“İstikamet İnsanlık”

01 Nisan 2014 00:07
“ Yazar Can Ahmet Vural ile yazarımız Burak Kılıçarslan'In röportajı „
“İstikamet İnsanlık”

RÖPORTAJ: BURAK KILIÇASLAN

Burak Kılıçaslan: Selâmünaleyküm Sayın Can Ahmet. Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Can Ahmet Vural: Aleykümselâm. Adım Can Ahmet. Klişe bir soru oldu bu ama cevabı inan zor. Ezbere dayanmadan yüreğimle cevap vermek isterim; herkes bende ne görüyorsa ben oyum. Aynada yansıyan benim suretim. “Ardı arkası, yüzü astarı, geçmişten kopmuş gelmiş oluşacak yarınım” diyorum kitaplarımda. Kesinlikle bir değilim 8.5 milyonum. Dili olmayanların dili, kulağı olmayanların kulağı, gözü olmayanların gözüyüm. Bu gün Ahmet yarınsa Can’ım. İnsanım elbette, ama şunu demek istiyorum şanslıyım. Şansımın farkında olduğum için üç beş adım öndeyim. Önde saf tutan, önde gidenlerdenim. Nedenim ben ve kesinlikle cevabım. Başka bir deyişle annemin ve annelerin dualarıyla beslenen, “benim gıdam toplumun inancıdır” diyen ve tüm bunlara dayanarak bir inancın ürünü olduğunu bas bas haykıran, delilim, ispatım. İnancın ürünü nasıl olursa; onun kadar sağlam, onun kadar dayanıklı ve onun kadar cesurum. Bunlar adımın, attığım adımların açılımıdır.

Nihayetinde insancığım. Basit, güçsüz ve çok acizim. 9 milyar kul içinde aciz bir kulum. Yalnız O’na el açar, yalnız O’ndan yardım dilerim.

Kim olduğunu sorguluyorsan Rabbi Teâlâ’nın seni nerelerde kullandığını sorgula.

Hüküm yalnızca O’nundur.

Yalnız O’na teslim olan ve O’na boyun eğenim.



1988 Bursa’da doğdum. Ülkemin, şehrimin, komşumun, ailemin, arkadaşlarımın ve sevgilimin çetin imtihanı ben dört buçuk aylıkken başladı. Ve Önümüze iki yol belirdi; bu yolların biri karanlık, diğeri aydınlık idi. Biri cevabı olmayan sorulara, sorumlulara, sorunlara gark olmuş, küfre ve bataklığa maruz kalmış çıkmaz bir yoldu. Diğeri gülistanlık, güneşli, aydınlık, içinde sonsuz kumsalıyla deryasını barındıran ve yine içinde dört mevsimi yaşatan, her çeşitten nimet bahşedilmiş, toprağından yediverenlerin bittiği, filizlerin rahmet yağmurlarıyla yıkandığı alternatif, ferah bir yol.


Biz ikinci yolu tercih ettik yürürken. Gülün dikeni ayaklarımıza battı çoğu zaman, güneş öylesine yakındı ki kavurdu bendimizi. Rahmet gözpınarlarımızdan doldu taştı. Kumsal gözyaşlarımızın tesiriyle çamur haline büründü gözümüze ve deryada yolculuk meşakkatliydi. Bir sala doluştuk hepimiz. O sal, gün oldu battı, gün oldu yüzeye çıkardı bizi. Hepimiz etkilendik bu yoldan ve bizi yaşatan, birbirimize bağlayan sevgimiz, inancımız, inançlarımız oldu. Umut dedikleri bir şey vardı bir de. İşte o da bizi kuşattı ve ruhumuzu besledi.

Yani tüm değerler yürüdüğümüz yolda adımlarla anlam buldu.

Burak Kılıçaslan: “Yol” adında bir kitabınız var, kendinizi bu yolun neresinde görüyorsunuz ve biz yolun neresindeyiz? Bu yoldan biraz bahseder misiniz?


