SON DAKİKA

Yeni Dünya Düzeni -32-

04 Mayıs 2017
Yeni Dünya Düzeni -32-

 

Ecevit; Genelkurmay Başkanı Sancar’ın, görev süresini bir yıl daha uzatmayı düşünüyordu. Hatta bunun için bir kararname bile hazırladı. Ancak; geçmişte, tartışmalı bir şekilde, Hava Kuvvetleri Komutanı yapılmayarak emekli edilen, İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın “asla olmaz” demesi ile karşılaştı. Zira İrfan Özaydınlı, Hava Kuvvetleri Komutanı olamamasının, bir nedeni olarak da Sancar’ı görüyordu.

İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın karşı çıkması, Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ın araya girmesiyle Sancar; 1 Mart 1978’de yaş haddinden emekli edildi, KKK Orgeneral Kenan Evren de Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi.

Orgeneral Nurettin Ersin; Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, orgeneralliğe terfi ettirilen Ali Haydar Saltık;  Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı’na, Orgeneral Necdet Üruğ; 1. Ordu Komutanlığı’na, Orgeneral Sedat Celasun; Jandarma Genel Komutanlığı’na, Orgeneral Tahsin Şahinkaya; Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı.

Bu atama ile de; 12 Eylül Darbesi’nde öne çıkan Evren-Saltık ve Üruğ,  kritik bir göreve geldi. Ecevit; böyle bir karar aldı ise de, Demirel; Mart 1980’de, görev süresi dolan Ersin ve Şahinkaya’nın görev süresini bir yıl uzattı.

Neden?

Üst düzey komuta kademesine getirilen komutanlar; siyasete bulaşmamış, Ordu’yu siyasete sokmayı düşünmeyen, dünya görüşü birbirine benzeyen, ideolojik formasyonu olmayan, emir komuta zincirine bağlı, pasif-ılımlı ve uyumlu bir özelliğe sahipti. Aynı zamanda; dipten gelecek, sağ veya sol bir darbeye engel teşkil ediyordu.                       

Hamid Fendoğlu’nun Bombalı Paket ile Öldürülmesi

17 Nisan 1978’de; AP’li Malatya Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu, 1960 Darbesi’nde Yassıada’da beraber hapis yattığı, yakın dostu Kasım Önal’dan geldiği ibaresini taşıyan paketi, aile huzurunda açarken, içindeki bombanın patlaması sonucu, gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybetti.

Hamid Fendoğlu-gelini ve iki torununun bombalı paketin patlaması ile hayatını kaybetmesi, Malatya’da büyük bir infiale yol açtı. 18 Nisan’da da; “Malatya Olayları” diye isimlendirilen, olayların fitilini ateşledi.

Malatya Olaylarında; solcu ya da solcu sanılan kişilere ait birçok işyeri tahrip edildi, 3 kişi hayatını kaybetti. Ancak, doğurduğu en önemli sonuç ise; olayın Sünni-Alevi gerginlik-çatışması ile kitlesel bir özellik kazanması, daha sonra da Kahramanmaraş-Sivas-Çorum’da patlak veren olaylara bir örnek teşkil etmesiydi.  

Olayın Arka Planı

Hamid Fendoğlu;  Malatya’da milliyetçi ve muhafazakâr kesimde sevilen, aşiret tabanı olan bir kişi idi. Öldürülmesiyle; o günün gergin ortamında, Malatya’da ciddi olayların çıkması, siyasi olayların mezhep çatışmasına dönüşerek kitlesel bir özellik kazanması demekti. Bu da; O’nu, hedef yaptı.

Gelişmiş bir teknolojinin kullanılması, daha sonra bombalı paketler ile önemli birçok kişinin hedef alınması, fail ya da faillerin bulunmayışı ise bir üst aklı akla getirdi.  

ABD ile Bir Sürtüşme  

ABD; Yunanistan’ı, tekrar NATO’nun askeri kanadına almak istedi. Türkiye’nin vetosunu kaldırmak için de silah ambargosunu sürdürerek bir baskı uyguladı. Buna tepki gösteren Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık, “ABD’nin silah ambargosunu sürdürmesi halinde, Türkiye’deki Amerikan üslerinin kapatılacağını” söyledi.

Ecevit’in ABD Ziyareti ve Uluslararası Sermayenin Tedirginliği

28 Mayıs 1978’de; ABD’ye giden Ecevit, Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile görüştü. Ardından Washington’da, ABD Başkanı Carter’la bir saat süren bir görüşme yaptı. New York’ta; dünyanın en zengin işadamlarıyla yaptığı toplantıda ise “kimsenin alacağı, bizde kalmaz” dedi.

