SON DAKİKA

Var Olmak

29 Aralık 2016
Var Olmak

 

Ülke insanımız huzursuz. Birileri çıkıp: “Rejim tehlikede, diğeri demokrasi, özgürlükler, yargı bağımsızlığı, kanun önünde herkesin eşitliği, açık ve şeffaf yönetim anlayışı yok ediliyor. Diğeri, yeni 15 Temmuz darbesi geliyor diye propaganda yapıyor. Bir başkası ekonomik kriz geldi / geliyor, Ötekisi güneyimizde yeni devlet kurma çalışmaları sona geldi,” diyor. Ülkenin parçalanması konusundaki koro çok uzun zamandan beri çalıp söylüyor.

Oysa bilmiyorlar ki Türk milleti tarihsel kavşak noktalarında -son olarak Birinci Dünya Savaşı’nda- birbirine tutunarak ve güvenerek ayakta kaldı. Yüz yıl sonra bölgemizde ve dünyada oyun yeniden kuruluyor. Türkiye yeniden kurgulanan bu eskimiş yeni düzende küçülmeyi ve parçalanmayı değil, kendi hakları başta olmak üzere -yüz yıl önce olduğu gibi- mazlumların haklarını savunacak aklı ve birlikteliği üretmelidir.

Şimdiye kadar ülkenin görünmeyen egemenleri, ürettikleri kaosun çaresini kendileriymiş gibi gösterip Türk milletine bir esaret döngüsünü özgürlük diye sundular.

Ayrıştıran, ötekileştiren indirgemeci bir dilin ülkede hâkim olmasını sağlayanlar; Türk milletinin özünde var olan bütünleştirici, paylaştırıcı özelliklerini yok etmeye çalıştılar. Kendi çıkarlarını toplumsal çıkarlarla bütünleştirmiş, paylaşımcı bir topluma, kutuplaşma, kaos, gerginliğe dayalı bir çatışma dayatamazsınız.

Siz, “Türkiye’ de ve Ortadoğu’da çatışma var.” diyorsunuz.  Bunun nedenini de etnik ve mezhepsel olarak algılıyor olabilirsiniz. Eğer bu farklılıklar -bizim böyle bir geleneğimiz yoktur, Türk medeniyeti farklılığı kendine bir zenginlik olarak görür-  farklılıklar bir çatışma nedeniyse, ABD başta olmak üzere bütün dünya yangın yerine döner.

Gelişmiş ve gelişmekte olan bazı ülkeler, son elli yıldan beri kendilerinin savaşı yerine daha ucuz maliyetli olan vekâlet (terör örgütleri) savaşları üzerinden kendi çıkarlarını koruyor / korumaya çalışıyor. Bu sürecin en önemli parçalarından biri de hedef ülke toplumlarının değer yargılarını yıpratacak, değiştirecek kavramlarla ve algılarla oynamak olmuştur. Ülke içinde kamplaştırmak istedikleri guruplara yönelik tezler ortaya koymak / koydurmak, bu tezlere karşı çıkanları ise bir linç politikası ile toplumun dışına atarak yalnızlaştırmak; şimdiye kadar bütün bildiklerini sorgulayan topluma asimetrik psikolojik bir operasyonla, yeni doğrular kabul ettirmektir.

Pavlov tekniğiyle -yaşadığı travmatik süreçle kimliksizleştirilen toplum- istenilen biçimde algılayan ve davranan bir yapı halini alıyor. Size bir örnek vereyim; bizde önce terör, daha sonra bölgesel, şimdi de Kürt sorunu var diyorlar. Bunun aksini söyleyenlere, marjinal, ırkçı, faşist vb. ne kadar hakaret vari söz varsa sıralanıyor. Oysa kardeşçe birlikte yaşamak -Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir- varken; indirgemeci bir anlayışla etnik ve dinsel kimlikler üzerinden “var oluştanımlamak veya bunu bütünleyici bir referans olarak görmek, insanın aklı ile alay etmektir

Türk düşmanı ve sözde müttefiklerimiz, postmodern bir biçimde devlete içeriden ve dışarıdan bütün güçleri ile saldırmaktadır. Türk Milleti’nin milli ve manevi değerleri; altüst edilmiş, kutsallarının üzeri örtülmeye çalışılmıştır. Bu durum “Aydın”larda bekle gör polikasına, halkın çoğunluğunda ise suskunluğa yol açmıştır. Haklı diyen de fısıldıyor, haksız diyen de fısıldıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mensupları büyük bir yıpratma politikasına tabi tutulmuş, medyada iş görenler açıktan söylediklerini şimdi gizli mesajlarla verir olmuştur. İletişim alanının sermaye sahipleri değişse de aktörlerin büyük bir kısmı, gömlek değiştirerek, yapılan yanlışları tarihsel zeminden kopararak kendilerine meşruiyet kazandırarak kamplaşmaya su taşımaya devam etmişlerdir / etmektedirler.

Türk tarihinin bize verdiği tecrübeler ışığında, coğrafyamızın bize emrettiği devlet yapısı: Merkezi – Milli – Üniter devlet yapısıdır.

Biz tarihin hiçbir döneminde el ovuşturup merhamet dilemiş bir millet değiliz. Son olarak Birinci Dünya Savaşı’nda, hakkımızda verilen hükme razı olmak yerine, kendi yolumuzu çizmeye, bedeli neyse ödemeye talip olmuşuz. İmkânlarımız var mıydı tartışılır; ancak bunu gerçekleştirecek irademiz vardı. Bu günde eksiklerimiz olabilir ama Türk milletine rağmen, bu milletin kaderini kimse belirleyemez.

Bütün dünyaya yeniden haykıracağız: “Ya istiklal Ya Ölüm” – “Ne Mutlu Türküm Diyene

Yorumlar