SON DAKİKA
DİVAN

Sevda Üstüne ya da DTCF Türküsü

09 Mayıs 2017
Sevda Üstüne ya da DTCF Türküsü

 

Unutmak ve unutulmak… Sevmek ve sevilmek… Vefa ve vefasızlık…

Şiirlerde, şarkılarda en çok kullanılan temalar…

Sadece şiirlerde ve şarkılarda mı?

Günlük yaşamda nice dudaklardan dökülmüştür unutmama üzerine yapılan yeminler… Halbuki daha mürekkebi kurumadan unutulmuş sözlere dönüşmüştür bunlardan birçoğu…

Edebiyat dünyasında nice romanlar yazılmıştır bu kavramlar üstüne, nice destanlar vardır… Ve “Unutmadım seni ben…” gibi güftelere ruh veren ne besteler vardır…

Bir de şiirleri, romanları yazanların, şarkıları besteleyenlerin kendi yaşadıkları vardır sevda üstüne, hasret üstüne…

Böyle bir girişten sonra esas oğlanla esas kızın aşk hikâyesinden söz edeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Benim yazacağım da bir sevgi, bir vefa ve bir dostluk yazısı ama unutma yemini etmeden, söz vermeden 40 yıldır devam eden bir dostluğun öyküsü…

Düşünün…

70’li yıllarda ülkenin dört bir tarafından gelmiş, işte Anadolu fotoğrafı bu diyebileceğim genç kızlar, delikanlılar olarak DTCF’nin koridorlarını dolduran ve acı tatlı yıllarını paylaşmış, vatan sevdasıyla dolu insanlar, 40 yıl sonra bir araya gelmişler…

Unutmayacağım diye söz vermemişler yıllar önce… Ama öyle bir bağ oluşmuş ki aralarında… Çıkarsız, beklentisiz, tertemiz bir bağ…

Anlatılmaz, yaşanır derler ya… İşte öyle bir bağ… Toplanmışlar sanki cennetten bir köşe olan Köyceğiz’de..

Yüreklerini, yüreklerindeki saf ve tertemiz sevgiyi koymuşlar ortaya…

Masmavi bir dünya kaplamış çevrelerini…

Yıllar içinde aralarından eksilenler olmuş, geri dönülmeyen yere gitmişler… Onları anmışlar, hasta arkadaşlarına şifalar dilemişler, sağlıklı günlerde daha çok bir araya gelmek için dua etmişler…

Biri konuşmuş, diğeri dinlemiş; sonra bir başkası…

Neler neler konuşmuşlar…

Bana göre tüm bunların özeti Leyla’dan geldi:

Leyla dedi ki…

Okul yıllarımızdan bugüne kazandığımız en güzel şey nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin dört bir köşesinde kapsına gideceğimiz, zilini çalacağımız, kendi evimiz gibi konaklayacağımız yüzlerce ev var…

Gerçekten ne güzel özetliyor aradaki bağı bu cümleler…

Dahası yok…

Bu satırları yazarken…

Abdülhak Hamit geldi aklıma… Karısının ölümü üzerine yazdığı, “Makber” şiiriyle Türk edebiyatının en güzel yas şiirlerinden birini yazan bu şairimiz için kim derdi ki birkaç sene sonra bir İngiliz kızına evlenme teklif edecek…

Onun sevdası üç sene sonra bitmiş ama bu buluşmanın çıkarsız sevdası kırk yıldır tükenmemiş… Her yıl güçlenerek devam ediyor…

İşte sevgili dostlar… Ben bu öykünün kahramanlarından biriydim geçen hafta… Benim için çok güzel bir hafta sonuydu.

Bu vesileyle bize müthiş bir ev sahipliği yapan Prof. Dr. Mehmet Akgün’e; kendisi, oğlunun düğünü olduğu için, gelemese de son şiir kitabı “Güneş Ektim Gönlüme”yi gönderen Şerif Kutludağ’a teşekkür ediyor, genç çifte de ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Son sözüm, oralarda bir kafede gördüğüm ve sosyal medyada paylaştığım küçük bir cümle:

Sevmekten vazgeçmeyin.

Yorumlar