SON DAKİKA

Bu Kör Dövüşünün Mağduru Kim Olur?

16 Mart 2017
Bu Kör Dövüşünün Mağduru Kim Olur?

 

Son günlerde gözümüzün önünde olan yeni bir kriz var ve kör dövüşü tabiri tam da bu krizle örtüşüyor.

Genelde Türkiye ile AB ülkeleri arasında, özelde de Türkiye ile Hollanda arasında bu kriz ve giderek  kör dövüşüne de dönüşmekte.

Şimdi bu kriz hakkında  düşüncelerimi yazacağım:

Tabii ki meseleye doğru teşhis koyabilmenin için  fotoğrafın tamamına bakmak ve bakmakla da kalmayıp fotoğrafı iyice görmek gerekir.

Fotoğrafın bir yanında çatırdayan ve aşırı sağ düşüncelerin hakim olmak üzere olduğu AB ülkeleri var, bunun ilk örneği de İngiltere’nin halk oylamasıyla “zaten pek de kuvvetli bağlarla bağlanmadığı” AB den kopması var ve “kuvvetle de muhtemel ki” arkası da gelecek, arkasından AB ülkelerinin bazılarında ırkçı partilerin  iktidara gelmeleri de kaçınılmaz görüşüyor.

Avrupa’da bu örnekler yeni değil;

Benzer durumlar 1929 dünya ekonomik krizinin ardından da olmuş ve Avrupa Hitler ve Mussolini’nin elinden 2. Dünya savaşına sürüklenmişti.

O zaman hedef alınanlar Avrupa Yahudileriydi ve o savaşlar milyonlarca insanın canına mal oldu;

Şimdi ise hedefte Müslümanlar özellikle de Türkler var;

Çünkü ırkçı politikalar sürekli düşmanlar yaratırlar onların sermayeleri de budur.

İşte size müstakbel mağdurlar ve mağdurlar sadece onlardan ibaret de değil.

Ülkemizin başında da siyasi kavgadan beslenen ve sürekli mağduriyetler yaratarak onlardan oy devşiren bir yönetim anlayışı var ve bu anlayış  dış politikada da aynı metotları kullanıyor.

Diplomasinin dili bu değildir siz ülkenizde düşmanlık siyasetiyle arkanızdaki safları sıklaştırabilirsiniz belki ama bunu yaparken karşınızdaki safları da sıklaştırırsınız bunun sonu da sürekli olarak gerilim ve çatışmadır.

Burada belirtmek istediğim bir konu daha var;

Hollanda’nın yaptığı gibi Türk bakanın konsolosluğa girişimini engellemek be bakanın uçağını indirmemek de olacak şey değildir ve bence de korsanlıkla eş değerdir.

Benim şahsen hükümet muhalifi olmam bu görüşümü de referandumda vereceğim oyun rengini de asla değiştirmez, kesinlikle  gaza gelmem.

Bu konudan oya devşirilebilecek mağduriyet çıkacağına da inanmıyorum.

Ama burada mağdur olanlar çıkacak tabii;

Şimdi o mağdurları yazacağım;

İlk mağdurlar AB ülkelerinde çalışan gurbetçilerimiz olacak hele de oralarda kaçak çalışan işçilerimiz.

Tabii AB ülkelerinde iş yapan iş adamlarımız da mağdur olacaklar ve bu vatandaşlarımızın sayıları da milyonları buluyor.

Peki sadece onlar mı?

Onların Türkiye’de en dört beş katı da karşılığı var hepsinin kökeni Türkiye’de çünkü.

Adım gibi biliyorum bu yazıyı okuyan herkesin Avrupa’da çalışan çok sayıda yakını vardır;

Tabii benim de var.

En hafifinden “çifte vatandaşlığın kaldırılması bile”  mağduriyettir ama en ağır mağduriyet sınır dışı edilecek gurbetçilerimizde yaşanacaktır.

Hakaret ve aşağılanma da cabasıdır.

AB ülkelerinde çalışan iş adamlarımız da bu mağduriyetten nasibini alacaktır.

Görünen köy kılavuz istemez.

Tabii ülkeler arasındaki ticaret de yatırım da düşecek;

Turizm sektörü de bu çatışmadan etkilenecek;

Bu da kaçınılmaz Avrupalı turistin gelmemesi turizm sektörüne çok ağır yaralar açacak .

Bu yara da ayrı bir mağduriyet doğuracak ve bu da kaçınılmaz bir sonuç.

Anlayacağınız bu kavgadan iktidara oy getirebilecek bir mağduriyet çıkmaz ama ülkemize ve insanlarımıza maddi kayıplar doğuracak mağduriyetler çıkar.

Mağdur hepimiz oluruz yani, eninde sonunda da bu mağduriyet öfke olarak iktidardakilere döner ve onlar da “dimyata pirince giderken” evdeki bulgurdan olurlar.

Anlayacağınız hepimiz kaybederiz.

Ve maalesef öyle de olacak.

Çatışma ve düşmanlık siyaseti kısa vadede iktidarlara oy getirebilir ama uzun vadede getireceği sadece yıkımdır.

İşte bunu asla istemiyoruz ve yöneticilerimizi akıl ve mantığın yoluna davet ediyoruz.

İki yanlış da bir doğru etmez.

Yorumlar