Veri sızdırma raporu: Whatsapp ve iMessage zirvede

  ABD’de istihbarat servislerinin siyaseti ve algıları şekillendirmedeki rolünü araştıran araştırmacı gazeteci Kit Klarenberg tarafından hazırlanan bir raporda WhatsApp ve iMessage’ın FBI’a en çok veri gönderen uygulamalar olduğu açıklandı.
  Property of the People (Halkın Mülkiyeti) grubu tarafından ortaya çıkarılan gizli Federal Soruşturma Bürosu (FBI) belgesi, aralarında WhatsApp ve iMessage’ın da bulunduğu 9 farklı mesajlaşma uygulamasının, istihbarat servisine veri sağladığını ortaya çıkardı.
Belge, FBI’ın ilgili meta verileri izinler ve mahkeme celpleri yoluyla güvence altına alma yeteneğini kısa ama şok edici ayrıntılarla ortaya koydu. Rolling Stone tarafından elde edilen belge Meta’nın WhatsApp’ı ve Apple’ın iMessage’ının FBI’a en çok veri sağlayan uygulamalar olduğunu göstermekte.
7 Ocak 2021 tarihli ve FBI’ın Bilim ve Teknoloji Şubesi ve Operasyonel Teknoloji Bölümü tarafından hazırlanan belgede bir dizi popüler mesajlaşma uygulaması, bunlardan hangi bilgilerin çıkarılabileceği ve araştırmacılar tarafından hangi verilerin güvence altına alınabileceği de listeleniyor.
   Uçtan uca şifreli olmalarına rağmen bazı durumlardaFBI’ın yazışmaları takip edebildiğibelirtilirken FBI’ın şirketlerden mesajlardaki kişisel verileri isteyebileceği vurgusu yapıldı.
FBI’ın telefon numarası, IP adresi, konum, mesaj atılma tarihi ve kişiler gibi bilgileri ele geçirebildiği ve gerçek zamanlı metadataları talep edebileceği de belirtildi.
Independent gazetesine konuşan Whatsapp yetkilileri, WhatsApp üzerindeki bütün mesajlaşmalar uçtan uca şifrelidir ve mesajlar güvendedir. Güvenlik güçlerinden gelen talepleri dikkatlice inceleyip ona göre harekete geçiyoruz” açıklamasını yaptı.

Otelci Çift Cinayetinin Gizemi Çözüldü

Avcılar Esenyurt’ta yanan bir otomobil ihbarı üzerine Nuri ve Esra Yıldız çiftinin katledildiği ortaya çıkmıştı.

İtfaiye ekiplerinin söndürdüğü araçtaki kan izleri üzerine çalışma başlatan polis, araç sahibi Nuri Yılmaz’ın evine gidince, boğazı kesilerek öldürülen Esra Yıldız’ın cesedine ulaştı.

Bunun üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri cinayetle ilgili çalışma başlattı. Yıldız’ın öldürüldüğü evin kapısının zorlanmadığı belirlendi.

Olay günü komşuların da bağrışma sesleri duydukları bilgisini vermesi üzerine şüpheler Esra Yıldız’ın kocası üzerine yoğunlaştı. Polisin peşine düştüğü Nuri Yıldız ise aramalara rağmen bulunamadı.

Cinayet Masası ekipleri, Nuri Yıldız’ın bulmak için yaklaşık 50 kilometrelik bir güzergahta güvenlik kamera kayıtlarını inceledi.

Yıldız’ın 10 Ekim’de saat 21.53’te Beyoğlu’ndaki otelden çıktığı anlaşıldı. Eşinin ise yarım saat öncesinde taksiyle evine döndüğü belirlendi.

Nuri Yıldız’ın aracını kameralarla takip eden polis, lüks cipin Bahçelievler’de durduğu ve 2 kişinin araca bindiğini tespit etti. Yıldız’ın aracına binen 2 kişiyi getiren başka bir otomobil yoluna devam etti.

Görüntüleri inceleyen ekipler, dörtlüleri yanan cipin önünde bir anda çatlak oluştuğunu fark etti. Bahçelievler’de 2 kişinin bindiği cip önce Büyükçekmece’ye oradan da Beylikdüzü’ne ilerledi. Boş alanda duran cip daha sonra Avcılar’da Nuri Yıldız’ın evinin önünde görüldü.

