SON DAKİKA

"Azerbaycan'ın Milli Tarihini Savunan Hanım ..."

08 Ocak 2015 18:27
“ Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aygün Attar: "... Orada bir el vardı" „
Azerbaycanın Milli Tarihini Savunan Hanım ...

Kardeş Türkiye'de, hem de dünyanın tanınmış ülkelerinde ülkemizin adından gururla bahsettiren bir hanım rektör var - Aygün Attar.

Birkaç yıl önce Türkiye'de olduğum zamanlarda buna yakından şahit oldum.. Resmi görüşlerimin neredeyse tamamında bu hanımın adı kulağıma çalındı. Ben de tembellik etmeyip, onun söylemlerini dinledim, dinledim. Söylenenlerin doğru olduğuna emin olduktan sonra izine düştüm. Maalesef, onunla görüşmek kısmet olmadı. Ta o güne kadar ki...


Bu değerli hanım Azerbaycan eğitimine katkıda hakkıyla vermeye hazırlanan Kaspi Eğitim Merkezi'nin konuğu oldu. Giresun Üniversitesi ve Kaspi Eğitim Merkezi arasında anlaşma imzalandı, bu hususta okuyucularımız muhtemelen basından gerekli haberleri aldılar. Benimse mülakat ve görüşme arzum böylece gerçekleşmiş oldu.


Azerbaycan'ın değerli kızı, Giresun Üniversitesi Rektörü Aygün Attar Hanım’la sohbetimizi size sunuyoruz:

 

Nigâr İsfendiyarqızı

 



- Yirmi beş yıldır yurtdışında yaşıyorum ve gittiğim her yerde, neredeyse bütün Avrupa devletlerinde karşıma devlet desteğiyle yurtdışına eğitim müteakip gönderilen genç potansiyel çıkıyor. Onlar akıllı ve güzel bilgilere sahip olmakla birlikte gittikleri ülkenin bilimine de vakıftırlar. Kısacası benim rastıma o ülkenin bilim adamlarını bile iyi anlamda şaşırtan bir gençlik çıkıyor, bununla gurur duymamak olmaz. Musunuz, ben bu ülkede doğup, büyüdüm, bu ülkenin gerçeklerini biliyorum. Zaman zaman tüm devletlerde karşı görüşler, eleştiriler oluyor, bu doğal bir durumdur. Sadece içeride olduğu için Azerbaycan kamuoyunun gözünden kaçan, göremediği, bilim eğitim alanında olduğum için benim dikkatimi çeken ve sevindiren bir nokta var. Bugünkü iktidar ülkenin geleceği için en büyük yatırımı o gençlerin eğitimi ile ilgili eledi ki, bu da dünyadaki tüm ekonomik yatırımlardan daha kuvvetli bir yatırımdır. Amerika'yı Amerika yapan farklı ülke olması değil, akıllı beyinleri kendi ülkesine toplamasıdır. Azerbaycan dünyanın tanınmış üniversitelerine akıllı gençleri göndermekle güzel iş görür. Ülkenin geleceğine birçok akıllı devletlerin yaptığı gibi stratejik yatırım koyuyor. Ben bunun farkında olduğum için çok heyecanlıyım. Kaspi Eğitim Merkezi’ne, özellikle de Sona Hanım’a bu anlamda sevgim ve saygım büyüktür. Çünkü o eğitime aşağıdan yukarıya sistemiyle hareket ediyor. Çocuk bahçesinden başlayıp eğitimli, ülkesine bağlı, devlet taassubuyla büyüyen bir gençlik için emek sarf ediyor. Elbette ki, bu bir kişinin işi değil. Ben bu işte emeği olan herkese şükranlarımı sunuyorum. Çünkü yurtdışında, başta öyle kardeş ülke Türkiye olmak üzere tüm ülkelerde bu ufacık beyinlere ihtiyacımız var. İstiyorum ki, gelecekte Azerbaycan adına söz söylemek gerektiğinde bir, iki kişi olmayalım. Koy bu öğrenciler tez büyüyüp gelsinler. İşte o zaman biz büyük bir güç olacağız. Kaspi Eğitim Merkezi'ne tavsiyem bu geleneği devam eletdirip üniversite yaratmasıdır. Bu tecrübe Bilkent Üniversitesi'nde sabittir ve eğitime kontrolü elinde tutmak demektir. Ben olaylara bu bakış açısı ile baktığım için böyle bir merkezin Azerbaycan'da varlığından haberdar olduktan sonra buraya gelip, gözümle görmeyi karar aldım. Aslında bu görüş planlı değildi. Âdetim üzere Giresun üniversitesine farklı ülkelerden gelen öğrencilerden nereden geldiklerini mutlaka soruyorum. Bu sorguda benim karşıma Kaspi Eğitim Merkezi’nin adı çok çıktı ve incelemeyi karara aldım. Ne gizledim, Azerbaycan'da milli bir girişim, eğitimde "ben varım" demeyi beni çok sevindirdi. Vatandan dışında yaşayan ama kalbi hep burada olan, burada doğup ulaşmanın haklı gururunu ve şerefini yaşayan bir Türk vatandaşı olarak, ülkem adına bunun çok güzel olduğunu görebiliyorum. Aynı zamanda yirmi beş yıldır eğitimde olan biri olarak bu merkezin faaliyetini değerlendirmeye bilmiyorum.


