SON DAKİKA

MHP'li Usta: 16 Nisan'ın kazananı milletimiz olmuştur.

20 Nisan 2017 02:19
“ ..."Evet" oyu kullanan da "hayır" oyu kullanan da Türk milletinin şerefli birer üyesidir... „
MHPli Usta: 16 Nisanın kazananı milletimiz olmuştur.

MHP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta Referendum sonuçlarına ve OHAL tezkeresine ilişkin TBMM Genel Kurulda bir konuşma yapmıştır.

MHP'li Usta yaptığı konuşmada şunları söylemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti son altmış yılda altı defa referandum yaptı, 16 Nisanda da yedinci referandumu yaptı. Öncelikle ben demokratik hakkını kullanan bütün vatandaşlarımızı tebrik etmek istiyorum ve onlara teşekkür etmek istiyorum. "Evet" oyu kullanan da "hayır" oyu kullanan da Türk milletinin şerefli birer üyesidir. Referandum huzur ve güven içerisinde geçmiştir, demokratik olgunluk içerisinde geçmiştir. Bu anlamda da milletimizi tebrik etmek istiyorum. Ayrıca, çok yüksek bir katılım olmuştur. Bu katılım da aslında demokratik hakkın kullanılması açısından son derece önemlidir. Siyasi partilerimizi de bu kapsamda yaptığı çalışmalardan dolayı tebrik etmek istiyorum. 
    Şimdi, Türk milleti esas itibarıyla geçtiğimiz pazar günü iradesini gösterdi ve yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. 16 Nisan referandumu demokrasi hayatımızda bir milat çok partili siyasi tarihimizde bir dönüm noktasıdır. 11 Ekim 2016 tarihli Meclis grup toplantısında Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu düşünce ve teklifleri altı aylık bir süreçten sonra, mücadeleden sonra anayasal bir içerik kazanmıştır. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi milleti için, milletin bekası için sorumluluk almış ve "evet" demiştir. Devleti için devreye girmiş, "evet" kararını tüm engellemelere rağmen savunmuş, ardında durmuştur. Vicdanımız rahat, gönlümüz müsterihtir. 


    16 Nisan referandumuyla ortaya çıkan sonuç, aynı zamanda siyasetin de bir nevruzudur, yeniden doğuşudur. Türk milleti, onayına sunulan Anayasa değişikliğini hür iradesiyle, yüzde 51,4'lük bir çoğunlukla kabul ve tasdik etmiştir. Bu kural, işin başından itibaren belli olan bir kuraldır yani yüzde 51,4 olması meşruiyet açısından veya hukukilik açısından herhangi bir sorun içermemektedir, aksini düşünmek mümkün değildir esas itibarıyla. Bu gelişme azımsanamayacak, küçümsenemeyecek bir başarıdır; bütün bilgi kirliliğine rağmen "hayır" yönünde oy kullanan siyasi partilerimizin veya kişilerin çok erken bir şekilde, erken safhada sahaya inip aslında ciddi bilgi kirliliği yaratmalarına rağmen elde edilmiş bir başarıdır. Ben şuna inanıyorum ki biraz daha vakit olmuş olsaydı, milletimize kendimizi biraz daha anlatma imkânımız olsaydı bu 51,4 daha da artacaktı. Dolayısıyla, artık sistem tartışmaları son bulmuştur. Yönetim sistemimizin gücünü azaltan, devletimizin mukavemetini azaltan fiilî karmaşa da artık sona ermiştir. 16 Nisan'ın kazananı milletimiz olmuştur. "Evet" oyu veren de "hayır" oyu veren de tüm vatandaşlarımız ve ülkemiz 16 Nisanın kazananı olmuştur; kazançlı çıkan bayraktır, devlettir, vatandır, millî namus ve haysiyettir.
    Türk milleti 16 Nisan günü sandık başına giderek Anayasa değişikliğine olur vermiş ve bu bahsi artık açılmamak üzere kapatmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi millî iradeden onay almıştır. Fiilî açmazdan kaynaklanan sistem tartışmaları tedavülden kalkmıştır. 16 Nisanda seçim yapılmamış, partiler oylanmamış, şahıslar değerlendirmeye tabi tutulmamıştır; yapılan yalnızca Anayasa değişikliğidir, milletimizin görüşünün, onayının alınmasıdır. 


