DADAŞIN SESİ

Erzurumlu Müftü Başkapan’ın İspir’de Kalma ve Direnme Kararı.

25 Şubat 2017
Erzurumlu Müftü Başkapanın İspirde Kalma ve Direnme Kararı.

Erzurum’un İspir ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98.Yıl dönümü kutlu olsun.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken bir çok olumsuzlukla baş göstermekteydi ki bunlardan Doğu Anadolu ve Osmanlı İmparatorluğu için çok büyük önem arz eden Enver Paşa komutasındaki iki kolordumuzun Sarıkamış taarruzunda Allahu ekber Dağlarında donarak mahvolması, beklenen müdafaanın yapılmasına imkân vermedi. Esasen Osmanlı Devleti Birinci Dünya Harbine hazırlıksız girmişti. Bu sebeple ordularımız düşman karşısında çekil­mek zorunda kaldı. 1915 senesi Ocak ayında Halit Bey (sonradan Paşa), Kafkas Kolordusuna bağlı iyi vatanperver bir Türk kumandanıdır. Düşmanın ilerleyişi karşısında bir şey yapmak istiyordu.

İspir’in erkan ve eşrafı ile konuşan Halit Bey, 1915 senesi Ocak Ayının son haftasında Ispirliler den de aldığı kuvvetlerle Deve dağında ki Rus kuvvetleri ile kanlı bir boğuşmaya girdi. Rus kuvveti, Ödük Yaylasına kadar geri çekildi. Bu sırada Halit Bey Erzurum’un Ruslar tarafından işgal edildiği haberini aldı. Bu haberi büyük bir teessürle, elemle alan Halit Bey, halkı daha fazla perişan etmemeyi düşünerek geri çekmeyi uygun buldu. Halkın da muhacir olarak hiç değilse hayatlarını olsun kurtarmalarını bildirdi. Halk, giden kumandan ve askerlerini yaşlı gözlerle uğurladı.

Erzurum’un düştüğü haberinden Halit Paşa o kadar etkilenir ki, yanında İspir eşrafından Rasim Bey ve arkadaşlarının yanında soğukkanlılığını kaybederek ağlar. Halit Paşa, bir yandan Erzurum’un düşmesinin diğer yandan düşmanın takviye kuvvetler sağlayarak çok daha güçlenmesinin karşısında İspir halkının direnemeyeceği kanaatine varır. Bu kahraman halkın daha çok perişan olmamasını ve daha fazla ezilmesini engellemek için geri çekilme emrini verir.İspir halkının da İspir’i terk ederek muhacir olmasını ve böylece hayatlarını kurtarmaları gerektiğini bildirir. Bu çerçevede Halit Paşa tam bir askeri disiplin içinde kuvvetleriyle geri çekmeye başlar. Artık “bu sarp bölgenin dalgalı arazilerinden geriye doğru bir elem seli akıyordu. Çekilirken İspir önlerinde ihtiyar, kadın ve erkeklerle dolu bir grup kumandanın karşısına çıkarak gözleri nemli nemli “Nereye gidiyorsunuz?” Eğer verdiğimiz kuvvet kâfi gelmediyse bizler de savaşmaya hazırız” derler. Bu kahraman insanlar durumun vahametinin farkında değillerdi.

Halit Paşa halka göç etmelerinden başka çıkar yolun olmadığını söyleyerek, bölgeyi terk edenlere her türlü yardımın yapılacağını söyler. Paşa, Müftü Başkapan’a dönerek şöyle der:

-Siz de İspiri terk edin. Bugün yarın düşman buraya girecek.Bunun için emrinize yeteri kadar hayvan verilecektir.

Başkapan, derin bir hüznün gölgelediği o nurani yüzünü Halit Paşa’nın gözlerine dikerek aynen şu cevabı verir:

-Ben gidersem ancak kendi hayatımı kurtaracağım; burada kalan yüzlerce Şehit Anasına, binlerce asker karısına yüzlerce yetim yavruya Babalığı kim edecektir?

