SON DAKİKA
DÜŞÜNCEDEN SÖZE

Acıların Göl Olduğu Takvim Yılı: 2016

07 Ocak 2017
Acıların Göl Olduğu Takvim Yılı: 2016

2016, yüreklerimizde derin acılar bıraktı.

O acı tablolara bakalım:

 

I)

Afyon'un Çay ilçesinde yaşayan Ramazan Olcay, kapıya gelen askeri yetkililere “Fatih mi Ferhat mı?” diye soruyor! Ona getirilen haber, “Fatih'in Fırat  kalkanında şehit düştüğü”. O, Silopi'de askerlik yapan Ferhat ile Fırat Kalkanı'nda DAEŞ'le  mücadele eden Türk birliğine mensup Fatih'in, her an şehadet haberinin gelebileceğine kendisini o kadar çok alıştırmış ki yukarıdaki soruyu soruyor: “Fatih mi Ferhat mı!” 

Oğullarının hangisinin vurulduğunu bir baba bu kadar yalın bu kadar gerçekçi başka nasıl sorabilir acaba?

Burada, Hz. İbrahim'in tevekkülü ve Hz.İsmail'in boyun eğmişliği yok mu? 

Burada, kendinden ve evlatlarından geçen kahraman bir baba yok mu!

Vatan ve kutsalların müdafasında hep böyle oluyor babalar! Yüreğine çökse de acılar “İçimde çok acı birikti!” diyemiyorlar!

 

II)

Tam “öküş” (Eski Türkçede 'çok, fazla' anlamında kullanılan bir kelime) sözünün etimolojisini yaparken geldi eski öğrencimiz. Öğretmen olarak atanamadığı için polis olmuştu; diplomasını almak için gelmişti fakülteye;  hem de hocalarıyla selamlaşmak, hal hatır sormak istiyordu. Onu da derse aldık, tahtada "öküş" yazıyordu; o “Acılar biriktiriyoruz içimizde” diyerek anlatıyordu. Biz, 'çok, öküş, biriktirmek' kelimelerinin verdiği ağırlıkla gözlerimizde biriken ve dökemediğimiz yaşları geriye akıtmaya çalışırken o devam ediyordu: “Sabah sekiz kişi çıktık şubeden, akşam döndüğümüzde iki kişiydik!

Yüreğimize yazdığımız cümle şuydu o an: “Öküş acılarımız var, öküş , çok....

Onun yarı bulanık yarı aydınlık bakışlarıyla çevrelenen sözleri şöyle sonlanıyordu: “Hocam, bu coğrafyada acılar bitmez!

 

III)

Fırat'ın kanı birikirken Ege kampüsünün kaldırımlarına, ambulansı engellemeye çalışan, yolları kapatan canavarları korumaya almaktaydı birileri. Ambulans gelemedi, ılık ılık akmaya devam etti Fırat'ın kanı. 

Fırat son olmadı İzmir'de. Şehidin resimli bayrağının önünde bir hatıra çektiren "Fethi polis", destan yazdı! “Benim beden kalemi fethedemeden İzmir Adliyesine giremezsiniz” dercesine siper etti göğsünü! Göğsünü siper ederken çocuklarını, eşini, hasta yatan babasını düşünmedi! Düşündüğü ve tetikte olduğu tek şey “Namertlere geçit vermemek” idi! 

Tıpkı Ömer Halisdemir gibi! Gözünü kırpmadan son kurşuna kadar tetikledi tabancasını. 

Bedeni yere serildiğinde, kanları göl olduğunda beton üstünde tamamlanmıştı onun fethi!

Bu kaçıncı Fetih, bu kaçıncı Fırat! Bu kaçıncı Fatih!

Kaç Ömer, kaç Ali düşecek toprağa?

Asıl zor olan da bu sorulara yanıt vermek!

Polis öğrencimin “Bu coğrafyada acılar bitmez!” cümlesini tashih etmek istiyorum:

Bu topraklarda acılar bitmeli! 

Bunun için akılcı olmak, genel-geçer avuntu sözleriyle oyalanmamak gerekiyor.

Yapılan hatalardan ders çıkararak, hiçbir söylemi istikbale yönelik bir tahvile dönüştürmeyerek bitirebiliriz. Sürekli olarak kendi dışımızdakilerden hesap sorarak değil, işe önce kendimizden başlayarak bu acıları bitirebiliriz!

Devletin hertürlü imkânı elinde olanların,  farklı mazeretlere sığınması bir kez, iki kez kabul edilebilir, ama sürekli mazeret üretmek ve hep başka akılların devrede olduğunu söylemek, kendi aklımızı hafife almak değil midir?

Akıl, bize sorunların üstesinden gelebilmek için verildi!

Yoksa her nutukta, her mazerette ilerisini gerisini hesaplamadan alkış tutanlar bulunabilir! 

Alkış, acıların göl olduğu yerde gölgesi bile olmayacak bir istektir!

Yorumlar