SON DAKİKA

Spor Arenası Adeta Yıldırım…

16 Nisan 2013 12:46
“ Sevgili okurlar bu hafta sporun içinde yaşantısının yarım asra yakın bir bölümünü hep spor ile iç içe yaşayan, uluslar arası unvana sahip hakem (EABA) Doç. Dr. Vehbi Altunçul ile hakemliğe başladığı günden bugüne spor dünyasındaki gözlemlerini konuştuk… „
Spor Arenası Adeta Yıldırım…

Röportaj: Gülay Tunçel

Sevgili okurlar bu hafta sporun içinde yaşantısının yarım asra yakın bir bölümünü hep spor ile iç içe yaşayan, uluslar arası unvana sahip hakem  (EABA) Doç. Dr. Vehbi Altunçul ile hakemliğe başladığı günden bugüne spor dünyasındaki gözlemlerini konuştuk…


Merhaba Hocam, spor camiasını iyi bilen isimlerdensiniz,  spor barış, dostluk, kardeşliktir… Sizin gözlemleriniz nelerdir?

Spor arenasına adeta yıldırım (!) gibi düşen ne şike konusuna ne de şu günlerde cayır cayır alevlenmiş gündeme oturmuş Fatih Terim sohbetlerine değinmeyeceğim. Ayrıca, Adana emniyetinden emekli, rahmetli Osman Genc’in yaklaşık 30 yıl öncesi Şişlideki evinde Fatih Terim hocamız ile yemiş olduğumuz ve hala lezzeti damaklarımızda kalan acılı mor patlıcan(!) dolmasından da bahsetmeyeceğim. Ancak sizler ile birlikte topyekûn futbolumuz hangi kulvarda koşuyor veya koşturuluyor konusuna mizahi, tabii ki kara mizaha uygun olarak anlatmak istiyorum. Şöyle ki;

Öncelikle cefakâr, çilekeş fanatik taraftarlarımdan başlamak istiyorum; bir gün önceden yaz kış demeden, bilet kuyruğuna girip, büyük paralar karşılığı biletini alıyorsun. Veya kuyruklarda yorulup karaborsaya koşuyorsun. Maça daha doğrusu 105x70 meydan saha muharebesine hazırlanıyorsun. Neyse ki top’un sahada olduğu için sende tüfek yerine döner bıçağı ile (!) mücadele etmek zorunda kalıyorsun.

Peki, üzülerek, sıkılarak sormak istiyorum. Bir yakının gece yarısı hastalansa yine aynı coşku ile onun yardımına koşup, aynı duyarlılığı gösterir miydin? Yoksa ben maraton koşucu değilim ki mi derdin? Peki, eşin bir ihtiyacı nedeni ile o bilete verdiğin paranın onda birini isteseydi aynı cömertlikle mi davranırdın? Ya çocuğun, baba bana ödevlerim için bilgisayar lazım dediğinde ne düşünürsün?

Ayrıca; tutmadığın kulübün yabancı rakipleri karşısında başarısız olmasını dört gözle bekleyip, o kulüpleri Türk takımı gibi görmeyen fanatik kardeşlerim, körü körüne bir kulübü desteklemek, diğerlerini tu kaka etmek vicdanınızı titretmiyor mu? Hadi ondan da vazgeçtim; yurt içi, yurt dışı demeden ellerinizdeki satırlarla; kılıç kalkan ekibi gibi adam kovalamak da neyin nesi? Bu önemli aktiviteler sizleri hiç ama hiç mi sizleri yormuyor?

Ey fedakâr bir kısım spor yazarım ve Televizyon yorumcum; Sabahlara kadar gözünü kırpmadan Türk futbolunu kurtarmak için canla başla çalışan, ekrandaki arkadaşları ile reyting düşüncesi olmadan kapışan, ahkam kesen seyredenlerini bilgiye boğan otoritelerim. Sizlerde elinizi vicdanınıza doğru götürür müsünüz ?

