Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

SON DAKİKA

İki Büyük Devrimci: Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemâl - 9

09 Ocak 2017
İki Büyük Devrimci: Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemâl - 9

 

MUHAMMED MUSTAFA İLE MUSTAFA KEMÂL’İN ORTAK KADERLERİ VE ÖRTÜŞEN HAYATLARI     

İkisinin de adı Mustafa. İkisinin de çocukluk ve gençliği zorluklarla geçti. İkisi de sıcak bir aile ortamında, analı babalı yaşayamadı. Ancak bu güçlükler ikisini de sarsmadı; aksine, bu çileler onları güçlendirdi, yapacakları devrimlerin zorluklarını göğüslemeye hazırladı. İkisi de dünyâlığa, makâma, şöhrete, zevke düşkün değildi. Onlar bu geçici değerler için yaşamadılar, dünyânın cazibesine mağlûp olmadılar. Dünyalıklar onların önüne çıkınca kenara itiverdiler; yüksek ideallere yürüdüler. İkisi de zorba değildi. İkisi de zulme karşı durdu. İkisi de gönül alıcıydı, severek-sevilerek yüceldiler. Yalan söylemediler, hile yapmadılar, kandırmadılar.

İdeallerini gerçekleştirmek için yola çıktıklarında ikisi de tepkilerle karşılaştı, ciddiye alınmadılar, küçümsendiler, eziyet gördüler, suikastlara uğradılar, yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kaldılar. Muhammed Mustafa, çıkarıldığı anayurdu Mekke’yi geri aldığı gün Mekke’de umûmi af ilân etti. Mustafa Kemâl, aldatılarak Konya İsyanı’na katılanları, İzmir su i kastı’na adı karışan iyi niyetli arkadaşlarını, hain olmayan millî mücâdele karşıtlarını affetti.

İkisi de çalışkan ve üreticiydi. İkisi de doğayı sever ve korurdu. Muhammed Mustafa çalışmadan yenip içilenlerin haram olduğunu, Mustafa Kemâl, çalışmayanın insanlıkla ilgisinin olamayacağını söyledi. Muhammed Mustafa çalışarak nasırlaşan bir eli görünce: “İşte öpülecek bir el” diyerek o eli okşadı. Mustafa Kemâl: “Köylü bu milletin efendisidir” diyerek aynı tutumda oldu. Muhammed Mustafa, “Kıyâmet koparken de olsa elinizdeki fidanı dikin” diyerek doğanın yeşillendirilmesini özendirirken, Mustafa Kemâl, yerinden sökülen bir iğde ağacına bile üzüldü, kurduğu örnek çiftliklerle ulusunu üretime yönlendirdi. İkisi de temizliğe çok dikkat ederdi. İkisi de şık ve güzel giyinirdi. İkisi de savurgan değil tutumluydu. İkisi de paylaşmayı severdi, sofralarında halktan ve fakir-fukaradan kişileri bulundurmayı severdi.

Her ikisi de yükseldikçe, zirvedeyken bile engin gönüllü oldu. İkisi de sıradan bir insan gibi yaşadı. Bir gün yattığı hasırın izleri Muhammed’in bedeninde izler bırakmıştı. Arkadaşları: “Ey Allah’ın elçisi, sana bir yatak yapalım” dediler. Şu cevabı verdi: “İstemem. Ben bu dünyada bir ağacın gölgesinde yatan, bir süre sonra kalkıp gidecek olan bir yolcu gibiyim.” Mustafa Kemâl Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Söğütözü’ndeki bir arsaya tek odalı, küçük bir dinlenme yeri yaptırmak istedi. İnşaat iki üç günde tamamlandı. Odanın dışındaki bir ağacın dibine kamış otundan örülmüş bir hasır attırdı, yorulduğu zaman o hasırın üstünde uzanıp yatardı. Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemâl’in bu sâdeliklerine bakarken bir de o zamanın imparatorları ile günümüzün “saray” sarasına tutulan Müslüman etiketlilere bakın, aralarındaki farkı görün.

Gerek Hz. Muhammed ve gerek Mustafa Kemâl özellikle kız çocuklarına özel bir ilgi ve sevgi gösterirdi. Hz. Muhammed üç tane kız çocuğunu büyütüp hayata hazırlayanın cennete gireceğini söyler. Mustafa Kemal üç-dört tane kimsesiz kız çocuğunu alıp yetiştirmiş, hayâta hazırlamıştır. İkisi de vefâlıdır; kendilerine ve davalarına yardımcı olan yakınlarını, iyiliğini gördüğü kişileri asla unutmamıştır. Hz. Muhammed ömrünün sonlarına doğru yaşlı bir kadını sıkça ziyâret edermiş. Bir gün eşi Ayşe bunun nedenini sormuş. “Hatîce’nin (ölen eşi) arkadaşıydı…” yanıtını vermiş. Mustafa Kemâl’in Şişli’de İğneciyan adında bir dostu varmış. Anadolu’ya geçmeden önce İğneciyan’ın dostluk ve iyiliklerini görmüş. Sonradan İğneciyan’ın bir Ermeni örgütüne adı karışmış, tüm malları elinden alınmış. Atatürk 1927’de, Dolmabahçe Sarayı’nın önünde bir vesile ile İğneciyan ile karşılaşmış. Eski dostunu görünce kucaklamış, gözleri dolmuş. İğneciyan başına gelenleri Atatürk’e anlatmış. Atatürk yaptırdığı incelemeden sonra İğneciyan’ın haksızlığa uğradığı anlaşılmış, mallarını iâde ettirmiş.