Yaklaşık 10 dakika burada kalan cip Esenyurt’a götürülerek ateşe verildi. Cinayet masası ekipleri, Beylikdüzü’ndeki boş alanda kadavra köpekleriyle yapılan aramalarda Nuri Yıldız’ın cesedini buldu.

Öldürüldükten 3 gün sonra cesedi bulunan Nuri Yıldız’ın Bahçelievler’de aracının içinde vurulduğu belirtildi. Camdaki çatlağınsa silahtan ateş edildiği sırada oluştuğu öne sürüldü.

İddiaya göre, araçtaki 2 kişi, önce Nuri Yıldız’ı öldürmüştü. Daha sonra otel işletmecisinin Avcılar’daki evinin önüne gitmişlerdi.

Burada, Nuri Yıldız’ın telefonu ile eşi Esra Yıldız’ı aradığı iddia edilen 2 şüphelinin kısa bir görüşme yaptıkları da belirlendi.

Evine gelen 2 kişiden eşinin yakınları olduğu için şüphe duymadığı belirtilen Esra Yıldız’ın kapıyı açmakta tereddüt etmediği ifade edildi.

İçeriye giren şüpheliler, Yıldız’ı bıçakla boğazını keserek öldürdükten sonra Esenyurt Haramidere kavşağına gitti. İki şüpheli burada olayları gerçekleştirdikleri Lüks cipi yakıp oradan uzaklaştılar.

Cinayet Büro Amirliği ekipleri güvenlik kameraları çalışmasında, Nuri Yıldız’ın Bahçelievler’de durduğu yere gelen aracın ağabeyi Fahri Y.’ye (58) ait olduğunu belirledi.

Otomobilden inerek Nuri Yıdız’ın aracına binen 2 kişinin ise ağabeyinin oğulları Ferhat Y., (27) Muhyettin Y. (35) olduğu araçtaki kadının ise yeğeni Aleyna Y. (20) olduğunu tespit etti.

Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri 2 gün önce Fahri Y., karısı Zübeyde Y. (65) ile  çocukları Ferhat Y. (27), Muhyettin Y. (35), Aleyna Y. (20), Berfin Y. (26) ve Songül Y.’yi (37) gözaltına aldı.

Şüphelilerden Ferhat Y. ve bir süre önce cezaevinden çıkan Muhyettin Y.’nin ifadelerinde emniyette suçlamaları kabul etmediği öğrenildi.

Ferhat Y. otellere ortak olmak için 600 bin lira ödediğini öne sürdü. Şüpheliler işlemlerin ardından adliyeye sevk edildi.

Bakan Koca’da Omicron varyantı açıklaması

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, AKP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının sonrasında gazetecilerin sorularını cevapladı.

Bakan Koca, sağlık çalışanlarının özlük haklarını ve emekliliklerini kapsayan görüşmelerin yoğun şekilde devam ettiğini belirterek, “Birkaç gün içinde önemli, hepimizi sevindirecek gelişmeler olacak” dedi.

Türkiye’de Omicron varyantının görülmediğini bildiren Bakan Koca, şu an Türkiye’de ağırlıklı olarak Delta varyantı görüldüğünü aktardı. Herhangi bir kapanmanın söz konusu olmadığını ifade etti.

Bakan Koca’nın açıklaması şu şekilde:

“Alacağımız tedbir maske mesafe. Varyantın olması değişmiyor. Omicron varyantı şu an ülkemizde yok. Bizde ağırlıklı olarak Delta varyantı var. Bunla ilgili dün de Uğur hoca ile görüştüm bir iki hafta içinde mRNA aşısına ne kadar etki edeceğini söyleyecekler. Yeni aşıya ihtiyaç var mı yok mu açıklayacaklar. Yeni bir içerik. Bu varyanta özel bir şey gerekiyor mu gerekmiyor mu söyleyecekler. İlave tedbir önermiyoruz önerdiğimiz daha doğrusu bu dönemde varyant olmasına rağmen bir kapatma durumunu düşünmüyoruz. Daha önce önerdiğimiz kişisel tedbirler maske mesafe gibi, artı kapalı ortamlarda uzun süre bulunmama, havalandırılan ortamlarda daha çok bulunabilir olma, ve ısrarla aşı aşı aşı. Çünkü aşının etkili olduğunu biliyoruz. Yeni varyant bizde görülmediği için bir şey söylemek zor ama görülen yerdeki vakalarda bulaşıcılığın yüksek olduğunu virülansı ile net bir şey olmadığı muhtemelen düşük bile olabilir ama bilmiyoruz 1-2- hafta içinde olabilir. Delta dan daha mı bulaşıcı? Şu an bilgiler o yönde ama birkaç hafta içinde netleşir” açıklamasında bulundu”