Bu cevap üzerine Paşa ısrarından vazgeçer. Müftü Başkapan,İspir halkının kaderiyle kendi kaderini birleştirir. Bilindiği gibi Türk toplumunda öteden beri din adamlarına duyulan güven ve inanç her şeyin üstündedir. Bir de bunun ötesinde İspir Müftüsü Başkapan’ın ilminin yanında,cesaret, feragat, akıl ve kahramanca tavırları eklenince verdiği kararın halk üzerindeki tesiri daha iyi anlaşılabilir. İmkânları sınırlı, hareket alanları dar ve yoksulluk içinde kıvranan bu bölgede Başkapan’ın bu vatanperver tavrı halkın morali üzerinde büyük bir etki meydana getirmiştir. Devletin olmadığı,hâkimiyetin bulunmadığı, gücün tükendiği yerde bazen bir insan bir devlet kadar güçlü, bir millet kadar etkili olabiliyor. Başkapan’ın böyle bir şahsiyet olduğunu ortaya koyduğu liderlik örneğinden anlamak mümkün olacaktır. Müftü Başkapan’ın tam anlamıyla stratejik düşündüğü, halkı örgütlendirme gücünden,bölgenin coğrafyasını düşmana karşı kullanma başarısından ve liderlik yeteneklerinden anlaşılmaktadır.

Kaymakam Şükrü Bey ve Halit Paşa kuvvetleriyle birlikte İspir’i terk ederler. İspir kaderiyle baş başa kalır. Hava her soluğu buza dönüştürecek kadar soğuktur. Türk kuvvetlerinin İspir’i terk etmesi bütün vatanperver yürekleri paramparça etmiştir. Halit Paşa komutasındaki birlikler Nur Kale bucağına henüz varmışlardır ki Ruslar 3 Şubat 1915 günü İspir’e girerler. 4 Şubat 1915 günü de Nur Kale Rusların eline geçer.

Özelde İspir genelde ise bütün Türk milleti için olan bitenin ne anlama geldiğine kısaca değinmekte yarar vardır: Bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nin 21 Temmuz 1914 yılında seferberlik ilan ederek Birinci Dünya Savaşına girmesini Ermeniler tarihi bir fırsat olarak görmüşlerdir.Sırpların, Rumların, Bulgarların, Karadağlıların yaptıklarını yaparak bir anönce onlar gibi bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmak hayaline kendilerini kaptırmışlardı. 1914’lü yıllara gelindiğinde Ermeni ve Türk/Müslüman topluluklar tam anlamıyla birbirlerinden ayrışmışlardı. Ermeniler iç ve dış her zaaftan, her fırsattan yararlanıp kendilerine olan güveni istismar ederek biran önce Rusya ya da Batılıların koruması altında bağımsızlık olmasa da özerk bir vatan peşindeydiler. Bu arada meydana gelen olaylar halkların birbirlerine olan tarihi güvenini kökünden zehirlemiş, ayrıca Müslüman ve Hıristiyanlar arasına kan girmişti. Bu arada “Büyük Devletler Türkiye’de merkezkaç kuvvetleri destekleyerek, Türkiye’nin zayıflatılması ve daha kolay sömürgeleştirilmesi için” Ermenilere inanılmaz vaatler ve desteklerde bulunmaktaydılar.

Ermenistan’ın kurulacağından Ermeni liderlerin hiç kuşkusu yoktu. Sorun sınırlarının nereleri kapsayacağıydı. Bu sınırları da zamanın Amerika Başkanı Vilson’un prensipleri tayin edecekti. Vilson’un ortaya attığı prensiplere göre; bir bölgede hangi etnik unsurun nüfusu fazlaysa orası, sonucunda o etnik unsurun yönetimi altına verilecekti. O halde Ermeniler kendilerince vatanı olarak nitelendirdikleri bölgelerdeki Türk/Müslüman nüfusu“etnik temizlik” yoluyla azaltmaları zorunluluktu. Bu amaç için Ermenilerin uzun yıllara dayanan hazırlıkları vardı. Onlar iç ve dış şartların uygun olduğu zamanı beklemeye koyulmuşlardı.

