Vali Mustafa Erkal ile Ülkemiz Üzerinde Oynanan Oyunlar ve Terör Hakkında Söyleşi

16 Mart 2016 14:28
“ Türkiye ehliyetsiz, liyakatsiz kişilerin el yordamıyla deneme yanılma ve sonuçta bulabilirse doğruyu bularak yönetebilecekleri bir ülke değildir. „
Vali Mustafa Erkal ile Ülkemiz Üzerinde Oynanan Oyunlar ve Terör Hakkında Söyleşi
Değerli okurlar

Bildiğiniz üzere son günlerde ülkemizdeki terör olayları iyice zirve yaptı. Terör öyle azgınlaştı ki, Başkentimiz Ankara’ya kadar ulaştı. Hem de birkaç defa..

Bizde can yakıcı bu konuyu ortalıkta gezinen ve insanları farklı yönlere çekmeye çalışan çakma “güvenlik uzmanları” veya “stratejistlere” değil de, yüklendiği görevi esnasında terör bölgesinde bizzat yaşayan birinci derecede sorumlu bir yetkiliyle konuşalım istedik..

Bu bağlamda eski Tunceli Valisi Sayın  Mustafa ERKAL ile bir söyleşi yaptık..

Daha önce bir kez daha söyleşi yapmamız hasebiyle kendisini tanıyorsunuz o bakımdan hemen konuya odaklanalım istiyorum ve sorulara geçiyorum.. (*)

Harun KILIÇ : Sayın Valim öncelikle söyleşi talebimize olumlu yanıt verdiğiniz için size teşekkür ederiz. Malum en son olayda Başkent’in en işlek yerinde büyük bir patlama oldu 40’a yakın vatandaşımız vefat etti. 100’ün üstünde vatandaşımız ise kimi ağır kimi hafif olmak üzere yaralandı. Önce bu konuyu değerlendirelim istiyorum. Buyurun söz sizde..

Mustafa ERKAL: Öncelikle askerimiz ve polislerimiz olmak üzere son terör saldırısında kaybettiklerimiz de dâhil teröre kurban verdiğimiz bütün şehitlerimize Yüce ALLAH’ tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır, yaralılarımıza acil şifalar dilerim. TÜRK MİLLETİNİN BAŞI SAĞ OLSUN.

Ankara’da bu üçüncü terör eylemi, son 5 ay içinde 169 canımız hayatını kaybederken yüzlercesi yaralandı. Ben bu gün Kızılay’da birkaç saat dolaştım. Ana yollar trafiğe kapatılmıştı, normalde kalabalıktan yürümekte zorlandığımız caddeler boş, işine gücüne giden veya dönen vatandaşlarımızın yüzleri asık ve kaygılı, patlama sonucu zarar gören işyerleri kısa sürede eski görünümlerini almış, fakat kırılan cam çerçeveden ziyade insanlarımızın hayata bakışları değişmiş yaşam sevinçleri kırılmıştı.

Çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılmasından sonraki beş aylık dönemde doğu ve güneydoğuda birçok il ve ilçede teröristlere karşı başlatılan temizleme operasyonları; Suriye’de PYD ve İŞİD’e karşı verilen mücadele terör örgütlerini çok ses getirecek sivillerinde hedef alındığı eylemlerle daha önce almaya alıştıkları tavizleri koparmak, (yakın geçmişte iyice palazlandıkları) çözüm sürecine yeniden dönüşü sağlamak amaçlı katliamlara dönüştü..

Mart ayında Nevruz bahanesiyle bahar aylarından itibaren kırsalda ve büyük şehirlerimizle, turizmin öncelikli olduğu illerde bu katliam teşebbüslerinin devam etme ihtimali yüksektir. Temennimiz devletimizin yetkili organlarının ve temsilcilerinin geçmişte olduğu gibi tavizkâr davranmamaları, Türk Devlet geleneğine uygun gereğini yapmaktan çekinmemeleridir.

Harun KILIÇ: Konuşmanızın arasında da geçen ve bir dönem dillerde pelesenk edilmiş olan “çözüm süreci” ne getirdi, ne götürdü desem, neler söylersiniz?

Mustafa ERKAL: Çözüm süreci 2009 Mart ayında eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün “güzel şeyler olacak” söylemi ile başlamış 2015 Haziran seçimlerinde HDP eş başkanı Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayız” söylemiyle son bulmuştur.

Aradan geçen zaman içinde, ülkemizde bu süreçte hiç iyi ve güzel bir şey olmamıştır.
2009 yılı aynı zamanda Oslo görüşmelerinin de başlama zamanıdır. Oslo’da görevlendirilmiş kamu görevlileri ile PKK yetkilileri ve koordinatör ülke temsilcisinin katılımındaki görüşmeler Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakkı dâhil baştan sona bir taviz belgesidir.