ATAŞ Rafinerisi’nin Üretimi Durdurma Kararı  

10 Haziran 1978’de; Mobil Oil, BP vb dünya petrol devlerinin hâkim ortak olduğu Anadolu Tasfiyehanesi AŞ; “ATAŞ Rafinerisi’nde, üretimi durdurma ve burasını bir petrol dağıtım merkezine dönüştürme” kararı aldı. Bu karar dışında, diğer rafinerilerdeki işçilerin greve gitmesi ise akaryakıt sıkıntısını doğurdu. 

Kültür Devrimine Özenme

20 Haziran 1978’de; 62 milyon adet ders kitabının imha edilerek, yeni ders kitabının çıkarılması kararlaştırıldı.

Ecevit-Brejnev Görüşmesi ve Petrol Kartellerin Tepkisi

22 Haziran 1978’de; Moskova’da SSCB Devlet Başkanı Leonid Brejnev ile görüşen Ecevit, “ SSCB’nin Türkiye’de petrol arayacağını” söyledi. Buna tepki gösteren petrol kartelleri ise Türkiye’ye benzin satışını durdurdu.

IMF’nin Türkiye’ye Muhtıra Vermesi

28 Temmuz 1978’de; IMF, “ memur kadrosu ve maaşlar dondurulsun, benzine zam yapılsın, KİT açıkları kapatılsın” diyerek, Türkiye’ye adeta bir muhtıra verdi.  

ABD İle Silah Ambargosu Pazarlığı ve Çözümü

1 Ağustos 1978’de; ABD, Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu kaldırıldı. Ancak; bunu, “Türk Askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi” şartına bağladı.

Sorun; 4 Ekim’de, Türkiye’nin Sinop-Pirinçlik-Belbaşı ve Kargaburun ABD üslerini ortak kullanıma açması ile çözüldü. ABD; 19 Ekim’den itibaren de, Türkiye’ye askeri malzeme göndermeye başladı. Yunanistan, NATO’nun askeri kanadına alındı.  ABD’nin ısrarına rağmen, Sovyetleri gözetleme amacını taşıyan U-2 uçaklarının, Türkiye üzerinden geçişine izin verilmedi.  

Örtülü Devalüasyon  

14 Ağustos 1978’de; ABD doları, gelişmiş ülkelerin para birimi karşısında değer kaybetti. Bununla birlikte; 1 dolar, 25 TL’de sabit tutuldu. Diğer bir ifade ile örtülü bir devalüasyona gidildi.  

Döviz Kıtlığının Tekrar Patlak Vermesi

Hükümet; 1977’den intikal eden 3.114 milyon dolarlık dış açıkla, 10.794 milyon dolarlık (IMF hariç) dış borcu devraldı.

1978’de, döviz girdisi; 3.271 milyon dolarda (İhracat; 2.288 milyon dolar, işçi döviz transferi; 983 milyon dolar) kalırken, ithalat; 4.599 milyon dolara ulaştı. Haliyle dış açık da 1.328 milyon dolar oldu.

Dış borç; 13.777 milyon dolara çıktı, IMF’den de 300 milyon dolar kredi kullanıldı. Yani bir yandan 1977 yılı dış açığı kapatılırken, diğer yandan 1,328 milyon dolarlık dış açığın finansmanı ile karşı karşıya kalındı.

Niçin?

İran İslam Devrimi ile ilgili olayların patlak vermesiyle, İran’ın petrol ihracatı aksadı. Bu da; “II. OPEC Petrol Krizi” denilen, 1978’de 14 dolar/varil olan petrol fiyatının, 1979’da 39 dolara/varil varmasıyla son bulan bir olayı başlattı.      

II. OPEC Petrol Krizi;  AET’nin tekrar ekonomik durgunluğa girmesine, AET’nin ekonomik durgunluğa girmesi; işsizliğe ve tekstil ürünleri kotasını kısmasına, işsizlik ve tekstil ürünleri kotasını kısması da; Türkiye’nin ihracat artışına bir darbe vururken, işçi döviz transferini değişmez kıldı. Üretimin ithal ham ve yarı mamule bağlı olması, petrol fiyatının tekrar yükseliş trendine girmesi ise; döviz kontrol-tasarruf tedbirlerini boşa çıkarırken, ithalatta tahminin üzerinde bir artışa neden oldu.

Banka-kişi ve kuruluşların tavrı ne oldu?