Artık Ermenilere hayallerindeki Büyük Ermenistan Devleti’ni kurmak için inanılmaz tarihi bir fırsat doğmuştur. Türk kuvvetleri Ruslarla vuruşarak, ölerek ve öldürerek çekilmek zorunda kaldıkları topraklarda Ruslarla birlikte hareket eden Ermeniler hâkimiyet kurmak amacındaydılar. Rusların işgaline açık bölgelerde yaşayan Müslüman Türk halkı ya toptan göç ettiriliyor ya da Ermeni/Rus işgal kuvvetlerinin inisiyatifine terk ediliyordu. İspir’deHalit Paşa’nın ısrarına rağmen Müftü Başkapan ve halkın büyük bir kısmı topraklarını terk etmeyi reddetmişlerdi. Onlar bir anlamda İspir’i terk etmektense ölüm daha iyidir duygusuyla hareket etmişlerdir. Egemenlik,memleket, bağımsızlık, din, vatan, tarih, ata ve Tanrı duygusu İspirliler içingerçeklerden daha önemli görülmüştür. İspir’in etrafındaki bölgelerde olup bitenlerin anlamı Türkler yönünden tam bir felakettir.

Türk kuvvetlerinin çekildiği yöreleri Ruslar işgal etmeden hemen önce Ermeniler ellerini çabuk tutarak bölge halkını topluca imha etmek için harekete geçiyor, bunun “şüyu vukuundan beter” bir sonucu oluyor halk vahşetten kurtulmak için her şeyi göze alarak bulundukları toprakları terk ederek muhacir durumuna düşürülüyordu. Topraklarında kalanları da Ermeni çeteleri yok ediyordu. Böylece bölgedeki Müslüman Türk nüfusunun yoğunluğu Ermeniler lehine çevrilmeye çalışılıyordu. İspirliler, Ruslarla boğaz boğaza çarpışırken Ermeniler Bayburt’taki katliamlarına devam ediyorlardı. Erzurum düştüğünde İspir hem Erzurum yönünden hem de Bayburt tarafından tehdit edilir durumdaydı. Bayburt’tan ise akıl almaz katliam haberleri gelmektedir. Durum bu denli vahimken “artık İspir, içinde bir tek Türk Askerinin dahi bulunmadığı kimsesiz, sessiz, içten içe ağlayan bir beldedir”.

Rus kuvvetleri İspir’e girdiğinde kent tam anlamıyla ölüm sessizliği içindeydi. Rus kuvvetleri halkın elindeki hayvanları, yiyecekleri,giyecekleri ve işe yarayan her türlü eşyaya el koymuşlardı. Yalnız eşyaya değilon beş ile altmış yaş arası ne kadar erkek varsa hepsine esir muamelesi yapıp Rusya içlerine meçhul bir kadere doğru sürmüşlerdi. Namus ve haysiyetini korumak için de kadınlar dağlarda mağaralarda saklandılar. Kış amansız, açlık had safhada, yokluk her yanı sarmıştı. İnsanlar saklandıkları yerlerde karlar altından ot köklerini sökerek, hayvan gübreleri içindeki arpaları ayıklayarak hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Rus ve Ermenilerden önce yüzlerce insan soğuktan, açlıktan ve hastalıktan yok olup gitti. Bu durumdan daha dehşet verici olanı ise daha önce bölgeden tehcire tabi tutulmuş olan Ermenilerin gaddarlık ve insanlık dışı katliamları için ellerinin serbest kalmasıydı.

Özellikle daha önce yaptıkları ihanet yüzünden tehcire tabi tutulmuş olan Ermeniler fırsattan yararlanarak İspir’e dönmüş, bölgeden ayrılmamış olan Ermeniler ise tehcire tabi tutulmuş olanların dönmelerini dahi beklemeden en gaddar ve insanlık dışı saldırılara başlamışlardı.

Bu cümleden olmak üzere Çoruh vadisinde bulunan Bayburt Ermenileri bir müfrezeyle yedi katır yükü silah ve cephaneyi İspir’in Hodiçor/Sırakonaklar Ermenilerine götürülmek üzere Akan isminde bir Ermeni kadını ile gönderirler. Erkek elbiseleri giyinmiş olan Akan İspir’e gelir.Önüne gelen her Türk’ü kırbaçlayıp alay eden bu kadının üzerinde faydalı vesikaların bulunacağını ve şiddetle cephaneye ihtiyaç duyulduğu şu günlerde bu belgelerle silah ve mühimmatın Hodiçor/Sırakonaklar Ermenilerine ulaştırılmaması için zamanın İspir Müftüsü Mustafa Vehbi Başkapan İnayetin Osman’ı (Yeşilyurt/Ahpirik köyü) çağırarak görevlendirir ve Ermeni müfrezesininyerine varmadan imha edilmesini emreder. İnayetin Osman, yanına aldığı Mustafa Çavuş (Yedigöze/Kerap köyü) ile birlikte verilen emri Kaban köprüde pusu kurmak suretiyle yerine getirmiştir. Müfrezeden sağ kalan erkek kıyafetli Akanadındaki Ermeni komitacısı kadının üzerinden çıkan mektupta şöyle yazıyordu:“Bayburt’taki katliamlarımız bitmek üzeredir. O şekilde hareket edin ki sizoradan, biz buradan yediden yetmişe İspirlileri keserek, gelecek Pazar Kân köyünde birleşelim.” Ermeni komitacısı kadın, üzerindeki belgeler alındıktan sonra İnayetin Osman tarafından ortadan kaldırılmıştır.

