İSTANBUL AYVANSARAY ÜNİVERSİTESİ

Esad’ın Anlaşılmaz Hatası ve Karışan Suriye

07 Nisan 2017
Esadın Anlaşılmaz Hatası ve Karışan Suriye

 

ABD, Suriye rejimine ait Şayrat Hava Üssünü 7 Nisan 2017 sabahı vurdu. Müslümanların birbirlerine “Hayırlı cumalar” diyeceği günün sabahı 59 Tomahawk füzesi beklenmedik bir şekilde Esad rejimine ait askeri üsse dehşet yağdırdı. ABD Başkanı Trump, blöf yapmadığını gösterdi ve Suriye'ye füze harekâtı için açıklama yaptı: “Kimyasal saldırının yapıldığı askeri üsse saldırı emrini ben verdim. Suriye’deki füze operasyonu ABD'nin güvenliği için elzemdi!

ABD’nin açıklamalarına göre Şayrat hava üssünü vuran füzeler, Doğu Akdeniz’deki ABD gemilerinden atılmış. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), saldırı öncesinde Rus askerlerinin bu üste bulunduğunun bilindiği ve gün içerisinde Rusya’nın bilgilendirildiğini de açıkladı. Akla gelen sorulardan biri şudur: Hava üs vurulurken Rus hava savunma sistemi neredeydi?

Yedinci yılına giren iç savaşta ilk kez Suriye’deki hedeflere füze saldırısı düzenleyen ABD Donanması, Tomahavk Cruise füzelerini sabahın erken saatlerinde (04.40) ateşledi. Bu beklenmedik saldırı tüm dünyada anında yankı bularak televizyonların yayınlarını kesip bu gelişmeye odaklanmalarına sebebiyet verdi.

ABD Başkanı Trump, Çin lideri Xi Jinping’le buluşmadan hemen önce Washington saldırıyı duyurdu. Çin yönetimi, Rusya ile birlikte Esad rejiminin en önemli destekçileri arasındadır. Sanki bu hareketle Çin’e; “Kuzey Kore’nin çılgınlıklarını durdur, yoksa ben devreye gireceğim!” şeklinde bir mesaj verilmek isteniyor gibiydi.

ABD, daha birkaç gün önce “Esad’ın geleceğine Suriyeliler karar verir!” diyerek, Suriye’deki mevcudiyetlerinin tek sebebinin IŞİD’le mücadele olduğunu söylemişti. “Bu Suriye saldırısı da nereden çıktı?” diyen olabilir. Çünkü Suriye’de “Cin şişeden çıktı!” Cini şişeden çıkartan da İdlib bölgesinde sivil insanlara atılan kimyasal bomba oldu. 12’si çocuk, 86 sivil ve masum insan Esad’ın pilotları tarafından katledildi.

Bu olayın ardından Beyaz Saray Sözcüsü Spicer, “Bugünkü menfur kimyasal saldırı uygar dünya tarafından göz ardı edilemez. Esad rejiminin bu hain eylemleri, önceki (ABD) yönetimin zayıflığının ve kararsızlığının bir sonucudur!” diyerek, Obama’yı suçlamıştı.

Trump ise kimyasal saldırının ardından Beyaz Saray’da Ürdün Kralı Abdullah’la ortak basın toplantısında Suriye konusundaki kararlılığını “Perşembenin gelişini, çarşambadan belli” edercesine tüm dünyaya şöyle duyurdu: “Bu olay Esad ve Suriye’ye tavrımızı değiştirdi!” Böylece Trump, makamında 3 ayı bile doldurmadan son derece riskli bir kararı vermişti.

Idlib’teki vahşet, Esad rejiminin yalanlayamayacağı kadar kesin izler taşımaktadır. Bu vahşet, Esad’ın anlaşılmaz bir hatası, hatta devlet terörüdür. Bundan sonra sadece “Kendim ettim, kendim buldum!” diyebilir. Bu hareket bile gösterdi ki, artık Suriye’nin geleceğinde Esad olup olmayacağına artık Suriyeliler karar veremeyecektir! Maalesef ABD resmen devrededir.

Bundan sonra ne olacak? Suriye’de iç savaşın biteceği beklenirken durum tekrar değişti. ABD’nin füze hamlesine karşılık Rusya, BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırdı. Rusya’nın silahla mukabele yerine diplomatik olarak operasyonun meşruiyetini tartışmaya açmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu girişim sonuç vermeyecek gibiyse de, en azından taraflara biraz daha “sağduyu” ile düşünme zamanı tanıyabilir. Çünkü artık en gerekli şey sağduyudur!

Bu harekâttan zararlı çıkacak ülkelerin başında Türkiye var. Olay duyulduğunda dolar zıpladı. Turizmde “savaş bölgesine yakın” diye iptaller başlayabilir. IŞİD’le savaş sekteye uğrayabilir. Bu da Türkiye’ye olumsuz yansıyacaktır. İnşallah yeni bir sığınmacı dalgası daha başlayıp, gene binlerce sığınmacı Türkiye’ye dolmaz. İsrail savaşa dâhil olmaz. Sağduyu tekrar yeşerir!

 

Son Söz: ABD’nin Esad rejimine karşı harekâtının devamı halinde Suriye’de PYD-PKK, bölgede İsrail ve Barzani kazançlı çıkacaktır. Tabii IŞİD ve benzeri radikal terörist gruplar da. ABD’ye ilk desteği veren Suudi Arabistan, Esad rejimi yanındaki İran’la giderek husumeti arttırmaktadır. Devlet adamları savaşı körükleyen değil, itidal telkin eden ve çabalayan tarafta olmalıdır. Türkiye, “Devletin ortak aklı” ile karar vermeli, olur olmaz beyanat vermemelidir!

Yorumlar