Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Yalçın: Gün Kavga, Fitne ve Çekişme Günü Değil

06 Şubat 2016 12:27
“ Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. E. Semih Yalçın, MHP'nin 1 Kasım Seçimlerinde aldığı sonucun, sadece etkili şekilde algı operasyonuna uğramasından değil, biraz da doğruları söylerken haklılığını yeterince anlatamamasından kaynaklandığını ifade etti. „
Yalçın: Gün Kavga, Fitne ve Çekişme Günü Değil

Yalçın, “MHP'nin 1 Kasım Seçimlerinde aldığı sonuç elbette bir başarı değildir. Nitekim parti yönetimi ilk günden beri öz eleştiri mekanizmasını devreye sokmuş; bir yol haritası belirlenmesi, eksik ve yanlışların giderilmesi için çalışmalara başlamıştır." diye konuştu.

Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, MHP'deki olağanüstü kurultay tartışmalarının da kimseye bir yarar sağlamayacağını vurguladı.

Dışarıdan suni yamalarla MHP'ye ayar verip iç barışı bozmaya, teşkilata şekil vermeye dönük hiçbir algı operasyonu ve manipülasyonun başarı ihtimalinin olmadığını kaydeden Yalçın, "MHP, kendi sorunlarını kendi iç dinamik ve dengeleri içinde aşabilecek siyasi teamüllere sahip güçlü bir siyasi teşekküldür. Partimizi dışarıdan dizayn etmeye kalkanlar, bu dinamik ve dengelerin nasıl tıkır tıkır işlediğini göreceklerdir. milliyetçi-Ülkücü Hareketin tarihî misyonuna uygun olgunluk ve vakar içerisinde; mücadeleyi daha üst noktalara taşıyacak fikir ve davranışların, bu yoldaki yapıcı çözümlerin arayışı içinde olunmalı." ifadesine yer verdi.

Yalçın; parti içi çekişmeler karşısında günün kavga, fitne ve çekişme değil, bir olma, diri olma ve iri olma günü olduğunu söyledi.

E. Semih Yalçın; milliyetçi-Ülkücü camiayı el birliği etmeye, MHP'nin siyaset sahnesindeki rolünü çalmak isteyenlere karşı sır sırta vermeye çağırdı.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın'la Genel Merkezdeki makamında MHP'deki kurultay tartışmalarını ve Türkiye gündemini konuştuk:


-  1 Kasım Seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olduktan sonra bazı gazeteci ve köşe yazarlarıyla televizyon yorumcularının MHP hakkındaki eski tutum ve görüşlerinden çark ettiklerini gördük. Bu ani değişimi neye bağlıyorsunuz?

