DOLAR 13,4364-0.79%
EURO 15,2647-0.58%
STERLIN 18,3330-0.63%
ALTIN 793,500,53
BIST %
BITCOIN 561951-0,49%
Ankara
-4°

PARÇALI BULUTLU

06 49

İMSAK'A KALAN SÜRE

Cumhuriyet ve Eğitim-Öğretim

Cumhuriyet ve Eğitim-Öğretim

Atatürk’ten sonraki dönemlerde, özellikle son yirmi yılda milli eğitim sistemimiz, Cumhuriyet’imizin güzelliklerini bıraktı, Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ile kavgaya tutuştu. Bugün öğretmen ve akademisyenlerimizin bir bölümü bağımlı, onursuz ve hurafeci yetişmeye başladı.

ABONE OL
8 Kasım 2021 18:03
Cumhuriyet ve Eğitim-Öğretim
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmanlı’nın eğitim-öğretim sistemi yeterli ve nitelikli değildi. Bunun başlıca nedenleri tek adamlık (padişahlık) sistemi, baskıcı yönetim, teokratik düşünce, ortaçağ kalıntıları, düşünce bilim ve yeniliklere kapalılıktı.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyet’ini kurarken, Osmanlı’nın eğitim-öğretim sistemini bıraktı; özgürlükçü, akılcı ve üretici bir eğitim-öğretim sistemini uyguladı. Atatürkçü eğitim-öğretim sistemi diyebileceğimiz bu sistem özgüven sahibi, onurlu bir toplum yaratma amacını taşıyordu.

Şimdi, konu ile ilgili olarak Atatürk’ten yapacağım alıntıları sabırla ve düşünerek okuyalım:

“Şüphesiz Türk ilkokulları, Türk orta ve lise okulları, Türk yüksek topluluğu için, istediği nitelikte öğrenci yani muhatap, zekâ bilim, teknik, özetle insanlık yetiştirdikten sonradır ki, Türkiye’nin şurasında burasında ve her yerinde üniversite enstitülerinden söz edilebilir.”

“Bir millet kültür ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin sürekli sonuçlar vermesi, ancak kültür ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur.”

“Yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı, askerî, siyasî, idarî devrimler çok büyük, çok önemlidir. Bu devrimler, sayın öğretmenler, sizin toplumsal ve fikrî devrimdeki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı (sezişi) hür” nesiller ister.

“Eğitim ve öğretimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi  genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programlarını ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir.”[1]

Eğitim-öğretim sistemimiz, Atatürk döneminde, Atatürk’ün belirlediği bu esaslara göre uygulanmıştır. O dönemde, hür düşünceli, çalışkan, yenilikçi, kişilikli ve “millî” kimlikli bir kuşak yetiştirilmiş, o kuşak Türkiye’yi zamanının saygın devletleri arasına sokmuştur.

Atatürk’ten sonraki dönemlerde, özellikle son yirmi yılda milli eğitim sistemimiz, Cumhuriyet’imizin güzelliklerini bıraktı, Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ile kavgaya tutuştu. Bugün öğretmen ve akademisyenlerimizin bir bölümü bağımlı, onursuz ve hurafeci yetişmeye başladı.

Herkesin bu iddiamı haklı çıkaracak gördükleri vardır. Ben kendi gördüklerimden birkaç örnek vereyim.

  1. Uzun süredir sosyal medyada var; birisi rektör, diğeri dekan iki akademisyen (Prof.) Bilal Erdoğan’ın bindiği atın önüne, sağlı-sollu geçmişler, atın yularından tutmuşlar, takım elbise ve kravatlarıyla poz vermişler, gösterdikleri kişilik, irade ve bilim seviyesizliği yetmemiş gibi bir de o utanç vesikasını paylaşmışlar. Diyorlar ki: “Ey muhterem Erdoğan’ımız! Bak biz oğlun Bilal’in bindi atın yularını tutuyoruz. Biz, daha büyük lütuflara talibiz.” Şu hale bakın, akademisyenlerimiz YULARCILIK yapmaya başladılar.
  2. Cumhuriyet ve Eğitim-ÖğretimBoğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Melih Bulu denen Profesörü (?) hatırlayınız. O’nu Recep Erdoğan getirdi ve götürdü. Sonra Melih dedi ki: “Beni Cumhurbaşkanı Erdoğan atadı ve aldı. Atadığı için de aldığı için de teşekkür ederim, minnettarım.” Arkasından gelen kişi ise öngörüsüzce,  içinde oturduğu aracın tavanını (bilimi, başını) çiğnetti.
  3. Bir “Prof.”umuz var, geçen yıllarda: “Eşimi Recep Erdoğan’la aynı yatakta görsem aklıma bir şey gelmez” diyecek kadar bilinç kaybına uğradı. Şu an TBMM üyesi olan Selçuk Üniversitesi’nden gitme bir “Prof.” var, bu adam da Recep Erdoğan için “Salavat-ı Şerife” besteledi. Türkiye Cumhuriyet’inin lise, orta ve ilköğretim kurumlarındaki eğitim ve öğretim ile ilgili olarak da örnekler vereyim.
  4. Otuz gün kadar önceydi, “milliyetçi” olduğunu söyleyen bir öğretmen sendikasına uğradım. Otururken duvarda, Osmanlı arması, Arap rakamları, Arapça yazılmış kelimelerle bezenmiş büyükçe bir saat gördüm. Yöneticiye, ‘bu saatin tamamı Arapça. Siz milliyetçisiniz. Niye böyle bir saati astınız’ dedim. Hiçbir yanıt alamadım. Sonra şu soruyu sordum: “Öğrenci andının kaldırılmasını yargıya taşıdınız. Danıştay uygulamayı iptal etti. Arkasını getirmediniz. Sendika mensupları olarak öğrencilerimize andımızı okutmaya başlasanız olmaz mı? Yüzüme baktı, sustu, basit bir iki gerekçe sıraladı.
  5. Okullarda gördüğünüz öğretmenlerin giyim kuşamlarına bakınız. Kimi derviş, kimi hoca, kimi berduş, çok azı da öğretmen tipinde. Yolda yürürken takım elbiseli, kravatlı ve tıraşlı, çalışan bir öğretmenle karşılaştım. Kendisine, ‘sen bir cumhuriyet öğretmenisin’ deyince: “Okulda kılık kıyafetiyle öğretmen olarak bir ben kaldım. Tek de olsam bu halimi değiştirmeyeceğim” dedi.
  6. 27 Ekim 2021 günü durakta belediye otobüsü beklerken bir grup öğrenci geldi. 7. ve 8. sınıf öğrencilerine şunu sordum: ‘Atatürk mü daha iyi cumhurbaşkanı, Recep Erdoğan mı?’ Beşi Atatürk, üçü Erdoğan dedi. Cumhuriyet yönetiminin erdemlerini sordum. En güzel cevabı bir kız öğrenci verdi. Beş altı cümleyle Cumhuriyet’i öyle özetledi ki, anlatamam.
  7. Bu yıl gördük ki, önemli birçok yöneticinin ilgisiz ve isteksiz tutumuna rağmen halkımız Cumhuriyet Bayramımızı büyük bir istek ve coşku ile kutladı.