    16 Nisanı karalamanın da kimseye bir faydası olmayacaktır. Bu anlamda 16 Nisanın sonuçlarını kabul edip bundan sonra ülkemizi daha ileriye taşıma gayreti içerisinde olmamız gerekmektedir.
    Burada şunu ifade etmek gerekir ki henüz sandık sonuçları tam belli olmadan MHP'yi suçlama yarışlarına giren köşe yazarlarını ve bazı siyasi çevreleri gördük maalesef. İşte, partimize gönül veren kardeşlerimizin yüzde 80'inin oy vermediğini uyduracak kadar basitleştiler esas itibarıyla. Tabii ki bunu nasıl tespit ettiklerini sormak gerekir, ellerinde bunu ölçen sihirli bir alet mi vardır, yok mudur? Bununla ilgili olarak da herhangi bir bilgi olmadan, bir analiz olmadan, buna ilişkin bir saha çalışması olmadan, bunlar bir merkezden düğmeye basılmışçasına Milliyetçi Hareket Partisini karalama kampanyası başlatılmıştır. Tabii, burada, 7 Haziran veya 1 Kasım seçimlerine göre AKP artı MHP'nin oylarındaki yüzde 10,5'lik kayıp üzerinden hareket edilmektedir ama bu kaybın nereden geldiği de esas itibarıyla belli değildir ve referandum sonuçlarıyla seçim sonuçlarını da birbirleriyle karıştırmamak gerekmektedir. Burada FETÖ'nün hesaba katılması lazım, hâlen aktif hâlde bulunan kripto FETÖ damarlarını görmemiz gerekir. Türkiye'nin diriliş ve toparlanışına katlanamayanları da hesap etmemiz gerekmektedir.


    Biz şuna inanıyoruz ve görüyoruz ki bizim dava arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu Türkiye için, Türkiye'nin bekası için, Türk milleti için "evet" yönünde oy kullanmıştır. Bu anlamda, şimdi seçim sonuçlarını kabul etmeyip sokağı hareketlendirmeye çalışmanın da kimseye bir faydası olacağını düşünmüyorum. Zaman birlik, beraberlik zamanıdır. Türkiye'nin ciddi sıkıntıları vardır. Bakın, 20 Temmuz 2015'ten bugüne kadar yaklaşık 1.200 şehit verdik, 2 bine yakın toplamda kayıp oldu, 8 bin kişi yaralandı. Şu anda bütün komşularımızla ciddi bir karmaşa içerisindeyiz, problemimiz var dış politikada, bütün dünya üzerimize geliyor. Amerika'nın ve Rusya'nın aynı anda karşımıza dikildiği bir dış konjonktür yaşıyoruz. Elbette buralarda Hükûmetin geçmişte yaptığı hatalar vardır ancak bunların tamamını Hükûmetin yaptığı, izlediği yanlış politikalarla açıklamak da mümkün değildir. Bu karşı duruşu Amerika'nın ve Rusya'nın karşımıza birlikte dikilmesini en son yüz yıl önce gördük. Bugün eğer Türkiye yine böyle bir durumla karşı karşıyaysa bunu iyi analiz etmemiz lazım. Türkiye 15 Temmuzda işgalin eşiğinden dönmüştür dolayısıyla zaman, sokağı karıştırmanın zamanı değildir, zaman birlik ve beraberlik zamanıdır; bu ülke için yapay anlaşmazlıkları, cepheleşmeleri bir tarafa bırakarak birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz gerekmektedir. 


    Tabii, bundan sonra, yeni dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapması gereken epeyce iş olacaktır, önümüzdeki dönemde. Bir defa uyum yasaları çıkarılacaktır. Uyum yasalarında biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunların en demokratik şekilde, milletimizin faydasına olacak şekilde çıkması konusunda bir defa elimizden gelen her şeyi yapacağız. Özellikle burada şunu ifade etmem gerekir ki bu referandumda "hayır" oyu kullanan vatandaşlarımızın demokrasiye ilişkin kaygılarını da giderecek şekilde bir anlayış içerisinde bu uyum çalışmalarının yapılmasının son derece faydalı olacağını düşünüyorum. O vatandaşlarımız da bir süre sonra göreceklerdir ki yapılmak istenen şey, gidilmek istenen yol diktatörlük değil, daha demokratik ve demokrasi standartları yükseltilmiş bir Türkiye’dir. O anlamda biz üzerimize düşeni yapacağız, Meclisimize de çok önemli görevler düşmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin bekası için siyasi uzlaşma hukukuna ilkelerimiz ve ülkülerimiz çerçevesinde bağlı kalacağız, bunu da ifade etmek isterim. 
    Şimdi, tabii, bundan sonra yapılması gereken diğer husus da -uyum çalışmalarının dışında- toplumun ciddi bekleyen sorunları vardır; ekonomik hayata ilişkin, sosyal hayata ilişkin, toplum kesimlerini bekleyen sorunları vardır. En son ocak ayı işsizlik rakamı ortada, Türkiye'de 4 milyona yakın işsiz var, yüzde 13'e çıktı işsizlik oranları. Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal hayata ilişkin, sorunların çözümüne ilişkin reform mahiyetli çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yapmak durumundayız. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak toplumun hayrına olacak bütün işlerde desteğimizi vereceğimizi şimdiden ifade etmek isterim. 


