Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Lütfü Şehsuvaroğlu: Türkiye'de yıllardır sivil darbe var!

23 Ekim 2015 18:30
“ Kafes filminin uyarlandığı Kafes romanının yazarı Lütfü Şehsuvaroğlu 12 Eylül dönemini, filmi ve bugünün Türkiyesi'ni H.Kübra Kocaoğlu'na değerlendirdi. „
Lütfü Şehsuvaroğlu: Türkiyede yıllardır sivil darbe var!

Kafes, 12 Eylül darbesini ve darbeye giden süreci ülkücülerin gözünden anlatan ilk film oldu. İlk haftada 100 bini geçen bir gişe başarısı yakalayan filmi, Kafes romanının yazarı ve filmde büyük emeği geçen Lütfü Şehsuvaroğlu ile konuştuk.  

Kafes filmi 12 Eylül'ü ülkücülerinden gözünden anlatan ilk film olması dolayısıyla oldukça ilgi gördü. Siz memnun kaldınız mı ilgiden?

Babam ve Oğlum'u seyretmiştim ve kıskanmıştım sanat bakımından. Şimdi Kafes filmiyle iyi insanların bir araya gelmesinden mutluyum. Her kesimden insanlar salonlarda buluştular. Her türlü engellemelere, ambargolara rağmen. Film tutunamayanları, ezilmiş kesimleri, darbelerden mağdur olan iyi, güzel temiz aileleri, genç kızları, delikanlıları, 12 Eylül döneminde çok çile çekmiş kalpleri bir araya getirdi. Gerisi zaten gam değil.

Darbeleri anlatan sol filmlerde genelde ülkücüler hep kötü gösterilirdi. Kafes'te ise solculara bu şekilde yaklaşılmaması dikkat çekiyor.

30-40 yıldır sol kesimin yaptığı dizilerde filmlerde ülkücüler kaba, nobran, org gibi yaratıklar halinde, anasız babasız sevgisiz, sevgilisiz büyümüş ve kullanılmış, kötü kalpli, vurdulu, kırdılı insanlar diye gösterildi. İlk defa böyle bir filmde bu haksızlığı gidermiş olduk.

Her iki taraftan da kullanılanların olduğu, her iki taraftan da kötü niyetlilerin olduğu aslında iyi kalplileri yönlendirmeye çalıştığı, suçları onlara atmış olduğunu göstermiş olduk.

FİLME KARŞI BİR ÖNYARGI VARDI

Ambargo ve engellemeler dediniz. Ne gibi ambargolar oldu?

Sinema başlarken bazı salonlar filmi oynatmak istemediler. Bu bir önyargıydı. Bu önyargıyı herkeste gördük biz, kendi arkadaşlarımızda bile görüyorduk. Yapılan filmin bir belgesel gibi ya da kolay çekilen bir film gibi, nasılsa bu camia layıkıyla bir sanat eseri, 7. sanat, bir rüya sineması ortaya koyamaz beklentisi doğrultusunda böyle bir ambargo uygulandı. Ama sonradan açıldı salonlar. Türkiye'de hemen hemen bütün salonlar kabul etmeye başladı.

Medyanın ilgisi de yoğun oldu filme, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Destek veren tüm medya kuruluşlarına ve gazetecilere teşekkür ediyorum. Ama medyada hala ketum, konuyla ilgilenmeyen basın var malesef. Onların bir çoğunda da benim emeğim var. Birçok televizyonun kuruluşunda katkım var. STV, Kanal 7 ve TGRT'nin kuruluşunda çok emek verdim. Ama şimdi hepsi 50 yıllık medya operatörü gibi ahkam kesiyorlar. Onlara küsüm.

MUHSİN BAŞKAN'LA DOKTOR FİLMİNİ YAPACAKTIK

Biz sizi şair ve roman yazarı olarak tanıyoruz. Sinema yapma fikri daha önceden de var mıydı yoksa sonradan mı gelişti?

30 yıldır sinema yapmak istiyordum. Aslında bu ilk filmimiz değil. 1977'de ocakta Muhsin Başkan'la düşündüğümüz bir film vardı: Doktor.