Yol kitabım insani değerlerin yansıması ve bir yakarışın sonucudur. Henüz 20 yaşındayken, hayatımla benimle aynı kaderi paylaşan kardeşlerimin hayatından kaygılı yürürken, kavga ederken oluştu adeta. İçinde halime acımadan hesap soruyorum topluma, düzene, devlete. Bir yandan da meydanı boş buldum sayfalar dolusu meydan okuyorum med- cezirlerle.

Diyorum ki; “Varım hacı! Hayattayım! Burnunun dibindeyim ve benden kaçamayacaksın. Çünkü ben senin yaranım. Ve gerçeğim. Ya dindireceksin bu yarayı ya da tahammül etmeyi öğreneceksin. Çünkü sivilce gibi bitiveriyorum ben sende. İçimi temizlesen de izim kalıyor yüzünde. O halde sağlığına dikkat edeceksin. Yatmayacaksın, yağ bağlamayacaksın! Atik, çalışkan, verimli ve faydalı olacaksın. Farklılığa farklılıkla açık olacaksın. Ve ben sorumluyum, aynı zamanda sorumluluğum. Geleceği karanlık görerek azmi bırakmayacaksın. Yaralı yüzlere parmak uzatmayacaksın. Yaralı kalplerin ardındaki gerçeği görecek ve o gerçekle mücadele edeceksin! Çünkü ben misyonum. Seni buldum, seni çağırıyorum. Hadi bıraktığın yerden yeniden al ve taşı beni. Çünkü yolun esas Sahibi öyle istiyor. Çünkü var oluşunun yegâne amacı budur. Sen bu gayeyi taşıdıkça elbette gayen seni O’na ulaştıracaktır. Çünkü rotamız, güzergâhımız, şaşmaz istikametimiz hep O’dur. O’nun rızası olmalıdır. Çünkü O’ndan öte yol yoktur.”

Yol’u Güzergâh’ta şöyle işledim; “Öncelikle yol ortak! Kıvrımlar ve sapmalar... Bunları biz belirliyoruz o kadar. Yol bir başlangıç. Yol bir süreç. Yol iki kapılı han. Yol bir tufan ve hepsi bir nefes” Sen yüreğini açtıkça gönülden gönle uzanacak o yol gizli gizli.

Burak Kılıçaslan: 2. kitabınız “Güzergâh” iddialı bir eser olmuş istikamet neresi Sayın Vural? Yönünüzü nasıl tayin ettiniz? Maksadı biraz açar mısınız?


Can Ahmet Vural:
Yetersizliğimin farkında olduğum gibi yetersizliklerin de farkındayım. Toplum olarak en çok neye ihtiyacımız var bilincindeyim. Viranelerin ardındaki hazineleri görüyorum. Onları topluma kazandırmaya çalışıyorum. Çünkü onlar kazanırsa on binler kazanacak. Onlar kazanırsa ülkem kazanacak. Şehrim kazanacak, komşularım kazanacak, ailem kazanacak ve ben kazanacağım. Kırık kalplerin duasını kazanalım. İşte kazanmanın yolu bu. İstikamet O dedik. O’na giden yol’da insandan geçiyor. İnsanlıktan geçiyor. İnsanlığımızın gereğini ifa edelim. Unutmayalım yaptığımız her şey aslında kendimiz için. İyiliğimiz ya da kötülüğümüz için. İsyanın sonu yok. Tevekkül ve gayret et. Tiyatroyu seviyorum, çünkü tiyatro bize empati yetisini aşılıyor. Şimdi her şeyim demiyorum ama ya her şeyiz ya da hiçbir şeyiz diyorum. Kendi trajedimizin farkında olalım. Trajedimizin ve trajedilerin farkında olursak varız yaşıyoruz demektir. Ben bir karakter besliyor ve canlandırıyorum. Bunu da O’nun izni ve inayetiyle yapıyorum. Karakterinize dikkat edin ve maskeleri düşürmekle mükellef olun. Karaktersiz insanlardan da O’na sığının. İrfan, karakterdir. Ve en büyük zenginlik, karakter zenginliğidir.