    Onun dışında, FETÖ'nün siyasi ayağına ilişkin mücadelenin de artık başlatılması lazım. Yarından tezi yok, bu mücadele, siyasi ayağa ilişkin mücadele milletvekili düzeyindeyse milletvekili, belediye başkanları düzeyindeyse belediye başkanları, il genel meclis üyeleri, ilçe teşkilatları, il teşkilatları, hangi düzeydeyse bütün siyasi partiler içerisinde bu mücadelenin başlatılması lazım. Bu, toplumumuzun beklediği ve işin olmazsa olmazıdır. Eğer Türkiye'de hâlâ riskler giderilmemişse toplumda FETÖ'cü olup da itibarlı şekilde dolaşan insanların maskesinin düşürülmesi gerekir. Bu konuda da Hükûmetin bir an evvel adım atması gerektiğini ifade etmek istiyorum. 
    
Defalarca söyledik, 15 Temmuzda Türkiye çok büyük bir ihanet girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu hain saldırı bütün siyaset kurumlarına, Türk devletinin kuruluş esaslarına ve son tahlilde milletimizin tamamına yapılmıştır. Yaşanan olağan dışı gelişmeler sonucunda Anayasa'nın 120'nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu 21 Temmuz 2016 gününden itibaren üç ay süreyle OHAL ilan etmiştir. Bu, daha sonra iki defa da doksanar gün süreyle uzatılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu üç kararı da Türkiye Büyük Millet Meclisinde destekledik. Çünkü ülkemizde olabilecek en olağan dışı durum meydana gelmiş, Türk devletini ve Türk milletini hedef alan bir saldırıya devletimiz ve milletimiz maruz kalmıştır. Bu alçak kalkışmayla yapılacak mücadelenin de ancak olağanüstü hâl şartlarında mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. 


    Olağanüstü hâl, millete pusu kuran ve devlete ağır zayiat verdirmek isteyen odaklara karşı bir güvence ve anayasal bir tedbir olarak görülmüş, toplumsal huzurun temini ve asayişin sağlanması maksadıyla Türkiye'nin beka düzeyinde tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde devletin elinin güçlendirilmesi istenmiştir. 
    FETÖ'yle birlikte PKK, IŞİD ve diğer terör örgütlerinin kamudaki yapılanmalarının da ortaya çıkarılması ve bunlarla irtibatı ve iltisağı bulunanların görevlerine son verilmesi için daha etkili bir mücadele yürütülmesini de gerekli görmekteyiz. 
PKK, IŞİD, DHKP-C'nin şehir örgütlenmelerinin, büyükşehir örgütlenmelerinin üzerine henüz gidilmemiştir. Büyükşehirlerde bütün operasyonların yapıldığı terör yuvalanmaları vardır. Bunların üzerine de bir an evvel gidilmesi gerekmektedir.

