DOLAR 13,4477-0.75%
EURO 15,2749-0.45%
STERLIN 18,3360-0.49%
ALTIN 795,100,73
BIST %
BITCOIN 5634340,10%
Ankara
-4°

PARÇALI BULUTLU

06 49

İMSAK'A KALAN SÜRE

Konya Bataklığı-4-

Konya Bataklığı-4-

ABONE OL
18 Aralık 2021 14:18
Konya Bataklığı-4-
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yazıda size, 19.11.2021 günü Konya şehir merkezinde çektiğim üç fotoğrafın hikâyesini anlatacağım.

Birinci fotoğraf: Bu fotoğraf Mevlana Müzesi ile Sultan Selim Camisi arasında Cuma namazı kılan kadın ve kızlarımızı gösteriyor.

Bakın Konya’nın bazı kadın ve kızları Cuma namazı kılmak için adı geçen müze ile caminin arasına oturmuşlar, mermerlerin üstünde, açık havada, hava şartlarının pek uygun olmadığı bir mevsimde namaz kılıyorlar.

Kadın ve kızlarımızın bu görüntüsü ne anlama gelir, neyi anlatıyor, önce buna değineyim. Namaz kılmak kadın ve kızlarımızın da dini görevlerindendir. Hz. Muhammed döneminde kadın ve kızlar da camiye giderler, caminin içinde, vakit, cuma ve bayram namazlarını kılarlardı. Sonraları, kadın ve kızları aşağılayan bir zihniyet türedi ve o zihniyet kadın ve kızları camilere sokmaz oldu. Bu yanlış gelenek son dönemlerde yıkılmaya başladı, kadın ve kızlar da camilere gelmeye başladılar.

Ne var ki, erkek egemenliği üzerine kurulan bir hurafe Müslüman kadın ve kızları, ayrı bir kapıdan, camilerin merdiven altına yahut bodrumlarına yahut caminin bir eklentisine sokmaya, onları caminin içine katmamaya başladı. Bu durum hem Peygamber’in uygulamasına (sünnetine) ve hem de insanlığa aykırıdır. İbadet için gelinen bir yerde kadınlar erkeklerden, erkekler kadınlardan niçin kaçırılsınlar? Caminin içindeki dîni yapıyı, dîni yazıları, dîni havayı görüp teneffüs etmek erkekler kadar kadınların da hakkıdır. Kadınların dışarılarda bırakılması cahillik ve bağnazlıktan başka bir şey değildir. Bu yanlışı düzeltmek Diyanet ve müftülüklerin görevidir. Diyanet bunu düzeltmiyorsa vebal altındadır, Türkiye’yi yarınlara taşıyamaz.

Sultan Selim Camisi’nin yanındaki bu durumu Konya Müftülüğü ile ilgili belediyelerin görmeleri, sağlıklı bir çözüm yolu bulmaları gerekir. Mesela hiç değilse, oraya (ve tabii böylesi diğer yerlere) açılıp kapanan büyük şemsiyeler yerleştirilse, sırf cuma namazları için o şemsiyeler açılsa, o kadınlar ve kızlar olumsuz hava şartlarından etkilenmeseler, o mermerlerin üstüne naylon hasırlar serilse, yerden bulaşacak mikroplar engellense, nasıl olur? İyi olur ama gelin de böylesi bir insanî ve medenî duyguları gelişmiş müftü ve belediye başkanlarını bulun. Bu önerim olmayacak bir şey değil. Madem kadın ve kızlarımızı camilerin içine sokma niyetiniz yok, hiç değilse onlara bu kadar bir hizmette bulunun da görgüsüz ve düşüncesiz amirler olmaktan kurtulun.

İkinci Fotoğraf: Bu fotoğrafı Rampalı Çarşı’nın yakınındaki Kadı Mürsel Camisi’nin içinde, 13.40’da çekmişim. Pencerenin görünüşünden anlaşılacağı gibi hava bulutsuz. Güneş içeriyi aydınlatıyor. Namaz kılındıktan sonra imam elektrik lambalarını kapatmadan gitmiş, yok. Boşa giden enerji var. Hani din görevlilerimiz “İSRAF HARAM” diye öğüt verirlerdi? Haramları önce din görevlilerimiz yapmamalılar. Aksi halde kötü örnek oluyorlar. Demek bizim müftü ve murakıplarımız titiz değiller ki, böylesi görüntülere rastlıyoruz.

Üçüncü Fotoğraf: Bu fotoğraf 55 yıldır Konya’da düzenlenen Âşıklar Bayramı’nın hükümet alanındaki etkinliklerinden birisini gösteriyor. Yer Hükümet Alanı.