Oslo’da PKK elebaşları ve koordinatör ülke temsilcisi ile yapılan görüşmelerde istenenler Lozan Antlaşmasında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin yetkili heyetinden düveli muazzama denilen devletlerin temsilcileri tarafından dahi istenmemiştir.

Bu süreçte, Oslo, Kandil ve İmralı’da yapılan görüşmelerde Türkiye Cumhuriyetinin egemenlik hakkını paylaşan bu kapsamda kimlik kavramına ilişkin eşit mekanizmaların getirilmesi, sözde demokratik cumhuriyetin ortak vatan milletin demokratik ölçülerle yeniden tanımlanması, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin adı sanı dâhil yeniden tanımlanması, sözde bu demokratik hamleleri içselleştirecek bir anayasanın çıkarılması, yerel yönetimlere özerk sayılabilecekleri yetkiler verilmesi,. KCK tutuklarının serbest bırakılması, ilerleyen zamanda apo’ya özgürlük, anadilde eğitim vs gibi konular masaya yatırılmış; buna karşılık teröristlerin ülkemizi terk edecekleri masalı ile her türlü operasyonlar durdurulmuş, güvenlik birimlerinin eli kolu bağlanmış, il ve ilçelerde hendekler yapıp çukurlar kazarak devlete karşı direniş hazırlıklarına aklın mantığın almayacağı şekilde göz yumulmuştur.

Sürece iyi niyetle başlandığını düşünsek dahi, Silopi’ye Kuzey Irak’tan sözde teslim olmak üzere gelen 34 PKK’lının ayağına mahkeme kurulması 50 bin kişinin bu eşkıyaları kahraman gibi karşılaması, daha sonra illerde mitingler tertip etmeleri süreci başlamadan bitirmiştir.

Aslında PKK için bu süreç zaman kazanma ve isteklerini kabul ettirme sürecidir. Devletimizin yetkilileri verdikleri sözlere bağlı kalarak; özel okullar da olsa anadilde eğitime başlanmasını sağlamış, ilkokullardaki andımızı kaldırmış, mahalli yerlerin isimlerini değiştirmeyi taahhüt etmiş, çıkardıkları yargı paketleri ile KCK’lıları serbest bırakmış, Avrupa Birliği yerel özerklik şartını kabul etmiştir. Hepsinden önemlisi güvenlik birimlerinin operasyonlarını önlemiş ve bugün il ve ilçelerde PKK yapılanmasının yolunu açmıştır.

Son 5 aydır bölgedeki il ve ilçelerin büyük çoğunluğunda hâkimiyetin kaybedilmesi noktasına gelinmesi ile durumu tersine çevirmek için, başlatılan operasyonlar başarı ile sürdürülmekte ve şehirler teröristlerden temizlenmektedir.

Bu süreçte devreye sokulan akiller heyeti de sürecin çeşnisidir.

Harun KILIÇ: Sorunun Osmanlı döneminden beri çeşitli şekillerde önümüze geldiğini biliyoruz. Kısaca Cumhuriyet öncesine ve hemen sonrasına değinelim istiyorum. Konuya vakıf biri olarak bu soruma karşılık neler söylersiniz?

Mustafa ERKAL: Osmanlının son 200 yıllık dönemi gerileme ve çöküş dönemidir. Bu dönemde güçlü devletler, Orta Doğu’da olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde de kullanabilecekleri derebeylerine menfaat sağlayıp onları kışkırtarak, isyan ve çapulculuğu teşvik etmişlerdir.

Bölgede devlet tarafından tam hâkimiyet kurulamamış, derebeyleri de kendi anlayışlarına göre yönetmeye çalışmışlardır.

Abdülhamit zamanında kurulan Hamidiye alayları bu durumu önlemede önemli bir etken olmuş, aşiret reisleri ve belli başlı aşiretlerin mensupları onore edilerek idare yanında yer almaları sağlanmaya çalışılmıştır. Çapulculuk yaparak halkı rahatsız eden derebeylerine ve aşiret mensuplarına karşı uygulanan yöntem gayet basittir; tedip ve tenkil (bastırma ve ıslah) denilen yöntem ile elebaşlarının kellesi koparılmış, halkı bunların tasarrufundan kurtarmak amacı ile güvenlik, ulaşım, sağlık, eğitim, ekonomik teşebbüsleri desteklemek vs. gibi iyileştirme tedbirleri alınmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyet dönemindeki isyanlar Koçkiri, Şeyh Sait, Dersim vs gibi etnik ve mezhepsel kalkışmalardan ziyade, beslendikleri ülke istihbaratlarının altınları ve geçim kaynakları olan çapulculuğu derebeyliklerine devam ettirme hevesinden kaynaklanmaktadır. Bunların beylikleri asaletten değil hırsızlıktan, haydutluktan, acımasız birer katil olmalarındandır.

