“Bizde Siyasi Kimlik Gömlek Değiştirilir Gibi Değiştirilmez!”

14 Ekim 2013 01:13
“ Bilgeoğuz Yayınları Sahibi Yazar ve Fikir Adamı Oğuzhan Cengiz ile Röportaj „
“Bizde Siyasi Kimlik Gömlek Değiştirilir Gibi Değiştirilmez!”

Burak KILIÇASLAN- 1980 dönemi öncesinde ve sonrasında büyük sıkıntılar yaşadınız. Kardeşiniz Erhan şehit edildi. Erhan Cengiz ile ilgili hukuki bir süreç işledi mi? Kardeşinizin katilleri bulunup yasal yollardan cezaları verildi mi?
 
Oğuzhan CENGİZ- Erhan şehit edildiğinde ben Maltepe Askeri Cezaevi’ndeydim. Daha 18’ine yeni girmişti. Süt kadar temiz, yeni doğmuş sabi bebek kadar günahsızdı. Dünyanın en büyük metropollerinden birinde İstanbul’da en kalabalık semtlerinden Çapa’da binlerce çift gözün önünde kurşunlandı. Bir değil tam 9 mermi vardı genç vücudunda. Hastane ve otopsi raporlarını “Bir Yıldız Kaydı” adlı eserde yayınladık.
 
Dedim ya ben cezaevindeydim… Cenaze için izin falan hak getire… Erhan’ı kefeni ile mezara koyarken halen kan damladığını söylediler. Katillere gelince… Onlar sadece Erhan’ı şehit etmekle kalmadı. 8-10 bombalama, suikast, yaralama, cinayet gibi onlarca suçları vardı. Bir kısmı yakalandı bir kısmı halen firarda. Asıl tetikçiler meçhul… Yakalananlar yardım, yataklık, iştirak gibi suçlardan birkaç sene alıp çıktılar. Kimi şimdi liberal olmuştur. Kimi de dönme devşirme tayfasından… Hatta cemaat mensupları arasına katılan, AKP’de siyaset yapan da var.
 
Burak KILIÇASLAN- Yapmış olduğumuz araştırmalara göre 6 farklı cezaevinde kaldınız. Cezaevinden çıktığınız vakit; “Yanıkkale” ve “Kapıaltı” adlı cezaevi anılarından oluşan eserleri kaleme aldınız. Nasıl bir ortam ile karşılaştınız cezaevinde? Artık her şeyin sonuna geldik, öldüm ben dediğiniz zamanlar oldu mu? Bu konuda umutsuzluğa düştünüz mü?
 
Oğuzhan CENGİZ-  6 farklı cezaevinin yanında binlerce denekli hayat laboratuarında dile kolay 12 yıl geçirdik. 12 defa 365 gün yani… Üstelik insan haklarının “i” sinin bile bulunmadığı karanlık dehlizlerde yıllarca süren işkence ile şiir okuyup 3 ay hapis yatan  sözde demokrat pek de mağdur taifesinden olmadığımız için yediğimiz şaplak dünyanın etrafını kaç defa dolaşmıştır gibi hesaplar da yapmadık.
 
Her şeyden önce tevekkül ettik. Bizimle beraber liderimiz, başbuğumuz Türkeş de hapisteydi. Ve bize “asıl mücadele, asıl cihad nefsimizle olandır” emrini ulaştırdı. Nefsimizi terbiye etmeyi öğrendik. Gerisi zaten kendiliğinden gitti. En büyük zafer nefsini yenmek değil mi? Bugün siyasi hırsları yüzünden nefislerine kurban olanları gördükçe tebessüm etmekle beraber acıyorum. Bir başka deyimle Cenab- ı Allah’tan onlar için merhamet diliyorum.
 