Maalesef Milliyetçi Hareket Partisinin 46 yıllık bir kavgası var medya ile. Maalesef MHP'yi bir türlü doğru anlayamayan ve dolayısıyla anlatamayan bir medya söz konusu... Medyanın bütünü için bunu söylemek tabii ki mümkün değil. Ancak ağırlıklı olarak böyle bir problem var. Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş zamanında da böyle bir tavır yani MHP'yi anlamamak ve anlatamamak vardı. Şimdi de onun bir benzerini görüyoruz. MHP içinde kazan kaynatmaya kalkanlar, parti tabanını ve bunalımdan çıkış yolu arayan Ülküdaşlarımızı tahrike uğraşanlar genellikle dışarıdandır. Bunda halkın ve Hakk'ın sesi olma işlevinden uzaklaşan, dedikodu ve kara propaganda yuvası hâline gelen bir kısım basının büyük payı vardır. Tabii bunları birkaç kısma ayırıyorum. 1 Kasım sonrasında neden bu kadar arttı? 1 Kasım neyi değiştirdi? Demek ki bazı köşe yazarlarının ve medya organlarının zihninde 1 Kasım kendileri adına bir dönüm noktası oldu. MHP'nin oy kaybetmesini de bir fırsat bilerek tavır değişikliğine gittiler. Bunu üçe ayırırsak eğer, bir kısmı önceleri MHP'ye övgüler dizerken 1 Kasım sonrası değişen siyasi atmosfere uygun şekilde çark edenlerdir. Bunların amacı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve yeniden güçlenen AKP'ye kendini beğendirip göze girerek, "son yandaş" korosunda yer tutabilmektir. Cumhurbaşkanlığının yeniden güçlendiğini görünce o güç karşısında itaat etmek, daha önce muhalif olmalarına rağmen o güce kendilerini biraz da koruma adına teslim etmektir. İkinci kısım ise size biraz önce ifade etiğim o 46 yıllık problemi ortaya çıkaran müzmin MHP muhalifleridir. Bunlar, basında MHP düşmanlığını gelenek hâline getiren, şahsi kin ve garezlerini kalemiyle dindirmeye çalışanlar, bırakınız 1 Kasım sonrasını uzun yıllardan beri camiamıza ve partimize saldırmaktadır. Bunlar, bulanık suda balık avlamaktadır. 1 Kasım Seçimlerinin sonuçları onlara bekledikleri fırsatı vermiştir. Doğru da yapsanız bunlar onu görmezler. Bunlar, mutlak surette kendilerince olayı yorumlayıp bir tarafından farklılaştırarak doğru haber anlayışından da uzaklaşarak mutlaka MHP aleyhine bir sonuç çıkaranlardır. Bunlar hiçbir zaman eksik olmadı, kin ve garezlerini daima kalemlerine bulaştırdılar, MHP'ye o şekilde baktılar. Bunun dışında bir üçüncü takım bizim "havuz medyası" dediğimiz maalesef 13 yıl içinde daha önce görülmedik bir şekilde oluşan malum yandaş medya. Bunlar için de değişen bir şey yoktur. Doğru haber yoktur. Bağımsız haber yoktur. Medyanın bağımsızlığı söz konusu değildir. Efendileri ne söylerse o yönde hareket ederler. MHP'yi de efendileri noktasında tehlikeli gördükleri için MHP'yi halka yanlış aksettirmektedirler. 

- MHP zor süreçlerden geçerek bugünlere ulaştı. Sayın Türkeş’ten sonra bayrağı Sayın Bahçeli devraldı. 1999’da merkezdeki oyları alarak sağladığı ivmeyi bir türlü yakalayamayan MHP’ye ve Devlet Bahçeli’ye zaman zaman camia dışından olduğu kadar camia içinden de bazı eleştiri sesleri yükseliyor.  Bu konuda neler söylemek istersiniz?

MHP her ne kadar bir ideoloji partisi olsa da siyasi konumunun yanında temsil ettiği kültürel ve sosyal değerler itibarıyla fiilen merkez partisi hüviyetindedir. MHP bu hüviyetine yaraşır bir konumda bulunmadığında eleştiriler olmalı. Saldırılar da olacak, nitekim olmakta. Zaten bizim dışımızdaki iş birlikçiler, bizimle uğraşan mahfiller eskiden beri mevcuttur. Bunların uğraşması hiçbir dönemde de kesilmemiştir. Ancak içeriden gelen eleştirilerin Ülkücü ahlak ölçülerinde yapılması icap eder, birbirimizi yaralayarak veya parçalayarak değil. Önemli olan böyle dönemlerden güçlenerek çıkmak… Kraldan çok kralcı davranıp da Türk milliyetçiliği davasının oluşturduğu temel mefhum ve değerler zedelenmemeli. En yakın dava arkadaşlarımızın, hareketin kutlu mücadelesine hatasıyla sevabıyla en az 40 yılını vermiş Ülküdaşlarımızın üzerine katran dökmenin, onları karalamanın ne bize ne hareketimize ve ne de milletimize bir yarar getirmeyeceğinin idrakinde olunmalı. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin tarihî misyonuna uygun olgunluk ve vakar içerisinde; mücadeleyi daha üst noktalara taşıyacak fikir ve davranışların, bu yoldaki yapıcı çözümlerin arayışı içinde olunmalı. Büyük küçük demeden, camiamıza mensup insanların şahsiyetiyle ilgili adaba ve terbiyeye mugayir ifadeler kullanarak saldırılması doğru değil. Ülkücü Hareketin büyüklüğünün en büyük kıstaslarından biri, büyükle küçük arasındaki sevgi ve saygının korunup yaşatılmasıdır. Nesiller arasındaki sağlıklı ilişkilerin korunmasına özen göstermek hepimizin görevi. Günü geldiğinde bunlar başka kuşaklara devredilecek. Ancak bunun belirli bir düzen ve insicam içinde yürümesi değerlerimizin yaşatılması hayati önem arz etmekte. Güçlü ideolojik birikimin yanında genç nesillere, bizden sonrakilere bırakacağımız en büyük miras, Türk töresinin temeli olan ahlaki değerlerimizdir. Görevler, makamlar birer emanettir, gelip geçicidir. Kalıcı olan değerler ve inançlardır. Milliyetçi-Ülkücü camia adına hareket ediyormuş görünüp Ülkücü terbiye dışına çıkılarak partililerimizin hakkında yazılan yazılar ve söylenen sözlerden en büyük zararı, camiamız görmekte. Aşağılayıcı ifadeler ve karşılıklı ihanet suçlamalarıyla şahıslara zarar verelim derken partimizin ve camiamızın manevi şahsiyeti yaralanıyor. Genel Başkanımızın şahsında MHP'nin onuru saldırıya uğruyor. MHP Genel Başkanımız Devlet Bahçeli suçlanarak elde edilecek sonuç; MHP'nin manevi şahsiyetinin, partinin kimliğinin zedelenmesi olacak. 

