Özenle gözümüzden kaçırılan Türkiye!..

Özenle gözümüzden kaçırılan Türkiye!..

19 Mayıs’ta İstiklâl Yürüyüşüne

çıkanlara selâm olsun…

Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey” oluyor. Bu cümle bir deyim bir atasözü gibi,  artık dilimize yerleşti. Keşke sadece latife olarak kalmış olsa. Ama Türkiye’de bir şeyler oluyor. Birbirinden ilgisi yokmuş gibi görünen olaylar arka arkaya konup da düşünülünce, insan “ne oluyoruz?” demekten kendini alamıyor.

Son birkaç hafta içinde en üst düzeyde içinde “Darbe” geçen sözler havada uçuştu. Ana Muhalefet Partisi’nden bir milletvekili ile il başkanı iktidarın “seçimle ya da başka şekilde” gideceğini söyleyince ortalık yıkıldı. Cumhurbaşkanı, iktidar partisi sözcüleri derhal açıklama yaptılar. Bunu “hareket emri” olarak alan sosyal medya mankurtları, tivitır akbabaları, feysbuk başıbozukları hücuma geçince o olan şeyler görünmez hâle geldi.

 

Darbe taşını ilk kim attı?

Darbe imasını veya doğrudan darbe lafını kim etti diye baktığımızda karşımıza CHP’liler çıkmıyor. Mesela 15 Temmuz’daki ihaneti birkaç ay önceden yazan Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur görünüyor. 19 Kasım 2019 tarihli yazının başlığı da oldukça sert, “Kasabın bıçağını yalayan inekler gibi”.

İki ay sonra yine Türkiye Gazetesi’nin yazarlarından birisi, Süleyman Özışık, “Yeni bir darbe ihtimali var mı?diye sormuş. Cevabını da: Üzülerek söylemeliyim ki evet bu ihtimal var!diye veriyor.

Ergenekon davasının Beyaz Saray’daki görüşmeden sonra başladığını yazan Fehmi Koru ise iki yazı üzerine de kendi bloğunda değerlendirme yapmış, ciddiye aldığını söylüyor.

Ben, Türkiye’de artık darbe olamayacağını düşünenlerdenim. Böyle bir şey ihanet olacaktır. Ama bu kadar açık yazılanlara îmâen dahi bir şey denmemesini de manidar buluyorum.

Böyle yazıları yazanlar var mıdır bilmiyorum. İlgilenmiyorum da. Bütün bunların ardından yaşananlara baktığımızda komşularının listesini yapanlar,Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız? Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden?diyenler apaçık ortada. Televizyonlara çıkıp konuşuyor, sosyal medyada arzıendam ediyorlar. Bir cümle üzerine fırtınalar koparanların bunlara hiçbir diyeceği olmasa gerek ki hiç ses çıkmıyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşik zinciri kırılıp, kurumsal yapısı bozulunca, tek bir kilit personelin tayini, Türkiye gündemini bir anda alt üst edebilecek güce erişiyor.

Korona virüsü ile mücâdele de hız kesmeden devam ediyor. Sağlık çalışanları yıllarca konuşulacak, üzerine filmler çevrilebilecek, romanlar yazılacak, ilmî sonuçlar çıkarılacak destanları yazdılar. Yazmaya da devam ediyorlar. Ama diğer yanda da büyük ızdıraplar yaşanıyor. Kapanan işyerleri, bu işyerlerinde çalışırken bir anda işlerini kaybedenler… Ekmek parasını bulamaz hâle gelen günlükçü insanlar… Tek sahici olan da bu…

Bütün bunlar, kamuoyunun dikkatlerinin biraz daha uzağındaki gelişmeleri perdeleyen gündemler.

 

Cambaz ipteyken bir şeyler oluyor

Eşkıya başı Öcalan’a kardeşi ile konuşma yapma izni veriliyor. Yasal sürenin iki katı süren görüşme kamuoyuna açıklanıyor. İki kardeşin hasret gidermesi olması gereken konuşma, tamamen siyasî talimatların verildiği bir görüşme olarak kayda geçiyor. Kaydı devlet görevlilerin tuttuğunu düşünmek de aklın gereği olsa gerek. Bakın bölücübaşından inciler (kardeşinin ağzından); Kürtler arasındaki birliğin yolunun Rojhilat [Doğu], Rojava [batı], Başûr [Güney] ve Bakur [Kuzey]’dan geçtiğini söyledi”. İncilere devam: bu küçüklükle hiçbir sorunun çözülemeyeceğini, … onun için örgütlenmenin daha fazla olması gerektiğini, … 4 parçada da … örgütlenip güç olunması durumunda çözümün de gelişeceğini söyledi.

Bahsedilen dört parçanın birisi Türkiye’de. Peki, baltayı kendi ayağımıza mı vuruyoruz, yoksa Türk Milleti kavramına mı balta vurulacak? Yaman bir soru değil mi? Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nun resmi Twitter hesabından paylaşılan “Çok kimlikli Türkiye Toplumu (ayrı bir inceleme konusu) düşünüldüğünde soru daha bir yaman hâle geliyor.

Basında çıkan ama kıyıda köşede kalan haber-yorumlara bakmaya devam ediyoruz. Habertürk’ten Çetiner Çetin bu ayın başından itibaren  ABD’nin, PKK’nın denetimi dışındaki siyasi yapıları uzlaştırdığını, PKK’ya düzenli ordu kurdurmaya başladığını başına da mazlum kobani denen teröristi getirdiğini yazıyor. Önemli cümlelerden birisi de Rusya’nın merkeze bağlı, daha zayıf ve yerelle sınırlı kararlar alabilen bir yapı istediği (11 05 2020). Ve bu arada HTŞ hareketlerini bastırmak için polis de İdlib’de olaylara müdahale ediyor. Vazife ve Salahiyet Kanununa göre sadece görevli olduğu mülkî birimde yetkili olan polis, artık yurt dışına çıkmış vaziyette.

 

Barış Pınarı anlaşmaları

Barış Pınarı Harekâtı üzerine, bir hafta arayla, ABD ve Rusya ile mutabakat imzalanmıştı. Görünen o ki bu anlaşmalara uygun gelişmeler oluyor. Bu anlaşmaları değerlendirdiğim Suriye’de Terörist kim, gidiş nereye? yazımda da ayrıntılara dikkat çekmiş ve “Önümüzdeki günlerde ne olabilir?diye sorduktan sonra “Bu anlaşmalarla PKK/PYD’nin ABD ve Özellikle Rusya tarafından Suriye’nin meşru bir parçası olması sağlanacağa benziyor. Irak’ta da ABD aynı yolu izlemişti. Irak, millî ve üniter bir devlet iken Kürt ve Arap olarak iki parçalı devlet hâlini aldı. Suriye’de de gidiş bu yönde.” sonucunu çıkarmıştım.

Bu bir kehanet miydi? Hayır. Sadece köy çok görünür hâldeydi. Tabii doğru tarafa bakanlar için.

Türk Milleti ölümcül salgın baskısıyla birlikte üretilmiş gündemlerle meşgul edilirken, etrafımızdaki gelişmeler, özenle, dikkatlerden kaçırılıyor. Türkiye, Bermuda Şeytan Üçgenine doğru yol alan gemi gibi…

19 Mayıs’ta çıkılan İstiklâl Yürüyüşü de devam ediyor…

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!