İSTANBUL AYVANSARAY ÜNİVERSİTESİ

Referandum Bitti - Dış Politika Acilen Onarılmalı

17 Nisan 2017
Referandum Bitti - Dış Politika Acilen Onarılmalı

 

Bu yazıyı referandumdan 2 gün önce yazdım. Türkiye’de popülist söylem ve politikalar en hayati konuların bile önüne geçiyor. Hayati konular unutuluyor. İngiltere Parlamentosu (House of Commons) Dışilişkiler Komisyonu’nun 25 Mart tarihli İngiltere’nin Türkiye ile İlişkileri (The UK’s relations with Turkey) başlıklı kapsamlı raporu önümde. Londra Büyükelçiliğimiz dâhil, çok sayıda resmi, özel ve tüzel uzmanların kaynak ve gözlemlerine dayanan raporda Arap Baharı başladığındaki Türkiye’nin imrenilecek konumu vurgulanıyor. Ya sonra?

Londra Üniversitesinden Prof. Dr. Rosemary Hollis o dönemimize “Altın dönem” diyerek o günlerle bugünü şöyle özetliyor: “O tarihe kadar ekonomi büyümüş, Türkiye İslamiyet ve demokrasinin bir arada yürüdüğü “model” ülke. Türkiye’nin tüm ülkelerle, özellikle de İslam ülkeleriyle ilişkileri pozitif yönde gelişiyor. Esad rejimi ve Erdoğan yönetimi arasında adeta “aşk” ilişkisi var. “Kürt meselesi”nin çözümü gündemde. Hatta Türkiye’nin komşularıyla sıfır sorunu vardı. Ancak 2011’den beri Türkiye’de pek çok cephede pek çok şey yanlış gitti!

Altın dönemi” sözü Türkiye için değilse de, AKP iktidarı için söylenebilir. Bu sözler üzerine “Kâfir ve emperyalist işte. Yazdıkları kesinlikle doğru değil!” diyerek objektiflikten uzaklaşamayız. Tersine oldukça açık ve objektif. Ekonomide fert başına gelir o yılların da gerisinde. Sanayi üretiminde ara malı ithalatının büyük hacmi sebebiyle dış ticaret dengesinde geriye gidiyoruz. Suriye iç savaşının iyi yönetilemeyişi Türkiye’nin sadece Suriye’de değil, Orta Doğu’da Pazar kaybetmesine sebebiyet verdi. Hatta Rusya ile de 2015 sonunda başlayan ihracat, inşaat sektörü ve turizmdeki büyük düşüş hala düzeltilemedi.

Arap Baharı sonrası el-Kaide’ye ilaveten daha da baskın olan IŞİD terörünün etkisi Türkiye’de çok hissedildi. Suriye iç savaşı Türkiye’yi sığınmacılar sarmalına soktu. Bu sarmal sadece ekonomiye yük getirmekle kalmadı, sığınmacı kabul anlaşmasına sorun çıkaran bazı AB ülkeleri sebebiyle AB ülkeleri ile de ilişkiler zayıfladı.

Aynı dönemde 40 yıllık “PKK meselesi”ni “Kürt meselesi” diye çözme yanlışlığına çevirince, bu yanlışlık sebebiyle de Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın uzantısı PYD-YPG’ye “Çözüm süreci zarar görmesin!” diye ses çıkarılmadı, yeni bir tehdit doğdu. Üstelik bu PYD-YPG tehdidi, PKK ile organik bağının son derece kuvvetli olduğu bilinmesine rağmen ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelede en sıkı müttefiki oldu. Hatta Rusya, Esad rejimi ve AB bile PYD-YPG’ye Türkiye’nin pek çok itirazına rağmen son derece büyük bir sempatiyle bakıyor.

Irak’ta durum daha karışık AKP kongresine “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye alkışlanan, daha geçenlerde Türkiye ziyaretinde “Devlet Başkanı” gibi “Bayrağı” göndere çekilerek karşılanan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı “Bağımsız Kürdistan” ilanının eşiğinde. Bunun ilk perdesi Kerkük’ün statüsünü değiştirecek şekilde Kerkük’te Barzani yönetimine ait bayrağın asılma kararının alınmasıyla yaşandı. Bu karara itiraz eden Türkiye, ne yazık ki İran ve Irak Merkezi hükümeti gibi diğer itirazcılarla bir araya gelebilecek gibi değil!

AB ülkelerinde artık eskisine göre çok daha fazla Türkiye kökenli siyasetçi milletvekili, bakan, siyasi parti eşbaşkanı, eyalet vekili veya yöneticisi oluyor. Ama bunlardan neredeyse hiçbirinin Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinde katkısı yok. Aksine zararları oluyor.

Balkanlarda durum daha da vahim. Bu ülkelerdeki Türk ve Müslüman azınlığı yönetme arzusu, o ülkelerdeki Türkiye taraftarlarının bölünmesine ve yönetime katılamayacak derecede güç kaybetmelerine sebebiyet verdi. En büyük hayal kırıklığı, yanlışlığın ortasındaki Bulgaristan’da yaşandı. Makedonya da onu izliyor!

 

Son Söz: AKP iktidarı, güvenlik-dış politikada Dışişleri Bakanlığı ile uyuşan TSK’yi 2010’da hortlatılan Balyoz’la birlikte dinlemez oldu. Buna tecrübeli sefirler de eklendi. Sonunda devlet aklı, tecrübeli kurumlar yerine “Başdanışmanlar”a bırakıldı. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın, dış politika acilen onarım beklemektedir. Ama bu onarım devletin teslim edilemeyeceği devlet tecrübesinden yoksunlarla değil, devlet aklıyla olmalıdır. Lütfen geriye bakıp düşünelim!

Yorumlar