- Sizce MHP’de bir lider değişikliğine ihtiyaç var mı?

Hayır yok. Neden yok? Çünkü MHP'nin kurucu lideri merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'ten sonra MHP delegelerinin reyi ile bu göreve gelen Sayın Devlet Bahçeli, 1997 yılından itibaren MHP'deki Genel Başkanlık ve liderliğini bihakkın yerine getirmekte, var gücüyle de sürdürmektedir. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin konumu ve pozisyonu bizim için meşru ve doğru olan pozisyondur. Partimizde bir genel başkanlık meselesi yoktur. Bu bir gerçekliktir. Bu gerçeklik milliyetçi-Ülkücü iradenin teminatı altındadır. Ülkücü irade ile gelen ancak onunla gider.
MHP gibi sadece siyasette değil fikirde, ideolojide ve kültürel alanda değer üreten bir dinamik parti için başarıyı sadece seçim kazanmaya endekslemek kanaatimce doğru değildir. İşte özgül ağırlık denen şey de burada devreye girmektedir. Cumhuriyet’in 46 yılına damgasını vurmuş bir parti olarak MHP’nin, iktidar olmasa hatta seçimlerde baraj altında kalsa bile siyasi ağırlığı ve müessiriyeti hep sürmüştür. Bu ağırlık ve etki hâlâ da devam etmektedir. Elbette başlıca hedeflerimizden biri iktidar olmaktır. Ancak yegâne hedefimiz iktidar değildir. Bu meselenin tartışması Alparslan Türkeş’in sağlığında da yapılmıştır. Bunu böyle sananlar bizim ideolojk kimliğimizi ve mücadelemizin şifrelerini iyi bilmemektedir. Aksini düşünenlere rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in eserlerini okuyup onu yeniden anlamaya çalışmalarını, Ülkücü Hareketin hafızasını yansıtan eski mevkuteleri gözden geçirmelerini öneririm. MHP’nin hedefi; iktidar olmak kadar, Türk milliyetçiliği idealini topluma ve bilhassa genç nesillere benimsetmek ve devletin işleyişinin bu ideal çerçevesinde yürümesi için gereken şartların teşekkülüne ister hükûmet içinde isterse dışında katkıda bulunmaktır. İktidar da bunun arkasından gelecektir. MHP iktidar götürürken verilen mücadelede, onun fikriyatını iktidara taşıyabilmek mümkündür. Mesela MHP 12 Eylül Darbesi’nden derin yara almış ama verdiği destani mücadele sayesinde geniş kitlelerin ve milletin vicdanına milliyetçilik fikrinin yerleşmesini, kökleşmesini de sağlamıştır. Bugün bölücülüğe, bölücü ideolojilere karşı toplumda oluşan kuvvetli tepkinin ve şuurun temelinde MHP’nin salladığı kazma ve küreğin sesleri duyulur. Türkiye’nin bütünlüğüne yönelen iç ve dış tehlikelerle küresel tehdit karşısında millî bilincin diri tutulmasında şüphesiz en büyük pay MHP’nindir. Ancak bu yolda zamana ve zemine bağlı birtakım eksikliklerin, aksaklıkların yaşandığı inkâr edilemez. Ancak bunlar bahane edilerek patimizin yıpratılması MHP’nin icra ettiği hayati fonksiyona zarar verir. Burası unutulmamalıdır. Biz, bütün dava arkadaşlarımızla omuz omuza Sayın Genel Başkanımızın etrafında kenetlenmiş bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.  Ama MHP'nin tarihî misyonunu değiştirmek suretiyle bir yerlere peşkeş çekilmesine de müsaade etmeyeceğiz. Ayrıca siyasette inişli, çıkışlı zamanlar olur. Bu gayet normaldir. Herhangi bir düşme söz konusu olduğunda geçici de olsa, tabanımızın ve insanımızın birbirine düşmesine hiç gerek yoktur. Milliyetçi-Ülkücü Hareket önce kendi öz kaynaklarına, fikrî birikimine dönmeli, kendi değerlerinden günümüz için gereken çözüm yolarını kendisi üretmelidir. Yalnız bunun yolu; itham ve sürekli eleştiriden, şahsiyata girmekten, karalamaktan değil; 46 yılda üretilen devasa sinerjiyi yok etmeye çalışanlara karşı maşerî vicdana, Ülkücü vicdana müracaat etmekten ve birlik ruhunu yeniden dirilmekten geçer.