-Azerbaycan’dan gelen öğrencilerin eğitim seviyesi sizi tatmin ediyor mu?

Ben bir devlet Üniversitesi Rektörü, otuz bine yakın talebem, on üç fakültem, on iki teknik okul, tıp fakültesi, hastaneler dâhil, konservatuar, radyo-televizyon, sosyoloji, pedagojik ve s. bölümlerde 350 üzerinden Azerbaycan'dan gelen talebem var. Oraya gelen Azerbaycanlı öğrencilerin eğitim seviyesi çok düşüktür. Bu da Azerbaycan ilmi hakkında kötü fikir oluşturur. Oysa ben biliyorum Azerbaycan ilmini. Bu eğitim merkezinde kaliteli eğitim veriliyor. Ve bu projede gençler yurtdışında eğitim alıp geriye Yurda döner. Burada sadece ticari amaç güdülmüyor. Benim de kendi hesabıma Azerbaycan'a bir katqım olsun diye burada bir anlaşma imzalamaya geldim. İstiyorum ülkemin akıllı gençleri buradan gidip iyi eğitim alıp geri dönerler.

Ben çok genç yaşlarda ayrıldım vatandan. Harp akademileri hakkında savunma yapmak isteyen bir bayan vardı. Özellikle de Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri hakkında meraklıydı. Ben ona Hocalı faciası hakkında yazmayı tavsiye ettim. O da yazdı, bilimsel danışmanı ben oldum, onayladım, savunuldu. Bu, biliyorsunuz, ne demektir? İşte siz istediğiniz zaman Türkiye'de Milli Kütüphane’de Hocalı faciası hakkında o kitaba rastlayabilirsiniz. Çünkü artık bilimsel camia tarafından Hocalı olayı soykırım olarak kabul edildi. O kitabı bir elli kişi olacak ve referans olarak kabul etti.

-Aygün Hanım, siz rektörlüğe aşamalarla geldiniz. Azerbaycan kadını kimliğinin bu yerlere ulaşması çok zor olmadı mı?

