetkiyle karşılaştığında susmayan birey yetiştirmekti.
Gerçek Yurttaşlık: Hak Bilen Toplum
Atatürk sonrası ilk dönemde, İnönü yılları dâhil olmak üzere, bu üçlü yapı zayıflamadı; devam etti.
Yurttaşlık ve ahlak dersleri sürdü.
Devletin hedefi hâlâ şuydu:
“Hak bilen, sorumluluk alan, saygılı yurttaş.”
Bu dönemi tek cümlede özetlemek mümkündür:
Cumhuriyet’in ilk kuşakları görgüyü evde, vatandaşlığı okulda, ahlakı kamusal hayatta öğrendi.
Bugün yaşadığımız kopuş, bir tesadüf değil;
bu bilinçli hattın terk edilmesinin doğrudan sonucudur.
Gerçek Eşitsizlik ve Suskunluk Düzeni
Bugün yaşadığımız şey “fırsat eşitsizliği” değil, gerçek eşitsizliktir:
Sermaye ↔ Emek
Tarikatlar ↔ Yoksul kitleler
Ağalık düzeni ↔ Köylü
Kamu kaynakları ↔ Rant çevreleri
Bu başlıklar konuşulmuyor.
Konuşulmadığı için sorgulanmıyor.
Sorgulanmadığı için normalleşiyor.
Bu düzenin devamı için gereken tek şey şudur:
Bilinçli yurttaş değil, itaat eden tebaa yetiştiren müfredat!
Ve, en son:
https://www.t24.com.tr/haber/karabuk-universitesinde-rektorun-onerisiyle-dis-hekimligi-ve-tip-fakultelerine-uzmanlik-alani-veterinerlik-olan-iki-dekan-atandi,1290722
Akademide Yaşananlar Bir “Atama” Değil, Bir İtiraf
Karabük Üniversitesi’nde yaşananlar tesadüf değildir.
Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerine, uzmanlık alanı veterinerlik olan isimlerin dekan olarak atanması açık bir mesaj vermektedir:
“Ne bildiğin değil, kime bağlı olduğun önemlidir.”
2023 yılında Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanan Fatih Kırışık’ın imzasıyla yapılan bu tercihler, akademiyi uzmanlık üzerinden değil, sadakat üzerinden dizayn etmenin somut örneğidir.
Alan dışı atama;
– Bilimi değersizleştirir
– Kurumları çürütür
– Gençlere “çalışma değil, bağlanma” mesajı verir
Üniversite, bilim yuvası olmaktan çıkar;
idari bir şubeye dönüşür.
Bu anlayışın kaynağı müfredattır.
Çünkü sorgulamayı öğretmeyen okul, biati öğretir.
Müfredatta Olmazsa Olmaz Üç Alan
Bugün Milli Eğitim müfredatına acilen ve tartışmasız şu üç alan geri dönmelidir:
1️⃣ Görgü Kuralları
Kamusal alanı paylaşmayı, dili, üslubu ve saygıyı öğretir.
2️⃣ Gerçek Vatandaşlık
Hak–ödev dengesi, hukuk, kamu malı, itiraz kültürü ve eşitlik bilinci kazandırır.
3️⃣ Evrensel Ahlak
Güçlüyken de adil kalmayı, emeğe saygıyı ve kamu hakkını öğretir.
Çünkü:
Görgü insanı inceltir.
Ahlak gücü sınar.
Vatandaşlık korkuya karşı tek güvencedir.
Son Söz
Cumhuriyet’in ilk döneminde eğitim, itaat eden tebaa değil…”
Bugün yaşadığımız sorunların hiçbiri tesadüf değildir. Eğitimden görgüyü, ahlakı ve yurttaşlığı çıkarırsanız; suskun, korkan ve itaat eden bir toplum inşa edersiniz. Kaybettiğimiz şey yalnızca dersler değil, bilinçli yurttaşlıktır.
Cumhuriyet, yaşamayı öğretmeyen bir eğitimi eksik sayıyordu.
Bugün bu derslerin kaldırılmasıyla:
Gençler bütçe yapmayı okulda öğrenmiyor
Kamusal alanı sahiplenmiyor
Emeği görünmez sanıyor
Bu da doğrudan: israf, sorumsuzluk, kabalık ve bağımlılık kültürü üretiyor.
SON CÜMLE:
Eğitimden neyi çıkarırsanız, toplumda onun yokluğunu yaşarsınız.
Bugün şikâyet edilen “sessiz ve suskun toplum”, bir tesadüf değildir;
bilinçli olarak şekillendirilmiş bir sonuçtur.
Bilinçli yurttaşın olmadığı yerde sessizlik erdem değil, zorunluluktur.
Eğitimden bilinçli yurttaşı çıkarırsanız;
itiraz etmeyen, sorgulamayan ve kabullenen bir kitle ortaya çıkar.
Sessizlik bir tercih değil, öğretilmiş bir davranıştır.