Şimdi bu gerçekleri değerlendirelim:

  • Yüksek öğrenimde “Bilim adamı” olarak göre yapan kişiler; özgür düşünceyi, namusu, doğru inancı çiğniyorlar, üniversite gençliğine ve hatta tüm halkımıza kötü örnek oluyorlar. Böyleleri gençleri yetiştiremezler. Böyleleri Türkiye’yi kokuturlar. Bu örnekler erdemli ve namuslu akademisyenlerimizin itibar ve güven kaybetmelerine de neden olur. Kişilikli akademisyenler böylelerine karşı dik bir duruş sergilemezlerse, kendileri de itibar kaybederler.

Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında ve demokrasi tarihimizde böylesi kepazelikler yoktu. Öyle ise akıllı bilim adamlarımız ayağa kalkmalılar, Cumhuriyet’imizin çiğnendiği şu yıllarda, Cumhuriyet’imizin kurtarılması ve daha güçlü kılınması için öne çıkmalılar; Cumhuriyet’in suikastlarına karşı, DÜŞÜNCE/AYDINLATMA SAVAŞI başlatmalılar, susmamalılar. Türkiye’de birçok kesim Cumhuriyet bayramlarında Anıtkabir’e yürüyor ama namuslu akademisyenler suskun. Namuslu bir Türkiye için, bilim için öncülük yapmak ayıp ve suç değil, aksine yiğitliktir. Öyle ise siz de kıpırdayın.

RTE seni bir göreve atarken de teşekkür et, o görevden alırken de teşekkür et. Arabanı, cübbeni, diplomanı çiğnet. Yalakalık için eşini öne sür. RTE’yi peygamber yap ve sonra milletvekili ol. Böylesi insan modellerine “Kapı kulu”, “Beşik uleması” “Zavallı”, “Zındık” denir. Ben bunların hiç birisi ile tanışmam. Şahıslarına hakaret etmiyorum. Yaptığım şey kişilik ve beyin bozukluklarını anlatmaktır.

  • Milliyetçi olduğunu iddia eden bir öğretmen sendikası kazandığı milli bir davanın arkasında duramıyor ise, sendika binasına astığı bir saat ile öğretmenlerimizin göz ve beyinlerini ARAPLAŞTIRIYOR ise, o sendikada milliyetçilik ve cumhuriyetçilik bulunmaz. Cumhuriyetçi, milliyetçi ve çağdaş öğretmen modeli, giyimiyle örneğini verdiğim öğretmendir. Artık sloganların değil, gerçeklerin yanında olacağız.
  • Bugünkü öğretmen nesli büyük oranda Atatürk ve modern Türkiye’nin eğitim-öğretim sisteminden kopmuş; bilinçsiz, güdümlü, esir, uşak ruhlu nesiller yetiştiren bir kuşak olmuştur. Bu nedenle, bizim millet olarak, yapacağımız ilk iş, Atatürk’ün izinde nitelikli ve aydın öğretmenler yetiştirmektir.

27 Ekim 2021 günü bir öğrenci topluluğu ile yaptığım sohbet çok öğreticidir. İçimize bir yobazlık, dincilik, soysuzluk kurdu girmiştir. Uyanmanın zamanı gelmiştir. O sohbette söz alıp konuşan kız öğrencinin nefis konuşması ve düşünceleri, halkımızın Cumhuriyet coşkusuyla meydanlara inişi umut vericidir. Yani umutsuz değiliz. Sömürünün sonu geliyor. “Böylesi bir devrede bana da görev düşüyor” diyen herkes öne çıkacak; hiçbir hesap yapmadan, uygarlık savaşımıza katılacaktır.

 


[1] Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 238-240, 242-244. Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, üçüncü basım. Ankara 2007

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.