Banka-kişi ve kuruluşlar ile varılan mutabakat sonucu, 5 milyar dolarlık dış borçta yeniden yapılanmaya gidildi. Ancak; bazı bankalar vadesi gelen borcun ödenmesinde ısrarcı olurken, bazıları ise ilave kredi limiti tahsis etmedi. Bu da; Türkiye’nin, tekrar döviz kıtlığı ile karşı karşıya kalması gibi bir olayı doğurdu.  

Ekonomiye etkisi ne oldu?

Hükümet; ekonomik istikrar tedbirleri ile harcamayı kısarken, döviz kıtlığı; üretim kapasitesinin daralmasına yol açtı. Bu durum; hem enflasyonun % 22,50’den % 53,30’a çıkmasına, hem de ekonomik büyüme hızının % 3’ten 1,1’e kadar düşmesine neden oldu.  

Bir yıl içinde, sermayesi bir milyon olan 811 şirket iflas etti. Yağ-şeker-ilaç-sabun gibi temel tüketim mallarında bile bir kıtlık görüldü. Mazot sıkıntısı evlerde ısıtma sorununu doğururken, şehirlerarası otobüs seferleri aksadı.

Anarşi ve Terörün İvme Kazanması

1978 yılı; 12 Mart dönemi emekli askerlerinin, polis-polis karakolları-parti il ve genel merkezleri-toplu taşıt-kahvehanelerin hedef alındığı, tanınmış emekli asker-öğretim üyesi-parti il başkanı ile ilgili-ilgisiz birden çok kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların olduğu bir yıl oldu.

Sivil bürokrasinin; sağ-sol, polisin; POL-DER ve POL-BİR şeklinde kutuplaşması ise, asayiş açmazını daha da çözümsüz bir hale getirdi.

Güneydoğu’da terör estiren Kürtçü Maoist KAWA dışında, “APOCULAR” (PKK) denilen Kürtçü Stalinist bir örgüt ortaya çıktı.           

Kahramanmaraş Olayları ve Sıkıyönetim

Kahramanmaraş Olayları, 19 Aralık 1978 gecesi; saat 21.00’de, dönemin ender milliyetçi filmlerinden, “Güneş Ne Zaman Doğacak” isimli filmin, gösterimi sırasında atılan bir bomba ile başladı. Olayda; yaralananlar oldu,  sokağa dökülenler ise şehirde bulunan sol dernekleri taşladı. Bomba attığı iddia edilen sol görüşlü bir genç de tutuklandı.

20 Aralık’ta; Alevilerin yoğun olduğu ve sol görüşlü kişilerin gittiği, Yörükselim Mahallesi’ndeki bir kahvehane silahla tarandı. Ancak; olayda, ölen veya yaralanan olmadı. Gıjgen Dede adlı bir mahalleli ise kalp krizi sonucu vefat etti.

21 Aralık’ta; Hacı Solak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu adlı iki sol görüşlü Alevi öğretmen, sol fraksiyonlar arasındaki çatışma nedeniyle öldürüldü.

22 Aralık’ta; iki öğretmenin cenazesi, sol örgütlerin gövde gösterisine dönüştü. Cami çevresinde bekleyen sağcı gruplar, ölenlerin cenaze namazının kılınmasına karşı çıktı. Ortalık; savaş alanına dönerken, 3 kişi hayatını kaybetti,  cenazeler ortada kaldı. Yetkililer sokağa çıkma yasağının konulmasını istedi ise de; Ankara, bunu kabul etmedi.

23 Aralık sabahı, 3 cenazeyi almaya giden sağ görüşlü kişiler; hastane etrafından açılan yaylım ateş ile karşılaştı. Sağ ve sol gruplar arasında cereyan eden çatışma; Sünni-Alevi çatışmasına dönüşerek, kitlesel bir özellik kazandı, Kahramanmaraş adeta bir iç savaşı yaşadı.

Olaylar; 26 Aralık’ta, takviye edilen Askeri birliklerin duruma hâkim olması ile son buldu.

27 Aralık’ta; Kahramanmaraş, İstanbul, Ankara, Adana, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas ve Şanlıurfa olmak üzere 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi.

Olaylar sonucunda, resmi verilere göre; çoğu Alevi kökenli 111 kişi hayatını kaybetti, 176 kişi yaralandı, 100’e yakın işyeri ve 200’ün üzerinde ev tahrip edildi. Ölenler arasında, kimliksiz kişiler ile 7 sünnetsiz cesedin bulunması ise dikkati çekti. Olayların sorumlusu olarak da; 52’si sol, 753’ü sağ görüşlü olmak üzere 805 kişi tutuklandı.

