Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Derviş Eroğlu: Sonuç Çıkacağına İnanmam Mümkün Değil

10 Ocak 2017 18:43
“ KKTC’nin üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Cenevre’deki Kıbrıs Konferansı'ndan bir çözüm çıkmasını beklemiyor. Eroğlu’na göre Rum kesimi, Kıbrıslı Türklerin kabul edemeyeceği tavizler isteyerek oyalama taktiğine gidecek. Al Jazeera’ye konuşan Eroğlu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakere masasındaki tutumu için de "Çok cömert" yorumunu yapıyor. „
Derviş Eroğlu: Sonuç Çıkacağına İnanmam Mümkün Değil

 

Cenevre’de kritik bir dönemece giren Kıbrıs müzakerelerini Şubat 2014’te başlatan lider Derviş Eroğlu, sürecin bugün geldiği noktadan ümitli değil. Rum kesiminin ve Yunanistan’ın çözümde samimi olmadığını düşünen Eroğlu’na göre, bu kez Annan Planı’na kıyasla daha fazla taviz isteniyor, Türkiye ise bunu kabul edecek noktada değil, 2004’e göre daha güçlü konumda.

KKTC’nin üçüncü Cumhurbaşkanı, 2005-2010 arası ülkeyi yöneten Derviş Eroğlu, Anastasiadis’ten önce Hristofyas’la da müzakere süreci yürütmüştü. İngiliz hâkimiyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC dönemlerini yaşayan Eroğlu, "On yıllar boyunca Türklere samimi yaklaşım sergilemediğini" düşündüğü Rum yönetimiyle federal bir devlet kurmak yerine KKTC’nin varlığını güçlendirmekten yana.

Cenevre’de beşli konferans başlarken Eroğlu ile sürecin geldiği noktayı konuştuk.

Cenevre’de Kıbrıs Konferansı, bu kez garantör ülkelerden de üst düzey katılımla başlıyor. Cenevre’den bir çözüm çıkacağı konusunda ümidiniz var mı?

Ümitli olduğumu söyleyemem. Aslında ümit etmek isterdim. Ama, gerek Yunanistan Dışişleri Bakanı ve Başbakanı tarafından söylenen sözler, gerek Yunan Başbakan’ın bütün dünya liderlerini telefonla arayıp garantilere olan karşıtlığını kabul ettirmeye çalışması, gerek Anastasiadis’in, Rum tarafından bazı siyasi parti ve Kilise’nin yapmış olduğu beyanatları izledikten sonra ümitli olmam için herhangi bir neden yok.

Bir sonuç çıkacağına inanmak istiyorum ama maalesef anlattığım bu nedenlerle inanmam mümkün değil. Rumlar yine bir ayak oyunuyla bu müzakereleri sonuçlandırmayacaklar ve bir erteleme havasına girmeye çalışacaklar. Mart ayı geldiği zaman da anlaşma imzaladığı yabancı şirketler doğalgazı çıkarmak için kazıya başlayacak. O zaman bizim de haliyle sismik araştırmalar yapmamız gerekir. O zaman da bizden ziyade Türkiye’yi suçlayarak kendisini aklamaya çalışacak.

Bir yandan da bu enerji şirketleri Kıbrıs’ta çözüm olmazsa doğalgazın satılmasının mümkün olmadığını söylüyor. Bu durum olumlu bir etki yapmaz mı sizce?

Anlaşmalar imzalandı, Mart’ta kazı başlayacak, Rumlar onay verdi. KKTC Cumhurbaşkanı olarak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle yapmış olduğum görüşmelerin sonucu olarak biz, TPAO’ya sismik araştırma ve kazı yapmak için yetki vermiştik. Onlar kazıya başladığı zaman TPAO da devreye girecek. İşte o zaman Türkiye engelliyor diye Türkiye’yi suçlayarak 2018’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar konuyu uzatacaklar.