Benim yazdığım bir senaryoydu. Vatansever, ülkücü bir doktor Güneydoğu'da bila bedel, halka hizmet için çalışacak ve orada başından geçenler anlatılacaktı. Biz tam bunu çekmeye hazırlanırken "Güneş Ne Zaman Doğacak?" diye bir film çıktı. Orada ülkücü hareketi anlatan bir mesaj da yoktu aslında. O filmi gösteren salonlar bombalandı, birçok insan öldürüldü. 12 Eylül'e giden süreci hızlandırdı.

BUGÜN İSLAMCI CAMİANIN BAŞTACI OLAN YAZARLAR ORADAYDI

Filmde Amerikalı ve Türk generallerinde yaptığı toplantıdan çıkan "Eylem Planı 3" var. Bu tutanakların bir bölümünün bizzat size getirildiğini söylemiştiniz. Neydi bu eylem planı?

Kafes'te Mehmet Sipahi'ye getirilen bu tutanaklar gerçekte aslında bana getirilmişti o zaman. Bu 3 Amerikalı general ve 3 Türk generalin yaptığı toplantının tutanakları. Gençliğin depolitizasyonu hedeflenmiş. Erkeksi ve Brava dergilerinin çıkarılması öngörülüyor. Başında da Hıncal Kulunç diye bir adam var. Bugün İslamcı camianın baş tacı yaptıkları yazarlar oradalar. Magazinle sporu buluşturma planı. Eskiden futbol seyircisi magazin takılmazdı. Ama 80'den sonra magazin spor programları yapıldı. Bu süreç eylem planı 3'ün yansımalarıdır. İhtilal 78 de planlandı fakat "yeterince kan olmadığı için bekledik" dediler.

Kafes 80 öncesi ve sonrasında yaşanan dramı, ülke gerçeklerini masaya yatırıyor. Sadece üzüldüğüm bir nokta var.

FİLM ASKER KARŞITI BİR FİLM DEĞİL

Nedir?

Bugünlerde şehit veren bir toplumun bunu asker karşıtı bir filmmiş gibi algılaması sözkonusu olabilir. Burada ben Lütfü Şehsuvaroğlu, "vatan sana canım feda, her türk asker doğar, ne mutlu türküm diyene, bir iki üç dört ," kararıyla askerlerini koşturan bir asteğmen olarak hür ortamda İstiklal Marşı'nı söyleyen, her ortamda 37 senedir Mehmet Akif'i Taceddin Dergahı'nda anan ben olarak söylüyorum ki; gerek İstiklal Marşımız gerek bu sloganlar hürken atılabilir, bize zorla attıramazlar.


 

İşte o zorla attırma dönemi, bu değerlerimizden tepki duymamız için yapılmış bir Amerikan projesidir. Nitekim Amerikan Başkanı ve haberleştiği insanlar "bizim çocuklar yaptılar" dediler, 12 Eylül darbesi için. Ben maskeli maskesiz 5 generalin, Türk generali olduğundan emin değilim. Bizim ellerimize jop vuran, bir takım işkenceler yapan gariban ve psikopat eğilimlerini keşfettikleri ve hepimizi biraz vatan haini gösterdikleri için bize zulmeden o erleri kötülemiyorum, onlara nefret duymuyorum. Çünkü din ile kin bir arada olmaz. Dolayısıyla hiçbir kin beslemiyorum, hakikati ortaya koyuyoruz bu filmde. Bir zaman böyle oldu bu toplum. Bütün gençliği, bütün değerleri, eğilimleri vatan haini olarak suçlandı. Ve Türkiye malesef böyle acımasız bir darbe sürecinden geçti. Bize jop vuranların, işkence yapanların hepsine hakkımı helal ettim. Çoğu da buraya gelirler. Mesela buranın postacısı eski gardiyandır ve bana çok jop vurmuştu ama şimdi gelir ve burada sohbet ederiz.

SANAT MUHAFAZAKAR SAĞ KESİMİN ZAAFIDIR

Böyle bir filmin yapılması için 35 sene neden beklendi? Ülkücü, muhafazakar camia sanattan anlamaz tezlerinde bunun etkisi oldu mu sizce?

