Varlık Fonuna Devredilmek İstenen “Ülkücüler”

09 Mart 2017
Varlık Fonuna Devredilmek İstenen “Ülkücüler”

 

Bu başlık bazı ülküdaşlarımıza çok yakışıksız gelecektir farkındayım!

Lakin şu, kimsenin kendisine yakışır hareket etmediği, aksine birbirini itham ederek birbirinin ülkücülüklerini, bu işin sanki bir mezirosu varmış gibi ölçerek yaftalayıp ötekileştirdiği atmosferde;  “Ülkücü Hareket”in içine düşürüldüğü bu durumdan kimlerin kazançlı çıkacağını görüp bunu ifade edebilme cesaretini kendinde bulan ülküdaşlarım durumun vehametini ifade eden tanımın bu başlık olacağını net bir şekilde anlayabilirler diye düşünüyor diğer ülküdaşlarımın ise sabırla yazıyı okumasını tavsiye ediyorum.

Ülküdaşlık Hukuku herkes tarafından dillendiriliyor iken,

Hak-Hukuk tanımaz Ülkücülükleri ile sahneye çıkan bazı şefkatli eller yarım bırakılan işleri tam etmek için gene genç ülküdaşlarımızı kullanıyor ve bunu töre olarak argümanlaştırıp bir hareketin kutsaliyetini yerden yere çalıyor.

Oyunun farkındayız!

Üç hilâlli kürsülerin devrildiği geçmiş yıllarda bayrak üzerinden siyaset yapanların bugün gönderdikleri taşeron görevi gören ve fakat birçoğunun töre kabulü dolayısıyla içerisinde bulundukları kalabalıklarca Türk bayraklarını ve üç hilalli bayrakları nasıl çiğnediğini o bayraklı kürsülere nasıl saldırdıklarını görünce;

Son 15 yıllık ülke siyasetinde yaşadığımız;

Habur Rezâleti,

Ergenekon Zırvâları,

Kozmik Odalara Girişler,

Açılım-Saçılım Süreçleri,

17-25 Aralık Yolsuzlukları,

Ülkücülere yönelik gerçekleştirilen “Şafak Operasyonları” ve hakaretin bini bir para olduğu dönemler

Ülküdaşlarımızdan “Hasan Şimşek, Cengiz Akyıldız, Fırat Çakıroğlu”nun şehit edildiği dönemler

Ülküdaşlarımızın bulundukları mevzilerde yaşadığı soruşturmalar, tutuklanmalar olduğu süreçte, vb. durumlarda ülkücülere itidal çağrısı yaparak sürekli bir ateşi söndürme gayretinde olanların,

Ülkücülerin sokaktan çektirilmesi iddiası ile kendilerini övdürenlerin bugünlerde sürekli yangını körükleyerek, tarihi kavgaları yeniden ateşleyerek makamları uğruna Ülkücüler üzerinden can siperâne mücadele etmesini hangi ülkücü vicdan kabul edebilir merak ediyorum!

Bir Ülkücünün diğer bir ülkücünün kanını dökmesinin haram olduğu öğretilirken o şerefli yıllarda, şimdilerde “Ülkücümetre” ile birbirinin ülkücülüğünü ölçen canının istemediğini hain, canının istediğini Ülkü devi yapar bir noktaya nasıl geldik bizler!

Ülkücünün iradesinden ve şahsiyetinden korkup birbirine düşürmekten zerrece imtina etmeyen bir aymazlığa nasıl ulaştık!

Birbirini sadece aynı davaya baş koydukları için kardeşten öte gören insanları nasıl oldu da siyaset kazanında çamura bulaştırdık!

Aynı kaba kaşık sallayıp varlığı ve yokluğu birlikte bölüşen insanları iradeleri ve şahsiyetlerinden ötürü ne zaman ötekileştirir acaba diye sorgular olduk!

Bugün ve dün ekranlarda boy boy yayınlanan görüntüler işte bunun beyanıdır dostlar!

Merhum Başbuğmuz Alparslan Türkeş'i kendine siyaset malzemesi yapan hadsizlere,

Recep Tayyip Erdoğan'ın posteri altında “Ülkücü Gelecek” diyen ülkücü tavır yoksunlarına,

AK Parti'nin içerisinden Ülkücü Harekete yön veren mirasyedi isimlere,

Daha düne kadar seni bu milletin önünde yargılamazsam namerdim diyerek bugün gerekirse Almanya'ya seyahatinde kendisine eşlik ederim noktasına gelen siyasi tavır kırılmalarına,

AK Parti mitinglerinde bozkurt yaparak ihale kovalayan bir takım kendini kaybetmişlere,

Osman Gökçek ile iş ortaklığı yaparak kendisine ülkücü siyasette makam ziyaretinin yolunu açan ülkü devlerine,

Recep Tayyip Erdoğan'ın tek adamlığının Milliyetçi Hareket Partisi'ni asimile edeceğini alenen beyan etmiş kurt görünümlü Anayasa Hukukçusu Kuzu'lara... vb.

 

Seslerini diplomatik bir üslupla çıkarıp kırı kırk yaran “Töre” savunucuları, İradesini ve Şahsiyetini “Ülkücü Tavır” dan yana koyup beyan etme özgürlüğünü kullanan kurucu idealleri savunmayı kendine şiar edinmiş ülküdaşlarına Bayramlaşma süreci ile başlatılan baskıcı ve öfke dolu yaklaşımlarının dozunu giderek arttırıyor!

Her biri bir dönem Ülkücü Hareket'in bayraktarlığını yapmış isimler her geçen gün hain, şahsiyetsiz, töresi bozulmuş ..vb. gibi aşağılanma ve ötekileştirme söylemleri ile bu hareket içerisinde sıkıntıya maruz bırakılıyor.

Yapmayın dostlar, ülküdaşlar!

Birilerinin makamlarını sağlamlaştırmak adına kendi saf töre anlayışınızı ve geleneklere sahip çıkma arzunuzun manipüle edilerek kullandırılmasına müsade etmeyin!

Bu duygu ve düşüncelerimle,

 

Ahde Vefa İmandandır” diyen ülkücüleri özleyen,

Ülküdaşlık hukuku daim olsun şiarı ile tüm ülküdaşlarımıza hoşgörü ve sevgi ikliminde iradelerini “Ülkücü Tavır” dan yana “HAYIR” da kullanmalarını arzu ediyorum!

Varlık Fonu'na devredilen şirket ve kurumlar gibi Recep Tayyip Erdoğan ve avâresinin siyasi ikliminde “Ülkücü Hareket” in manipüle edilerek geleneklerinden uzaklaştırılmaması için,

İlerki süreçlerde tarihin “Varlık Fonuna Devredilen Ülkücüler”  diye bizleri yazmaması için,

Cumhuriyetimiz ve Demokrasimiz için,

#ÜlkücüTavırHayır diyorum!

Yorumlar