Ben rektör olduktan bir hafta sonra “Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi” adlı bir merkez kurdum. Bu sayede biliyorum ki, dünyanın her yerinde Azerbaycan ve Türkiye'de, ayrıca Amerika ve Avrupa'da kadın olarak çalışmak çok zordur. Bunun bir mekânı yoktur. Ve bizim bildiğimizden farklı olarak Avrupa ve Amerika'da kadına şiddet, baskıya maruz kalma olguları Azerbaycan ve Türkiye'den daha fazladır. Ben bir makamı deyim, her Azerbaycan'a geldiğinde yeterince akademik faaliyetlerde bulunan akıllı, iddialı kadınlarla karşı karşıya geldim. Azerbaycan’dan kenarda yaşadığım ve genellikle arşiv malzemelerine istinaden konuşmayı sevdiğim için ve Türkiye'de arşiv malzemeleri ile bildiğim için diyebilirim ki, Türkiye'de akademik faaliyette bulunan kadın sayısı Avrupa ve Amerika'dan kat kat fazladır. Bu da demektir ki, bu ülkelerde kadınların akademik faaliyetine izin verilir. Sorunuza yanıt olarak deyim, dünyanın her yerinde kadın olmanın kendine özgü zorlukları ve bir o kadar da güzellikleri var. Güzeldir çünkü ana olursan, eşi olursan, bir nesli terbiye elemek, büyütmek için evlat yetiştirirsen. Çünkü senin yetiştirdiğin evlat aslında toplumun bir ferdi. Eğer bir çocuk büyütmekle ülkenizin geleceği için faydalı olacak bir kişiyi yetiştirirsiniz. Ona göre de kadın olmak hem şereflidir hem de zordur. O kadar zorluklarla karşılaşmışım ki. Benim üç çocuğum var, iki kızım, bir oğlum. Büyük kızım doktor olacak, son sınıftadır, ikinci kızım, hukukçu, henüz birinci sınıftadır. Oğlum, hayatımın anlamı, sevgimi en çok verdiğim oğlum Umut Kerem'in ise henüz sekiz yaşında. Bana öyle geliyor ki, bizim kendi uşağımızı uzağa göndermeye kalbimiz dayanmaz. Ama ben yirmi yaşında vatandan ayrıldım. Her şey eğitim için idi. Ben de, rahmetli ebeveynlerim de eğitime ağırlık verirdik. Bu nedenle bana o ortam oluşturuldu ve Türkiye'ye gittim.


-Aygün Hanım, peki eşiniz nasıl? O bu desteği devam ettirdi mi?


-Ben Bunu mutlaka söylemeliyim, en büyük şansım eşimin, hayatımın her aşamasında bana hem maddi hem manevi destek olmayı oldu. O Güney Azerbaycan’dandır. Hayatım boyunca elde yaptığım tüm uğurlarda onun emeği büyüktür. Çünkü ben sosyal araştırmacıyım, siyaset tarihi üzerinde çalışıyorum. Siyasi tarih de öyle bir alandır ki, sen arşiv belgeleriyle çalışmak durumundasın. Hayatımın önemli ayları Moskova'daki arşivlerde, İstanbul'daki Osmanlı Arşivi başta olmak üzere Cumhuriyet arşivlerinde geçti. Bakın, burada arkadaşımın emeği ve anlayışı büyük rol oynamıştır. Bu, hem de milli hassasiyetimizden kaynaklanmaktadır. Biz bölünen bir vatanın evlatlarıyız. O Güneyde, ben Kuzeyde dünyaya gelmiş ve Türklerin anavatanı olan Türkiye'de, Ankara'da yaşıyoruz. Araştırmalarımız da çoğunluğu milli tarihle ilgilidir. Öğündüğüm için yok, gurur duyduğum için bir noktadan bahsedeceğim size, Sovyetler Birliği'nin henüz dağılmadığı zamanlarda Azerbaycan Milli Cumhuriyeti'nin kurucuları ile ilgili, bilimsel dolaşıma giren ilk bilimsel çalışma, tez işte bana aittir. Bundan gurur duyuyorum.

O zamanlar bilimsel çalışmalar önce burada korunuyordu, sonra Moskova'ya onay için gönderiliyordu. Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü'nde savunma başladı. Önde gelen işletme benim mezun olduğum Bakü Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesiydi, bilimsel danışmanım Mahmud İsmail idi. Bilimsel Konseye başkanlık eleyen Ziya Bünyadov, kadrodan aklımda kalan Püstəhanım Əzizbəyova’ydı, profesör Göyüşov’du ve çok sayıda insanlar...

Ben o günü hatırlayınca elime geçen stenografileri gözyaşlarıyla okuyorum. Bu bir şekilde olay değildi, ilk defa Azerbaycan milli hükümeti ile ilgili bir tez yazılırdı. Biraz tartışmalı ve biraz da ciddi meseleydi. Ve orda bilimsel rehberim Mahmud İsmayılov yazmıştı ki, «bu küçük kız, bugün Azerbaycan tarihindeki kara lekeyi silecek mahiyette bir tez savunuyor.

Azerbaycan'ın milli tarihini savunuyor!

Ben de dahil olmak üzere biz Sovyet tarihini yazmışız hep. Rica ediyorum bu gün bu korumadan sonra siz onun bilimsel işi ile ilgili görüş verdiğiniz zaman kişisel duygularınızı değil, Azerbaycan'ın tarihini düşünerek rey verin. Ben hayatım boyunca yüzlerce doktora ve yüksek lisans tezi yönettim ama bugün hıçkırıp ağlamak istiyorum, çünkü Azerbaycan tarihine bugün başlanır.