TURKOVAC’a acil kullanım onayının yıl bitmeden çıkacağını tahmin ettiğini belirten Koca, “Aralık ortasında bekliyoruz. 2 küçük ölçekli üretim tamamlandı. Büyük ölçekli 250 bin dozluk büyüklüğünde olan bir ölçek. Onun da bugün dolumu bitmiş oldu. 2 haftalık süresini bekliyoruz” diye konuştu. TURKOVAC’ın tek doz şeklinde paketleneceğini belirten Koca, her yerde ulaşılabilir olacağını anlattı.

Omicron varyantının son varyant olabileceği iddialarına ilişkin Koca, “İnşallah öyledir bir gün bitecek öyle” dedi.

Alınan uçuş tedbirlerinin devam edeceğini ifade eden Bakan Koca, ‘molnupiravir ‘e ilişkin, “Molnupiravir dediğim şekilde yerli üretimi olacak 3-4 firma bu anlamda müracaatını yaptı. Ben 30-35 kat ucuz olacak dedim ama o rakamdan daha ucuz olacak. 50 kat bile ucuz olabilir. Vatandaşa ücretsiz olacak.

Sağlık çalışanları ile ilgili görüşmeler yoğun, birkaç gün içinde önemli hepimizi sevindirecek gelişmeler olacak” dedi.

Facebook, hem lideri olduğu Zafer Partisi’nin hem de Ümit Özdağ’ın hesaplarını askıya aldı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ’ın hem kişisel Facebook hesabı, hem de kurmuş olduğu Zafer Partisi Facebook hesapları, hiçbir somut gerekçe gösterilmeden 15 saatlik bir süre için askıya alındı.

Sosyal medya platformu Facebook, Zafer Partisi lideri Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ’ın hesabını askıya aldı.

Facebook’un ayrıca, Özdağ’ın kurucusu olduğu Zafer Partisi hesabını da aynı şekilde, hiçbir gerekçe göstermeden 15 saat askıya aldığı öğrenildi.

Bülent Arınç’tan Ahmet Hakan’a Sert Yanıt

Eski AKP’li ve TBMM Başkanı Bülent Arınç’tan, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan’a sert sözler.

Arınç, geçen günlerde kendisi için “Onun durumu hepsinden daha trajik. Trajik çünkü ruhu AK Parti’den çoktan koptuğu halde bedenini koparmaya bile cüret edemiyor. Fakat buna rağmen afra tafrası hiç eksik olmuyor. Tek derdi ciddiye alınmak” diyen Hakan’a Twitter hesabından paylaşımda bulunarak yanıt verdi.

Arınç’ın açıklaması şu şekilde:

“Sen Yeşil Camii Kura’an Kursu’nda talebeydin. Ben Erbakan Hocamın Manisa İl Başkanıydım. Sen belki daha üniversitede bile değildin. Ben Refah Partisi için DGM’de yargılanıyordum.

Sen Kanal 7’deydin; başka bir adamdın. Ben senin her akşam ısrarla programına davet ettiğin Refah Partisi Manisa Milletvekiliydim, sonra da Grup Başkanvekili oldum. Sen yine Kanal 7’deyken, bizler ise AK Parti’yi kurduk ve iktidara taşıdık. Ben de AK Parti’nin ilk TBMM Başkanı oldum.

Sonra sen bazı varoluşsal sancılar çektin, dönüşüm geçirdin. İnsanların fikirleri değişir ve dönüşür, bunu yadırgamam. Sen dönüştüğün zamanlarda ben Başbakan Yardımcısıydım.