Bu yılki Âşıklar Bayramı’na 5 ülke ve 19 şehirden 35 âşık katıldı. Âşıklar Mevlana Meydanı, Hükümet Meydanı, Kültür Park, Karatay Belediyesi Hizmet Binası ve Zafer Alanı’nda olmak üzere beş ayrı yerde çaldılar, söylediler.

19 Kasım 2021 günü Hükümet Meydanı’nda az bir gruba duygu ve hünerlerini gösteren “âşıkların sözcüsü” konumundaki kişiye dedim ki: Bu açık havada ve soğukta üşümüyor musunuz? Şunu dedi: “Üşümez olur muyuz? Zaten ameliyatlıyım. Soğukta dura dura sancım arttı…”

Adamlar bir “aşk için”, bir kültür geleneğimizi yaşatmak için değişik yerlerden gelmişler, bir iki gün, saatlerce, bir kış gününde meydanlarda üşüyerek saz çalmaya mecbur kalmışlar.

Finalden önce, Konya’nın merkezindeki değişik yerlerde âşıkları topluma izletmek güzel bir düşünce olmuş ama izlenen yöntem yanlış. Soğuk hava, rüzgar ve tozdan etkilenmemeleri için o meydanlara, hiç değilse âşıkların oturdukları sandalyelerin üzerine bir çadır, üşüyecek olanların ısınmaları için seyyar elektrik fırınları konmalıydı. Oraya bir ses cihazı konmuş, âşıklar alelade sandalyelerin üzerine oturmuşlar, dinleyiciler ayak üstü sıralanmışlar, “Âşıklar Bayramı” yapıyoruz!

Bu durum; kültürsüz bir zihniyetin Konya’yı küçük düşürmesidir. Bu durum; Konyalıların kaba yönetildiğinin kanıtıdır. Bir de bunlar: “Kadim medeniyetin başşehri Konya!” diye hamaset yaparlar. Medeniyet, “Uygarlık, şehirlilik, kibarlık ve görgülü olmak” gibi anlamlara gelir. Bu fotoğrafta medenilik yok. Siz köyde ve hatta Arap çöllerinde mi yaşıyorsunuz?

Konyalılar bilirler ama ben, Konya’yı bilmeyenler için şu bilgiyi vereyim; Zafer Alanı’na çok yakın olan Kültür Park’ta bir Açık Hava Tiyatrosu var. Mevlana Meydanı ve Karatay Belediyesi’ne yakın bir yer olan Mevlana Kültür Merkezi’nin önünde de bir Açık Hava Tiyatrosu var. Madem adamlara açık havada saz çaldıracaksınız, hiç değilse belirttiğim etkinlikleri buralarda yapın da Konyalılar oturacak bir yer bulsunlar, âşıklar da sahnede, herkesin görebileceği bir noktada görevlerini yapsınlar. İnsan bunu bari düşünür. Karatay Belediyesi’nin öncülüğünde yapılan bu etkinlik, bizim köylü Davulcu Recep’e yaptırılan Ramazan davulculuğuna benzemiş.

Eski yıllardaki “Âşıklar Bayramı”na Konya’nın üst düzey yönetici ve bürokratları, kültür müdürleri gibi görevlileri katılırlar; Konya yönetimi, âşıklık geleneği ve halk edebiyatına verdiği önemi gösterirdi. Konya’da şimdi maalesef bu engin kültür yok. Bugün bu gelenek bir İlçe Belediye Başkanı’nın üç beş cümlesiyle ağırlığını kaybetti. Evet, “Nereden, nereye?”

Bu yılki “Âşıklar Bayramı”nın son gösterisi Karatay Belediyesi’nin Gençlik Merkezi Salonu’nda yapıldı. Bu salon spor salonu özellikli. Oysa Konya’nın bu salona göre; şehre daha yakın, çok amaçlı ve çok daha nitelikli, oldukça güzel, oturum ve sağlık açısından daha elverişli bir salonu var; Mevlana Kültür Merkezi’nin salonu. Âşıklar ve Konyalılar niye bu güzel ve sağlıklı salon dururken daha elverişsiz bir salona götürüldüler? Zekasızlıktan veya nezaketsizlikten olsa gerek. Başka ne düşünülür? Yoksa, “Âşıkların söz ve sazları Mevlana adının yazılı olduğu duvarları üzer”mi dendi?

Konya’daki bataklık her geçen gün ve her yıl çukurlaşıyor.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.