Hayatım boyunca kendimle ilgili en gurur yaptığım nokta budur. Bugün Azerbaycan'da yeniden tesis edilen "Kaspi" gazetesi başta olmak üzere bu gazeteyi yazıp yayınlamak, bu davanı devam yaptıranların tarihini yazmak, her türlü zorluğa rağmen ilk kez Sovyet eğitim sisteminde bunu yazmak ve kabul ettirmek...

O dönemde arşivler henüz açılmamıştı, ben o tezi ile ilgili materyali Ankara'daki siyasi mültecilerin hayatta kalan takipçilerinin anlattıklarına binaen yazmıştım. Mirzabala Memmedzade’nin yurtdışında yayınlanan ilettiği yazılarından yola çıkmış, Mehmet Emin Resulzade'nin makalelerinden, kurdukları derneklerden (Karkaslılar olarak işgalden sonra Prometheus Derneği kurmuşlar) bilgiler elde etmiştim.

-Yaşınız çok az olmasına rağmen buna nasıl güç buldunuz?

Evet, bunları gerçekleştiren o küçük kız sadece yirmi yaşlarındaydı. İnsan o yaşta eğlenmeyi, gezmeyi daha çok sever, öyle değil mi? Allah'a şükürler olsun ki, o milli ruh beni yöneltip. Daha sonra beraberinde başta Azerbaycan olmak üzere Türk Tarihine bağlı olan hususlara ilişkin araştırmaların ortaya çıkarılması. Az iş değildi.

Türkiye'de Güneydoğu'daki Diyarbakır'ın aslında bir dönemler Türkmen başkenti olduğunu, Akkoyunlu devletinin başkenti olduğunu tarihi bir makale ile ortaya koymak, bunun için Petersburg, Şarkiyat Üniversitesi arşivlerinden belgeleri bulup çıkarmıştım. Bilirsiniz, bunlar polemik gerektiren konulardır. Kabul etseler de etmeseler de Diyarbakır bir Türkmen diyarıdır.

- Aygün hanım, kitaplarınız nasıl? "İran'ın etnik yapısı"ndan bahsedelim mi?

- "İran'ın etnik yapısı" adlı kitabım Türkiye'de yayınlandı ama oradan ziyade dünyanın farklı ülkelerinde el-el aranan, masa bir kitaba dönüştü. Ona göre ki, o tarihi kapsayan öyle bir kitap yoktu. Bilimler Akademisi uzun yıllar Güney Azerbaycan bölmesi olup ama etnik meseleler işin içine girince mesele mahiyetini kaybetti. O kadar ki, Azerbaycan bağımsızlığını kazanıp. Bilimsel araştırmalar bağımsızlık döneminde daha da arttı. Ama benim yürek ağrısıyla, duygularımı bilimsel belgelere aksettirdiğim ve birçok sayfalarına zayıflığımdan değil, ülkeme, milletime ve devletime insanlık dışı tutumu kabul etmediğim için gözyaşları içinde yazdığım, Karabağ sorununu kapsayan "Ermeniler ve Ermeni siyaseti" adlı kitabımdır. Türkiye'de Başbakanlık tarafından sipariş edildi birkaç kez tekrar baskıya gidip. Sorumluluğu da ağırdır çünkü usule göre Başbakanlığın yayınladığı tüm kitaplar tüm temsilciliklere gönderilir. Ona göre de Azerbaycan gerçeğinin mümkün olduğu kadar kısa ve mümkün olduğu kadar derin bir analizle Karabağ meselesinin asıl yüzü, Ermeni politikasının özü, Ermeniler, Ermeniciliği ortaya koymaya çalıştım. Ama demek ki, iyi âlim değilim, o kitapta sadece âlim bakışı yoktur. Bu gün de o kitabın sayfalarında Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgalinden sonra Azerbaycan ekonomisine vurulan hasar rakamlarla gösterilir. Azerbaycan'a ait olan kültürün izlerinin silinmesine dair bilgiler var. Sadece bunlar değil, Revan Hanlığı’nın emaneti olan 20 milyondan fazla envanterler gitti, kitaplar yakıldı. Aşık Elesgerin sazı kırıldı, aşık Elesgerin sözü susturuldu. O tarihten bu tarihe kadar yaşananların hepsi kaydedildi.
Ben küçük bir uşağıydım, Azerbaycan televizyonu çok güzel dağ manzaraları veriyordu. Balaban'ın hazin ağlayan sesiyle, başındaki Buhara kalpağıyla bir dede bayatı çekiyordu:

-Vedinin yanı dağlar,
Kalbi canı, dağlar,
Burada bir el varıydı,
Siz deyin hani dağlar?!
Siz deyin hani dağlar?!