İkisi de barışçı ve merhametlidir. Hz. Muhammed ve Mustafa Kemâl’in yaptığı savaşlar korunma ve yaşama amaçlıdır. Hz. Muhammed’in evrensel mesajı, “toptan barış”tır. Mustafa Kemâl’in “Yurtta sulh, dünyada sulh” sözü Muhammed’in mesajıyla aynı. Hz. Muhammed ve Mustafa Kemâlin devrimleri çok az sayıdaki insanın ölümüyle gerçekleşti.

Hz. Muhammed tek Tanrı inancını yerleştirmekle görevlendirilmişti. Birden çok Tanrı’ya inanmaya, Tanrı ile insanların arasına girilmesine ve putçuluğa şiddetle karşı çıkmıştı. Bu noktada Atatürk aynen Hz. Muhammed gibidir. Mustafa Kemâl’in değişik yer ve zamanlarda, Tanrı ve İslâm dini ile ilgili konuşmaları, tek Tanrı inancına sâhip olduğunu gösterir. Türk ve İslâm dünyasındaki din bilginlerinden çoğu bu noktada Mustafa Kemâl’in eriştiği tutarlı din mantığına erişebilmiş değildir. Bu yönüyle Mustafa Kemâl, İlâhiyat Fakültelerinde tez konusu edilmeli, dosdoğru anlaşıldıktan sonra halkımıza anlatılmalıdır.

Devrimler/inkılâplar gelişme, olgunlaşma (tekâmül) özellikli olur. Devrimler dinamiktir. Statik, her hâl ve yönüyle durağan bir düşünce doğal olarak ölür. Bir sistem, içinde barındırdığı güzellikleri yaşatır ama, anlamsız ve yararsız hâle gelen yapılanmaları atar. Hz. Muhammed ve Mustafa Kemâl’in devrimlerinde bunu görürüz. Bu anlamda ikisi de gelenekçi değildir. Hz. Muhammed içinde yaşadığı sistemin zâlim, sömürgeci, hurâfeci, sürüleştirici, putçu, uyuşturucu, oyalayıcı vs. tüm geleneklerine karşı çıktı; “biz atalarımızdan bunu gördük, sen bizi geçmişimizden koparıyorsun” itirazlarına hiç aldırış etmedi, “haydi atalarınız yanlış yapıyorsa, aklınızı çalıştırmıyor musunuz?...” dedi. Aynı tutumu Mustafa Kemâl’de de görürüz.

Mustafa Kemal’in şu sözlerine bakın: “Uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve teknoloji alanında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur. Uygarlığın buluşları, tekniğin hârikaları, dünyayı değişiklikten değişikliğe sürüklediği bir dönemde yüzyıllık köhne düşünüş biçimleriyle, geçmişe düşkünlükle varlığını koruması mümkün değildir.”[1]

Bu bilgiler bize Hz. Muhammed ile Mustafa Kemâl’in birbirlerine çok benzediklerini gösteriyor. Bu iki büyük insanı birbirine karşı imiş gibi anlatımlar yanlıştır. Mustafa Kemâl Hz. Muhammed’in yaptıklarını onaylar. Mustafa Kemâl, Muhammed’in emirlik ve saltanat kurmadığı, zorbalık yapmadığı, istişareye (danışma/meclis) önem verdiği, adâletle iş yaptığı tespitinde bulunur.[2] Mustafa Kemâl Hz. Muhammed’i sever, bir asker olarak Muhammed’in askerî dehâsını över. Bir gün, Hz. Muhammed’i küçültür tarzda konuşmalar yapılınca: “Bu bahsi kapatın… Peygamberleri küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz” der, Hz. Muhammed ile ilgili olarak şu tespitte bulunur: “O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O ölümsüzdür.”[3]

Muhammed Mustafa ölmeden önce Müslümanlara Kuran’ı emânet etmiş; ilkellik ve akılsızlığa tekrar dönmeyin, bölünmeyin demişti. Mustafa Kemâl de bize Türkiye Cumhuriyeti’ni emânet etti, ilkellik, gericilik ve sürüleşmeyi bir daha diriltmeyin dedi.

Görüldüğü gibi başta örgütlenme, özgürleşme, uygarlaşma gibi ana konularda ve daha birçok konuda Hz. Muhammed ile Mustafa Kemâl aynı çizgidedir. Çünkü ikisi de devrimcidir.

Her devrimin bir kaşı devrimi, her devrimcinin bir sevmeyeni olur. Muhammed Mustafa’nın devrimi ile Mustafa Kemâl’in devrimine karşı yapılan karşı devrimler İslam ve Cumhuriyet devrimlerinin gövdesine sızmışlar, mikrop üreterek, destek alarak, İslâm’ı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmağa çalışıyorlar.

Bize düşen görev, karşı devrimleri ve karşı devrimcileri etkisiz kılmaktır.     

 

BİTTİ

 

 

 

[1] Utkan Kocatürk, age s 196.

 

[2] Mustafa Kemâl Atatürk,  Eskişehir-İzmit Konuşmaları (1923), s 200-203, Kaynak Yy İstanbul, 1999.

 

[3] Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kuran Kültürü s 269-270, İlgi Yy İstanbul, 2006.

Yorumlar