SON DAKİKA

Hadis İslâm’ı ve İslâm Dünyası

12 Nisan 2017
Hadis İslâmı ve İslâm Dünyası

 

Konya’da Cuma namazı kıldığım camide. Eski bir parlamenterin oğlu vaaz vermekte. Dili hoş, hitabeti güzel ama gel gör ki, başlıyor, hadis bitiriyor hadis. Kendi kendime soruyorum, madem iş hadisle bitiriliyorsa Allah (cc) bunca ayeti neden gönderdi?

Hadis dinin kaynağı mıdır?

Asla ve asla hadisler, dinin kaynağı olamazlar. Çünkü örnek verilen onlarca ayetten net bir şekilde anlaşılıyor ki dinin kaynağı; Kuran’dır.

Hadis rivayetleri hem Kuran ile hem kendi aralarında ham de akıl ve mantık kuralları ile çelişmektedir. Çelişmiyor olsalardı bile asla dinin kaynağı ve otoritesi olamazlardı. Zira dinin kaynağını insanlar değil dinin tek ve gerçek sahibi Allah belirler. Onun için de Allah’ın dinine uymak isteyenler, Allah’ın belirlediği ile yetinmek zorundadır.

Güvenilir kabul edilen hadis kaynakları incelendiğinde, pek çok şüphenin ve “Acabaların” olduğu görülür. Şüpheli olan, güvenilmez olandır. Kuran da bir tek din vardır. Oysa hadis kaynakları içinden bir birinden farklı olabilecek birden çok din çıkarılabilir.

Kuran, ilahi bir kelam-söz-hadis olmasından ötürü kendi içinde tutarlıdır. Oysa hadislerde bu tutarlılık söz konusu değildir.

Bu girişten sonra; gelelim İslam coğrafyasına ve Müslümanların (!) içler acısı hallerine!

Bugün İslam dünyasında Mezheplerden ve Hadislerden hareketle yaşanan içler acısı geleneksel dinin ve buna uyan Müslümanların hali de ortada değil mi? Ne yazık ve ne acı bir tespittir ki, bugün yaygın olarak yaşanan İslâm; Allah’ın bildirdiği dinden büyük ölçüde uzaktır.

Kimi Müslümanlar savaş, kaos, kargaşa ve mezhep çatışması içinde, kimileri sırtını ABD’ye, Batı ülkelerine, Çin ya da Rusya’ya dayamış, kafasını kuma gömmüş, Allah’ın nimeti petrolün geliri ile zevk sürmekte israf batağında yuvarlanmaktadır.

Kuran’ın emrettiği aklı kullanma, barışı ve kardeşliği esas alma, hak, hukuk, adalet, adil paylaşım, özgürlük, işin ehli olma, danışma ve akıl yürütme, ortak akılda birleşme Allah yolunda en iyi şekilde mücadele, gayret ise yaşamın dışına çıkarılmıştır.

Allah’ın apaçık ayetlerini hiçe sayan ya da anlamayan bir Müslümanlık ile baş başayız. Hadis ve Mezhep kaynaklı, İslam dışı sözüm ona İslam adına çeşitli guruplar tarafından Ortadoğu kana bulanmakta. Kendilerine biat etmedikleri gerekçesiyle Müslümanlara kıyılıyor, aileler yol oluyor, çocuklar katlediliyor. Bazı Müslüman (!) guruplar bir başka Müslüman guruba ait Müslüman’ın; “Allahuekber” diyerek zevkle kafasını keserken, kafası kesilen de, “Şehadet” getiriyor!?

Müslümanlar tarafından, Müslümanlar oruç tutmadı, bana uymadı diye kırbaçlanıyor, dövülüyor, çarmıha geriliyor, işkencelere tabi tutuluyor. Müslüman kadınlar cariye adı altında bir mal gibi alınıp-satılıyor, tecavüzlere uğratılıyor, seks kölesine layık görülüyor.

Nasıl olsa Peygamber adına uydurulmuş ve “Sahih-güvenilir” kabul edilmiş kitaplarda uydurulmuş hadisler ve onların üzerine kurulmuş mezheplerde yapılanları “meşru-geçerli” gösterecek söylemler var.

Bir düşünelim bu nasıl Müslümanlık bu nasıl bir din? Allah insanı ne ile sınar? Önce insanlığıyla değil mi? Müslüman’ım deyip fakat bu ŞEREFİN hakkını veremeyen ne kadar çok Müslüman var şu İslam coğrafyasında?! Allah kimseye din polisi görevi vermemiştir.

Camilerde, radyo ve TV’lerde İslam dünyasının bu halini anlatan onca sözüm ona ilahiyatçı var. Her nedense, problemi anlatıyorlar da, problemin kaynağına bir türlü inemiyorlar.

Sen onların üstüne zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver.” (Kaf: 45,) “ Yüz çevirirlerse biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğden başkası değildir.” (Şura:48), “Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin tümünü mutlaka inandırırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın.”(Yunus:99 “Akıl etmeyenlerin, düşünmeyenlerin üzerine pislik yağdırırız.”( Yunus:100) Görüldüğü gibi Allah, uyarıda bulunmakta ve kendisine kulluk ve ibadet etmeyenlerin dünyada cezalandırılmalarını emretmemektedir. Kuran yine açık bir şekilde: “Dinde baskı, zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur.”” (Bakara: 256) demektedir.

Bizim sıfatımız ne, bizde hangi yetki var ki, “Allahuekber” diyerek Müslüman kanı akıtmaktayız? Onun için problem belli… Fakat üzerine gidilemeyen problemin kaynağıdır. Eğer o kaynakları kurutamazsak; Müslümanların iki yakası bir araya gelmeyecek ve içler acısı durum sürüp gidecektir.

Esen kalınız.  

 

NOT. Bakalım kaç kişi beni imansızlıkla, mezhepsizlikle suçlayacak?

Yorumlar