Salı - 22 Eylül 2020
Hasip Sarıgöz

Hasip Sarıgöz

Lanet!

Derler ki; Uhud Savaşı’nda müşriklerin attığı taşlarla; Sevgili Peygamberimizin alt dudağı yarılmış, bir dişi kırılmış ve miğferinin iki halkası kırılıp mübarek yanağına batmıştı...  Ağzından ve yanağından kanlar akıyordu!  Bu olay...

Hendek!!!

Saf ve temiz bir Anadolu genci… Askerlik çağı gelmiş ve askere gitmiş. Acemi birliğindeki eğitimini tamamladıktan sonra, çekilen kurada çıkan usta birliğinde giderken, ailesine bir mektup yazarak haber vermiş: “-...

Kadının Adı Yok!

Diyorlar ki "bu ülkede bizden önce kadının adı yoktu"! Haklı olabilirler. Fakat derler ki, geçmişe bakmadan bugün anlaşılmaz ve gelecek de yönlendirilemez... Hadi o zaman, biraz geçmişe bakalım: Belki Kadın'ın adı yoktu! Ama Büyük Türk Milleti, İlk Kadın Kağan'ını devletinin başına geçirdiğinde, tarih teee milattan önce altıncı yüzyıl idi. Yine, kadının adından bile habersiz bir millet, onu kağanıyla birlikte bir Göktürk Parası'nın üzerine bastığında, milattan sonra altıncı yüzyıldı. Daha sonra, son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti bir cumhuriyet parasına milli kıyafetli bir Türk kadınını bastığında, tarih 1970 idi (Sabiha Tansuğ Hanım/demir 50 kuruş). Yalnızca bu kadar mı? Bilenler için tabi ki hayır. Töre gereği, Türk hükümdarları yabancı elçileri kabul ettikleri zaman, eşleri de resmi olarak bu kabul törenlerinde hazır bulunurlardı. Orta Çağ'ın en büyük seyyahı olan İni Batuta; seyahatlerinin birinde İznik'e geldiğinde, Orhan Bey ile karsısı Nilüfer Hatun’un huzurunda kabul edilmiş ve “- Bu ülkede gördüğüm ve beni epeyce şaşırtan tutumlardan biri de erkeklerin kadınlara gösterdikleri aşırı saygıdır. Bu memlekette kadınlar erkeklerden daha üstün sayılırlar” dediğinde yıl 1333 idi. İşte o millet, adını bile bilmediği kadınının portresini parasına basarken, başına kağan yaparken ve resmi protokollere dâhil ederken; öyle milletler vardı ki, kadın insan mı değil mi, onu tartışıyorlardı. Yahu, o yıllarda cahiliye bedevileri kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu. Peki, Türk kadını diğer milletlerin kadınlarından neden ayrılıyordu? Ayrılıyordu, çünkü o dönemlerde birileri Türk kadınını önce bir bez örtünün, sonra da bir çatının altına sokmaya zorlayarak; toplumun sosyal yapısından ve içtimai yaşamından tecrit etmeye çalışmamıştı. O dönemin kağanlarından veya devlet görevlilerinden hiç kimse, hamile kadın dışarıda gezmesin, kadın çok gülmesin, kahkaha atmasın, başörtüsüz kadın perdesiz eve benzer gibi şeyler söylememişti. Türk kadını tarih boyunca; ata biner, ok atar, at üstünde kargı savurur ve aynı erkeği gibi düşmanla savaşır, tarlada bağda ve bahçede erkeğiyle birlikte çalışır, düğünde ve toyda yine erkeğiyle birlikte raks ederdi. Biraz daha yakına gelelim. Kadının adı yoktu, ama ilk Türk kadını Afife Jale sahneye çıktığında, tarih 13 Nisan 1919 idi. İlk Türk savaş pilotu bir kadın, bir savaş uçağını uçurduğunda yıl 1936'ydı. Kadının adını bile bilmeyen bir millet onu kendine başbakan seçtiğinde tarih 25 Haziran 1993'tü. Aynı Türk Devleti, ilk kadın valisini 6 Temmuz 1991 günü Muğla'ya atadığında, belki kadının adı yoktu, ama AKP diye bir partinin adı hiç yoktu. Kadının adını bile bilmeyen cahil bir lider, Medeni Batı'dan tam 11 yıl önce ona seçme ve seçilme hakkı verdiğinde, tarih 5 Aralık 1934 idi. 8 Şubat 1935'de ilk defa meclis seçimlerine katılan Türk kadınları mecliste tam 18 tane sandalye elde ettiler. 600 vekilli mecliste şimdi kaç kadınımız var? Peki, siz şu anda Meclisteki kadın vekil oranının, sadece %17'lerde olduğunu ve bu oranla Ruanda'nın bile gerisinde kaldığımızı biliyor muydunuz? İlk kadın subaylarımız apoletlerini omuzlarına taktıklarında yıl 1955, bir kadınımız ilk defa bir ilimize emniyet müdürü olarak atandığında yıl 1953, ilk kadın opera sanatçımız opera yapmaya başladığında 1934, ilk kadın bakanımız göreve başladığında 1971, ilk kadın arkeoloğumuz araştırmalara başladığında 1943, ilk kadın avukatımız mahkemelerde savunma yapmaya başladığında 1925, ilk kadın büyükelçimiz yurt dışına göreve gönderildiğinde 1982 idi. İlk kadın doktorumuz hasta muayene etmeye başladığında ise, henüz Cumhuriyet bile kurulmamıştı... İlk Türk kadını Eurovision’da yarıştığında tarih 1975 idi, ama kadının bir adı yoktu. Bir de adı olmasa bile Halide Edip vardı......

Casus…

Casus ve casusluk! Bu günlerde çok gündemde ya… Neredeyse teröristlik ve hainlikle birlikte her önüne gelene yaftalanıyor ya… Hem gündemi değiştirmek hem de muhalif ağızları tıkamak adına bir kürek çamur...

Page 1 of 9 1 2 9