Bu mücadelede hem FETÖ'yle hem de diğer terör örgütleriyle yapılan mücadelede de milletimizin mağdur edilmemesi lazım, masum insanların mağdur edilmemesi lazım, bunlarla ilgili özellikle FETÖ kapsamında yapılan mücadelede ciddi şikâyetler gelmektedir, bunlara birazdan değineceğim. Yapılan tespitlerin soruşturmaya dayanması ve soruşturma süreçlerinin somutlaştırılması gerekmektedir. Yeterli inceleme ve soruşturma yapılmadığı için boşu boşuna kimsenin itibarıyla ve saygınlığıyla oynanmamalıdır. İtiraz mekanizmaları sağlıklı bir şekilde ve talepler ciddiye alınarak işletilmeli, bu doğrultuda ortak bir usul belirlenmelidir. Kamu kuruluşları arasında çok farklı usuller vardır, değişik mahkemeler, çok değişik, farklı uygulamalar yapmaktadır, bu işin de bir standardı yoktur. "Olan yine garibana oldu." düşüncesinin toplumda hâkim olmasının mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir. Haksız ve mesnetsiz yere açığa alınan veya ihraç edilenler mağduriyet yaşamadan eski konumuna getirilmedir. Bu anlamda, OHAL'in bir defa daha uzatılması bir fırsat olarak kullanılmalıdır yoksa haksız yere ihraç edilenlerin geriye döndürülmesinin tamamının mahkeme kararıyla olsun istersek bu ayları, yılları bulacak bir süreçtir OHAL'in yeniden uzatılmasını, bu haksız ihraçların iadeleri için bir fırsat olarak kullanılmak lazım. Hükûmeti bu anlamda ikaz etmek istiyorum.


Devletimiz bu tespitlerin hepsini yapacak, doğruyu yanlışı birbirinden ayıracak ve gerçek suçluyu yakalayacak potansiyele sahiptir, güce sahiptir yeter ki burada yönetsel hatalar yapılmasın, yöneticiler, siyasiler veya bürokratlar kendi kaygılarıyla, kendi kişisel hesapları yüzünden milleti mağdur etmesinler. Siyasi ve ideolojik koruma anlayışı içerisinde hareket edilmesin ve ispiyon fırsatçılığına izin verilmesin, bunlara ilişkin toplumumuzda çok ciddi eleştiriler, çok ciddi şikâyetler bulunmaktadır.

    FETÖ'nün devlete yoğun bir şekilde sızmaya, devleti ele geçirmeye çalıştığı sırada yapılan ikazlara rağmen bunun fark edilmemesi ya da görmezden gelinmesi öngörüsüz bir yönetimin sergilendiğini de göstermektedir. Bu nedenle ülke yönetiminde gösterilen zaafın tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması, kastı ve ihmali olan her alandaki sorumluların tespit edilmesi, Türkiye'nin ve Türk milletinin huzurlu ve güvenli geleceği ve güçlü bir demokrasinin inşası için gerekli bulunmaktadır. Demokrasimizin üzerinde dolaşan kara bulutları kovmak ve antidemokratik eğilimlerin önünü kesmek siyasetçilerin önde gelen sorumluluğudur. 


    Bugünlerde birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmemiz gerektiğini ifade ettik. Bu, tarihî bir zorunluluktur. Zira devletin ve milletin bekası için her türlü siyasi gayenin üzerine geçmesi gerekmektedir. Adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve adil yargılama hakkına titizlikle uyulması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Bu anlamda, dokuz aydır devam eden olağanüstü hâl uygulaması sırasında vatandaşlarımızın karşılaştıkları sorunlar ve taşıdıkları endişelere işaret etmek istiyorum. Bunlardan bazıları şunlardır: 
    Adaletin tesisine ilişkin kaygılar: Adaletin ve yargılamaların gecikmesi, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, kamu görevlilerinin somut bulgulara dayanmadan görevine son verilmesi, savunma hakkının gözardı edilmesi, asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı işlem yapılması; alt düzeydeki görevlilerle uğraşılırken üst düzey görevliler ve siyasetçiler ile 15 Temmuzun lider kadrosu ve yurtta sulh konseyinin üyeleri hakkında bir işlem yapılmaması; OHAL kapsamına girmediği hâlde kanun hükmünde kararnamelerle farklı konularda da düzenleme yapılması, kripto alarak görevlerine devam eden FETÖ'cülerin bulundukları yerlerde kasıtlı, yanlış yönlendirilmesiyle oluşan mağduriyetler. Bunlar bizim vatandaşımızın sıkça ifade ettiği ve bizim sahada karşılaştığımız çok önemli şikâyetlerdir. Bu konunun mutlaka üzerine gidilmesi lazım. Hükûmetimizi ve yöneticilerimizi bu anlamda uyarmak istiyorum. 
    Uygulamanın, özet itibarıyla, hukuk ve adalet anlayışını egemen kılarak haklıyı-haksızı, suçluyu-suçsuzu birbirinden ayıracak adil bir yönetim anlayışıyla ortaya çıkarılması bir zorunluluktur. Bu anlamda ortaya çıkan bazı mağduriyetlere de yer vermek istiyorum. Özellikle, aslında darbe girişimiyle çok fazla alakası belki olmadığı hâlde veya herhangi bir inisiyatif kullanma imkânı olmadığı hâlde hâlen tutuklu bulunan bir kısım erler vardır, tutuklu bulunan askerî öğrenciler vardır. Bunların tutukluluklarının çok fazla bir anlamı yoktur. Bunlar talimat alarak, hatta ne olduğunu bilmeden işte sahaya indirilmiş insanlardır, askerlerimizdir, gençlerimizdir. Bunlara karşı yargı makamlarının biraz daha dikkatli davranması gerekir diye düşünüyorum. 