Son 30-40 yıldır, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine örgütlenip kullanılan PKK başta olmak üzere TİKKO, DHKP-C vb. örgütler Türkiye Cumhuriyeti’nin en azından gelişmesini Türk Milletinin dünyada yeniden bir denge unsuru olmasını önlemek amacı ile ülkemizi hedef seçmiş küresel güç ve destekçileri tarafından desteklenmekte ve bu amaçla kullanılmaktadırlar.

PKK terörüne karşı, ortaya çıktığı tarihten 2002 yılına gelinceye kadar “Doğu ve Güneydoğu Eylem Planı” başlığı ile detaylandırılan plan uygulanmış, geç de olsa 2002 yılına gelindiğinde terör yok denilecek seviyeye getirilmiştir.

AKP iktidarının başladığı yıllardan itibaren BOP süreci kapsamında uygulanan çözüm süreci yerine mücadeleye aynı şekilde devam edilebilse ve bugün bölgede gösterilen kararlı tutum sergilenebilseydi; PKK ülkemizde tehdit olmaktan çıkarılmış veya en azından minimize edilmiş olacaktı.

Harun KILIÇ: Hemen herkesin ağzında bir “dış güçler” lafı vardır. Kimdir bu dış güçler ve yetki makamındakiler bahse konu mesele hakkında önlem alabilir mi, alırsa nasıl bir önlemler silsilesi olmalıdır?

Mustafa ERKAL: Yıllardır ülkemize karşı kullanılan terör unsurlarının kullandıkları her türlü silah, cephane ABD, AB ülkeleri, Rusya ve hatta komşu diğer ülkelerden sağlanmış; örgütler yabancı istihbarat örgütlerinin destek ve taktikleri ile desteklenmiş, sermaye ihtiyaçları karşılanmış ve ülkemize karşı kullanılmışlardır.

Bugün Ortadoğu coğrafyasını şekillendirmede kullandıkları PKK’nın Suriye versiyonu PYD’ye ABD “benim kara kuvvetlerim” diyebilmektedir. Son zamanlarda iyi ilişkiler kurmaya çalıştığımız İsrail açıktan kurulacak bir Kürdistan’ı destekleyeceğini söyleyebilmektedir. Kısaca, dünyamızın en kadim milletlerinden biri ve imparatorluk geleneği olan Türk Milletinin yolunu kesmek amacı ile kullandıkları en etkili unsur terör örgütleri ve terördür.

Bunlara karşı alınan tedbirler terörün dış kaynaklarının kesilmesi başlığı ile detaylandırılmış ve uygulanmaya çalışılmaktadır. Bunu gerçekleştirmek şüphesiz Türkiye’nin gücü ile orantılıdır. Bence ülkemiz bu güce sahiptir. Fakat uygulamada yeteri kadar başarı sağlanamamıştır. Yıllarca bölgede binlerce istihbarat ajanı çeşitli kılıklarda cirit atmış, başta ABD’nin Adana Konsolosu olmak üzere il ilçe dolaşarak terör elebaşlarına cesaret vermiş ve zaman zaman bunları toplayıp ABD’de eğitimden geçirmişlerdir.

Yapılması gereken bellidir. Tek cümle ile gücümüzün farkına vararak bunlara karşı kesin bir irade ortaya koyabilmek.

Harun KILIÇ: Bildiğiniz üzere hemen yanı başımızda önce Irak ardından Suriye yangın yerine döndü. Savaştan kaçan 4-5 milyon civarı insan sığınmacı durumuna düştü. Beri taraftan bu iki ülkenin asli unsurlarından olan Türkmen kardeşlerimize karşı katliamlara varan saldırılar olmakta. Çoğu da o bölgelerdeki; mesela Kerkük’te Barzani kuvvetleri ile “müttefikimiz” denilen ABD’nin desteklediği Suriye PKK’sı PYD tarafından yerinden yurdundan ediliyorlar. Özetle komşularımızla “sıfır sorundan” “sorunlar yumağı” haline getirildiğimiz aşikârdır. Bu düşüncemi değerlendirmenizi istesem neler söylersiniz?