Buna katılmamakla birlikte genelde öyle bir kanaat var. Bu bir meslek grubudur. Gerçekten de 68 kuşağı film piyasasında ve televizyonda egemendir. Bu muhafazakar milliyetçi sağ kesim dediğimiz kesimin zaafıdır. Aslında aysbergin farkına varmamaktır. Hiçbir fikir temelde sanat olmadan, edebiyat olmasan, şiir olmadan, derin kültür, ilmi çalışma olmadan üste bir siyaset geliştiremez. Fakat ne yazık ki bizim bütün siyasetlerimiz ve siyasilerimiz, hem kişiler olarak bu esas mayayı harekete geçirecek olan kültür, sanat ve edebiyat atmosferini besleyemedikleri için bütün saltanatları kartondan kaplandır. Üstadın dediği gibi tersine dönmüş ehramdır. Buradan bir sağlıklı yönetim de çıkmaz. Bugün Türkiye'nin bütün sıkıntısı, İslam aleminin sıkıntıları da budur.

İSLAM ALEMİ BİRBİRİNİ YİYOR 

O yüzden böyle terörist akımlar İslam diye yutturuluyor. "Terörle İslam bir araya gelmez" deniliyordu, artık geldiği anlaşıldı. Dünyanın her tarafında İslam alemi birbirini yiyor. Her tarafta iç savaş, her tarafta kötü yönetim, her tarafta rüşvet, katliam sözkonusu. Hani biz İslam medeniyeti kuracaktık? Hani bizim Yunuslar, Mevlanalar ortaya çıkaran ruhumuz? Hani dünyanın neresinde bir çocuk ağlıyorsa ondan mesulüm diyen bir mesuliyet duygusu? Bunlar öldü malesef.

Kafes filmi için herhangi bir kurum ya da kişiden maddi destek alındı mı?

Sanatın, büyük eserlerin kapitalistin parasına ihtiyacı yoktur. Kafes kurumsal olarak hiçbir yerden destek görmedi. Doğrudan seyirciden destek gördü. O yüzden şükür içindeyim, kimseye minnetim yok. Ama bazı dedikoducu ve fitnedicler kendileri de hep öyle yaptıkları için muhtemelen Kültür Bakanlığından para aktığını zannediyor.

BAŞBUĞ'UN OĞULLARI NEDEN YAPMADI?

Film içinde Türkeş olmadığı için eleştiri aldı. Bu eleştirilere ne diyorsunuz?

Bazı vehim sahipleri Türkeşsiz Türk milliyetçiliği kurguladığımızı zannediyor. Malesef böyle korkunun esiri olmuş, o yüzden de düşünme melekesini kaybetmiş insanlar da var. Şüphesiz bir Başbuğ filmi yapılmalıydı. İki oğlu da milletvekili oldu neden yapmadılar? Ben de yapabilirdim, yapacağım yine de yapılması lazım, büyük bir insan. Ayrıca bütün ülkücülerin hayatları hepsinin roman ve destandır. Hangisi yabana atılabilir?

Filmin devamı gelecek mi?

Birinci film Kafes, ikinci film Bekle. Seyirciler de film devam etsin istedi. Nitekim senaryo da o şekildeydi. Mehmet Sipahi'nin kızı Elif ve Nazım arasında bir hikaye göreceğiz. Biri solcunun, biri sağcının kızı. İkisi de babalarının davalarını küçümsüyorlar. Her kuşak kendi romanını yaşar. O yüzden ben bu filmi Gezi Parkı'na kadar getirdim. Bunlar bir çevre mücadelesi yapıyorlar ve 12 Eylül'ü de araştırıyorlar. Asıl düğüm ikinci filmde.

KAPİTALİST MÜSLÜMAN AVM'YE TAPINIYOR

Gezi Olaylarına da girecek misiniz filmde?

Gezi değil çevre olaylarına gireceğiz. Bugün malesef kalvinist, kapitalist müslüman AVM'ye tapınıyor. Onun için din kalvinist bir sentezden ibaret. Bu basit bir zenginleşme, zenginleşelim ve insanlara hayrımız olsun türünden yaklaşılacak bir durum değil. Şehirlerin ortasındaki ağaçları yıkıp AVM yapmak müslümanlıkla örtüşecek birşey değildir. Müslüman için "ağaç mı evladır AVM mi evladır?" sorusuna net bir cevap verilmedilir. Ama bugün böyle bir problem yaşıyoruz. Kurulan AVM'lerin hepsi de global ticari sömürgecilerin pazarı yapılmış.

