SON DAKİKA
DİVAN

Bir Rüya Daha

07 Şubat 2017
Bir Rüya Daha

 

Bir rüya daha gördüm…

Hayır olsun, derler bir rüya gördüm dersen. Ben de kendime diyeyim: Hayır olsun.

Mübarek rüya değil heyecan ve strateji dolu macera filmiydi. Hani eskiden bir tabir vardı: Renkli, Türkçe, sinemaskop… Tam da öyle işte!

Nasıl mı, anlatayım efendim…

Bir ağacın altında uyuyorum. Biri dokunuyor omzuma… Ak sakallı bir dede…

Kimsin sen?” diye soruyorum. “Dede Korkut!” diyor. “Ben senin hikâyelerinle büyüdüm. “ diyorum. “Bir hikâye daha anlatacağım sana.” diyor “Ama daha önce hiç duymadığın…”

Ve başlıyor anlatmaya…

Evvel zaman içinde bir köyümüz varmış. Nasıl köyse artık, kendine özgü bir yönetim şekli varmış. Yıllar yıllar önce bugün dost düşman herkesin övgüyle söz ettiği Kemal Ata kurmuş bu sistemi. Sistemi kuruncaya kadar da çok mücadele etmiş yedi düvel denen uzak, yakın köylerle. Büyük fedakarlıklar sonunda kurulmuş bu sistem. Birkaç badire geçirmiş köy ama uzun yıllardan sonra artık bir sistem oturmuş. Bu sistemde bir Üst Ağa varmış sözüne saygı duyulan, bir de asıl işleri götüren Muhtar…

Gel zaman git zaman köyde muhtarlığa Talip Ağa seçilmiş. Bir dönem, iki dönem, üç dönem derken kendi koyduğu sınır gündeme gelmemiş mi? O da Üst Ağa olmuş, muhtarlığa da işaret buyurduğu Sıfır Sorun Mucidi Hoca gelmiş. Talip Ağa, Üst Ağa olmuş ama öyle kendinden öncekiler gibi değil… Köydeki herkesin derdini dinleyen, herkese eşit mesafede olan, köy meclisindeki üyelerin hepsine yol gösteren bir Üst Ağa olmamış. Hakkında kimse konuşamaz olmuş. Öyle ki elini eski ekibinin içinden hiç çekmiyor. Her şeye el atıyor. Bakmış Hoca kendine sormadan bir şeyler yapmaya kalkmış, bir işaretle yollamış onu. Yerine adı Bin defa Ali olan bir başkasını getirmiş.

İyi ama yaptığı bu uygulamaların pek çoğu, köyün Ahlak Yasaları adı verilen kurallarına tersmiş. Bir türlü yönetime seçilemeyen muhalefet de eninde sonunda sıranın kendilerine geleceğini, sıra gelince de bu yasa dışı uygulamaların hesabını Köy Ahlak Yasaları Mahkemesinde soracağını söylüyormuş. Hatta muhaliflerden Bilge BilginHesap sormazsam namerdim!” diye bas bas bağırmış kürsülerde… Diğer muhalif Kamil de kürsüden Üst Ağa’nın kural tanımazlığının hesabını soracağını söyleyip duruyormuş. Ama köyün radyosunda, gazetesinde sadece Üst Ağa’nın borusu ötüyormuş. Radyo, gazete Üst Ağa ne derse destekliyor, yaptıklarının doğru olduğunu anlatıp duruyormuş.

Hatta ilginç bir şey…  Üst Ağa, bir defasında Köy Ahlak Yasaları Mahkemesi kurallarına uymayanı yasa tanımazlıkla suçlamış, başka bir sefer bu kurulun kararlarını tanımadığını ilan etmiş. Radyo ve gazete de iki açıklamanın da tam destekçisi olmuş.

Yıllardan beri uygulanan kurallar alt üst olmuş.

Böyle geçiyormuş günler.

Derken Bilge Bilgin, bir gün “Bu yasa dışılık sürüp gitmez böyle, Ahlak Yasaları’nı değiştirelim!” demiş.  “Haydaaa!” demiş ekibindekilerin büyük kısmı, “Hani hesap sormazsak namerttik?” “Vay hainler vay!“ diye laflarını ağızlarına tıkamış Bilge Bilgin. Daha da konuşan olursa ekibin dışına atacağını ilan etmiş. İlan etmiş etmesine ama artık giderek kendisine “Bilge” diyenlerin sayısı azalmış. Acıymış bu durum ama bir o kadar da gerçekmiş.

Üst Ağa, Bilge Bilgin’in bu çağrısına uçarak karşılık vermiş. Palas pandıras yeni yasa önerisi hazırlanmış. Üst Ağa’nın keyfi yerindeymiş. Nasıl yerinde olmasın?

1. Bundan sonra kimse kendisinden hesap soramayacakmış. Gerçi kağıt üzerinde hesap sorulma maddesi varmış ama uygulamada bu imkansızmış. Çünkü çok büyük çoğunluğunu kendi seçtiği üyelerin 12’de 8’inin oy vermesi mümkün görünmüyormuş. Mümkün olsa bile “Ben sizi feshettim.” deme hakkı varmış.

2. Ahlak Yasası Kurulu’nun da çoğunu kendi seçecekmiş. Üstelik kalanlarını da çoğunluğunu kendi seçtiği meclis atayacakmış. Böyle bir kuruldan olumsuz bir karar çıkması da mümkün değilmiş.

3. Her ne kadar tarafsız olmadığını her zaman korkusuzca söylese de bundan sonra yasal olarak kendi ekibinin başına geçeblecekmiş.

4. Neredeyse hesap sorulamaz tek adam oluyormuş.

Artık sıra oylamadaymış. Köy halkı onaylarsa her şey Üst Ağa’nın istediği gibi olacak ve “Reyiz”liği tescillenecekmiş. Köy halkının “Hayır” demesi muhalefetin tek umudu olarak kalmış.

Ve oylama günü belirlenmiş.

Derken…

Uyanıverdim. Ne altında uyuyup kaldığım ağaç vardı, ne de baş ucumda Dede Korkut… Her zamanki yatağımdaydım.

Ne olurdu sanki biraz daha uyusaydım. Şu oylama sonucu belli olsaydı bari. Onu da anlatıp gitseydin ya Korkut Ata…

Ya işte böyle… Beni merakımla baş başa bırakıp gitti Dedem Korkut.

Bu arada, bir kere daha yazmıştım. Bir daha yazayım.

Sakın şeytanın avukatlığına soyunmayın.

Ben bu yazdıklarımla bir ülkeden ve onu yönetenlerden söz etmiyorum. Ben kim, ülkeyle ilgili yazmak kim?

Ben bir rüya görmüş ve onu anlatan biriyim sadece…

Sıradan biri…

Yorumlar