“Olayların sebebi, sol örgütlerdir” diyen CHP’li İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı; CHP’den gelen tepkiler karşısında istifa etti, yerine ise Hasan Fehmi Güneş geldi.

Olayın Arka Planı

Kahramanmaraş; III. Ecevit Hükümeti’nin kurulmasıyla, Garbis Altınoğlu liderliğindeki Devrimci Halkın Birliği, bölgesel alanda faaliyet gösteren THKP-C kökenli Devrim Savaşçıları (Dev-Savaş), TDKP/Halkın Kurtuluşu, APOCULAR (PKK) gibi mezhebi ve etnik propagandayı öne çıkaran marjinal sol örgütlerin ağırlık verdiği bir alan oldu.

Etnik-mezhebi propaganda ile Alevi ve Kürt kesiminde güç kazanmaya çalışan, eylemleriyle Sünni kesimi hedef alan, birbiriyle yarış ve çatışma içinde olan bu örgütler; POL-DER’in koruması-kollamasıyla da bölgede hâkim bir konuma gelmeyi hedefledi. Artan şikâyete rağmen, dönemin mülki amirinin kayıtsız kalması ise; siyasi olmaktan çıkan bu gerginliği, mezhep temeline dayalı kitlesel bir çatışmaya taşıdı.

Olaylar hakkında, çok şey söylendi. Olaylardan, kimisi; “ülkücüleri”, kimisi de “Dev-Savaş” örgütünü suçladı. Olayların sebebi olarak kabul edilen, sol görüşlü Alevi iki öğretmenin ise Dev-Savaş örgütü tarafından öldürüldüğü anlaşıldı.

Olayların başlamasından önce; ABD Büyükelçiliği 1. Kâtibi Alexander Peck’in Kahramanmaraş’ta bulunması, milli piyangocu kıyafeti giymiş 26 kişinin şehre gelmesi, El Muhaberat (Suriye) ile bağlantılı sol örgütlerin olması, ölenler arasında kimliksiz ve sünnetsiz kişilere rastlanması ise; istihbarat örgütlerinin dahli ve çatışmasını akla getirdi. Bununla birlikte; bu olay,  12 Eylül’e giden yolun kilometre taşlarından biri oldu.

Guadeloupe Zirve Toplantısı   

5 Ocak 1979’da; Guadeloupe Adası’nda, ABD Başkanı Jimmy Carter’in başkanlığında, Batı Almanya Başbakanı Helmut Schmidt, Britanya Başbakanı James Callaghan ve Fransa Devlet Başkanı Valery Giscard d’Estaing’in katıldığı, “Guadeloupe Zirve Toplantısı” adı verilen bir toplantı yapıldı

Toplantıda; Türkiye’nin önemi üzerinde duruldu, liberal ekonomiye geçişi için alması gereken radikal kararlar, buna karşılık yapılacak mali-ekonomik yardımlar konusu ele alındı. AET ise; Türkiye’ye kullandırdığı kredileri, iki katına çıkarmayı taahhüt etti.

Guadeloupe Zirve Toplantısı’nı; birçok yorumcu, “ Türkiye, İran’daki gelişmeler ile Batı için daha önemli hale geldi” şeklinde değerlendirdi.     ABD Başkanı Carter’in ulusal güvenlik danışmanı Brzezinski’nin; “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında, Türkiye’ye “Ilımlı İslam” kılıfında sunduğu, yeni liberal politikalar ise gözden kaçtı.    

İran İslam Devrimi

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi; 16 Ocak 1979’da, 1978’in ikinci yarısında başlayan, ülke geneline yayılan kitle gösterileri ve grevler sonucu ülkeyi terk etti.

Devrimin dini ve siyasi lideri Ruhullah Humeyni’nin; 1 Şubat’ta, Fransa’dan İran’a dönüşü ile de “İran İslam Devrimi” yeni bir aşamaya girdi.    

Merkezi Antlaşma Teşkilatı’nın (CENTO) Sona Ermesi

Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO); 1955’te, SSCB’ye karşı, İngiltere öncülüğünde, Türkiye--Irak-İran ve Pakistan’ın katılımıyla, “Bağdat Paktı” adıyla, NATO’nun bir uzantısı olarak kuruldu. Ancak; Arap-İsrail çekişmesi nedeniyle, başta Suriye-Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesinin tepkisi ile karşılaştı.

1959’da, Irak; Kral Faysal-Nuri Sait Paşa’nın devrilmesi ile üyelikten ayrıldı.

