Başbakan Yardımcısı Canikli'den Moody’s’e bir cevap daha

10 Ocak 2017 11:00
“ Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Moody’s’in Türk bankacılık sistemine ilişkin değerlendirmeleriyle ilgili, “Hiçbir şekilde Türk bankacılık sisteminin 2017 ya da daha sonrasında varlık kalitesinin bozulması ihtimali riski kesinlikle söz konusu değil” dedi. „
Başbakan Yardımcısı Canikliden Moodyse bir cevap daha

9. Büyükelçiler Konferansında konuşan Başbakan Yardımcısı Canikli, 1900’lü yılların başında şekillendirilen coğrafyanın, bu yapısıyla, bu dizaynı yapmak isteyenler açısından optimal bir yönetim şekline dönüştürülmek istendiğinin altını çizerek, “Şu andaki şekillendirme, yönetmek isteyenler açısından optimal yönetim kuralını tehdit eder bir noktaya gittiği noktasında bir kabul ya da algı var ki, böyle bir şekillendirme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Tabi bu küresel anlamda hem siyaseti hem de buna bağlı olarak ekonomiyi ciddi anlamda etkiliyor ve dalgalı bir hale getiriyor. Son dönemde yaşadığımız gelişmelerin özellikle bölgesel odaklı bu gelişmelerin Türkiye’deki ekonomik yapıyı, siyaseti de esasında buna bağlı olarak şekillendirilmesi hedefleniyor. Dizayn edilmek istenen yeni statükoya, oluşturulmak istenilen yeni yapıya Türkiye’nin itirazları var. Türkiye’nin lehine değil çünkü. Böyle bir yapılandırma Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini, birlikteliğini çok ciddi anlamda tehdit ediyor. Bunun özellikle ülkemizin güneyinde oluşturulacak iki tane birisi etnik temele dayalı diğeri mezhepsel odaklı iki devletçik oluşturularak yapılmaya çalışıldığını da bugün yine en ufak bir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde görüyoruz. O nedenle zaten bu oluşumu, değişimi, dönüşümü Türkiye açısından yeniden bir milli mücadele olarak tanımlamamızın arkasında yatan gerçek neden bu. Olayları doğru analiz etmek gerekir ki teşhisi ve tedbiri doğru ortaya koyalım. Buna itirazımız var, böyle bir hedefe, şekillendirmeye, yeniden yapılandırmaya, bu bölgede böyle bir operasyona kesinlikle itirazımız var. Bu itirazımızı da her noktada her araçla her yöntemle ortaya koymaya çalışıyoruz. Elbette bu tür Türkiye’nin aleyhine olan bir durumun engellenmesi sadece sözlü politikalarla ortadan kaldırılamaz, sağlanamaz. Daha aktif, belirleyici, reel ve rasyonel adımların atılması gerekiyor. Bunun sonucu olarak Türkiye bugün Suriye’de bir mücadele veriyor, Irak’ta var ve olmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE HEM İSTİKRARLI BİR ŞEKİLDE ZENGİNLEŞİYOR VE TABİİ BU TÜM ALANLARA GÜÇ OLARAK YANSIYOR”

Ekonomik gelişmelere de değinen Canikli şunları kaydetti: “Türkiye bütün dünyanın kabul ettiği ekonomik alanda çok ülkeye nasip olmayan harikalar ortaya çıkardı son 14 yılda her alanda. Yani ürettiği mal ve hizmetlerin toplamını, zenginliğini reel rakamlarla bu kadar kısa süre içerisinde 3 kat arttırabilen başka bir örnek dünyada yoktur. Türkiye hem istikrarlı bir şekilde zenginleşiyor ve tabii bu tüm alanlara güç olarak yansıyor. Yani ekonomik kapasiteniz ne kadar ise uluslararası alanda üreteceğiniz, etkileyebileceğiniz, yönlendirebileceğiniz politika da o kadar olur. Ekonomik güç ve gelişmişlik seviyesiyle uluslararası alanda politika üretme arasında doğrusal bir ilişki vardır. Yani 1970-80’li yıllarda Türkiye’nin en acil ihtiyaçlarını dahi karşılamak için yeteri kadar döviz üretemediği, kaynak üretemediği bir ortamda hatırlarsanız Türkiye 1978-79 yıllarında kredili bir tanker petrol dahi alabilecek imkana sahip bir ülke değildi. Böyle bir ülkenin politika üretmesi ve hatta tek parça vücut olarak uzun süre ayakta kalması kesinlikle söz konusu değil, etkin olması söz konusu değil, sürekli olarak edilgen olmaya, kendisi dışında üretilen senaryoların çok küçük bir parçası, edilgen bir parçası olmaya mahkumdur. Ne oyun kurabilirsiniz ne senaryo yazabilirsiniz ne de bir aktör olarak onu hayata geçirebilirsiniz. Öyleydi zaten.”