Sonra sen dönüşmekten birkaö adım öteye geçtin, dalından kopan yaprak misali rüzgâra göre savruldun… Nâzım Hikmet’in dediği gibi ‘Günde on kaat, bir çift rugan pabuç, sıcak bir döşek ve üç yüz papellik rahat için…’ güzel günlerini sattın.

Ben siyaseti zirvede bıraktım. Sen ise yaşadığın savrulma sonucu tüm değerler bütününü kaybederek merhum müftü babanın dahi kemiklerini sızlattın. Öyle ki seninle yaşamak zorunda olduğu için acısı her fotoğrafından yüzünden okunan kedin Sekter’e dahi acıyorum.

Patronlarının himmeti ile geldiğin son noktada basın hayatımızın en köklü gazetelerinden birini tam bir magazin ve bulvar gazetesi haline getirdin. Eğer siyasi varlığımı sadece ve sadece Sayın Cumhurbaşkanına borçlu olduğumu ve yukarıda yazdıklarımın gerçek olmadığını düşünüyorsan 40 yıllık dava arkadaşım Recep Tayyip Erdoğan’a artık kabul gördüğün uçakta bizzat kendin sor.

 

Eğer olur da bu soruyu sormanın senin haddini aşacağını düşünüyorsan, sorunu -sen dahil olmak üzere yöneticiliğini yaptığın gazetenin birçok çalışanına Whatsapp’tan talimat verenler üzerinden sor! Bir önceki yazında da benim tek derdimin dikkate alınmak” olduğunu söylemiştin. Bugün dahi her cümlesi ve konuşması gündemi belirleyen birinin böyle bir derdi olabilir mi? Asıl senin tek derdinin muhatap alınmak olduğu çok aşikâr.

Bugüne kadar aile fertlerimi teker teker hedef alan ve kişilik haklarıma saldıran muhtelif hadsizliklerin karşısında sükût ettim. Beni samimiyetle eleştiren herkese saygı duyarım ama sen istihza ediyor, hakaret etmek istiyorsun. Bu hadsizliklerine son vermen için başkaları gibi kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun gözü önünde seni ilk ve son kez muhatap alıyor ve uyarıyorum.

Sonsöz: Ne zaman Ahmet Kaya’nın Entel Maganda şarkısını dinlesem seni anımsarım.

Cani Babanın İfadesi Ortaya Çıktı

Gaziantep’te 2 aylık bebeği dövdüğü görüntüler ortaya çıkan Yunus Göç,görüntülerin  ardından gözaltına alınıp tutuklanarak cezaevine konuldu.

Edinilen bilgiye göre,  yoğun bakımda minik Cihan’ın tedavisi sürerken cani babanın emniyette verdiği ifade ortaya çıktı. Yunus Göç’ün ifadesinde çocuğunu bir anlık sinirle dövdüğünü belirtirken suçlamayı kabul ettiği öğrenildi.

Çocuğu mama vermek için kucağına aldığını belirten Göç, “Mama vereceğim esnada birden ağlamaya başladı. Daha önce hiç şiddet uygulamamıştım. Ağlamaya başlayınca bir anlık sinirle onu darp ettim. Pişmanım. Suçlamayı kabul ediyorum” ifadelerini kullandı.

Ocak ayında eşinden şiddet gördüğü için ailesinin yanına sığınan bebeğin annesi Semra Göç’ün kocası hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı edinilen bilgiler arasında.

Anne Göç’ün eşine karşı 4 ay önce açtığı boşanma davasından 2 ay önce aile büyüklerinin araya girmesiyle vazgeçtiği öğrenildi.

ABD/NATO/Ukrayna – Rusya Geriliminde Son Durum

Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ilk gün oturumu yapıldı. Bugün devam edecek toplantıda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti. İlk gün oturumu hakkında basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg, bugün Rusya’nın Ukrayna sınırındaki askeri hareketliliği ve Belarus konularını ele aldıklarını söyledi.

