Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

SON DAKİKA
YAŞAMIN İÇİNDEN

Öfkem Nerelerdesin?

02 Ocak 2017
Öfkem Nerelerdesin?

 

Yolda gidiyorum, öyle de sakinim ki... Müziğim açık, keyfim yerinde; işler tıkırında yüzümde keyifli bi gülümseme... Hayat bana güzel sanki... O da ne birden trafik sıkıştı, sıkılıyor muyum ne... Aaa, kadının yaptığına bak… O da ne arkamdan sinirle sollayan adam nasılda basıyor kornaya... Ben de basıyorum hem de hınçla; sanki kornaya basan avuç içimlerimde çoktan basıp gitmiş, hiç tanımadığım sürücü...
Ve içimden bir ses:

-Ne bu hal diyor?

Kalbim yerinden fırlayacak.... Hala söyleniyorum.... Bilmediğim sözler fırlıyor ağzımdan, normalde hiç kullanmadığım... Nerden çıktı bu öfke?... Bu adam kim?... Bu sakinliğin bu dinginliğin ardında gizlenmiş öfkem kimin. .Sahiplenmek istemiyorum, yakışıksız buluyorum, ne biraz önce çalan Bizet’ten dinlediğim melodilere ne de mırıldandığım  şarkı sözlerine uyaklı… Savurduğum nahoş sözler. .Peki, kızdıran çoktan tozu dumana kattı ve gitti... Kim bu öfkenin sahibi... Alsın ve gitsin lütfen… Gidemez diyor içimdeki susmayan ses, o senin... Öfkemle konuşmaya başlıyorum çaresiz... Öfkeme de öfkelenecek halim yok ya... Bana kızmasına kızdım, diyor yine ses... Tahammül edememesine, aceleciliğine kızdım... Öfkelenmekte acele bir tek o muydu?

Öyle köşeye sıkıştırıyor ki beni sesim, bahanelerim duyulmayacak kadar cılız kalıyor... Susuyorum... Başkasının öfkesi beni öfkelendirmeyecek hale gelinceye kadar da susmaya karar veriyorum... Derinlere en derinlere başlıyor, yolculuğum... Trafiğe benzetirdi bir hocam  yaşadığımız hayatı... Her an değişen o kaosun içinde nasıl yol aldığın önemli derdi. İçindeki dinginliği sarsmadan, sakince en sıkışık trafikte yol almaktır yaşam sanatı... Bu kadar kolay öfkelendirmemeli, güçlü olmamalı; hiç bir hareket, hiç bir sollama ve korna... Sevgili hocama, şimdi buralarda olsa da  sorsam; etrafın onlarca öfkeyle sarıp sarmalanmışken, nasıl direksiyon sallanır... Geçenlerde okudum; bir kadını döverek öldürdü ona bağardı diye taksici... Taksicinin öfkesini ve taksiciyi bir katile döndüren öfke arenasının ortasında, kendi küçücük  öfkemle kalakaldım... Her geçen gün onlarca haber okuyoruz medyada, etrafımız üçüncü sayfa haberlerle sarıldı... Eskiden saatlerce etkisinde kalır, sohbetlerimize taşırdık. Şimdi ise şaşırmaz olduk, kanıksadık her birini... Tüm bu kabullenişlere de öfkeleniyor muyum? İçimdeki sesim, suskunluğunu bozdu... İyilik ve sevgi nasıl bulaşıcıysa; öfke de öyle... Sen klasik müziğini aç ve en orta şeritten devam et usulca, sakince...

Gözlerini kırpmadan insan öldürenler uçuştu etrafıma, insanı insan olmaktan çıkaran nasıl bir öfke tufanı sarıyordu benliklerini... Neydi, bunların kaynağı? Neredeydi, öfkelerin gizli sığınağı. Aç kaldığında, saldırganlaşan mağarasından çıkmış bir varlığa döndüren duygunun beslendiği büyüdüğü yerler nerelerdeydi? Onlarca yer ve olay olabilir, dedi iç sesim onlarca neden... Peki, saldırganlaştıkça, dışarı çıktıkça neden buharlaşmıyor; etrafa yayılıyor ve çoğalıyor. Etrafa bu kadar zararı olan bu duygunun, içimizde yaptığı hasarı düşünmek bile istemedim... Ve hayal ettim; bu öfkenin  panzehirim bir tek  sevgi kaplasa bir gün içimizi, dışımızı... Ne güzel bir dünya olur... Kornalarda ne güzel çalıyor bugün... Bir şeyler söyledikleri kesin. Müziğin sesini biraz daha açıyorum... Birazdan yol açılır nasıl olsa...

Yorumlar