İşte o yaştan benim için kaybedilen topraklar bu düşünceleri ifade ediyor. Karabağ, Ermeni meselesinde tüm konferanslarımı bu ağıtla bitiriyorum. Çünkü orada bir el varıydı...

(Burada bir kaplama çıkmak zorundayım. Hiç kimse Aygün hanımın sözünü kesmeye yeltenmiyordu, odada bulunan herkes susmuştu. Aygün Hanım ise ağlıyordu, gizlemeden, silmeden vatanı için gözünün yaşını döküyordu. Herkes duygulandı, sanki o dede bu odada okuyordu o bayatını. Benimse kulağıma "Tütek sesi" filmindeki İsfendiyar Emmi’nin "Ruhani" havası çalıyordu. Bizi bu dalgın halimizden Kaspi Lisesi’nin teneffüsünde çalınan "Memleketim" türküsünün sınıflarda ayırdı...)

... O el bir kez yağmalanmakla yetinmedi, yeniden, yeniden yağmalandı. Bunlar o kitapta hepsi var. Orada rakamların dile getirdiği gerçekler var. Annesinin gözünün önünde evladının başının kesilmesi, babasının, kardeşinin gözünün önünde kızına tecavüz olaylarını hepimiz biliyoruz ama bu acı rakamlarla belirtildi o kitapta. Bunları düşünerek yaşamak çok zordur. Bizim bir deyim var rahmetli Annem çok kullanırdı: "elden gelen dert düğün bayramdı".

Bunları Azerbaycan'da yaşamak kolaydır. Bir de düşünün ki, sizin fark ettikleriniz yüzde 20’sini bile bilmeyen bir toplumdasınız. Aklıma gelir, 20-25 yıl önce, Türkiye'ye yeni gittiğim zamanlarda Ermeni meselesi konusunda üç kişiye konferans veriyordum. Şimdi benim konferanslarımda salonda binlerce kişi olur hatta yerlerde de dinleyenler olur. Yorulmamak gerekir. Zaten milli ruh ona göre gereken, sen yorulunca ona dayanıp ayağa kalkarsın. O milli ruh size telkin etmektedir ki, yorulmaya hakkınız yoktur.

-Benim Düşünceme göre milli kimlik gayret meselesidir. Ama bu konuda biz rakamlara dayalı bilmiyoruz çünkü duygularımız buna izin vermez. Nasıl derler yüreğinde taşıdığını fark ettirmek galiba bizde alınmıyor...

-Haklısınız.  Hatamız de buradadır. Siz duygularınızla hareket ediyorsunuz. Bir de bunu ilmiyle ortaya koyan bir kesim var. Bu nedenle gerek bilim adamları bu sorunun üstünde çok dursunlar. Gerek bu mesele hiç akıldan çıkmasın, sadece 26 Şubat değil, 20 Ocak'ta değil, Mart'ta değil, yılın her günü dikkatte hatırlansın, hem de delilleriyle…

Ben o kitabın önemli bir bölümünü eski Revan Hanlığı’na ayırdım. 1400'lü yıllardan XX yüzyıla kadar Soyağacında, kimlerin kontrolünde olduğunu yıllar ve belgelerle yazmışım. Ona göre de burada alimlerin üzerine ciddi görevler düşüyor.

-Aygün Hanım, neden Giresun?

