Yüzlerde Kızarma Görmeyi Özledik

20 Nisan 2017
Yüzlerde Kızarma Görmeyi Özledik

 

Bir toplumda utanma duygusu zayıflamışsa her türlü kötülüğün önü açılmış demektir. Utanma duygusu, kişinin öz denetiminin en önemli aracıdır. Başkalarının ayıplamasına, kınamasına gerek kalmadan kişiyi yaptığı ya da söylediği bir şeyin hoş olmadığı konusunda uyarır yüz kızarması. Kimsenin görmediği yerde yüzü kızaran insan en yüksek ahlâka sahiptir.

Yüz kızarması, insanları değerlendirmede benim için her zaman şaşmaz bir ölçü olmuştur. Ömrüm boyunca, herhangi bir sebeple yüzünün kızardığını gördüğüm insanlara daima güvenmiş ve hiç yanılmamışımdır.

Hoşuma giden bir deyimimiz var. Ahlâksızlıkta görülebilecek en aşırı durumu ifade eder. Türkülere de girmiştir. “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz.” Allah’tan korkmayıp ahretini hebâ eden biri bile günlük hayatta çevresindekilerden biraz da olsa utanarak davranışlarını sınırlar. Oysa kuldan utanmayı da bırakandan her kötülük beklenir. “Yok artık canım, bunu da yapmaz herhalde!” denemez.

Günümüzde git gide kabalaşıldığı, utanç tanımayanların çoğaldığı izlenimi yaygın. İnşallah yanlıştır. Siz çevrenize bakarak benzer bir izlenim elde ediyor musunuz?  Özellikle bir kısım medya ve siyasetçi bunu doğruluyor. En tepeden başlayıp artarak dalga dalga alt kademelere yayılan bir küfretme salgını var. Küfrün bininin bir paraya gittiği, evinden çıkmayan masum ninelerin, anaların, bacıların, kızların bile nasibini aldığı son derece düzeysiz bir halk oylaması sürecinden henüz çıktık.

Artık küfrün, hakaretin edebiyatı yapılmakta.  Benzetmelerle, aktarmalarla, değişmecelerle edebî sanatların her türlüsü kullanılarak süslenmiş küfürler revaçta. Üst düzey herhangi bir siyasetçinin muhalifleri için söylediklerine bakın, sözlerimin doğru olduğunu göreceksiniz.

Piramidin alt basamaklarına inildikçe kabalaşmanın sınır tanımaz hale geldiği görülüyor. Sosyal medyada öyle paylaşımlar var ki çocuklarınızın okumamaları için ne yapacağınızı şaşırırsınız. Ağza alınmayacak en galiz küfürler yazıya dökülüyor. Sapık zihinlerin ürettiği edepsiz hayaller, beklenti olarak sunuluyor topluma.

Önemli iki tespitim: Küfür düzeyi yükseldikçe, mantık düzeyi düşüyor. Küfür düzeyinin yükseldiği oranda ifade bozukluğu, Türkçe yetersizliği, yazım ve noktalama hataları da artıyor. Sonuç olarak küfür ile eğitim düzeyi arasında bir koşutluk var. Gerçi böyle bir genellemeye ters düşecek eğitimli görünümlü hayli siyasetçiye de sahibiz. Onları istisna kabul edelim de kaideyi bozmasınlar.

İslâm ahlâkından, Türk töresinden söz ederiz. Dürüstlük, ahlâk üzerine binlerce kıssa anlatırız. Haramdan, ölü kardeşimizin etini yemeye benzeyen gıybetten, hele hele iftiradan uzak durduğumuzu iddia ederiz. Gelin görün ki çoklarının sözüyle özü, birbirine uymaz. Herkesten helâllik almadan hac ibadetinin kabul olmayacağından endişe eden bir Müslümanın tarla sınırı konusunda yaptıklarına şahit olanlar, bu çelişkiye şaşar kalır.

Ağlayarak verdiği vaazlarla Müslümanları coşturup ağlatan bir adamın peşine düşen dini bütün Müslümanların nasıl olup da sahte kanıtlar üreterek, tuzaklar kurarak, iftiralar atarak masum din kardeşi yurttaşlarını mahkûm; çoluk, çocuklarını perişan edebildiklerine akıl erdirmek mümkün değildir.

Dinî inanışı, hassasiyetleri önemser görünen bir kısım medya, nasıl olup da bile bile yalan haberlerle, yorumlarla, montajlarla masum insanları hedef gösterir; onların zulme uğramasına ön ayak olur, acılarıyla alay eder? Tek örnekle yetineceğim: Sonradan masum olduğu anlaşılan; ancak karşılaştığı haksızlığa, zulme, aşağılanmaya daha fazla katlanmamak için canına kıyan günahsız insanların ardından “Mermiye kafa atanlar… Hesap vermeden nereye kaçıyorsunuz?” tarzındaki yazıları nasıl yayımlarlar hiç yüzleri kızarmadan?

Cemaatinin başka camilere yönelip azalmasının niçinini kendinde aramayan,

üzü kızarmadan camiye siyaseti, iftirayı, yalanı, dolanı sokan imam nasıl İslâm ahlâkını temsil edebilir? Müslüman, nasıl olur da seçim hilelerine başvurabilir? İnananlar nasıl olur da yaptıkları oy hırsızlığını dinin özüne aykırı birtakım saçma yorumlarla meşrulaştırırlar? Toplumda sözüne, görüşlerine değer verilir İslâm âlimi saygınlığına erişmişken üç günlük dünya nimetleri uğruna dinini siyasete kurban eden ilâhiyatçının yüzü niye hiç kızarmaz?

Vatan, millet, Türk töresi, millî erdemler sözlerini dillerinden düşürmeyenler nasıl olur da bunları bir çırpıda silip atarlar? Ülkü sahipleri, dün omuz omuza yürüdükleri öz kardeşten ileri dava arkadaşlarına dünden bugüne değişen, yarın yine değişecek oynak siyaset uğruna en çirkin saldırıları  nasıl revâ görürler?

Geleceğimizin aydınlık olmasını istiyorsak bir an önce insana, Müslümana, Türk’e yakışır yüksek ahlâkî değerlere yönelmeliyiz. Değilse bizi bekleyen felâketlere uğramamız çok yakındır. Yüzü kızaran insanlar olmamız temennisiyle.

Yorumlar