SON DAKİKA

İstanbul Ne Kadar Değişmiş Meğerse!

12 Mart 2017
İstanbul Ne Kadar Değişmiş Meğerse!

 

2003 yılında, ilk üniformamı bugün “tarih”e gömülen Deniz Lisesi’ne girişimin üzerinden 35 yıl geçtikten sonra istekle emekli olmaya karar vermiştim. Nitekim aynı yıl Deniz Harp Okulu Dekanı olduğum Tuzla/İstanbul’dan Ankara’daki Milli Güvenlik Akademisi (Bu da tarihe gömüldü) öğretim üyeliğine atanınca, İstanbul’a veda etmiştim. Ankara’da Bilkent, Başkent, Ufuk, Atılım, Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü, Milli Güvenlik Akademisi gibi yükseköğretim kurumlarında lisans ve lisansüstü dersler verdim. 2012’de kısa süreli Mersin’deki özel üniversite de vardı. Her nedense İstanbul’da yığınla üniversite olmasına rağmen içimden gitmek gelmemişti. Üstelik epey de fırsat vardı!

2003’ten beri 2013 yazında “Alo Fatih Hattı”na takılıncaya kadar TV kanallarının pek çok tartışma programları için İstanbul’a gittim. Hatta bazı konferans, sempozyumlar vs için de. Ama genellikle İstanbul’da hiç dolaşmadan, etkinliğin yapıldığı yere gidip geri dönmüştüm.

2003’te emekliliğe karar verdiğimde Ankara’yı mekân seçtim. Çocukların öğrenimi, benim akademisyenliğe devamım için uygundu. Emekli olunca ilk kez oturacağım “kendi evim” Ankara’daydı. Memleket Hatay/Dörtyol’a yakın ve tabii ki trafik rahatlığı etkiliydi.

İstanbul’un hem trafiği, hem de “kalabalık kirlenmesi” dediğim hususlar bizleri yıldırsa da, pek çok devre arkadaşım benim düşüncelerimin aksine İstanbul’a yerleştiler. Bu dezavantajlarına rağmen İstanbul’a hayranlıklarını anlayamıyordum. Üstelik hayatımın önemli bir bölümü (gençlik yıllarım dahil en az 10-12 yılım İstanbul’da) geçmesine rağmen İstanbul’a karşı soğuktum.

10 Mart 2017’de gene bir TV programı için teklif alınca İstanbul’a bu kez biraz erken gittim. İlk durağım Haliç kıyısındaki yeni ve şirin bir üniversite idi. Ayvansaray adlı bu üniversite, kıpır kıpır, genç ve yerinde duramayan bir işadamı olan Mütevelli Heyet Başkanı Tolga Yazıcı tarafından adeta oya gibi işlenerek yeniden inşa ediliyor.

Daha önce Plato Meslek Yüksek Okulu adını taşıyan, Ayvansaray Caddesi üzerinde ve “sur içindeki” bu üniversite, Haliç sahilinde geleceğe hizmet için yelkenlerini şişiriyor. İşte bu üniversitenin balkonundan Haliç’e bakınca, insanların neden İstanbul’a hayran olduğunu hatırlamaya başladım.

İstanbul’un güzel bir bahar günü Ayvansaray’dan Eminönü’ne doğru yürüyünce daha da keyif aldım. Haliç tertemiz olmuş. Sahilde dizi dizi yatlar ve motorlar var. İskeleler tertemiz ve karşılıklı yolcu taşıyan vapurlar var. Ancak bu arada bazı eksiklikler de yok değil. Mesela Unkapanı’ndaki köprünün deniz (Haliç) tarafında yaya yolcuların karşıdan karşıya geçebilmesi için bir formül üretilmemiş!

Gene de bir yolunu bulup, azıcık da cambazlık yaparak Haliç boyunca yürümeye devam ettim. Şaşkınlıkla karışık hayranlıkla etrafı izleyerek yürürken yanımdan geçmekte olan üç kişiden biri, “Efendim Merhaba!” dedi. Bu kişiler beni tanıyan Nasır ve Deniz Lisesi’nden beri tanıştığımız bir devre küçük meslektaşlarımızdı. Ayaküstü Haliç’in güzelliğine olan hayranlığımı onlarla da paylaştım. “Belli zaten, etrafınızı görmüyordunuz!” dedi aksaçlılar…

O gün Mahmutbey’e azıcık girdim. Mısır Çarşısı’na daldım. Ankara’da aynı anda bir yerde göremeyeceğim pek çok şeyi burada gördüm. Ankara’da otobüs veya metro kartı kullanmaz iken İstanbul’da kart aldım ve yükledim. Bu arada kartların halk otobüslerinde de geçmesine şaşırdım. Keşke Ankara’da da uygulansa!

Şaşıracak çok şey vardı. Otobüsle Tophane’den Tarlabaşı’na ilerleyince tünelle karşılaştım. Taksim’de son anda indim. Taksim’de kalacağım otel Sıraselviler’deydi. Sıraselviler demişken, 1968’den beri bildiğim bu yerde hiçbir zaman selvi görmediğimi hatırladım.

Bir de Taksim geceleri var. TV kanalından gece yarısından sonra 02.00 civarında Taksim’e geldiğimde ortalıktaki insan ve çoğu yiyecek satan işyerlerinin sayısı gündüzden az değildi.

 

Son Söz: Boğaz’a, Fenerbahçe’ye ve Adalara değinmedim bile. İstanbul bir başkaymış!

Yorumlar