- Neden her seçim öncesi ve sonrasında ya da Türkiye’nin olağanüstü dönemlerinde partiyle camianızın başka meselelerinin tartışılması gerekirken lider tartışması öne çıkarılıyor? Bu konuyu eskiden yaşananlarla irtibatlandırarak açıklayabilir misiniz?


Bugün siyasette ölçüyü kaçıran eleştiri ve saldırılar milliyetçi-Ülkücü camiada da normal karşılandığında ileride gelenek hâlini alacak, Bizans ahlâkı aramıza yerleşecek. Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş de vaktiyle bu hastalıktan "Türk milletine Bizans'tan geçme bir hastalık vardır." sözleriyle şikâyet etmişti. MHP'nin seçimde aldığı sonuç; elbette sadece etkili şekilde algı operasyonuna uğramasından değil, biraz da doğruları söylerken haklılığını yeterince anlatamamasından kaynaklanmıştır. Bununla birlikte MHP, dokuz köyden kovulsa da doğruları söylemek durumunda. Aksi hâlde MHP'nin kuruluş amacı, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin varlık sebebi ortadan kalkar. Türk milliyetçilerini en çok yaralayan üzen şeylerden biri, kendini Ülkücü ve Türk milliyetçisi olarak tarif edip çıkar öğütüp dağıtan AKP iktidarlarının değirmenine su taşıyanların tutumudur. Çıkar ilişkilerine dayanan siyasi iktidarlar gelip geçici, varlıkları onu sürükleyen değirmencilerin ömrü kadardır. Çıkar ilişkileri etrafında birleşmiş kalabalıklar, onları bir arada tutar. İşte milliyetçi-Ülkücü camiadaki sorunların kaynağı, menfaatlerin elden gitmesinde değil; fikir ve iman çimentosunun kullanılmamasında, Ülkücü vicdanın uyandırılmamasında aranmalı. MHP'nin 1 Kasım Seçimlerinde aldığı sonuç elbette bir başarı değildir. Nitekim parti yönetimi ilk günden beri öz eleştiri mekanizmasını devreye sokmuş; bir yol haritası belirlenmesi, eksik ve yanlışların giderilmesi için çalışmalara başlamış bulunmaktadır. Eksiklerimizi, sıkıntılarımızı ve hatalarımızı ortaya koyup bunların çözüm yollarını bulacağız. Ancak dışarıdan suni yamalarla MHP'ye ayar verip iz barışı bozmaya, teşkilatımıza şekil vermeye dönük hiçbir algı operasyonuna ve hiçbir manipülasyona müsaade etmeyeceğiz. Bunların başarı ihtimali de yok zaten. MHP, kendi sorunlarını kendi iç dinamik ve dengeleri içinde aşabilecek siyasi teamüllere sahip güçlü bir siyasi teşekküldür. Partimizi dışarıdan dizayn etmeye kalkanlar, bu dinamik ve dengelerin nasıl takır tıkır işlediğini görecekler. Derginiz aracılığıyla milliyetçi-Ülkücü camianın vicdanına sesleniyorum. Mensuplarımızı ve teşkilatımızı el birliği etmeye ve MHP'nin siyaset sahnesindeki rolünü çalmak isteyenlere karşı sırt sırta vermeye çağırıyorum. Gün; kavga, fitne ve çekişme günü değil. Gün; bir olma, diri olma, iri olma günü. Ümitsizliğe kapılmaya, yılgınlığa düşmeye, Türk milliyetçiliğinin ne mayasında ne de inancında yer var. Merhum Nihal Atsız'ın dediği gibi, "Ümit en son terk olunan şeydir." O da ancak can bedenden çıkınca bizi terk edecektir. Çünkü rahmetli Galip Erdem dediği gibi: "Yenildik dediğiniz zaman değil, yorulduk dediğiniz zaman yıkılırsınız." Daha da önemlisi merhum Başbuğ Alp Arslan Türkeş'in ifade ettiği gibi. "Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz."