Blinken, Ukrayna’daki Rus saldırganlığının ‘ciddi sonuçlar’ tetikleyeceği konusunda uyardı

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Rusya’ya Ukrayna’daki saldırganlıktan uzak durması yönünde bir uyarıda bulunarak, “yenilenen herhangi bir saldırganlık ciddi sonuçlara yol açabilir” dedi. Blinken, “Bu öğleden sonra başlayan NATO toplantılarında müttefiklerimizle istişare etme şansı bulduktan sonra yarın bu konuda söyleyecek daha çok şeyim olacak. Ancak şimdilik, Rusya’nın herhangi bir tırmandırıcı eyleminin Letonya için olduğu gibi ABD için de büyük endişe kaynağı olacağını ve herhangi bir yenilenen saldırganlığın ciddi sonuçlara yol açabileceğini yinelememe izin verin.” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba, Ukrayna’yı işgal etme kararının Kremlin’de “masada” olduğuna inanıyor

Öte yandan, Ukrinform’un bildirdiğine göre, Ukrayna’nın Letonya Büyükelçiliği tarafından yayınlanan Letonya haber platformu Delfi ile bir röportajda konuşan Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba’ya göre: Rusya’nın tüm eylemlerine kapsamlı bir şekilde bakıp tüm unsurları bir araya getirdiğimizde durum oldukça vahim görünüyor. Bakan daha sonra Rusya’nın Ukrayna sınırındaki mevcut askeri yığınağına dikkat çekerek “Henüz saldırı grupları oluşturduklarını görmüyoruz, ancak sınırda, işgal altındaki Donbas ve Kırım topraklarında çok sayıda Rus askeri ve savunma amaçlı olmayan çok sayıda askeri teçhizat var. Donanım, füze sistemleri ve telsiz iletişimini engellemek için ekipman görüyoruz” dedi.

Ukrayna Başbakanı, şüpheli darbe girişiminin arkasında Rusya’nın ‘kesinlikle’ olduğunu söyledi

Ukrayna Başbakanı Denys Shmygal  Rusya’yı,Kiev’deki Batı yanlısı hükümeti devirmek için bir darbe düzenleme girişiminin “kesinlikle” arkasında olmakla suçladı. Geçen Cuma, Başkan Volodymyr Zelenskiy, Ukrayna’nın bu hafta içinde Rusya’dan kişilerin de yer aldığı hükümetini devirmek için bir plan ortaya çıkardığını söyledi, ancak planın arkasında Kremlin’in olduğuna inanıp inanmadığını söylemedi.

AGİT, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine DPR ve LPR pozisyonlarını verdi ve bombardıman gerçeklerini raporlarda sakladı

AGİT’in Donbass’taki Minsk anlaşmalarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları tespit etmekle meşgul olan özel izleme misyonunun, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinn iş birliği halinde olduğu ileri sürüldü.  AGİT temsilcileri sadece Ukrayna ordusu tarafından Minsk anlaşmalarının ağır ihlallerine dikkat etmediler, ateşkes ihlalleri, askeri teçhizatın transferi ve sivillerin bombalanması iddialarını doğrulayamadılar. Ukrayna ordusuna, kendi kendini ilan eden Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerinin milislerinin konumlarının tam koordinatlarını verildiği de iddia edildi.

Donbass’tan 30 kilometre uzaklıkta birçok Rus Krasukha-4 elektronik savaş sistemi tespit edildi

Diğer taraftan, Rus devrimci Krasukha-4 elektronik harp sistemleri, Ukrayna sınırına sadece 30 kilometre uzaklıktaki M-4 karayolu üzerinde görüldü. Kompleksler Rostov-on-Don yönünden taşındı, ancak nihai varış yerleri bilinmiyor. Görünüşe göre Rusya, Donbass’ın Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin tacizlerinden korunmasına ciddi şekilde katılmaya karar verdi ve bu durumda, Ukrayna ordusunun herhangi bir elektronik ve silahı için bir “ölü bölge” oluşturdu.

Rusya Ukrayna sınırı yakınında büyük çaplı askeri tatbikatlara başladı

NATO’yu büyük ölçüde korkutan Rusya’nın güney kısmına büyük miktarda silah transferinden sonra, Rus tarafı Ukrayna sınırına yakın geniş çaplı bir askeri tatbikata başladı. Modern askeri teçhizat tatbikatlarda yer alırken, Güney Askeri Bölgesi basın servisine göre, tüm askeri oluşumların ve bireysel birimlerin yaklaşık üçte biri büyük ölçekli manevralarda yer alacak. Şu anda, beklenmedik bir şekilde başlatılan büyük çaplı askeri tatbikatlarda, tabur taktik gruplarının bir parçası olarak 10 binden fazla Rus askerinin, koordineli askeri operasyonların uygulanacağı kombine silah eğitim alanlarına taşındığı biliniyor. Dikkat çekici olan, askeri tatbikatların Ukrayna sınırına yakın yerlerde yapılması ve ayrıca tatbikatların 30’dan fazla kombine silah eğitim sahasında yapılmasıdır.