"Oyalama taktiği yapacaklarını düşünüyorum"

Doğalgazın çıkarılması yeterli değil ama, önemli olan çıktıktan sonra Avrupa pazarına aktarılması süreci…

Görüyorsunuz, bir yandan İsrail’le devamlı görüşmeler, anlaşmalar yapıyorlar. Ortak askeri tatbikatlara bile girmişlerdi. Halbuki müzakereler devam ederken senin, Mısır’la, İsrail’le, Yunanistan’la Kıbrıs hava sahasında askeri tatbikatlar yapman ne derece doğru? Ya da, bu ülkelerle doğalgaz bağlantısı kurma çabası ne kadar doğru? Özellikle Türkiye’nin şu an arasını düzeltmeye çalıştığı Mısır’la bu işbirlikleri yapması bir başka amaca yönelik olsa gerek diye düşünüyorum.

Bu sebeplerle erteleme yoluna gideceklerini ve oyalama taktiği yapacaklarını düşünüyorum. 1968’den bu yana müzakereler sürüyor. 1973’e geldiğimiz zaman da Denktaş ve Klarides arasında federal bir anlaşma üzerinde mutabakata varılmıştı. Papaz Makarios reddetmişti. Barış Harekâtı sonrası 1977’de, 1979’da yine anlaşmalar yapıldı ama rafta kaldı. Klarides’in söylediği çok açık bir söz vardı: Biz müzakere masasına anlaşma ister gibi oturduk, ama hiçbir anlaşmaya imza koymadık. Bizim amacımız Avrupa Birliği’ne girmekti, bunun da yolunu açtık.

Hâtıralarını yazarken bu kadar net ifadelerde bulundu, Güney’in en barış yanlısı lideri olarak düşünülen Klarides.

"Annan Planı Rumların lehine bir plandı"

O günden sonra bir Annan Planı süreci yaşandı, referanduma kadar gidilebildi. Bugün yeniden o noktaya gelinebileceğine inanmıyor musunuz?

Annan Planı’na da o zaman ben UBP’nin Başkanı olarak hayır kampanyası yürütmüştüm. Annan Planı bizim lehimize değil, Rumların lehine bir plandı. Bunu bile reddettikten sonra bundan daha iyi bir planı Rumlara verecek daha iyi bir Türk lider düşünemem ben.

"Cumhurbaşkanımızın çok cömert davrandığını düşünüyorum"

Bugün gelinen noktada Rumların bu kez ‘evet’ demesi için daha fazla taviz verileceğini, Türkleri mutsuz edecek bir plan oluşturulduğunu düşünüyor musunuz?

Ben Sayın Cumhurbaşkanımızın çok cömert davrandığını düşünüyorum. Annan Planı, şu anda masada yoktur. Planda bir madde vardı, tarafların ya da taraflardan birinin reddetmesi halinde bu plan ortadan kalkar. Buna göre bu plan ortadan kalkmıştır. Buna rağmen Sayın Cumhurbaşkanımız elimizde yüzde 36,7 oranında toprak varken yüzde 29,2’den pazarlığa başlamıştır. Yüzde 28,2’ye kadar inebileceğini söylemiştir. Bu, bana göre aşırı cömertliktir. İkincisi, dönüşümlü başkanlık da havada, Rumlar bunu kabul etmiş değildir. Mülkiyette, yönetim ve güç paylaşımında problemler vardır.

Avrupa Birliği’ne girdiğimiz zaman kalıcı bir delegasyon oluşmasından bahsettik ama maalesef bunlar yok. Bir de nüfusumuzun yüzde 20’si kadar kendi bölgemize Rumların yerleşmesine onay vermiştir. AB’deki dört özgürlüğü kabul etmiştir ki, Güney’den Kuzey’e rakamını şu an tahmin edemeyeceğimiz kadar Rum gelebilir. Serbest dolaşım, yerleşim, mülk edinme, iş yapmanın sınırı yoktur. Zaman içinde gelecek Rumların, sadece oy hakkı olmayacak. Ama o yüzde 20 içerisinde yerel seçimlerde oy kullanma hakkı var. Kıbrıs Türk nüfusunun yüzde 20’si kadar Rum, Kuzey’e yerleşebilir.