- MHP’yle ilgili olağanüstü kurultay tartışmaları bitmek bilmiyor. Ancak bize öyle geliyor ki tartışmalar biraz da partinin ve teşkilatlarınızın dışında sürdürülüyor. MHP’nin gündeminde bir olağanüstü kurultay var mı gerçekten?


MHP mensupları arasında sayıları az da olağanüstü kurultay isteyenler var ancak ekseriyet bu görüşte değil. Bunu gözlemliyoruz. Arkadaşlarımızla temaslarımız oluyor.

Olağanüstü kurultay için yeterli sayıda delege imzası topladığı iddiasıyla medyaya haber sızdıranlar var. 

Ama şu ana kadar da bu anlamda delege imzası Genel Merkeze ulaşmış değil. 

Genel Merkez olarak bizim düşüncemiz; olağanüstü kongrelerin MHP'nin varlığını, mevcudiyetini zedeleyeceği noktasındadır. 

Bugüne kadar üç kez teşebbüs edildi.

Olağanüstü kongreler daha ziyade önemli olaylar sonrasında yapılabilmelidir. MHP'nin ilk olağanüstü kongresi merhum Başbuğ’umuzun vefatı sonrasında oldu. 

Tabii ki bu bir zorunluluktu. 

Bunun dışında insanımız ve delegemiz bir yarışa girmek istiyorsa parti genel merkezi bugüne kadar bunu hep serbest bırakmıştır. 

Ama bu, olağan süre içerisinde olmalıdır. Bizim de burada ifade etmek istediğimiz şey, olağanüstüden ziyade vaktinde bir olağan kongre ve bu kongrede isteyen çıkıp aday olma meselesidir. 
Herkes hürdür, serbesttir. 

Doğru olanı da budur. 

Dolayısıyla bugünden bakıldığında her ne kadar gelecekteki gelişmeleri bilmiyorsak da bir olağanüstü kongre zor gözüküyor.  

- Bir olağanüstü kurultayın, Tüzük kurultayı olacağı ve önce Tüzük değişikliği gerektiği yolunda birtakım fikirler dolaşıyor ortada. 

Bu konuya biraz açıklık getirir misiniz Sayın Yalçın. MHP Tüzüğü neden değişmeyi veya değişmemeli? Ya da bunu isteyenlerin amacı ne? 