Aklıma hiçbir zaman “Öldüm ben her şey bitti” diye getirmedim. Onu getirdiğim an teslim oldum demektir. Oysa bizim, ülkücülerin teslim olması mümkün değildir. Her işkencede, her haksızlıkta daha fazla direnmek yaşamanın, yaşarken onurlu durabilmenin göstergesidir. “Buradan çıkıp, kaldığımız yerden mücadele edeceğiz” kararlılığı inancıyla yaşadık hücrelerde. Dava inancıyla ibadeti harmanlayıp, Yusuf sabrıyla birleştirdiğinizde, tevekküle eriştiğinizde çözüyorsunuz meseleyi…
 
Burak KILIÇASLAN- 12 Eylül darbesinde kaybettiğiniz kardeşiniz Erhan’ın şahadeti aile fertleri üzerinde nasıl bir etkiye sebep oldu? Diğer kardeşlerinizin de siyasi kimliği var mıydı o dönemde?
 
Oğuzhan CENGİZ- Sadece ben ve ailem değil bütün Türkiye etkilendi o yıllardan. Koskoca bir nesil yitirilmek, bitirilmek istendi. 12 Eylül darbesinin izleri bugün Türkiye’mizin bu hale gelmesinin sonucudur. Bu izler ne yazık ki daha 3-5 nesil daha devam edecek.
 
Bizde siyasi kimlik gömlek değiştirir gibi değiştirilmez. Bize kimlik, kişilik veren ülkücü dünya görüşü, Türk milliyetçiliği fikri aynı zamanda karakterimizdir. Çok şükür bütün aile bireylerimiz fikri onurlarını korumuştur. Nereden estiği belli olmayan rüzgârlara kapılmak bize yakışmaz.
 
Burak KILIÇASLAN- Cezaevleri yılları sizi ne yönde etkiledi?  Aradan geçen 12 yıl gibi bir zaman zarfında,  kendinizde herhangi bir maddi- manevi değişiklik oldu mu?
 
Oğuzhan CENGİZ- Cezaevleri bizi fiziksel olarak etkiledi elbette. 12 yıl boyunca güneş yüzü görmemiş, işkenceler çekmiş insanın bedeninin sağlam kalması mümkün değil. Bu yüzden o yılları içerde geçiren arkadaşlarımızın çoğu çeşitli hastalıkların pençesinde. Romatizma, kalp, tansiyon,  şeker ve kanser gibi dertlerle boğuşuyor.
 
12 yıl sonra çıktığımda “Nerede kalmıştık” deyip soluğu teşkilatta, yani Ülkü Ocakları’nda aldım. Pırıl pırıl gençler vardı. Partiye, MHP’ye gittim. Ama dünya ile beraber Türkiye de değişmişti. Biz içeri girerken babam “Ekmek aslanın ağzında” derdi. 12 yıl sonra çıktığımızda ekmeğin aslanın midesine indiğini fark ettik. Geçindirmekle yükümlü olduğumuz ailemiz vardı. Vahşi kapitalizmin liberal rüzgârları fena dağıtmıştı ülkeyi. Esnaflık geleneği, ticaret ahlâkı gibi kavramlar naftalinli sayılıyordu. İnançlarımızı yaşayarak helâl yönden ekmek peşine düştük. Nasibimize şükrederken kimliğimizi, kişiliğimizi korumaya itina gösterdik.
 
Burak KILIÇASLAN- Bu sizin için kayıpların ve uzun cezaevi yıllarının başlangıcı olan 12 Eylül’ün 33’üncü yıldönümü… Üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra o günlere dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?
 
Oğuzhan CENGİZ- Evet 30 yıl geçti. 30 yılda bu ülkenin en seçkin kadroları, en idealist gençleri yok edilmek istenirken, 12 Eylül’ün perde arkasında ipleri ellerinde tutanlar bambaşka kişileri eğitiyor, onlara ticari ve siyasi yönden yol açıyordu. Gerçekte inançları zayıf, fikirlerini değiştirip, başkaları tarafından biçilen gömlekleri giymeye teşne olanlara nasıl yol verdiklerini 28 Şubat süreciyle palazlandırıldıklarını gördük. Sanal darbelerle iktidarlarını perçinlediklerine tanık olduk.
 