1975’te nüfus mübadelesi anlaşması olmuştu. Kuzey’deki Rumlar Güney’e, Güney’deki Türkler Kuzey’e gitsin diye. Yani, iki halklılığı ve iki bölgeliliği bu anlaşmayla kabul etmişlerdi. İkincisi, bu mübadelede yer değiştiren Türkler Rumların, Rumlar da Türklerin bıraktığı mallara yerleşecekti elbette. Dolayısıyla mülkiyet konusu da bu şekilde otomatik olarak halledilmiş olması gerekirken 40 küsur sene sonra diyorlar k, 1974’te o evde oturanlar hayattaysa doğal bağları nedeniyle öncelik ondadır. 10 yaşına kadar o evde yaşayan çocuklar da şimdi yine bağı olduğu için birinci hak sahibi odur. Bu şekilde mülkiyeti de çok karıştırdılar.

Düşünün ben bu evde 40 senedir oturuyorum. Çık dersen kavgayla mı çıkarım, barışla mı çıkarım? Bana bu koşullarda bir ikâmet hazırlanması lâzım. Bana aynı bu ev gibi bir ev vereceksiniz, buradaki hayat koşullarımı bana yaratacaksınız ki ben kavgasız gürültüsüz gideyim.

"Kıbrıs milleti yaratma sevdasından vazgeçmemiz gerekir"

Açıklığa kavuşturmak için soruyorum. Mülkiyet konusunda bir komisyon oluşturulması ve duruma göre tazminat, iade ya da takas yollarından birine gidilmesi öngörülüyor şu an. Siz, tüm bunlar yerine mevcut durumun korunması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Komisyona müracaat yapan yine Rum mal sahibi olacak. Önce Rumlar başvuracak, sonra Türkler müracaat etme hakkına sahip olacak. Bir malı karara bağlamak için kaç sene uğraşmak lâzım? 30, 40 belki 50 sene mülkiyet komisyonu bunlarla uğraşacak ve bir huzursuzluk da böyle çıkacak. Benim temennim, gerek Rumlar olsun gerek Türkler olsun, bu topraklarda yan yana barış içinde yaşamasıdır. Zaten alınan kararlardan biri, iki bölgeli iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı eşit hisselerde devletlerin üzerine kurulacağı bir federal cumhuriyet. Ama Kuzey’de de Güney’de sarih mal ve nüfus çoğunluğu olacak. Kuzey’de sarih olarak Türkler çoğunlukta olacak, malları da çoğunlukta olacak. Bu insanların hakkını düşünmeyip duygusal bağa bakılıyor şimdi.

Diyorlar ki, 10 sene orada oturan bir çocuk da öncelik kazanır. 40 senedir oturanın duygusal bağı mı, 10 yaşındaki çocuğun bağı mı önemli? 40 yıldır ailesini burada kurdu insanlar.

AB’ye gireriz, her şey yoluna girer, 30, 40 sene geçer, ondan sonra bu meseleler değişir, nesiller değişir, iki halkın yan yana barışla yaşayacağı da saptanmış olur, o zaman farklı… Bizim düşündüğümüz bugün için, nesilleri birbirine kapıştırmadan geçiştirmektir.

Kıbrıslıyız ama Türk’üz. Sen güneydeki Rum’a Kıbrıs vatandaşısın diyebilirsin. Kıbrıs Cumhuriyet vatandaşı ama milliyetini sorarsan Rum’um diyecek, dinin nedir dersen Hristiyan’ım diyecek, ana vatanını sorduğunda Yunanistan diyecek. Kıbrıs milleti yaratma sevdasından vazgeçmemiz gerekir. İleride de yaratılacağını zannetmiyorum çünkü, sen Türklüğünle övünüyorsan diğeri Rumluğuyla övünüyor. O yüzden bu sevdadan vazgeçip iki halkın yan yana barış içinde nasıl yaşayacağına bakmak lâzım.

"Rumlar daha fazla taviz istiyor"

Annan Planı için ‘hayır’ propagandası yapmış bir lider olarak bugün daha da fazla taviz verilen bu planı onaylamıyorsunuz...