Gandhi’den sevdiğim bir vecize var, “Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür” der sevgili merhum. İşte o hesap.

Burak Kılıçaslan: toplumdan beklentilerinizi ve isyanınızı yansıtmak asli vazifemdir, size bu fırsatı tanımak isterim?


Can Ahmet Vural: Beklentim, insanı, insanlığı ortaya çıkarma yolunda. Çabam iyi insan olma yolunda. Sancım bütün bunlarla beraber anlam kazanarak gelişiyor. Marifet, karşıdakini görebilmektir. Zira görenlerle görmeyenler bir değildir. Rabbim görenlerden eylesin. Ortak koşanlardan değil, ortak olanlardan eylesin. Karışmak bir ömür boyu hayata beraberce el ele…

Ve İsyanım, İsyanım da Yaradan’a değil, sevgimizi, hürmetimizi sunduğumuz zalimleredir. Kul hakkı yiyenlere, görmezden gelenlere, alaycı bakanlara, taklacı insanlaradır. Merdanelerle fırıldaklaradır… Onlar döne dursun biz yürümeye devam edelim.

Burak Kılıçaslan: Temenni ve teşekkürle kimsenin hakkını yememek ümidiyle noktayı koyalım. Teşekkür ederiz.

Yeni seçimlerin ve önümüzdeki dönemde de ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yurtta barış, dünya da barış diliyorum. Kardeşliğimiz, dostluğumuz, yol arkadaşlığımız baki olsun, torunlarımıza miras kalsın diyorum. İnsanlığa hizmet edenlere şükranlarımı sunuyorum. İnsanlara hürmet edenlere hürmetlerimi sunuyorum. Bu dünya hepimizin ve hayat sevince güzel diyorum. Yol’dakilere selam olsun. Cenab- ı Hak tıkanmışların yardımcısı olsun inşallah. En makbul dua, “yolun açık olsun” en içten ve en güzel dua ise “Allah fırsat versin” iki duayla kardeşlerime sesleniyorum. İki parmağın ötesindeki hayatı, hayatları merak edenleri yanıma bekliyorum. Bu kapı herkese açık derken,
“Gel!” Tarzı anlayışın mensubu Mevlana’nın muhteşem öğretisiyle noktayı koyuyorum:

“Sevmeye çalış mutlaka, elinin değdiği her şeyi, gözünün görebildiği, tahayyül edip düşünebildiğini, sev sev.

 Duyduğun her şeyi, öğrenmeye çalış sevmeyi. Ne varsa tabiatta, bir böcek bile çirkin değil. Bir parça ot al eline, rengi ne güzel değil mi? Kendinden olan bir renk ve şekil içinde. Çiçekler, taşlar, bulutlar bile, sev sev.

Sevmeyi öğren, sevmeye çalış. Dünya senin sevmen için yaratılmış.

Önce aşkı öğren. Küçük bir çocuk bak ne güzel. Ya onu dünyaya getirenler. Çünkü dünya aşk için yaratılmış.

İnsanları sev. Onlar da sen yalnız kalmayasın diye yaratılmış. Bütün kainat birbirine sevgi ile zincirleme bağlanmış.

Sevgini vermesini öğren, Çünkü gönlünde anlasın ki hepsine de yer varmış.

Sevgisiz insandan, dünya unutma ki korkarmış. Korkudan ya yana kaçar ya düşman olur kovalarmış.
Ölümü dahi sev. Sevmesini öğren ki ölümsüz alem de varmış.

Sen sevmesini öğrendinse, şimdi artık öğretmelisin. Sana verilen sırrı alem içinde insanlığa hizmet etmelisin. “

MEVLANA


Birkaç gün önce bütün organlarımı bağışladım. Herkesi organ bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ediyor, sevgi, saygı ve selâmlarımı sunuyorum.

Eyvallah!


Yorumlar

Röportajlar Manşet