    Hak kaybına uğramış 15 bini aşkın öğrenci vardır, askerî öğrenci vardır. Bu gençlerimizin geleceğini karartmamak lazım. Onların tamamını hak kaybına uğratmak yerine ciddi bir güvenlik soruşturması yaparak içerisinde FETÖ'cü olanlar varsa veya diğer terör örgütleriyle irtibatı, iltisakı olanlar varsa bunların elenmesi gerekir. Hepsinin, tamamının toptan hak kaybına uğratılması hiçbir şekilde doğru bir uygulama olmayacaktır. 
    Yine, diğer taraftan, yasal bir sendika yüzünden -başka hiçbir irtibatı olmadığı kaydıyla söylüyorum- veya bilinçsiz bir kısım banka hareketleri yüzünden ihraç olunan, açığa alınan memurlarımız var. Bunlara ilişkin de daha sağlıklı soruşturma yapılarak işin üzerine gidilmesi lazım. Bu ihraçlar kamuoyunun vicdanını rahatsız etmektedir. Bunun üzerine gedilmesi gerekir diye düşünüyorum.
    Şunu da ifade etmem lazım: Bir de hukuki olmayan, kanuni olmayan bir kısım uygulamalar da var. Örneğin, FETÖ'yle irtibatından dolayı bir tane kamu görevlisi ihraç edildi devletten, doğru olduğunu düşünelim. Buna ilişkin başka bir uygulama yapılmıyor. Eğer bir suç varsa ortada bunu hapse atın. Herhangi bir adli takibat yok, idari takibat yok, tamamen ihraç edilmiş, sen yoluna ben yoluma denilmiş. Bu insanlardan bazıları özel sektörde çalışmak istiyor. Kolay kolay zaten kimse iş vermiyor ama hadi iş vermeyi göze alanlar, asgari ücretle bir yerde çalışmaya razı olanlar var. Bunların SGK'ları açılmıyor, sisteme girilmiyor, anayasal hakları elinden alınıyor. Bu insanları devletten ihraç ediyorsunuz, bunun şimdilik haklı olduğunu düşünelim ama diğer taraftan, eğer bir suçu yoksa yani adli takibatı gerektirecek bir durum yoksa bu insanlarımızın özel sektörde çalışmasının önüne geçmenin bir mantığı yoktur. Bu insanlar terörist mi olsun, ne olsun? Dolayısıyla buradaki bu idari bir problemdir, belki Hükûmetin de bundan haberi yoktur. Bu anayasal hakkın bu insanların elinden alınmaması lazım. 
    Bu tür kanun dışı uygulamalarla bir yere gitmek mümkün değildir. Bunlara çok dikkat etmemiz lazım. Yaptığımız işin, mücadelenin tamamen meşru olması lazım. Meşru olmayan mücadele yolları terör örgütünü besleyecektir, terör örgütünün elini ovuşturmasına neden olacaktır ve Türkiye Cumhuriyeti devletine ve milletine zarar verecektir. Uluslararası mahkemelerde yarın bir gün bunların tazminatlarıyla uğraşmakla biz baş edemeyiz. Dolayısıyla haklı mücadelemizde haksız duruma düşmenin hiçbir anlamı yoktur. Sonuna kadar mücadele edilmelidir. Ancak, mücadele edilirken de hukuk ilkeleri çerçevesinde, hukuk kuralları çerçevesinde kalınmalıdır. 
     Nihai olarak, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, başta FETÖ, IŞİD ve PKK olmak üzere, terörün kökü kazınana kadar, FETÖ'yle hesaplaşma bitene kadar, devletin elini güçlendirmek için olağanüstü hâlin üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkereye olumlu oy vereceğimizi ifade ediyorum.


Harun Kılıç / Baba Harun (Haberiniz.com.tr)

Yorumlar