Yazar Yusuf Dülger, Türkiye’nin mevcut siyasi durumunu kurumsal ve ahlaki bir çürüme içerisinde tanımlayarak iç cephenin zayıflamasına dikkat çekmektedir. Metinde, Cumhuriyet Halk Partisi bünyesindeki liderlik değişimleri ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönüşü, ülkeyi istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyan tehlikeli siyasi hamleler olarak eleştirilmektedir. Küresel güçlerin bölge üzerindeki baskıları ile yerel yöneticilerin bu duruma karşı sergilediği sessizlik, Osmanlı’nın son dönemlerindeki toplumsal vurdumduymazlığa benzetilmektedir. Devlet kurumlarındaki nitelik kaybına karşı bir uyarı niteliği taşıyan bu yazı, mevcut sorunların çözümünü Atatürk ilke ve devrimlerine sadakatle bağlı kalmakta görmektedir. Yazar, milli birliğin korunması için siyasetçilerin dış etkilerden arınarak milletle birlikte açık bir yönetim anlayışını benimsemesi gerektiğini savunmaktadır. Bu kapsamda, gerçek kurtuluşun sahte ideolojilerden uzaklaşarak kuruluş felsefesine dönmekten geçtiği vurgulanmaktadır.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel görevinden alındı, yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Olayın CHP, Türkiye ve dış dünyayı ilgilendiren yönleri var. Biz Millî Mücadele’yi iç cepheyi sağlam tutarak kazandık. Today iç cephemiz bozuk. Bunun baş nedeni bazı üst düzey politikacı ve yöneticilerdir. Bunların “dış güçlerle” bağlantıları görülüyor, söyleniyor. Acı, asıl buradan kaynaklanıyor. Partisiz veya hangi partili olursak olalım, böylelerine açıkça karşı çıkmak bir namus ve yurttaşlık görevidir.
Amerika’nın tüccar kafalı, eşkıya huylu başkanı dünyaya kan kusturuyor, BOP gereği İslam ülkelerini parçalıyor, İsrail’in güvenliğini sağlamak için Türkiye dahil tüm Müslüman ülkelerin yöneticilerine buyruk veriyor; İbrahim Anlaşması istiyor, tek ses çıkmıyor. Konu içeriye gelince heybedeki büyük turplar, siyasi oyunlar öne çıkıyor. Bu noktada bir acı gerçekle daha karşılaşıyoruz; “aydın, devrimci, milliyetçi, dindar” denen öncü ve oluşumların suskunluğu, iç cephe ateşine odun taşıyanlar. Osmanlı’nın son yılları da böyleydi. Onlar ad ve kalıplarının adamı olsalardı, Osmanlı yıkılmazdı.
Kemal Kılıçdaroğlu: Bir zamanlar “Ben Dersimli Kemal’im” dedi, Şeyh Sait ve Seyit Rızaları, İngilizlerin bölücü Kürtçülük projesini hatırlattı. “Aleviyim” dedi, bizi başka dünyalara götürdü. En güçlü döneminde geçersiz oyların geçerli sayılmasına sessiz kalarak tek adam rejimine geçmemize göz yumdu. “TESEV’CİSİN, AJANSIN” iddiaları karşısında hep sustu. “Bay Kemal” oldu, kabuğuna çekildi.

“Bay Kemal” şimdi “Kemal Bey” olarak sahneye çıktı, CHP ve Türkiye’yi karıştırmaya başladı. Milletimizin çoğu onu, aldığı eğitim-öğretimle, kamuya ve siyasete yaptığı çalışmalarıyla, uyumlu, ilkeli, dürüst bir insan olarak bilirdi. Sahneye döndükten sonraki söz ve icraatlarıyla algısını değiştiriyor, aldandığına hükmediyor.
Devlet umuru görmüş, Atatürk’ün partisinde yıllarca milletvekilliği ve parti başkanlığı yapmış birisi Atatürk’ün kurduğu partiyi böler mi, çevremiz ateş çemberi iken içeride fitne ateşi yakar mı, parktaki bir kanepeyi başkan masası yapar mı, CHP binasını alan talan ettirir mi, milletvekillerinin ağzını bağlamaya, partinin emekçilerini kovmaya kalkar mı? Bunlar despotluktur, Truva Atı’na binmiş birisini düşündürür. Bay-Bey Kemal kasıtlı bir eleman değilsen kullanılıyorsun, kendine gel.
T.C. Devleti 20-30 yıldır Harun görünümlü Karunların, Ali görünümlü Muaviyelerin, fırıldak devrimcilerin, kripto milliyetçilerin elinde örseleniyor, tüm değer ve birikimleri eriyor. Bazı üst düzey yöneticiler ikide bir: “Laz, Çerkes, Gürcü, Arap” çıkışlarıyla “tek millet” fikrimizi bozuyor. Tom Barrack denen adam: “Cumhuriyeti bırakın, monarşiye geçin” diyor ama Ankara’dan çıt çıkmıyor. Devletimizin kurumları her geçen gün çürüyor, niteliksiz yöneticilerin sayısı artıyor. Endişe duyanlara: “Korkmayın. Devlet aklı var. Derin devlet görevinin başında…” deniyor, bir kısmımız da buna kanıyor. Şu duyarsızlık ve yetersizliğe bakın; milletimiz sussun, bilinmeyen 15-20 kişi yer altında geleceğimizi planlasın deniyor.
Böyle mantık olmaz. Bir millet olur, o millet devletleşir, devlet ve millet birlikte, alenen kendine ve geleceğine sahip çıkar. Tarihin gerçeği budur. Mustafa Kemal Atatürk Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni böyle oluşturdu. Millet ve devletimizi yaşatacaksak bu yolu izleyeceğiz, sahiplenici olacağız.
Burada Özgür Özel ve yakın çalışma arkadaşlarının yapmaları gereken tarihî bir görev var, o görev şudur: Düşünce, kültür ve eylemleriyle tam Atatürk gibi olmaya çalışmak, Atatürk’ün partisi CHP’yi Atatürk gibi yönetmek, sahte ve sığ Atatürkçülerin gölgesinde kalmamak, Kurtuluş ve Kuruluşumuzun izini sürmek.
Çürüyen siyasetten ancak böyle kurtulabiliriz.