-Bilir misiniz, Üniversitelerin kendilerine özgü gelenekleri var ki, onlara müdahale elemek, değiştirmek öyle kolay değil. Giresun Üniversitesi'nde ise bizim milli günlerin hepsi kutlanır. Binlerce öğrencinin ellerinde al-kırmızı bayrakla birlikte üç renkli Azerbaycan bayrağı dalgalanıyor. Giresun Üniversitesi'nin en büyük amfilerinin adlarını size sayayım:

-55000 Kv.m bir inşaatın önündeki büyük meydan Kafkas İslam Ordusu'nun,
-Revan (Bilgisi var: Eski Türk toprağı, eski Türk Hanlığı)
-Hüseyin Cavid. Turan.
-Karabağ,
-Nizami Gencevi,
-Nəsrəddin Tusi, Köstence, Beyaz Cami, Elibey Hüseyinzade, İsmail Bey Gaspıralı, Kerkük vs.

Eğer bu fikirleri elli, altmış, yetmiş yıllık tarihi olan eğitim ocaklarında gerçekleştiremezsiniz. Üniversitede Karas (Karadeniz) stratejik araştırmalar merkezi faaliyet gösteriyor. Karadeniz ve Hazar Denizi havzasına yönelik stratejik bakış açısını geliştirme eletdiren bir merkezdir. Henüz iki aydır çıktı ama "Karadenizden Hazara stratejik bakış" adlı bir sempozyuma Avrupa, Amerika, Rusya, Ukrayna, Putin'in Karadeniz üzere danışmanı olan Sergey Kontonenko’dan tutmuş herkes orda varlık gösterdi. Bakın, buna göre Giresun üniversitesi! Sıfırdan, yeni!

Ve 26 Şubat'ta o üniversitenin öğrencileri Hocalı faciasını protesto elemek için kırmızı boyaların üstüne uzanıp ellerinde Türkiye ve Azerbaycan bayrağı "hepimiz Hocalıyız", "Hocalı'ya adalet" sloganları seslendiriyor. Türkiyemin ay-yıldızlı bayrağı ile birlikte Azerbaycanımın üç renkli bayrağı her zaman orda omuz omuza duruyor.


-Nedense Siz konuştukça ben İlber Oltaylı’yı hatırlıyorum...

Evet, çok seviyorum, sık sık görüşüyoruz. Bizim üniversitede de sık sık konferanslar verir. O "Azeri" ifadesine en güzel cevabı verdi.

-Aygün Hanım, Sovyet döneminde Azerbaycan vatandaşının ruhu sindirilmişti, o ruh canlanır mı? Türkiye'den bakınca Azerbaycan nasıl görünüyor? Milli kimlik anlamında...

-Azerbaycan Oldum-olası Türk dünyasında milli uyanış hareketinin en parlak yaşandığı mekândır. Bu hep böyle oldu. Ele alalım Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi. Ki, siyasi arenayı işte o fakülteni bitirenler idare ederdi ki, bu artık kanun halini almıştı. Orada savunulan doktora konusu "Türk aydınlanma hareketinde Azerbaycan" adını taşıyordu. Öncü mekân hep Azerbaycan oldu. Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet bey Ağaoğlu ve diğerlerinin adını çekmemek olmaz. Ağaoğlu İstanbul Darülfünun gelmedi, Sorbonne geldi, Doğu'nun karanlığını aydınlatmak için.

Azerbaycan'da siyasi iktidar, düşünce fikir itibariyle hangi parti olursa olsun milli ruh çok yüksektir. Sovyet sisteminin yetiştirdiği bir insan olan Haydar Aliyev'in görüşmelerine bakın, Türkiye'de en Turancı ideolojiyi taşıyan bir parti bile o kadar milli ruhu taşımıyor özünde. Ben Türkiye'deki derslerimde de hep bundan bahsediyorum. Azerbaycan'da öncelikle Türk milli ruhu, Turancılık sonra particilik gelir. Yani her şeyden önce de Türk-İslam felsefesi dayanır. Ben bu yüzden milli ruhu Azerbaycan'da çok yüksek görüyorum...


NOT: Biz Aygün Hanım’la konuşuyorduk burada sonuca vardık, onunla görüşüp, kendimizle sohbetini, samimiyetini, bir de gözünde gördüğümüz o yaşları alıp oradan ayrıldık. Böylece vatandan uzakta vatan için çalışan bir Türk kızının kısa da olsa fikir ve düşüncelerini size ulaştırmak imkanımız oldu. Teşekkürler Kaspi Lisesi...
 
Hayırlarda devam!

Nigar İsfəndiyarqızı (kaspi.az)

Nigar İsfəndiyarqızı (kaspi.az)

Yorumlar