DOLAR 13,67881.38%
EURO 15,53872.02%
STERLIN 18,13011.29%
ALTIN 784,43-0,03
BIST 2.004,551,19%
BITCOIN 6940241,64%
Ankara

AÇIK

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ali Erbaş Sıkıntısı -2

Ali Erbaş Sıkıntısı -2

ABONE OL
24 Eylül 2021 13:18
Ali Erbaş Sıkıntısı -2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya Camii’nin ibadete açılışı nedeniyle 24.07.2020 Cuma günü Ayasofya’daki hutbesinde: “Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı cami olarak vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar” dedi. Ayasofya, Atatürk döneminde kilise olmuştu. Yani Erbaş, Atatürk’e “lanet” okudu.

“Lanet” ağır bir bedduadır. Hz. Muhammed düşmanlarından gördüğü büyük kötülükler karşısında bile onlara lanet etmemiş, laneti yasaklamıştır. Taif’te taşlanıp vücudundan kanlar aktığında, Müslümanlar inançları yüzünden öldürüldüklerinde, yanındakiler: “Ey Allah’ın elçisi, Allah senin duanı kabul eder. Bunlara beddua et” dediklerinde, “Ben lanet/beddua etmem. Onlar cahil. Belki içlerinden iyi kuşaklar yetişir” demiştir.

Şu sözler Hz. Muhammed’in:

“Mümin ne tan (ayıplama) edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır.” “Birbirinize Allah’ın laneti, Allah’ın gazabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın.”[1] “Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar gönderdiklerine kavuşurlar.”[2] “Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir.”[3]

Bakın Erbaş bize “Peygambere uyun” diyor ama kendisi uymuyor. Allah uyarıyor: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çirkin bir davranıştır.” (Saff Suresi: 2-3)

Erbaş’ın bu huyu milli ve manevi değerlerimiz adına çok zararlıdır. Bize çok iyilikleri olmuş, bu dünyadan ayrılıp gitmiş olan Atatürk ile uğraşması anlamsızdır. Kendisi makamı Atatürk’e borçludur. Geldiği günden beri, kendisi ve Diyanet mensupları, hutbe ve vaazlarında, milli bayramlarımızda, kurtuluş günlerimizde Atatürk’ün adını bir kere olsun anmadılar. Bu haliyle Ali Erbaş bizi ayrıştırıyor, topluma “fitne-fesat” sokuyor. Allah: “..“Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür..” (Bakara: 191), “Yeryüzünde fesat (bozgun) yapmayın” (Bakara: 11), “Barış daha hayırlıdır” (Nisa: 128) diyor.

Erbaş’ın bu dili/huyu, kendisine karşı olan saygımızı kaybettirmiştir, milletimizi üzmektedir. Bu noktada Erbaş’ın yapacağı şey şudur: Ya bu sözünden dolayı milletten özür dileyecek, ya da o makamı bırakıp gidecek.

Ali Erbaş o hutbesini bir elinde kılıç taşıyarak okudu. Bu bir tuhaflıktır, bilgisizliktir. Hz. Muhammed hutbelerinde silah bulundurmamış, mescitlerin içinde ve çevresinde kesici, yaralayıcı, öldürücü alet/silah kullanmayı yasaklamıştır. Büyük İslam Tarihçisi Mevlâna Şibli, Hz. Muhammed’in hutbe okurken hiçbir zaman kılıç tutmadığını belirtir.[4]

Erbaş’ın bu garip tutumunu kimi silikler, “Gelenek” diye yorumladılar, din dışı bir şeyi meşrulaştırmaya kalktılar. Erbaş da susarak bu patavatsızlığa göz yumdu. Hz. Muhammed’in yapmayıp yasakladığı din dışı bir uygulamayı dinin bir parçası imiş gibi göstermek sapıklıktır.

Bu örnekten anlaşılacağı üzere, Başta Ali Erbaş olmak üzere din eğitim ve öğretimi görmüş birçok kişi sağlam İslam dinini kirletiyor, barış ve sevgi dini olan İslamiyet’i kavga ve nefret dinine dönüştürüyorlar.

Öyle ise Türkiye’de: “Samimi ve iyi bir Müslüman olayım. Milli birliğimiz bozulmasın. Barış içinde yaşayalım” diyen herkes, adı, makamı ve unvanları ne olursa olsun böylesi kişilere güvenmeyecekler, inanmayacaklar. Bizim güveneceğimiz ve inanacağımız iki kaynak var. Bunlardan birisi akıl ve sağlıklı düşünme, diğeri açık Kuran ayetleridir.

 

DEVAMI VAR

 


[1] İbrahim Canan, Kütübi Sitte 15. Cilt, s. 143-144, Akçağ Yayınları Ankara 1992

[2] İbrahim Canan, a.g.e. C. 15, s. 154

[3] İbrahim Canan, a.g.e. C. 16, s. 366

[4] Büyük İslam Tarihi Asr-ı Saadet (Ömer Rıza Doğrul ter.) Cilt 2, s. 18, Eskişehir Yayınları, İstanbul 1974

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.