İki Cani de Tek Kişilik Hücrelere Koyuldu!

DHA’da yer alan son dakika haberine göre, İstanbul’da 10 Kasım günü samuray kılıcıyla yolda yürürken Başak Cengiz’i öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Can Göktuğ Boz, Diyarbakır Cezaevi Kampüsü Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne getirildi.

Mersin´in Gülnar ilçesi Yanışlı Mahallesi kırsalında 10 Kasım günü kaybolan, yapılan aramalar sonucu 10 gün sonra da cansız bedeni bulunan Müslüme´nin ölümüne ilişkin tutuklanan dedesi Hasan Yağal’ında Diyarbakır´a getirilerek aynı cezaevine konduğu öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, tek kişilik odalarda gözetim altında tutulan Boz ve Yağal´ın yemekleri gardiyanlar tarafından veriliyor. Boz ve Yağal, zarar görmemesi için havalandırmaya da diğer tutuklu ve hükümlülerden ayrı çıkarılıyor.

Zaman zaman sağlık sorunları olduğunu belirten Hasan Yağal’ın, doktor kontrolünden geçirildiği, Hasan Yağal ile Can Göktuğ Boz için geldikleri günden beri henüz ziyaretçi gelmediği belirtildi.

Sığınmacılar meselesinde sınırlarını aşan belediye!

Bugün kendi elimizle vatanımızı, emperyalizmin hedefi doğrultusunda paylaşmaya doğru gidiyoruz. Pek sert bir cümle değil mi? Evet sert olduğunu biliyorum ama maalesef gerçek de. Yöneticilerin kendi ideolojik hedeflerine gidişteki engel tanımazlıkları artık tahribatın boyutlarını geometrik olarak büyütüyor.

AKP Genel Başkanının konuşmalarında kullandığı ifadelere göre, 9 milyon Suriyeliye bakıyoruz. 4,5 milyonu Türkiye’de 4,5 milyonu da Suriye’de. Bu insanlar için, kendi vatandaşlarımızdan daha fazla harcama yaptığımız da başka bir gerçek.

Sınırlarımızın ötesinde oluşturulan idari yapılar, isimleri tespit edilen Suriyelilere verilerek, Türkiye’nin kontrolü altında geliştiriliyor. Sınırlarımızın içerisinde de farklı çalışmalar var.

Sınır illerimiz olan Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa ve Mardin’de nüfus yapısındaki farklılaşma çok açık. Bu siyasî yaklaşımla, yakın gelecekte bu şehirlerin yönetimi üzerinde söz sahibi olma arzusuyla karşılaşabiliriz. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok ilimizde düzensiz göç bir istila görünümünde. Sınır il ve ilçelerimizde artık ilkokullarımızdaki Suriyeli öğrenci sayısı Türk sayısını geçmiş durumda. Üniversiteye başvururken lise eğitimlerini sadece beyan ederek sınava giriyorlar. Bu sınav da neredeyse göstermelik yapılarak üniversite eğitimine alınıyorlar.

 

Ateşe benzin dökenler

Siyasetin yanında yerel yönetimlerde de kendi sınırlarını aşan çalışmalar görülüyor. Sınırlar deyince aklımıza il ve ilçe sınırları gelmesin, yerel yönetimin sınırlarından bahsediyorum. Niçin böyle diyorum ona bakalım.

Bir vesileyle gittiğim memleketim Kahramanmaraş’ta, künyesinde, “Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Şehir Kültür Dergisi” ibaresi olan bir dergi ile karşılaştım. Elimdeki sayı, “Eylül-Ekim 2021 Sayı: 2”. Derginin adı da “Müşterek”

Önce Maraş hakkında bazı bilgiler. İnternete Maraş’ın nüfusunu sorduğumuzda il nüfusu 1.168.163, Merkez 664.958 sayıları karşımıza çıkıyor. Geçici Koruma Altındaki Suriyeli sayısı da resmî olarak 95.360 görünmekle birlikte, kayıtlı olmayanlarla birlikte 150 bine yaklaşığını söylemek abartı olmayacaktır. Maraş’ta sığınmacı kampı var. Ayrıca Geri Gönderme merkezlerinden birisi de Maraş’ta. Ve birçok yerde olduğu gibi Maraş’ın merkezinde de Arapça tabela Türkçe tabeladan neredeyse daha fazla bir hâle gelmiş vaziyette.