İspir Müftüsü Mustafa Başkapan tarafından eli silah tutan sivil müfrezeler ile bunlara kumanda edebilecek cephe komutanları da tayin edilerek Ermeniler tepelenmiş, hain emellerini gerçekleştirememişlerdir. Bu cephe kumandanlarından Şeyh Hacı Bey, Firuz Bey, Suluka Hasan, Aynalı KaralıHacı Ali Bey, Yavuza Zade Şükrü Bey, Miras Zade Ali Bey, Kumbasar Süleyman Bey ve çok sayıda vatansever insanımız tarafından Bayburt, Erzurum, Mohurgut-Hodiçor(Karakale-Sırakonaklar) cephelerinde Ermeniler sindirilerek katliam yapmalarına meydan verilmemiştir. Bu köylerden kaçan yerli Ermeniler Mohurgut (Karakale)kalesine sığınmışlardır.

Çevre il ve ilçelerdeki gelişmeleri büyük bir dikkatle takip eden Müftü Başkapan cephe kumandanlarına düşmanı takip etmemelerini ve tuttukları boğazları beklemelerini emretmişti. Daima tedbirli ve planlı hareket ederek karar vermiş olan Başkapan en az kayıpla en verimli sonucu elde etmek istiyordu. Başkapan ve arkadaşları günlerce uyku uyumamışlardı. Nihayet zafer müjdesi geldiği zaman başta Başkapan olmak üzere bütün İspir ve ahalisi secdelere kapanmış Tanrı’ya en kalbi şükranlarını bildiriyorlardı. İşte aylardır beklenen bu güzel haberden sonra bütün cephe komutanlarına geneltaarruz emri verilir. Bu taarruzla birlikte eli kanlı ve zalim Ermenilere gereken ders verilmiştir. Mohurgut (Karakale) kalesi gerçekten çok sağlam ve her türlü savunmaya müsaitti. Ayrıca Sarp olması nedeniyle kısa menzilli silahlarla bu kalenin düşürülmesi mümkün olmadığından Müftü Başkapan Erzincan’da bulunan Rüştü Paşa’dan dağ topu istemiştir. Yzb. Ziya Bey komutasında gelen toplarla kale topa tutularak Ermeniler kaleden atılmış, hak ettikleri şekilde gereken ders verilmiş, kaçabilenler kaçmıştır… Ne yazık ki Yzb. Ziya Bey bu taarruzda şehit düşmüştür.

Memleketimizin böyle en buhranlı, en zor, en çetin yıllarında Azerbaycan’dan İspir’e her türlü yiyecek, giyecek ve çeşitli yardımgetirmiş olan dönemin Azerbaycan milletvekillerinden Hasan ve Ali Beyler her türlü tehlikeyi göze alarak İspirlilerle birlikte savaşın başlamasından bitişine kadar bir er gibi omuz omuza, aynı yolun yolcusu, aynı ülkünün ülküdaşı olarak çarpışmışlardır. Bu pek muhterem büyüklerimizin isimlerini burada bir kez daha zikretmeyi İspirliler adına yerine getirilmesi gereken bir borç olarak addediyor, bilvesile kendilerini rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Bir zamanlar Osmanlı Devleti’nde ve Türk aydınları nezdinde“Sadık Millet” olarak kabul edilen, uzun yıllar birlikte yaşayıp gerektiğinde aşımızı ve ekmeğimizi paylaştığımız Ermenilerin hain ve menfaatperest güçlerin elinde nasıl zelil ve sefil olduklarını, ellerine fırsat geçtiğinde hıyanet tehiç endişe etmediklerini esef ve ibretle müşahede ediyoruz.