Dönüp baktığımızda bizim haklı ve galibiyeti tescil edilmiş şanlı bir mücadelemiz var. Dünün şartlarında Türk gençliği olarak biz gereğini yaptık. Emperyalizmin karasına, kızılına, grisine, beyazına teslim olmadık. Dünün işbirlikçileriyle bugünün siyasi tüccarlarının aynı kavşakta buluşmalarını yadırgamakla beraber “onlar da vazifelerini yerine getiriyorlar” diye iç çekiyoruz. Ama mücadele bitmiş değil. Bu defa maskelerini düşürmek için savaşacağız. Savaşıyoruz da…
 
Burak KILIÇASLAN- 12 Eylül darbesi ile birlikte derin acılar yaşamış bir kişi olarak, mevcut anayasasının iptal edilerek,  yeni bir anayasa yapılmasını talep ediyor musunuz?
 
Oğuzhan CENGİZ- Bakın bu paket mecliste görüşülürken başta MHP milletvekilleri olmak üzere bazı CHP’liler de 12 Eylülcülerin gerçekten yargılanması için değişiklik teklif ettiler. Ama AKP’nin amacı bu olmadığı için kabul etmedi. Zaman aşımı olduğu için yargılama imkânsız. Peki, Tayyip Erdoğan ne diyor? “En azından itibarları iade edilmiş olacak” diyor. Ne de olsa tuzu kuru. 12 Eylül’de o İETT’de top oynarken biz işkence görüyorduk. O günlerin acısını biz taşıyoruz. Onun izi bile yok.
 
Burak KILIÇASLAN- Başbakan’ın “demokratik bir anayasa” talebi için ne düşünüyorsunuz?
 
Oğuzhan CENGİZ- Türkiye’de gerçekten demokratik bir anayasa hazırlanacaksa, bu siparişle, üç-beş yandaş profesörün Abant’taki kampında hazırlanmaz. Darbeci Kenan Evren bile bunlar gibi yapmadı. Üniversitelerden hukukçuları çağırdı. Yeni anayasa taslağı için toplumun bütün kesimlerinden temsilciler Türk’ün kurultay geleneğine göre davet edilir. Memleketin ihtiyaçları, gerçekleri göz önüne alınır. Dünyanın durumu, Türkiye’nin jeostratejisi masaya yatırılır. Devletin bütün kurum ve kuruluşlarından fikir ve teklifler alınır. Gerekirse aylarca sürer. Milletin tam mutabakatı sağlanır. İtiraz edenlerin gerekçeleri dinlenir. Ortaya 70 milyonun kabul edeceği yeni bir metin konur. Buna da kimse karşı çıkmaz.
 
Burak KILIÇASLAN- Kardeşinizin şehit edilmesi, uzun yıllar yaşadığınız cezaevi yılları ve burada yaşanan işkenceler. 12 Eylül darbesini yapan darbecilerle hesaplaşmayı düşündünüz mü hiç? Ya da yaşanan bunca sıkıntının üstüne nasıl bir hesap sormayı umut ettiniz?
 
Oğuzhan CENGİZ- 12 yıl içerde sadece tespih çekip volta atmadık. Her gün hesaplaşma umuduyla geçirdik günlerimizi. Bir kere hesaplaşma AKP’nin dayattığı tuzakla olmaz. Her şeyden önce darbe mahkemelerinin kararı TBMM tarafından geçersiz sayılarak başlanmalı işe… Yeniden adil yargılama yapılmalı. Göreceksiniz verilen kararların yüzde 90’ı değişecektir. Darbeyi yapanlardan, dışarıdaki yönlendiricilerden hesap sormak asıl mesele… Sosyolojik açıdan bilim adamları her şeyi araştırmalı, hukukçular engizisyon mahkemelerinde olduğu gibi suçlu ya da zanlıdan değil, delillerden harekete geçerek adil yargılamayı gerçekleştirip hükümlerini vermeli… Dünyada bunun örnekleri çok. Ama AKP zihniyeti kendisini var eden, büyütüp semirten, iktidara getiren darbeleri yargılamak yerine onlara madalya verip köşkte ağırlamayı yeğ tutuyor.
 
Burak KILIÇASLAN- Bizi kırmayarak değerli zamanınızdan ayırmış olduğunuz için teşekkür ediyoruz.
 
Oğuzhan CENGİZ- Ben de teşekkür ederim.
 
 

Yorumlar

Röportajlar Manşet