Derginin girişinde Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kısa bir yazısı var. Başlığı da çok çarpıcı: “Uzun sürecek bir hikâyenin yeni durağı”.

Kısa ama oldukça iddialı cümleleri ihtiva ediyor. Başkan: “… milyonlarca mülteciye ve göçmene, bir sığınak olmanın ötesinde, yepyeni bir yaşam alanı teklifi sunan tek ülke ise Türkiye. Müşterek, … bu gerçek için siyasî, akademik ve entelektüel camiada … duyarlılık ortamı yaratmak istiyor.” diyor ve çözüm yolları sunduklarını belirtiyor.

Sundukları da ne kadar çok ortak yönümüz olduğu. Sanat, edebiyat, şiir… şairler ses sanatçıları… müşterek atasözleri ve deyimler… Yani anlaşılan, Belediye Başkanı birlikte yaşayacağız, alışalım ve gelenleri tanıyalım diyor. Onun için dergiye Müşterek adı verilmiş. (Hoş, dergideki “Medeniyetlerin Ortak Ruhu: Müzik” başlıklı yazıda tanıtılan bir Suriyeli sanatçının videolarına baktığımda güleceğim geldi. Geçmişte yılbaşında ekranlarda görünen dansözlerimiz pek masum kalırlar. Bu videoları başka birisi önerse herhalde perişan ederlerdi.)

Müşterek kelimesinin sözlükte ortak, birlikte ve ortaklaşa, elbirliğiyle yapılan veya hazırlanan anlamları var. Özellikle üçüncü anlam için verdiği örnek de Maraş Belediyesi’nin yapmak istediğine tam uyuyor: Müşterek idare.

 

Yanlışlıklara veya siyasî hedefe perde: Türkmenler

Bu dergiyi çıkaranların şunu da iyi bilmesi gerekiyor. Derginin ilk sayfalarında “Göçmen Türkmenler” başlığı ile bir yazı var. Girişinde “Türkiye diğer mültecilere olduğu gibi Türkmenlere de kucak açmış” diyor. Öncelikle onlar Türk’tür. Birinci Dünya Savaşı sonrasında orada kalmışlardır. Bugün de Türk oldukları için yurtlarında böyle bir muameleye maruz kalmaktadırlar. Türkiye’nin Türkmen politikasını Suriyeli, Afgan ya da Somalili politikalarıyla karıştırmak art niyetli değilse cehalettir. Türkmenler üzerinden, son yirmi yılda çok büyük problemler yaratan düzensiz göç politikasına bahane üretmeye çalışmak da doğru değildir.

Türkiye’yi yönetenlerin ideolojik hedefleri Türkiye’nin demografik (nüfus) yapısını bozarak siyasî bir hedefe ulaşmaya yöneliktir. Bunu dergideki eski AKP Milletvekili Yasin Aktay’ın röportajında görmek mümkün. Aktay: “Müslümanların Arap Baharı’yla birlikte bir şekilde ayağa kalkarak kendi bedenlerini bulmaya çalıştıklarının nasıl sonuçlandığını gördük.” diyor. Bu ham hayalin peşinde koştukları Aktay’ın “10 milyon Suriyeli şu anda Türkiye’nin idaresi altında. Esed yönetimi altında kalmış olan Suriyeli nüfusu 8 milyondur şu anda. Bunun ekonomik, siyasî ve sosyal sonuçları olacaktır” ifadelerinden de anlaşılıyor. Belediye Başkanının “Türkiye’nin teklifi” ifadesiyle birlikte bakmak gerek.

Yaratılan fiilî durumun siyasî sonuçları (!) üzerine de düşünülmelidir. Türkiye’de barındırılan ve Suriye’de bakılanlar vatandaşlığa mı alınacaktır? Hadi Türkiye’de yaşayanlar alındı, sınırların ötesindekiler nasıl olacak? Yoksa o topraklar Türkiye’ye katılmak mı isteniyor? Her ikisi de sonu bilinmez bir macera demektir.