Ermeniler 90 yıl önce isyan, terör, boğazlaşma, ihanet ve kan dökerek elde edemediklerini soykırım iddialarını sürekli gündemde tutarak uluslar arası baskı yaratıp elde etmeye çalışmaktadırlar. Önce Rusya’nın sonrada Fransa ve İngiliz emperyalizminin hizmetinde bunu gerçekleştiremeyenler 21.yüzyılda dünya kamuoyunu arkalarına alarak emellerine ulaşmak istemektedirler.Sorun “soykırımı kabul edin bu dosya kapansın”ın çok ötesindedir. Ermenilerin gerçek emellerini (Kasım 1922) Ermeni Heyeti Tarafından “Lozan Konferansına Verilen Muhtıra ortaya koymaktadır. “Türkiye Ermenistan’ının kurulması, müttefiklerin ve ABD’nin savaş amaçlarından biri olmuştu. Bu amaç, hükümet temsilcileri tarafından savaş sırasında açıkça bildirilmiştir. Bu münasebetle verilen kararlar şunlardır:

1. Ermenistan, Milletler Cemiyeti Nizam namesi’nin 22’inci maddesi ve bunun sonuç bölümü, Sevr Antlaşması, ABD Cumhurbaşkanı’nın hakemliği ile saptanmıştır.

2. 1921 Londra Konferansı’nda, Yüksek Meclis, Türkiye Ermenistan’ı için Milli Vatan gereğini belirtmiştir” .

Ermeni dias porası, Osmanlı Devleti’ni paylaşmak isteyen,bazen Rusya bazen de Fransa ve İngiltere’ye; “Ermenistan Devleti” kurmak vaadi karşılığında her türlü yardımı yapan bir iç Ermeni ihanetine karşı İttihat ve Terakki yöneticileri de her devletin böyle durumda yapması gereken ne ise onu yaptığını görmezlikten gelmektedir. Osmanlı Devleti kendi varlığını, halkını ve topraklarını korumak amacıyla “meşru müdafaa” kabilinden son derece haklı,akılcı ve tutarlı önlemler almıştır. Tehcir kararı denilen olay budur. Tehcir kararı gerçekte Ermenileri toptan yok olmaktan da korumuştur.

Ermenilerin devlete karşı isyan etmek, köyleri basarak insanları topluca yok etmek, İstilacı güçler olan Rus/Fransız/İngilizlerle birlikte hareket etmek gibi özgürlükleri elbette vardır! Ermenilerin onlarca Osmanlı Devlet yöneticisini, Türk diplomatını kalleşçe şehit etme, suikast düzenleme hakkı da vardır! Azerbaycan topraklarını alçakça işgal altında tutma haklarının olduğunu iddia da dahi bulunabilirler! Arkalarını büyük güçlere dayayarak çeşitli ülkelerin meclislerinden olayları saptırarak Türkleri suçlayan kararları da çıkarabilirler! Kendilerinin mazlum, mağdur ve masum bir biçimde zulme uğramış olduklarını da bütün dünyaya gösterebilirler! Buna isteyen de inanabilir. Ama bütün bunlar Ermenilerin o yıllarda bizzat kendi döktükleri kanlarda öncelikle kendilerinin boğulduğu gerçeğini değiştirmez.Bütün bunlar Ermenilerin Türkiye’yi parçalayarak bir kısmı üzerinde içerisinde Müslüman/Türk bulunmayan bir Ermenistan Devleti kurmaya yetmediği gerçeğinide değiştirmez.

Ermenilere karşı İspir ve havalisinde her türlü yokluk ve imkânsızlıklara rağmen elde edilen başarı, alınan tedbir ve gösterilen kahramanlıklar minnet ve şükranla anlatılmaktadır ve anlatılmaya da devam edilecektir. Aziz vatanımızın zalim düşmanlardan kurtarılması için canlarını vererek Yüce Allah’a kavuşan şehitlerimizi burada bir kez daha şükranla anıyor,rahmetle yâd ediyoruz. Not:Erzurumlu Müftü Başkapan’ı ilk PROF.DR.ÖZCAN YENİÇERİ hocamdan dinlemiştim.

Yorumlar