Tüzük kurultayı tartışmalarının sebebi şu: Tüzük değişikliği talebinin arkasında genel başkanlık seçimine ulaşma isteği vardır. Bizim Tüzük’ümüzün 63. maddesine göre -ki 2009'da değiştirilmişti- olağanüstü kongrelerde seçim yapılmaz. 

Olağanüstü kongrede ne genel başkanlık ne disiplin kurulu ne de MYK seçimi yapılır. 

Bu yapılmadığı için kurultay talep eden çevreler, olağanüstü bir kurultayda 63. maddeyi değiştirmeyi hedefliyor. 
Öncelikle Tüzük’te amaçlarına engel olarak gördükleri bu maddenin değişimi ile birlikte genel başkanlık seçiminin yolunu açmayı düşünüyorlar. 

MHP'yi; Türkiye’nin yoğun gündem içerisinde devamlı olarak kongrelerle meşgul etmek, insanların birbirlerine ters bakmasını, birbirleriyle olan çekişmesini artırmak anlamına gelir ki bu partiye, partimizin siyasetteki müessiriyetine zarar verir. 

- Tartışmalar konusunda MHP tabanından ve teşkilatlardan ne gibi tepkiler alıyorsunuz? Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliği konusunda ortaya atılan görüşler tabana ve teşkilatlara ne derece yansıyor veya etki ediyor?

Teşkilatlarımızda farklı görüşler var tabii ki. Ancak kahir ekseriyetinin MHP’nin liderliği konusunda şüphesi ve endişesi olmadığını size çok net olarak ifade edebilirim. 

- Birkaç gün öne yaptığınız bir açıklamada, “Uyanacağına hiç şüphe duymadığımız Ülkücü vicdanın şahlanacağı günü sabırla bekliyoruz.” dediniz. Bunu biraz açar mısınız?

O sözlerim; Ülkücü vicdanın, başımızın üzerinde dolaştırılmaya çalışılan kara bulutları er geç kovacağından endişemiz olmadığını vurgulamak içindi. 

Milliyetçi-Ülkücü camianın mensupları feraset sahibidir ve siyasi gelişmeleri, MHP'ye dönük saldırıların, canlı tutulmaya çalışılan suni tartışmaların temel nedenini veya arka planını idrak edeceklerdir. 

Oynanan oyunu görecekler ve böylece Ülkücü vicdan uyanacak, delegelerimiz partimize sahip çıkacaktır. 

Tabii bundan sonraki süreç oldukça önemlidir. 

Seçim sathından uzaklaştık ama 2019 yılı da çok uzak bir zaman dilimi değil. O tarihte görünen odur ki bir değişiklik olmazsa üç seçim birden yapılacak. Cumhurbaşkanlığı, yerel seçimler ve genel seçimler... Bugün itibarıyla durum bu… MHP bu gerçekliği gördüğü için şu anda seçim sonrasındaki meseleleri masaya yatırdı. 

1 Kasım'dan sonra seçim analizi noktasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmalar; çok başlıklı, çok değişik hususlarla âdeta bir ev ödevi gibi MHP Genel Merkezi tarafından ele alındı. 

- Ele aldığınız bu meseleleri mümkünse öğrenebilir miyiz?

Bunları size ana başlıklar hâlinde şöyle ifade edebilirim:"Öncelikle şunu söylememiz lazım: Seçim analizinden kastım genel bir analiz. % 4,4 oranında oyu neden kaybettik?

Bunun temel sebebi nedir? 
Çok yönlü bir şekilde şu an bunun üzerinde çalışıyoruz. 

8 Ocak'ta yapılacak olan kampımızda da tüm bunlar değerlendirilecek. Ondan sonraki dönemde de bir yol haritası çizilmek suretiyle çalışmalarımızın ortaya koyduğu sonuçlar ve o sonuçlar istikametinde yeni bir çalışma programı oluşturacağız. 