Mustafa ERKAL: Son yıllar itibari ile öncelikle bölücü Kürtler, ABD’nin, Rusya’nın, AB’nin, İsrail’in gözbebeğidir. Bugün Suriye’de PYD kullanılarak koridor oluşturma ve sıcak denizlere ulaşma çabaları devam etmektedir. Bu PYD’nin tek başına yapabileceği bir iş değildir. Türkiye’nin PYD’nin terörist sayılması ile ilgili söylemleri ABD tarafından reddedilmektedir. Aslında bizim politikamız çelişkili zikzaklar ile doludur. Aynel Arap’a (“Kobani’ye”) Kuzey Irak’tan ABD markalı üniformaları ile geçen Peşmergeye yol açan ve “Kobani’ye” ağıtlar düzen yetkililerimiz olmuştur..

Türk Milleti sadece Suriye ve Irak’ta değil Rusya’da (Kırım) Çin’de (Doğu Türkistan) ve dünya coğrafyasının birçok yerinde katliamlara uğratılmakta ve bu durum sözde medeni dünyayı hiç ilgilendirmemektedir. Küresel güçlerin güdümünde onlarla beraber hareket ettiğimiz sürece bizim için de soydaşlarımız çoğu zaman ikinci planda kalmaktadır. Bu durumu tersine çevirecek içerde oluşmuş bir milli ruhtan ve tepkiden de bahsedemeyiz. Musul ve Kerkük, Kürdistan heveslisi ülkeler için sahip olduğu önemli petrol kaynakları ile kurulacak Kürdistan’ın olmazsa olmazıdır.

“Arap baharı” adı ile başlatılan Orta Doğu’yu şekillendirme hareketleri Arap kışına dönüşmüş, bölgeye züccaciye dükkânına fil gibi giren ABD ve diğer ülkeler tarafından kan gölüne çevrilmiştir. Amacın demokrasi, barış, insan hakları vs olmadığı hepsinin temelinin menfaate dayandığı ve Arap coğrafyasına sıkışmış İsrail’in güvenliğini sağlama amacı taşıdığı malumdur. Millet ve ülke menfaatleri ile çakışmadığı halde bunlarla ortak hareket eder durumda olmak bizim çıkmazımızdır.

Harun KILIÇ:  Sayın Valim son olarak eklemek istedikleriniz…

Mustafa ERKAL: Türkiye, bulunduğu coğrafyanın stratejik önemi, Türk milletinin geçmişten günümüze gelen etkin potansiyeli nedeniyle, hasımlarının da fazlalığı dikkate alındığında; ehliyetsiz, liyakatsiz kişilerin el yordamıyla deneme yanılma ve sonuçta bulabilirse doğruyu bularak yönetebilecekleri bir ülke değildir.

Yanlış politikalardan doğan zararı telafi etme gücü var ve etmekteyiz. Fakat enerjimizi zarar telafi etmeye değil, daha büyük hedeflere harcamamız gerekmektedir.

Tek cümleyle özetlersem, marifet açılan çukur ve hendekleri sayıp “2040’ını eski haline getirdik” demek değil, bu teşebbüslere başından izin vermemektir.

Başa dönerek söylemek isterim, çözüm sürecinin buzdolabından hiç çıkarılmaması temennimdir.

Bölgede terör unsurlarına karşı başlatılan mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir.

Bundan sonra devletin muhatabının doğrudan halk olacağının belirtilmesi önemlidir.

Yıllardır yapılan tahrik ve yönlendirmelere rağmen ülkemiz insanlarının birbiriyle olan gönül bağının kopmaması en büyük güvencemizdir. İçerden dışarıdan yoğun propaganda ve terör eylemine rağmen Türk ile Kürdü bir arada yaşayamaz hale getirmek isteyenler başarıya ulaşamamıştır. Devletimizin yetkilileri terörist elebaşlarını bundan sonra asla muhatap almamalı, ülkemiz insanının her türlü haklı talebini yerine getirmek için elinden gelen her şeyi yapmalı ve bütün dünyaya birliğimizden taviz vermeyeceğimiz iradesini göstermelidir.

Görüş ve fikirlerimi kamuoyuna yansıtmama vesile olduğunuz için size ve site yönetimine teşekkür ediyorum.

Harun KILIÇ: Haberiniz.com.tr. olarak fikir ve görüşlerinizi bizle paylaştığınız için bizde size teşekkür ediyoruz..

(*)http://haberiniz.com.tr/roportaj/53483/vali-mustafa-erkal-ile-dersim-uzerine-bir-soylesi.html
 

Röportaj: Harun Kılıç(Haberiniz.com.tr)

Yorumlar

Röportajlar Manşet