Ey vefakâr ileri görüşlü, ömrü billâh krizlerin teğet geçtiği kulüp başkanlarım; Sezon başında milyon dolarları bastırıp, ipi göğüsleyeceğinizi ligin başında ilan edip, işler yolunda gitmeyince de diğer kulüp başkanları ile ağız dalaşına giren, ancak; kapalı kapılar ardında sarmaş dolaş görüntüler sergileyen saygıdeğer başkanlarım. Ya sizlere ne demeli profesyonel diye bildiğimiz sporcu kardeşlerim? Birbirinize bir silah çekmediğiniz kaldı. Nedir bu hırs? Sizde yoksa raiting peşinde misiniz? Pek siz tribünlere oynamazsınız da! Hem bütün gayretleriniz 7.32 metre genişliğinde; 2,44 metre yüksekliğinde kale adı verilen direkler arasından topu geçirmek değil mi? Bu iş için pek kaba kuvvete ihtiyaç olduğunu da sanmıyorum.

Hocam bu anlamda herkese büyük görev düşüyor…

Elbette Gülay Hanım bir maç öncesi yada sonrası yaşanılacakları muhtemel olasılıklarıyla, göz önünde tutarak hareket etmek sporu seven herkese büyük görev yüklemektedir.

Değerli antrenörlere ilişkin de şu düşüncelerimi paylaşmak isterim…

Antrenörler de muhtemelen futbolcularımız gibi(!) boğaz tokluğuna bu işi sürdürdüğünüzü biliyorum. Ama olsun ne yapalım? Futbol sevgisi bu, her şeye değer. Şayet çalıştırdığınız takım başarılı olamazsa, daha onlarcası var. Birde orda şansınızı denersiniz. Hem böyle başarılı topu topu kaç kişisiniz ki?

Hocam sporla ilgilenen ve sporun içindekilere ilişkin düşüncelerinizi mizahi olarak bizlerle paylaşsanız da burada hükümete de görev düşüyor…

Elbette İktidarın ve muhalefetin saygıdeğer politikacılarına görev düşüyor; Sözüm meclisten içeri. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz? diye sormak istiyorum… Önümüzdeki çağın stratejik madeni olan Bor madeni yerine Top cevherini tercih eden fanatiklerimiz hakkında? Tabii aralarında önemli(!) bir benzerlik yok değil. İkisi de üç harfli ikisinin de orta harfi O, yani yuvarlak! Yaklaşık 70 cm çevre ve 430 gr ağırlığa sahip bu topun ne kadar popüler olacağı hiç aklınıza gelir miydi? Diyeceksiniz ki 2500 yıl öncesinde Mısır mezarlarında bile ayakla top oynayan insan figürleri mevcut, Bor da neymiş deyip, eşeğimi Niğde’ye sürmemi mi önereceksiniz? Dikkat ettiyseniz Gülay Hanım duygu ve düşüncelerimi paylaşırken hiçbir ismi, hiçbir kuruluşu telaffuz etmedim.

Zaten isimler pekte önemli değil. Lafın kısası; Fair Play ruhuna sahip, ülkesini seven tüm taraftarlar, sporcular, yöneticiler, antrenörler, politikacılar ve bu düşünceye sahip insanlarımız, biliyorsunuz ki sizler bu duygu ve düşüncelerimin kapsam alanı dışında (!) bulunmaktasınız.

Çok teşekkür ediyorum. Doç. Dr. Vehbi Altunçul spor dünyasına ilişkin duygu, düşünce ve gözlemlerinizi bizlerle paylaştınız…

Ben teşekkür ediyorum, Gülay Tunçel geçen hafta Antalya da düzenlenen ve konuşmacı olarak katıldığım İlaç kongresindeki konuşmamın son cümlesi ile noktalamak istiyorum;  

Saygı ve sevgi ilacından içmeyenler, hapı yutmak zorundadırlar” Sağlıklı günler diliyorum.

Yorumlar