“EĞER BİR ÜLKENİN PASTADAN ALDIĞI PAY ARTIYORSA…”

Türkiye’nin, ekonomisindeki bu zayıflıkla paralel bir şekilde uluslararası alanda hiçbir şekilde politika üretemeyen, geliştiremeyen bir ülke konumunda olduğunu ifade eden Canikli, “Şimdi her yıl özel sektörü ile sivil toplum örgütleriyle ve devletle 3,5-4 milyar dolar ihtiyacı olan ülkeler karşılıksız yardım yapabilen bir ülke konumunda. Dolayısıyla politika üretme bir taraftan en temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf konumda bir ekonomik ortamda onula ötüşen bir dış politika, diğer tarafta bugün özellikle son 14 yılda ama geldiğimiz an itibariyle bugün böyle güçlü bir ekonomik yapıya kavuşmuş ve trendi de yukarı yönlü olan bir Türkiye. İçeride, dışarıda, uluslararası alanda, rekabetin olduğu her yerde mevcut durumda bir statüko vardır. Uluslararası alanda alalım, mesela 2002 yılında tabloyu alalım, ihracat yapan ülkelerin yapısı bellidir, hangi ülkeler ihracat yapıyor hangi ülke hangi ülkeye mal satıyor, dünya ticaretinde bu pastadan hangi ülke ne kadar pay alıyor bunlar bellidir. Sürekli Türkiye’nin ekonomisi yukarı yönlü olunca bu pastadaki dağılımın oranı değişmeye başlıyor. Ekonomide ve siyasette yani her yıl 3,5-4 milyar dolar yardım yapabilen bir ülkenin, bir Türkiye’nin uluslararası alanda da bu güçle mütenasip olarak uluslar arası alandaki etkileme kapasitesi değişiyor ve artıyor. Yani hem uluslar arası küresel ölçekte ekonomideki payı artıyor hem de küresel ölçekte siyasetteki gücü atıyor. Eğer bir ülkenin bu pastadan aldığı pay artıyorsa birilerininki azalıyor anlamına gelir, birileri kan kaybediyor anlamına gelir, bu statükonun değiştirilmesi anlamına gelir. Bu değişimi engellemek amacıyla uluslar arası ticarette Türkiye’nin bu alana aktif olarak girmesiyle pastadan aldıkları payı azalan ülkelerin, güçlerin bunu engellemek istemeleri kendi açılarından beklenir. Bizi doğrudan ilgilendiren son dönemdeki gelişmeleri de bu bağlamda analiz etmek gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

“BÖYLE BİR DEĞERLENDİRMENİN HİÇBİR GEÇERLİLİĞİ YOK”

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in yayımladığı raporda Türk bankalarına ilişkin değerlendirmeleri ile ilgili ise Başbakan Yardımcısı Canikli, “Türk bankacılık sistemi ile ilgili bir değerlendirmede bulunuldu. Özetle diyor ki: ‘Türk bankacılık siteminin varlık yapısı, aktif kalitesi 2017’de bozulacak’ ve yine 2017’de reel sektör orijinli bankalar özellikle alacaklar anlamında sıkıntıya girecek ve bu alanda ki şu andaki rakamlar 3.2 civarında bunlar 4’ü aşacak ya da 4’e ulaşacak şeklinde bir değerlendirme söz konusu. Rasyonel bağlamda baktığınızda böyle bir değerlendirmenin hiçbir geçerliliği yok. Bu bir örnek, sayısız örneklerini biz geçmişte yaşadık. Hiçbir şekilde Türk bankacılık sisteminin 2017 ya da daha sonrasında varlık kalitesinin bozulması ihtimali riski kesinlikle söz konusu değil. Bir defa Türk bankacılık sisteminin aktif yapısı sağlam çünkü hiçbir türev ürün sanal menkul kıymet yok. Mesela Amerika’da reel sektörle finansal sektör arasındaki ilişki 1’e 9 yani bir üretimin dokuz finansal piyasada karşılığı var. Bu nasıl sağlanıyor? Sürekli varlıklar menkulleştirilerek türevin türevi menkul kıymetler oluşturuluyor. Aslında bu bir başka açıdan bakıldığında arada ciddi anlamda bir 8 katlık fiktif bir durum, sanal bir durum söz konusu. Amerika’da, Avrupa’da bankaların aktiflerinde bu sanal fiktif, reel üretimle kat kat fazla değerlenmiş, aşırı değerlenmiş varlıklar söz konusu. Türk bankacılık sisteminin aktifinde bu şekilde reel olmayan, fiktif olan bir kuruşluk aktif varlık söz konusu değil. Bu aslında o yapıyı son derece kırılgan, hassas hale getiriyor. Türk bankacılık sisteminin aktif yapısı o kadar güçlü ki bu anlamda türev menkul kıymet hiç yok. Sanal, reel olmayan bir kıymet Türk bankacılık sisteminin aktifini rahatsız etmiyor. Ayrıca eğer kurdaki, dövizdeki gelişmeler nedeniyle bunun Türkiye’de önce reel sektörü onun üzerinden bankacılık sektörünü ve aktif kalitesini etkileyeceği ve bozacağı şeklinde bir iddiayı içeriyorsa perde arkasında, Moody’s’in bu tespiti bu da doğru değil. Şu içinde bulunduğumuz dönemde bankalara yapılandırma talebinde bulunan toplam 40 milyar liralık bir hacim söz konusu. Yani firmalar, bankalara borcu olan kredi kullanmış olan firmalar bankacılık sisteminden toplam 40 milyar liralık bir yapılandırma talebinde bulunuyorlar. En son geçtiğimiz haftalarda Ekonomi Koordinasyon Kurulu aldığı bir karar, biz Kredi Garanti Fonu Kefaleti ile yani hazine kefaleti ile reel sektöre, firmalara verilmek üzere 3 yıllık dönem için 250 milyar liralık bir kredi hacmi oluşturduk. Özellikle yeni kredi almak için kefalet bulmakta zorlanan firmalara bu anlamda ciddi bir rahatlık getirecek” açıklamasını yaptı.

(Goncagül Özcan / İHA)


İHA

Yorumlar

Ekonomi Manşetler