Eğer hedef sadece Türkiye’deki Suriyelileri vatandaş yapmaksa bu nasıl olacak? Türk vatandaşlığına mı geçirilecek yoksa Arap kimliğiyle mi olacak? İnsanlar ben Türk olmak istemiyorum, beni kendi kimliğimle alıyorsanız alın yoksa ben bu şekilde kalmak istiyorum derlerse, anayasayı mı değişeceksiniz? Bunlar da sonu karanlık maceranın başka yönleri…

Kendinize gelin efendiler. Bu devlet Türklerindir. Egemenliğin sahibi Türk Milletidir. Egemenlik de tıpkı namus gibidir ve ortaklık kabul etmez. Türk Milleti de namusuna çok ama çok düşkündür. Birilerinin bu dergiyi çıkaranlara, Türkiye’nin onların babalarından veraset yoluyla intikal eden mülklerinden birisi olmadığını da hatırlatması gerekiyor. Kendi mülklerini kime isterlerse verirler, kiminle arzu ederlerse onunla paylaşırlar, kimi isterlerse onu misafir ederler.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Türk Milletini ilgilendiren konularda sınırlarını aşmamalıdır. Yerel yönetimin beş yıllığına emanetçisidirler. Türkiye’nin misafirleri olan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler kendi topraklarına dönmeli ve mutlu bir şekilde yaşamalıdırlar. Artık Türkiye’nin ve Türk Milletinin yüksek çıkarlarına hizmet zamanıdır.

Tunus, Nil sularının paylaşımı konusunda uzlaşmacı çözümden yana

Tunus, Nil sularının paylaşımı konusunda Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında uzlaşı yoluyla sağlanacak bir çözümü desteklediğini bildirdi.

Tunus Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Osman el-Cerendi, Senegal’de düzenlenen Çin Afrika Forumu sırasında Etiyopyalı mevkidaşı Demeke Mekonnen ile bir araya geldi.

İki ülke arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik karşılıklı irade beyanında bulunulan görüşmede Cerendi, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) daimi olmayan Afrikalı bir üyesi durumundaki Tunus’un, Nil sularının paylaşımı konusunda Etiyopya, Mısır ve Sudan arasında uzlaşı ve tatmin edici bir çözüme ulaşılması için elinden gelen her şeyi yaptığını” vurguladı.

Bölgede uzlaşmacı çözümden yana olduklarını kaydeden Cerendi, “Nil Nehri halkları arasında bölgede sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına yardımcı olacak şekilde istikrarın hakim olması için fikir birliğinin sağlanması gerekir. Sorunları ele alma ve anlaşmazlıkları yönetme konusunda Nil halklarının sinerjisine güveniyoruz.” ifadelerini kullandı.

Etiyopya Dışişleri Bakanı Mekonnen da Tunuslu mevkidaşı Cerendi’ye “dost ve kardeş ülke Tunus’a güvenlik ve barışı destekleyen saygın duruşundan dolayı duyduğu güveni” dile getirdi.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, nisan ayında başkent Tunus’ta Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri ile yaptığı görüşmede, Mısır halkının Nil Nehri sularındaki haklarını koruyan adil bir çözüme ulaşması noktasında Mısır’a olan desteğini teyit etmişti.

Hedasi Barajı anlaşmazlığı

Hedasi Barajı krizi, Etiyopya, Mısır ve Sudan arasında karşılıklı suçlamalar ve uzlaşı olmadan 10 yıldır sürüyor.

Baraj, Mavi Nil suları üzerine Sudan-Etiyopya sınırına yakın bir bölgede inşa ediliyor.

Elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını hidroelektrik santrallerinden sağlayan Etiyopya, Afrika’nın en büyüğü olacak Hedasi Barajı ile enerji açığını kapatmayı ve komşu ülkelere elektrik satmayı amaçlıyor.

Mısır ve Sudan ise su paylarının azalacağı ve barajın güvenlik riskleri nedeniyle tam uzlaşı olmadan barajın dolumu ve işletilmesine karşı çıkıyor.