Şu an Rumlar daha fazla taviz istiyor. Ben Annan Planı’na neden hayır dedim? Çünkü daha önce 1986’da hazırlanan plana evet dedim. Rumlar kabul etmez, siz ederseniz KKTC’yi tanıyacağız dediler. İnsan bir kez aldanır. 1975’ten beri biz Türkiye’den nüfus aldık, almaya da devam edeceğiz. Geçen Kilise diyor ki, Türkiye’den gelen kimse kalmayacak.

Kilise’nin yorumları bu kadar önemli mi? Metinde ne olacağı, müzakere heyetlerinin yazacakları şeylerin dışında bu sözlerin bağlayıcılığı olur mu?

Metinde böyle bir şey yok, tabii. Başından beri diyoruz ki, anlaşma olduğu gün kaç vatandaş varsa, o sırada kurucu devletlerde o vatandaşlar kalmaya devam edecek. Sonrası için ortak kurulan devlet yetkililerince karar verilir. Zaten onu da dörtte bire bağladılar. Yunanistan’dan gelen dört kişiye karşılık Türkiye’den gelen bir kişiye vatandaşlık verilebilir dediler.

Bu kez masada liderler de olacak. Daha önce beş liderin bir arada olduğu, tümünün birbiriyle resmi görüşmelerde bulunduğu bir toplantı olmamıştı. Bunun sürece olumlu bir etkisi olacak mı sizce?

Tabii üç garantörün katılması doğru bir şey... Rum tarafının aklında olanı ben söylüyorum, Anastasiadis, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak orada olacağını söylüyor. Ama aslında iki kurucu devletin kurucusu olarak orada olacaklar. Biz beşli zirve diyoruz, Anastasiadis çoklu zirve diyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Avrupa Birliği de olsun istiyorlar. Ben kesinlikle bunu istemiyordum beşli zirveyi konuştuğumuz zamanlarda. Şimdi Çin, Rusya, ABD davet edildi. Bunlar gelirse müzakere masasında olamazlar zaten. Belki büyükelçilerini gönderirler yan odada oturmak üzere, ama müdahale edemezler.

"Biz yokluklar içinde yaşadık"

Soruya dönecek olursak, sizin bu kaygılarınızı göz önünde bulundurarak soruyorum, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın orada olacak olması olumlu bir katkı yapar mı görüşmelere?

Tahmin ederim Türkiye en üst makamla temsil edilecek orada. Dolayısıyla orada gerek İngiltere gerek Yunanistan istediği gibi at oynatamaz. Yunanistan Başbakanı gitmeden önce illâ Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek istedi. Erdoğan bugüne kadar görüşmedi, bu iyi bir şey. Çünkü, Çipras’ın aklından geçenleri ben tahmin ederim. Daha masaya oturmadan, oturduk ve anlaşamadık deyip Türkiye anlaşma istemez diyerek dış dünyaya çağrı yapma hesabı içinde olabilir. Bana göre görüşmemeleri doğru bir plandır çünkü masada nasılsa görüşecekler.

Türkiye’deki lider, Annan Planı’na ‘evet’ diyen ve Kıbrıs Türkü'ne de ‘evet’ dedirten bir liderdir. Ama o günden bugüne köprünün altından çok su geçmiştir. KKTC, 2004’teki devlet değil, daha da yerleşmiş ve daha yeni yatırımlar yapılmıştır. KKTC’yi benimsemeyen insanlarımız da var maalesef. Kurulduğu gün hata olduğunu söyleyen, bugün hâlâ KKTC’yi hazmedemeyenler var. Ama bir devletiz. Bu devleti hazmedemeyen insanlar Meclis'tedir. Meselâ, Annan Planı’na Sayın Akıncı da ‘evet’ demişti ama şu an cumhurbaşkanı. CTP Meclis'tedir. Bunlar, KKTC’nin kurulmasının hata olduğunu söyleyenlerdi. Bu müzakerelerde amaç nedir? Bizim gibi baskı altında yaşayan, Rum’un baskısı altında kalan insanların mücadelesi özgürlük mücadelesidir. Bu mücadeleyi devletle taçlandırırsan bu en büyük mutluluktur.