11 Mart 1979’da, İran; “CENTO’ya karşı olan yükümlülüğünü yerine getirmeyeceğini” açıkladı. Ardından Pakistan, CENTO’dan ayrıldı.

15 Mart 1979’da, Türkiye’nin çekilmesi ile de CENTO sona erdi. Bu; aynı zamanda, İngiltere’nin bu coğrafyadaki etkinliğinin son bulmasıydı.

“Yeşil Kuşak Projesi” ile bir ilgisi var mı?

1977’de, Pakistan’da; askeri darbeyle Zülfikar Ali Butto’nun iktidarına son veren Muhammed Ziya ül Hak, 1978’de Cumhurbaşkanı oldu.

Ziya ül Hak’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla, 1947’deki kuruluşundan o güne kadar Pakistan siyasetinde hâkim olan Reformist İslamcı Ekol, yerini Geleneksel İslamcı Ekole bıraktı. Yani Pakistan; laik siyaseti terk etti, din temelli bir siyaseti benimsedi. Aynı zamanda, ABD ile de yakınlaştı.

ABD; İran’daki milli sosyalist Tudeh (Kitleler) Partisi’ni, çıkar ve Doğu-Batı dengesi açısından, her zaman bir tehdit olarak gördü. Şah Rıza Pehlevi’nin halkın nezdinde giderek güç kaybetmesine karşılık, Tudeh Partisi’nin güç kazanması; Vietnam sendromundan kurtulamamış ABD’nin endişesini bir kat daha arttırdı. Bunun için; başlangıçta, Humeyni hareketini bir çare olarak gördü. Şii İslam anlayışındaki din-siyaset bütünlüğünü iyi analiz edemeyerek de bir hata yaptı.                 

Margaret Thatcher’in Birleşik Krallık Başbakanı Olması

4 Mayıs 1979’da; yeni liberal politikaların mimarı olarak kabul edilen Margaret Thatcher, Birleşik Krallık başbakanı oldu.

TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) Bildirisi

13 Mayıs-13 Haziran 1979 arasında; ülkenin önde gelen gazetelerinde, 24 kez yayınlanan TÜSİAD bildirisi dikkati çekti. Önce; önemsenmedi ise de, zaman içinde gündem konusu oldu. Zira “temel tüketim malları yokluğuyla TÜSİAD’ın bir ilgisi var mı?” diye, bir soruyu akla getirdi.

Bildiride; ülkenin içinde bulunduğu ekonomik açmazdan söz ediliyor, çare olarak da liberal ekonomi ve Ortak Pazar’a (AB) giriş gösteriliyordu. Bu da: anlayanlara, “Guadeloupe Zirve Toplantısı” kararlarını hatırlattı.

Prof. Emre Gönensay’a göre; bildiriyi hazırlayan ekipte, kendisi ile birlikte Prof. Memduh Yaşa ve Prof. Nevzat Yalçıntaş yer aldı.

Dönemin TÜSİAD Başkanı Feyyaz Berker ise “Bildiride; 120 üyenin tek tek onayı alındı,  ilanları; Sıkıyönetim Komutanlığı’na Nejat Eczacıbaşı götürdü ve izin aldı,  Ecevit’e; bilgi verildi ancak önemsemedi” diyor. Destekçileri arasında, Turgut Özal-Korkut Özal gibi isimlerin de bulunduğunu söylüyor.

Bildiriyi; TÜSİAD içindeki bir kısım sanayici ve işadamları hararetle savunur iken, bir kısmı ise sessiz kaldı. Ayrıca, TÜSİAD dışındaki sanayici ve işadamlarının tepkisine yol açtı. Bu da; 1980’li yıllarda, sermaye kesiminde yaşanan kavganın habercisi oldu.

Stokçuluk-Karaborsa-Kaçakçılık Patlaması

Bazıları kıt olmamakla birlikte, sürekli zamlar; zorunlu ihtiyaç olan çay-şeker-margarin-sigara-tüp gaz-akaryakıt stokçuluğu ve karaborsa fiyatını, yasak mallar da; sahte Samsun-Marlboro sigara kaçakçılığına kadar varan bir kaçakçılığı sürekli hale getirdi. Bunun her ne kadar döviz kıtlığı, üretim yetersizliği gibi bir ekonomik nedeni var ise de; spekülatif ve haksız kazanç sağlamayı amaç edinen sermaye ve aç gözlü fırsatçıların önemli bir rolü vardı.   

 

Not; Devamı, “Yeni Dünya Düzeni” -33-‘te

Yorumlar