Anadolu toprağında neşet eden iklimi bozma. Çevreye dadanma. İslam demek şehir demektir, Medinedir. Bunu bozamazsın, buna yetkin yok. Şehri kafana estiği gibi rant yapamazsın.

TÜRKİYE'DE YILLARDIR SİVİL DARBE VAR!

12 Eylül'den bugüne bakınca Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? O dönem sağ-sol diye kutuplaştırılmış insanlar, bugün de benzer bir kutuplaştırma var mı sizce?

O zaman masum gençlik çatışmaları var, durdurulabilir bir süreçti aslında. Bu çatışmalar, mücadeleler bence Türkiye'nin zenginliğidir. Türkiye buradan döndürülebilirdi, döndürülmedi ve ihtilale gidildi. Türkiye'de bugün çok demokratik geçinenler o sürece hizmet ettiler. Ne 12 Eylül ne 27 Mayıs ne de 28 Şubat bugünkü kadar sağlam gerekçelere sahip değildi. Bugün daha acımasız bir durumda Türkiye, daha zorluklar içerisinde. Bir yanda Suriye bir yanda Irak. Her tarafımızda kan var. Türkiye bugün uluslararası bir göçmen kampı yapıldı. Niye? Bu kadar kişi Avrupa'ya gitmesin, Türkiye bunu emsin diye.

O dönem darbeyi yapan ihtilal hükümetinde, ideolojiden korkan bir devlet yapısı vardı. Fikirden, ideolojiden ürkülmez. İdeolojiden ürken ahmaktır. Devlet o dönem korktu. Komünizmin önüne milliyetçilik aparatını kullanarak geçmeye çalıştı sonra ikisini de içeri tıktı. Çatışmaya dayalı bir istikrar programı geliştirdi. On yılda bir darbe oldu. Bugün de sivil bir darbe var. Yıllardır darbe içindeyiz kimse anlamıyor. Postmodern darbe değil bu postpostmodern darbe. Yine global statüko, bölgemizde savaşlar icad ediyor.

12 Eylül'ün gerekçesi olan ideolojik çatışmalar, sağcı olmakla solcu olmakla ülkeyi bölmezdi. Şimdi bölme riski var. Çünkü 12 Eylül etnik kimliği tebarüz ettirdi.

Burayı biraz daha açabilir misiniz?

Yani, o dönem Kürt Marksistlerle Türk Marksistler aynı çatı altında çalışıyordu. Kürt ülkücülerle Türkmen ülkücüler aynı dernekte çalışıyordu. Etnik kimliğini aşmıştı insanlar. Devlet bunu bozdu. Etnik kimliği tebaruz ettirerek, APO'yu ve PKK'yı da kullanarak, Kuzey Irak'da insiyatif geliştirdi. Buradaki en büyük menfaat elbette Yahudi İngiliz medeniyeti menfaatidir. Bölgede ikinci İsrail'i kurmak istemektedir. Çünkü İsrail'in güvenliği halihazırda çok zordur. Dolayısıyla İsrail'in bölgede güvenliği için parçalanmış bir İslam dünyası gerekir. En azından kuzeydeki Suriye tehdit olmaktan çıkmalıydı ve birkaç parçaya bölünmeliydi. Veyahut da İran Irak ve Türkiye arasına hançer gibi bir Kürdistan'ın yani ikinci İsrail'in oturtulması gerekliydi. Bugün yaşanan proje budur. Ve bunun şu anda içe yansımasıdır yaşananlar.

Bölgede kurulacak ikinci İsrail'in yani Kürdistan'ın Kürtlere de hiçbir faydası olmayacağı gibi bütün İslam alemini perperişan edecektir. Türkiye bugün ne 27 Mayıs'ta ne 12 Mart'ta ne 12 Eylül'de olmayan, daha büyük bir sıkıntı içindedir. O yüzden Türkiye için, kafesten çıkabilmek ve hür olabilmek için kendi birlik mesajımızı algılamak, mayamızın emrettiği o gönül dilinde buluşmak, Niyazi Mısri'nin aşkın şifresinde buluşmak vaktidir.



H. Kübra Kocaoğlu (Gazeteciler.com)

Yorumlar

Röportajlar Manşet