Ama maalesef bunu herkese hazmettiremedik. Ben her zaman söylerim, KKTC tanınmasa da bir devlet olduğumuz için ben müzakere masasına elim güçlü oturuyorum. Olmasaydı masaya çok farklı otururdum. Kimse tanımasa da arkamda Türkiye var. Bir devletin çarkları benim topraklarımda dönüyor. Demokratik seçimler var. Dolayısıyla bir devletiz, kabul edilse de edilmese de halkım var toprağım var, gelişmişlik var.

Ben 1974 öncesini gördüm. İngiliz döneminde de, Cumhuriyet’te de yaşadım, şimdi KKTC çatısı altında da yaşadım. Geldiğimiz noktayı düşündüğüm zaman, biz yokluklar içinde yaşadık.

"Birbirimizi hazmedebilirsek orta yolda buluşmak mümkündür"

Ankara’nın tutumu 2004’ten bugüne değişti, dediniz. Bugün çözüm isteğinin de azaldığını mı söylüyorsunuz?

Ankara çözümden yana olduğunu söylüyor. Ama Annan Planı bana göre, Türkiye’nin gelebileceği son noktaydı. O noktayı Rum tarafı kaçırdı. Türkiye’yi artık 2004’teki Türkiye olarak müzakere masasında bulamazlar. Onun için temennim, Rumlar bugüne kadar yazdıklarını orada unutur ve iyi niyetli bir anlaşma isteğiyle ortaya çıkar. Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçmeyeceğimizi hazmeder ve ona göre esnek davranırsa zaten anlaşma olur.

Şimdi bir kere peşinen sen, "Şu şu olmazsa anlaşma olmaz" dersen zaten olmaz. "Güzelyurt kırmızı çizgi" diyor, benim de kırmızı çizgim. "Garantörlük olmasın, kırmızı çizgi" diyor, benim de kırmızı çizgim. Ama niyet varsa, birbirimizi hazmedebilirsek orta yolda buluşmak mümkündür.

Bu süreci 2014’ün Şubat ayında başlatan lider sizsiniz. O günden bugüne, Cumhurbaşkanı’nın değişmesiyle birlikte müzakere masasında nasıl bir değişim oldu?

Ortak metin bugün hâlâ iki taraf ve BM tarafından kullanılıyor. Talat Bey zamanında ve benim zamanımda bazı yakınlaşmalar oldu. Ama Anastasiadis cumhurbaşkanı seçildikten sonra bugüne kadar yapılan anlaşmaları reddetti. Biz de dedik ki, bunları reddedersek çözüme varmak mümkün değildir. Bir gün bu konuda tartıştığımız için masayı terk etmişti. Sonra yumuşadı ama bir kere de sismik araştırmalar nedeniyle masadan kaçtı.

Peki, Cenevre’de dediğiniz gibi bir çözüm çıkmaz ve sonuç olarak masadan kalkılırsa, nasıl bir alternatif öneriyorsunuz Kıbrıslı Türkler için?

Masaya otururken de devletimiz var. Dolayısıyla KKTC, bugün olduğu gibi varlığını devam ettirir. Tanınma zaman ister. Şu anda dünya karışık... Türkiye’nin de başı belâda. Komşularıyla, terörle belâda… İnandığı, dost bildiği bazı devletlerin ihanetine uğramış vaziyette. Ama mühim olan bizim devletimize sahip çıkıp, insanlarımızı bu memlekette mutlu yaşatacak alternatifler yaratmaktır. Ekonomik darboğazda yaşamanın getirdiği sıkıntılar, devlete tepkiler vardır. Bu tepkileri azaltmak için ekonomiyi iyileştirmek, serbest piyasa ekonomisini ben uygulamıştım memlekette, bunun gibi yatırımlarla işsizlik oranını azaltmak gerekir.


Ece Göksedef (aljazeera.com.tr)

Yorumlar

Dünya Manşetler