Bu seçim analizinin dışında bir ev ödevi gibi 8-9-10'unda da Ocak'ta değerlendireceğimiz başlıklar üzerinde çalışıyoruz.
  • Etkin muhalefet nasıl yapılabilir? 
  • Hangi konularda eksiğiz? 
  • Başkanlık sistemi gündemi meşgul ediyor. Bu konudaki MHP'nin görüşleri neler? 
Bütün bunlar 1 Kasım'dan sonraki gelişmelerle birlikte yeniden ele alınacak. Bunu yaparken parlamenter sistemin olumlu yanlarını ortaya çıkarıp insanlarımıza anlatacağız. Anayasa çalışmaları daha önceki dönemde yarım kalmış, iktidar tarafından masa âdeta tekmelenerek dağıtılmıştı. Bunun üzerindeki çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. 

MHP'nin bunların bütünü üzerinde çalışması var ancak 1 Kasım sonrası siyasi düzen ve partilerin konumu, iktidarın neyi getirip neyi getirmeyeceği noktasında değişiklikler ve farklılıklar olacaktır Bunlara hazırlanıyoruz. 

13 yıllık süreçte mevcut siyasi iktidarın meydana getirdiği tahribatın bir envanterini çıkartıyoruz. Yine adaletin tecellisi adına bağımsız yargının nasıl oluşturulması gerektiği konusunu irdeliyoruz.  Çözüm süreci yine hâlen gündemimizde canlılığını muhafaza ediyor. Ona paralel olarak terörle mücadele konusu üzerinde çalışmaktayız.

Ele aldığımız hususlardan biri, dış politikanın içinde bulunduğu durum. Bir diğer önemli husus da MHP Beyannamesi’nde halka neyi vadettiysek Meclis çalışmalarımız sırasında o verdiğimiz sözlere muhalefette de olsa sadık kalma gayreti içerisinde olacağız. Zaman zaman iktidarı zorlayarak zaman zaman muhalefet içerisinde teşkilatlanmak suretiyle halk yararına olan bu hususların gerçekleşmesine çalışacağız. 

- Merhum Alparslan Türkeş’ten sonra bayrağı Sayın Devlet Bahçeli devraldı. O makamda oturmanın kolay olmadığı, Ülkücü camianın dinamiklerinin hiçbir siyasi harekete benzemediği biliniyor. Neden Devlet Bahçeli bilhassa AKP iktidarında sürekli boy hedefinde tutuldu ve tutuluyor?

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin, AKP iktidarı tarafından sürekli olarak boy hedefi hâline getirilmesi ve hâlen de bunun devam etmesi, esasında arızalı bir iktidar siyasetinin karşısında tek etkin güç olduğumuzun ifadesidir. 

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş'ten sonra bayrağı devralan kişinin konumunu ve bu işi başarmasının kolay olmadığını biliyorduk. Ama Sayın Genel Başkanımız bugüne kadar bu görevi fevkalade güzel bir şekilde, hakkıyla yürüttü ve bundan sonra da yürütecektir. 
Bunda, hareketin içinden gelen bir isim olmasının, hareketin hafızasını taşımasının payı büyük.

- 1 Kasım seçimlerinde HDP’den daha fazla oy almasına rağmen biraz da seçim sistemine bağlı olarak MHP daha az milletvekili çıkardı. Şimdi TBMM’de 40 milletvekiliyle temsil ediliyorsunuz. Bu partinizi siyasi ve psikolojik açıdan nasıl etkiledi?

Biz HDP'den az oy almadık. Orada da bir algı yanlışlığı var.  Meclisteki sayımızın az olması MHP'nin kabahati değildir, seçim sisteminin sonucudur.

Maalesef mevcut D’Hondt sistemi böyle adaletsiz tablolar ortaya çıkarabiliyor.

Bu gerçekliği görmeden basın organlarında “HDP'nin de arkasına düştünüz.” diyerek MHP'ye saldırılmasını doğru ve anlamlı bulmuyoruz. 

Ayrıca biz 40 kişi de olsak üstümüze aldığımız görevi yerine getiririz. Psikolojimiz de gayet yerinde. Hiç kimsenin bu noktada şüphesi olmasın.



Haber Açısı(Yeni Düşünce)

Yorumlar

Röportajlar Manşet